• dolar dolar 3.4500
  • euro euro 3.6607
Whatsapp
Eklenecektir.Vatsap Bildirme
  • HABERLER
  • Gündem
  • Musul 3. Dünya Savaşına Neden Olur- Osman Başıbüyük yazdı
  • 28-10-2016 23:44

Musul 3. Dünya Savaşına Neden Olur- Osman Başıbüyük yazdı

Musul 3. Dünya Savaşına Neden Olur- Osman Başıbüyük yazdı

Bugün Musul’da neler olduğunu anlamak için geçmişi bilmemiz gerekir. Gelin 100 yıl öncesine gidip 1. Dünya Savaşı’nı kısaca hatırlayalım. 1. Dünya Savaşı’nın asli sebebi İngiltere ve Almanya arasındaki ekonomik rekabetti. İngiltere neredeyse dünyanın 1/3’ünü sömürge yapmıştı. Dünya denizlerine hâkim olan güçlü donanması sayesinde dünya ticaretini kontrol ediyordu. Almanya, İngiliz donanmasının etki alanından uzak, hammaddeleri ülkesine taşıyacak ve mamul maddeleri dış pazarlara ulaştıracak bir yol bulma peşindeydi.  

İşte bu kapsamda Berlin – Bağdat demiryolu projesi gündeme geldi. Berlin’den Bağdat’a oradan da Basra körfezine uzanacak demiryolu geçtiği toprakları bir sanayi devi haline gelen Almanya’ya ekonomik olarak bağlayacak, demiryolunun geçtiği ülkeler Almanya’nın hayat alanı olacaktı. Bu proje çerçevesinde Almanların denetimine girecek Osmanlı devleti vasıtasıyla Berlin boğazlar üzerinden Rusya’yı etkisi altına alacak, Süveyş Kanalına yaklaşarak İngilizlerin Hindistan yolunu tehdit edebilecek ve Basra körfezi üzerinden Asya’ya açılabilecekti.

1912 yılına gelindiğinde Musul Bağdat arasında önemli petrol yataklarının olduğu keşfedilmişti. Projenin ana finansörü Deutsche Bank, demiryolunu inşa etme imtiyazı çerçevesinde sağladığı finans karşılığında Osmanlı Devleti’nden demiryolunun geçtiği güzergâhın her iki yanında 20 km’lik alan içeresinde petrol ve maden çıkarma hakkını elde ettikten hemen sonra güzergahı Musul’a doğru değiştirdi.

(Berlin-Bağdat demiryolu projesi)

Tam da bu noktada ne oldu dersiniz? 1. Balkan Savaşı patlak verdi. Sırbistan, Bulgaristan ve Yunanistan, Osmanlı Devleti’ne savaş açtı. Savaşın perde arkasında İngilizler vardı. Amaçları Bağdat-Berlin demiryolunu Balkanlar’da kesmekti. Yol güzergahında yeni devletlerin kurulması toprak kavgalarına sebep olacağından demiryolunun geçişini engelleyecekti. Arkasından 2. Balkan savaşı geldi. 1. Dünya Savaşı’nın nerede çıktığını hatırlayın. Berlin-Bağdat demiryolu güzergâhı üzerinde olan Saray Bosna’da.

 

Savaş devam ederken 1916’da İngiltere ve Fransa arasında yapılan, Osmanlının paylaşıldığı Sykes Picot anlaşmasında Musul, Fransızların kontrolüne bırakılmıştı.

(Sykes-Picot anlaşması)

Fransızlar savaşta Avrupa kıtasında Almanlara karşı kendi topraklarını savunmak zorunda kaldıklarından çok fazla kayıp vermişlerdi. Musul’u İngilizlere karşı savunacak güçleri yoktu. Hatta bugünkü Suriye topraklarının da İngilizler sayesinde kontrol altında tutabiliyorlardı. İngilizler ise savaş boyunca sömürgelerinden devşirdiği 2 milyon askerin 1 milyonunun Ortadoğu’ya yığmıştı. Çünkü daha savaş başlamadan 1911 yılında denizcilik bakanı olan Wiston Churchill donanmasının yakıt olarak kömür yerine petrol kullanmasına karar vermiş ve ilk petrolle çalışan savaş gemisi Queen Elizabeth aynı yıl kızağa konmuştu. Hatırlayın Queen Elizabeth Çanakkale savaşının amiral gemisiydi. Queen Elizabeth boğazdan geçtiğinde İstanbul düşecek Bağdat Berlin demiryolu projesi tarihe gömülecek. Bütün Ortadoğu petrol kaynakları da İngilizlerin olacaktı. Sonuç aşağı yukarı böyle oldu.

