• dolar dolar 3.3645
  • euro euro 3.6278
Whatsapp
Eklenecektir.Vatsap Bildirme
  • 13-10-2016 11:18

TDH Onur Kurulu Üyesi Çehreganlı Kimdir?

TDH Onur Kurulu Üyesi Çehreganlı Kimdir?

TDH Onur Kurulu Üyesi Çehreganlı Kimdir?

-Dr. Mahmud Ali Çehreganlı kimdir?

1958 yılında Güney Azerbaycan’ın Tebriz’e yakın olan Çehregan kasabasında doğdum. Genel dilçilik ve filoloji üzere doktoramı yaptım. Tebriz ve Tahran Üniversitelerinde öğretim üyesi ve rektör yardımcılığı görevlerinde bulundum. 1976’dan beri Güney Azerbaycan Türkleri’nin Fars hakimiyeti tarafından şiddetle asimilisyona maruz kaldıklarını anlayarak, milletimi uyandırmaya ve öz kimliğini ve geçmişini anlatmaya başladım.

1990-91 Tebriz Üniversitesi’nin Edebiyat Fakültesi’nde İran tarihinde bir ilk olarak Türkçe eğitimin ders olarak öğretilmesine neden oldum ve bir yıl sonrasında da Tahran’ın Terbiyet Müderris Üniversitesi’nde Türkçenin ders olarak öğretilmesine sebepkar oldum.

1995-1996 İran İslami Şura Meclisi seçimlerine Tebriz’den katıldım, bu katılım sayesinde yüz binlerce Güney Azerbaycan Türk’ü ile yüz yüze çeşitli toplantı ve meclislerde Güney Azerbaycan’a olmuş zulümleri söylemek ve açıklamak fırsatı buldum. İran tarihinde bir ilk olarak seçimlerden altı yüz binden fazla oy ile Tebriz’den milletvekili olma hakkı kazansam da Meclis’e girmek yerine İran Rejimi tarafından hapise atıldım. Altı yüz binden fazla oy kazanmam İran Rejimi’ne çok ağır gelmiş  onu titretmiş ve içine korku salmıştı. Güney Azerbaycan Türkleri’nin uyanışına sebep olacak ve yine Güney Azerbaycan Türkleri’ne hizmet edecek bir milletvekilinin yüksek seviyede millet tarafından desteklenmesi İran Rejimi tarafından kabul edilmez bir olaydı.

Bu sürecin devamında Tebriz ve Tahran zindanlarında bir yıl hapis yattım ve onun ardından 5 yıl ev hapsinde kaldım. Tebriz ve Tahran zindanlarında iken iki kere beyin kanaması geçirdiğim için ağır sağlık sorunları ile karşılaştım.

Bu olaylar dünyanın çeşitli ülkelerinde yaşayan Güney Azerbaycan Türkleri’ne gereken etkiyi bırakmıştı; bir çok Azerbaycan Türk’ü içinde olduğum durumu “Uluslarası Af Örgütü” ve “İnsan Hakları İzleme Örgütü” gibi uluslarası insan hakları kurum ve kuruluşlarına ve Birleşik Milletler’e (BM) iletmiştiler. Dönemin İran Cumhur Başkanı olan Hatemi’ye gereken uyarılar gelmişti, “Amnesty International” ve dönemin BM Genel Sekreteri olan Kofi Annan yayınladıkları bildirgelerle gereken ultimatumları İran Rejimi’ne vermiştiler ve bildirilerde bu şahsa (Çehreganlı) gelecek ciddi sağlık sorunlarının ve hayati tehlikelerin sorumlusunun İran Rejimi olduğu açıkça vurgulanmıştı. Sağlık durumumun gerçekten ağır olduğu gerekçesiyle benim Avrupa’ya tedavi için çıkışıma izin istenmişti.