(Queen Elizabeth savaş gemisi)

YENİ İPEKYOLU (ONE BELT ONE ROAD) PROJESİ

Şimdi sıra geldi hikâyenin günümüzle bağlantısını kurmaya. Eylül 2013’de Çin Başkanı Xi Jinping Kazakistan ziyaretinde “one belt one road” olarak adlandırılan bizim kolay anlayacağımız şekliyle eski ipek yolunu canlandırma stratejisini açıkladı. Bu proje çerçevesinde; kuzeyde Çin’i Orta Asya ve Rusya üzerinden Avrupa’ya bağlayacak ekonomik bir kuşak ile yine Çin’i Orta Asya, Hint Okyanusu ve İran körfezi üzerinden Akdeniz’e bağlayacak bir ekonomik kuşak oluşturulması planlanmakta.

Çin’in bu projesi, dünya nüfusunun 2/3’ünü, dünya üretiminin 1/3’ünü etkileyecek büyüklükte. Bu projeyi desteklemek için Çin Asya Altyapı ve Yatırım Bankasını kurdu. Türkiye’de bu bankanın ortaklarından. Asya Altyapı ve Yatırım bankası yeni İpekyolu projesine 2014 yılında 40 milyar dolar finans sağlayacağını ilan etti. Çin’in diğer bankaları da bu projeye 213 miyar dolar harcayacaklarını söylediler. Toplamda Çin’in yapacağı yatırım miktarı 253 milyar dolara ulaşıyor. Bu parayla tren yolları köprüler, viyadükler, oto yollar ve petrol ve doğal gaz boru hatları yapılacak. 3. Boğaz köprüsünün, Çanakkale’ye yapılacak körünün parasının nereden geldiğini düşünmek gerek. Sonuç olarak güzergahın geçtiği ülkelere çok büyük yatırımlar yapılırken bu ülkelerin ekonomileri de Çin ile entegre hale gelecek. Bu proje dünya dengelerini kökünden değiştirecek bir potansiyele sahip.

Projenin kuzey hattında, Çin’in Urumçi şehrinden çıkarak (Müslüman Türklerinin yaşadığı eyalet!), Kazakistan, Rusya, Beyaz Rusya, Polonya, Almanya ve Hollanda’ya ulaşacak bir tren yolu projesi hayata gerçekleştirilecek.

(Yeni İpekyolu projesi)

Güneyden geçmesi planlanan ikinci yolun güzergahı çok ilginç. Kazakistan, Öbekistan, Türkmenistan ve İran üzerinden geliyor, bir kolu Türkiye üzerinden Avrupa’ya diğer kolu Suriye üzerinden Akdeniz’e ulaşıyor. Bakın Musul tam da bu güzergah üzerinde.

(Yeni İpekyolu projesi)

ABD’NİN ÖLÜM KALIM MÜCADELESİ

Şimdi ABD’yi düşünün; küreselleşmeyle birlikte sermayesinin önemli bir kısmını Asya’ya kaptırmış, Amerikan sanayii durma noktasına gelmişken Çin dev bir üretici olarak pazarı ele geçirmeye başlamış. Amerikan devleti ödenmesi imkânsız 20 trilyon dolar borç batağına saplanmışken Çin, hazinesi dolduran Amerikan kağıtlarından kurtulmaya çalışıyor. Bu maksatla dünyanın her yerine yatırım yaparken hayat alanını genişletiyor. ABD, yeni İpekyolu projesinin hayata geçmesini engelleyemezse, bu Amerikan yüzyılının sonu olur. Peki Washington ne yapacak? Ya savaşacak ya da İngiltere’nin 1. Dünya Savaşı öncesinde yaptığını deneyecek.