Durumun ciddiyetini kavrayan İran Rejimi, benim 2002 yılında tedavi olmam amacıyla Avrupa’ya çıkışıma izin verdi. İsveç ve Almanya’da tedavi görürken bu iki ülkenin yanı sıra Fransa ve Danimarka’nın da iktidar, muhalefet ve siyasi partileri, insan hakları kurum ve kuruluşları ve sivil toplum örgütlerinin yanı sıra dönemin Avrupa Parlamentosu’nun Başkanı olan Walter Shcwimmer ile görüştüm ve Güney Azerbaycan Türkleri’ni ve onların sorunlarını elimden geldikçe görüştüğüm kurum ve kurulşların aracılığı ile uluslarası kamuoyuna duyurmaya çalıştım. 3 ayılık Avrupa seferinin ardıdan Kuzey Azerbaycan’a (Bakü’ye) geçiş yaptım. Kuzey Azerbaycan’da yüzlerce görüşlerimiz oldu, o cümleden dönemin iktidar, muhalefet, ve siyasi partileri, sivil toplum örgütleri, aydınlar, sanatçılar, ve önde gelen kişilerle görüş imkanımız oldu. Önde gelen Televiyon kanalları, Radyo, ve gazeteler ile onlarca röpörtajımız gerçekleşti.

2 ay süren Kuzey Azerbaycan seferimizin ardından yazın ilk günlerinde Türkiye’mize geldik. Yine aynı şekilde dönemin iktidar, muhalefet, ve bir çok siyasi partinin yanı sıra, onlarca aydın, sanatçı, sivil toplum örgütleri, insan hakları kurum ve kuruluşları, ve önde gelen kişilerle görüşme imkanımız oldu. Türkiye’mizde önde gelen TV, Radyo, ve gazeteler ile onlarca röpörtajımız oldu.

Bu seferler ve faaliyetlerin sonunda İran ve Güney Azerbaycan’a dönüşümün imkansız olduğu için Türkiye ve Kuzey Azerbayan’da oturum izni almak için her iki devletin bakış açısını anlamaya çalıştık, ama her iki devletin de İran Rejimi ile yaptığı güvenlik anlaşmalarını göz önüne alarak, ne bana ne de başka Türk Dünyası liderline oturum izni verilmesinin imkansız olduğu anlaşıldı.

Bunun sonucunda ailemin 3 yıl İstanbul, Türkiye’de yaşamasına rağmen, can güvenliklerinin tehlikede olduğu için ailece batı ülkelerine göçmek mecburiyetinde kaldık. Bu arada Washington ve New York’da bulunan Amerikalı yetkililer ve Birleşmiş Milletler temsilçileri ile görüşüp Güney Azerbaycan meselemizi aydınlatmak için Amerika’ya seferde bulunduk ve İran (Güney Azerbaycan), Türkiye, ve Kuzey Azerbaycan’daki durumları göz önünde alarak mecburen yaşamımızı burada mülteci olarak sürdürmeye karar verdik.

Bölgeye (Türkiye ve Kuzey Azerbaycan) son seferimiz Güney Azerbaycan Türkleri’nin ulusal ayaklanması (2006) ardından gerçekleşmiştir. Ama ne yazık ki her iki kardeş ülke de, İran Rejimi ile imzaladıkları anlaşmalar ve Ahmedinecat’ın direkt telefon ile Erdoğan ve İlham Aliyev ile görüşmesi ve benim İran’a teslim edilmemi istemesi sonucu beni tutuklatarak önce Türkiye’den Kuzey Azerbaycan’a ve daha sonra oradan geldiğim ülkeye (Amerika’ya) gönderilmek üzere sınır dışı edildim. O tarihten beri Türkiye ve Kuzey Azerbaycan’a giriş yasağım var… Bunun manası şudur: Ahmedinecat, İlham Aliyev, ve Erdoğan üçlüsünün kuşatması altındayım.

Tutuklanma, sınır dışı edilme, ve Ahmedinecat ile Erdoğan ve İlham Aliyev’in arasında benimle bağlı gerçekleşen pazarlığı Kuzey Azerbaycan’daki muhalefetin başında olan milli ve siyasi şahsiyet İsa Kamber bilmektedir.

2006 yılında iki kardeş ülkeden gerçekleşen sınır dışı ve giriş yasakları bizim mecburen Amerika’da mülteci olarak kalmamıza sebep olmuştur. Özlemle kardeşlerimizin yüzümüze kapattıkları kapıların açılmasını bekleyerek imkanlarımız dahilinde faaliyetlerimize devam etmekte ve 1995 yılında kurduğumuz “Güney Azerbaycan Milli Uyanış Harekatı” adlı teşkilatımızın çatısı altında Güney Azerbaycan’ın içi ve dışında bulunan dava arkadaşlarımızla birlikte milli kurtuluş savaşımızı sürdürmekteyiz.