Emperyalizm çıkarlarını hayata geçirmek için kendi adına bedavadan savaşacak asker temin etmenin yolunu iyi bilmektedir. Bedavadan hem de şevkle savaşacak asker bulmanın en iyi yolu bir etnik azınlığa devlet vadetmektir. Milliyetçilik duyguları kabarmış devlet hayaliyle kavrulan insanlar emperyalizmin birer piyonu olarak savaş sahnesinde yok olup giderlerken, projenin sahipleri ekonomik çıkarlarını hayata geçirirler.

100 yıl önce Misak-ı Milli sınırlarımız içinde bulunan Musul’u İngilizlerin kışkırtmasıyla çıkan Şeyh Sait isyanı ile kaybetmiştik. Şeyh Sait isyanı aslında bir Kürt isyanı değildi. Nakşibendi bir Zaza şeyhinin çıkarttığı isyandı. Daha sonra isyana Kürtlerin de katılmasıyla maalesef Musul ve Kerkük’ü kaybettik. Bugün de Kürtler yine aynı amaç için kullanılmak isteniyor. Yine devlet vaadi, yine bedava asker devşirme senaryosu.

Hatırlanacağı üzere 1. Dünya Savaşı bitiminde Amerikan Başkanı Wilson Osmanlı topraklarında Kuzeydoğuda bir Ermeni devleti Güneydoğuda ise bir Kürt devleti kurulmasını önermişti. Wilson’un bu planın altında yatan gerekçe; Kuzeyde Bakü petrollerini, güneyde ise Musul Kerkük petrollerini zayıf, komşularından tehdit algılayan bu sebeple büyük güçlere muhtaç küçük devletlere bırakarak bu petrol kaynaklarının kontrol edilmesini sağlamaktı.

100 yıl sonra küçük değişikliklerle aynı planın önümüze konulduğunu görüyoruz. Yeni İpekyolu’nun üzerinden geçerek Akdeniz’e ulaşacağı bölgede bir Kürt devleti kurulma çabası bölgede büyük istikrarsızlıklar yaratarak İpekyolu projesinin bu bacağını geciktirecektir. Eğer bir Kürt devleti kurulması başarılırsa bu sefer bu devlet Türkiye, İran, Irak ve Suriye’den tehdit algılayacağı için içine kapanacak dış desteğe yani ABD’ye muhtaç olacak Washington’da ona yılda birkaç milyar dolar yardım yaparak yeni İpekyolu’nun bu bacağını ucuza kesmiş olacaktır. Kürtlerin bir maşa, bir alet olarak kullanıldığı bu plan aslında bütün bölgeyi az gelişmişliğe kan ve gözyaşına mahkûm etme planıdır.

MUSUL OPERASYONU SONRASINDA BARZANİSTAN İLAN EDİLECEK

Şimdiye kadar büyük resmi anlattık. Gelelim bugün Musul’da ne oluyor ve bizim ne yapmamız gerektiğine. Ortada bir masa meselesi var. Cumhurbaşkanı Erdoğan “sahada da olacağız masada da olacağız” diyor. Normalde masa operasyon başlamadan önce kurulur. Taraflar kimin ne yapacağı, kimin neyi alacağı konusunda anlaşır. Musul harekâtı planlanırken kimse bizi masaya çağırmadı. Şimdi biz zorla masaya oturmaya çalışıyoruz. Harekât başlamadan önce planlama safhasında kimler vardı? Hatırlayalım: ABD, Irak yönetimi ve Kuzey Irak Kürt yönetimi. Ne konusunda anlaştıklarını biliyor muyuz? Ortada net bir şey yok. Musul’u IŞİD’ten temizleyecekler. Sonra ne olacak?

Bildiğimiz kadarıyla Musul’a sadece Irak’ın asker ve polisi girecek. Peşmerge ve Şii milisler şehre girmeyecek. Buradan şunu anlıyoruz. Şehir IŞİD’ten temizlenince Irak yönetiminin kontrolüne geçecek. Peki Peşmerge Musul çevresinde işgal ettiği şehir, köy ve kasabalardan çekilecek mi?

Bakın savaşta hiçbir şey planlandığı gibi olmaz ama sonucu gücün belirlediği kesindir. Musul’un akıbetinin ne olacağını tahmin etmeye çalışalım. Musul 5 koldan kuşatıldı çember daraltılarak şehre doğru ilerleniyor. Kuzeyde Dohuk istikametinde Peşmege güçleri var. Kuzeydoğuda Başika istikametinde Peşmerge var. Doğuda Erbil istikametinde Peşmerge var. Güneydoğuda Kerkük istikametinde yine Peşmerge var. Irak ordusu ise sadece güneyde yer alıyor. Yani şehri kuşatan aslında Peşmerge. Peşmerge şu an Musul’un kuzey, doğu ve güneydoğusundaki tüm köy ve kasabalarını işgal etmiş durumda.

Peşmerge Komutanı Cafer Şeyh Mustafa, Peşmerge güçlerinin Irak tarafı ile anlaşma çerçevesinde Musul operasyonunda ele geçirdiği bölgelerden çekilmeyeceğini söyledi. 25 Ekim’de Peşmerge komutanı yeni bir açıklama yaparak artık daha fazla ilerlemeyeceklerini ve şehirde yapılacak operasyona katılmayacaklarını söyledi. Haritaya bakarsak Kerkük’ün bu operasyon sayesinde artık tamamen Barzanistan’ı kontrolünde olduğunu görürüz. Beşika ve civarını da kontrolleri altına aldılar. Yani Musul operasyonu sayesinde hem Barzanistan topraklarını genişletmiş oldu hem de kendi için de bulunan Arapların bir kısmından kurtulmuş oldu.

(Musul operasyonu)

Şimdi Musul’da şehir savaşları başlayacak. Biz Diyarbakır Sur ilçesinde, Cizre’de, Nusaybin’de şehir savaşlarının ne olduğunu gördük. Peşmerge birlikleri kırsalda yapılan operasyonda önemli kayıplar vermediler. Ama şimdi Irak birlikleri şehre girdiğinde ciddi kayıplar vermeye başlayacak ve yıpranacak. IŞİD şehri 2 yıldır kuşatmaya hazırlıyor. Şehir silah deposuna dönmüş durumda; her yer tuzaklarla dolu. Şehirde uçak gibi ağır silahlar kullanamazsınız, mahalle mahalle, sokak sokak, ev ev, hatta oda oda ilerlemek zorundasınız. Bu çok zor bir iş her iki taraftan da inanılmaz kayıplar yaşanacaktır. Peki bu sokak savaşları devam ederken şehre ve halka ne olacak? Şehir harabeye dönecek ve halk göçe mecbur kalacak. Musul Amerikan işgaline kadar Irak’ın en büyük ikinci şehriydi. Şehrin o dönem nüfusunun 3 milyonu bulduğu söyleniyor. Yaşanan iç savaş ve IŞİD’in 2014’de şehri ele geçirmesiyle önemli bir göç yaşanmış ve şehrin nüfusu 1 milyon civarına düşmüş durumda. Bu operasyon sonrasında yeni bir göç dalgısının yanması kaçınılmazdır ve şehrin nüfusu iyice azalacak.

Şimdi gelelim diğer bir tehlikeye. Önümüzdeki günlerde Musul’da sokak savaşları yaşanacak. Savaşacak taraflar kim? Şii Araplar ile Sünni Araplar. Peki bu savaşın Irak’ın diğer kesimlerine mesela Sünnilerin yoğun olarak yaşadığı Bağdat’a sıçraması söz konusu olabilir mi? Bu ihtimal çok güçlü. Eğer Irak’ın diğer kesimlerinde de Şii-Sünni çatışması başlarsa artık Irak devletinden bahsetmek mümkün olmaz. Çünkü Irak’ın zayıflığından yararlanan Barzanistan bağımsızlığını ilan edecektir. Kendi şehrini yani Musul’u kontrol edemeyen bir devlet toprak bütünlüğünü sağlayamaz. Senaryo bu şekilde gelişirse, Barzanistan bu noktada da kalmaz. Barzanistan’ın 3 milyonluk veya şimdiki haliyle 1 milyonluk Musul’u ele geçirmesi mümkün olmazdı. Ama bu operasyondan sonra Şii yönetim yerine, Sünni Kürtleri tercih edebilecek nüfusu iyice azalmış Sünni Araplar sayesinde Musul’u da topraklarına katabilir. Şimdiye kadar IŞİD’in gripte çıktığı her yerin Kürt milislerin eline geçiyor olması bu gidişatın bir işaretidir. Böylece ABD’nin hayal ettiği yeni İpekyolu üzerinde kurulması düşünülen Kürdistan hayata geçmiş olacaktır. Daha açık söyleyecek olursak bugün televizyonda canlı yayında seyrettiğimiz Musul operasyonu, Barzanistan’ı devlet olarak ilan etme oyunudur.

Biz de bu operasyona Beşika’da konuşlu birliklerimizden tank ve top atışıyla destek veriyoruz. Barzanistan bağımsızlığını ilan ettiğinde Türkiye’nin toprak bütünlüğünü tehdit eder hale gelecektir. Bu durumda Türkiye Yumurtalık-Kerkük boru hattından dünya piyasasına çıkan petrolü koz olarak kullanmaya çalışacak Türkiye’nin bu kozu Barzanistan’ın Musul-Kerkük petrolünü Suriye üzerinden Akdeniz’e ulaştırmaya yönlendirecek, böylece Suriye’nin kuzeyinde bir koridor oluşturma projesine Barzanistan açıktan destek vermeye başlayacaktır. 2008 yılında Irak ve Suriye hükümetleri Kerkük-Baniyas petrol boru hattını yeniden işletmeye açmak için bir anlaşma imzalamışlardı. Şimdi bu proje güzergâh değişikliği ile hayata geçirilmeye çalışılacaktır. Zaten Kürdistan parlamentosunda bu konu tartışılmaya başlamıştır.

(Kerkük-Baniyas petrol boru hattı)

1 KOYUP 3 ALMA TUZAĞINA KİM DÜŞTÜ

1990’lı yılların başında ben Güneydoğuda görev yaparken Barzani TSK’nın en yüksek albay seviyesindeki irtibat subayları muhatap olurdu. O yıllarda Türkiye Kuzey Irak’ın Irak merkezi yönetiminden ayrılmasına kesinlikle karşıydı. Bölgeye örtülü ambargo uyguluyordu. AKP iktidara geldikten sonra Kuzey Irak Kürt yönetimine inanılmaz bir ilgi artışı oldu. Davutoğlu’nun hesaplarına göre Kuzey Irak’a Türkiye yatırım yapacak böylece bölge ekonomik olarak Ankara’ya bağımlı hale gelecekti. 2004 yılında dönemin başbakanı Büyük Ortadoğu Projesinin eşbaşkanı olduğunu ilan etmiş ve Diyarbakır’ın bu projenin yıldızı olacağını söylemişti. Plana göre 1 koyup 3 alacaktık. 1 koyup 3 alma meselesi Özal dönemine uzanır. 1991 yılında ABD, Irak’a müdahaleye hazırlanırken, Ankara’yı da savaşa katmak istemişti. TSK savaşa iştirak edecek Misak-ı Milli sınırları içindeki Musul ve Kerkük’ü topraklarımıza katacaktık. 1 koyup 3 almak şu anlama geliyordu: Biz Diyarbakır ve Hakkari’yi koyacak, karşılığında Musul, Kerkük, Erbil, Süleymaniye ve Duhok’u federasyon olarak Türkiye’ye bağlayacaktık. Irak’ın parçalanarak gelecekte bağımsız bir Kürt devletine yol açabilecek bu projeye askerler karşıydı, dönemin genelkurmay başkanı Org. Necip Torumtay istifa ederek bu çılgınlığı engellemişti.

Ayanı projeyi bu sefer BOP adı altında AKP hükümetinin önüne koydular. Davutoğlu bu projeye atladı. Davutoğlu’nun hayaline göre açılım başarılı olsaydı Suriye’de Esad düşseydi Kürtleri federasyon olarak Türkiye’ye bağlayacaktık. ABD, Türkiye’nin Musul – Kerkük hayalini kullandı. Bu hayal çerçevesinde biz Barzanistan’ın petrolünü dünyaya satmaya başladık. Barzanistan’a para akarken, bu önemli gelirden AKP çevresindeki bazı iş adamları da nemalanmaya başladı sonuçta karşılıklı bir bağımlılık oluştu. Böylece Kürt devletinin alt yapısı Türkiye’nin verdiği destekle hazırlanmış oldu.

Şimdi akıl yürütelim. Cumhurbaşkanı Erdoğan diyor ki Misak-ı Milli’yi hatırlayın. Musul-Kerkük bizimdi. Şimdi Musul-Kerkük’e askerimizle girsek; bölgeyi Türkiye’ye bağlayabilir miyiz? Dünyaya hukuki bir haklılık sunmak için en azından Rusya’nın Kırım’da yaptığı gibi bir referandum yapmamız gerekir. Barzanistan’ın bu referanduma evet diyeceğini düşünmüyorum. Dünya ne der o başka mesele? Şimdi ikinci ihtimal olarak Askerimizle Musul’a girsek; Musul’u Sünni Araplara versek. Orada ne kadar kalacağız sorusunu bir kenara bırakıyorum. Bu durumda Irak, Kürt, Şii ve Sünni olarak resmen 3’e bölünmüş olmaz mı? Elimizle Irak’ı bölmüş oluruz. Bu bölünmüşlük Yeni İpekyolunu kesmek isteyenlerin işine gelecektir. Hiçbir şey yapmadığımız takdirde, biraz önce uzun uzun anlattığımız ihtimal; bölgenin Barzanistan’ın kontrolüne geçmesi kesinleşecektir.

TÜRKİYE NE YAPMALI

O zaman geriye tek seçenek kalıyor. Irak Hükümetini desteklemek. Türkiye kamuoyunda yersiz bir algı yaratılmaya çalışılıyor. Irak, Şii mezhebi etkisiyle İran’ın kontrolüne geçiyor. İran bir Şii hilaliyle Türkiye’yi kuşatıyor. Bunların hepsi algı operasyonlarıdır. Irak, İran’ın kontrolüne falan geçmez. Etrafımızda bir Şii kuşatması olduğu da palavradır. Olsa ne olur? Türkiye’nin güneydoğusu hariç her tarafı Hristiyan hilali ile çevrili, bir sakıncası mı var? Komşumuzun Şii’ymiş Hristiyan’mış vb. ne olduğu hiç önemli değil. Önemli olan barış içinde sınırların açık olması ve ticaretin devam etmesidir. Kamuoyunu Şii tehlikesiyle uyuturken Türkiye’nin Ortadoğu’ya açılan güney kapısı yapay bir Kürt devletiyle kapatılmaya çalışılıyor.  

(Türkiye’yi kuşatan Barzanistan)

Hükümet tavsiyem şudur: Devletler arası ilişkilere mezhep gözlüğünden bakmayı bir kenara bıraksınlar. Irak Hükümeti ile arayı bir an önce düzeltsinler. Musul operasyonunda Irak hükümetini desteklesinler. Şiiler Türkiye’nin toprak bütünlüğüne tehdit değilken Kürtler için aynı şey söylenemez.

Eğer Irak Hükümeti Musul’u kolayca kontrol eder ve Sünni Araplara da güvenlik ve huzur sağlayacak olursa çok kısa sürede ülke güçlenir. Irak merkezi hükümetinin güçlenmesi demek, Musul’dan sonra Kerkük’ün kontrolüne talip olması demek. Kuzeye Erbil’e doğru Irak Merkezi hükümetinin otoritesi ilerlemeye başladıkça, bu otorite Barzanistan üzerinde ciddi bir baskı kuracaktır. Bu baskı, Barzanistan’ı Türkiye’ye muhtaç ederken bir Kürt devleti hayalini bir yüz yıl daha erteleyecek ve bu sayede Yeni İpekyolu üzerindeki en büyük engel ortadan kalkarken bölgeye ekonomik canlılık ve halka refah gelecektir.

Osman Başıbüyük

o.basibuyuk90@gmail.com



HABERE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

ÇOK OKUNANLAR