-Siz zamanında İran’da 1 milyona yakın oy çıkartan bir öndersiniz. Millet ne istiyordu ve sizin başınıza bu davada ne problemler geldi?

İlk sorunun yanıtında söylediğimiz gibi Güney Azerbaycan Türk milleti yaklaşık bir asır boyu çirkin asimilasyon projesinin altında yaşamıştır. Bir millet olarak sayılmayarak hiç bir milli hakkı tanınmamıştır. Bütün insani ve ulusal hakları çiğnenip ezilmiştir. Millet, özlüğünü, kimliğini, ve geçmişini istiyordu. Milletimiz, onu millet eden unsurları istiyordu. Bu problemlere ilk sorunun yanıtında özetle işaret etmeğe çalıştım.

-Sizce o zamandan bu yana neler değişti? Güney Azerbaycan milleti ne istiyor?

Geçen 16 yılda çok şeyler değişmiş, hem Güney Azerbaycan Türk milleti uyanarak, milli ve siyasi şuurnu yükselterek değişmiştir, hem de bölgemizde (Ortadoğu) yaşayan milletler uyanarak meydanlara dökülmüşler… Artık milletler tarafından demokratik bir ortamda seçilmemiş, otoriter ve diktatör hakimiyetler ayakta kalamıyor. Bu tür hükümetlerin sonu gelmiştir ve peş peşe tarihin çöplüğüne atılmaktadırlar…

Güney Azerbaycan Türk milleti de uluslarası hukuk normlarına dayanarak kendi mukadderatını tayin etmek hakkını istemektedir. Milletimiz istiyor ki demokratik bir atmosfer olsun, Güney Azerbayan Türk milleti bu demokratik atmosferde kendi istediği hakimiyetini kursun. Hiç bir millete ağalık ve ya kölelik yapmadan kendi maddi ve manevi varlığına sahip çıksın. 35 milyon Güney Azerbaycan Türk milleti, bir millet gibi tanınmak ve tanınmış bir milletin sahip olabileceği hakları elde etmeye çalışmaktadır.

-Siz GAMOH’un kurucususunuz. Neden bu adı seçtiniz?
Ve GAMOH’un amacı nedir?

Önceki soruların cevaplarında söylediğim gibi milletimiz bir asır boyu en ağır çirkin asimilasyon projesine maruz kalmıştır. Bu bir asır boyu çirkin asimilasyon projesinin sonucu olarak milletimiz yüksek derecede ulusal bilincini yitirmiştir. Dolayısı ile bir millet olarak kim olduğunu, tarih ve geçmişini, ve onu millet eden unsurları tanıması için bir derin, güçlü, ve uzun süreli uyanışa ihtiyacı olduğu anlaşılmıştı. Böylelikle, bu harekatın adı “Milli Uyanış Harekatı” koyulmuştur.

Bizim milletimiz geçen yüzyılda (1911-2011) düşmanları eliyle (Fars faşizmi) kendiliğinden çıkarak ve sıyrılarak, Fars kültüründe erimesi için, ve Türk  milleti olarak yitip bitmesi için bir derin ve ağır ölüm uykusuna daldırlmıştır, ve her gün yüzler, binler, ve on binler, Türk milleti olarak asimile olup Farlaştırılmaktadır. Bu sürecin devamına izin verilseydi ve verilirse ve bur süreç bir yüzyıl daha devam ederse, daha Güney Azerbacyan’ın 35 milyon Türk milletinden hiç bir iz kalmazdı. Buna göre bu sürece dur dememiz gerekiyordu ve devamını engellememiz lazımdı. Biz de gereken adımları atmaya çalışmaktayız.

Teşkilatımızın amacı milletimizin milli ve siyasi şuurunu yükseltmek, onu bir çağdaş, modern, ve demokrat bir millet seviyesine çattırmak, ve bu aşamaya vardıktan sonra milletimizin mukadderatını kendi eline emanet etmektir.

Sonuç olarak istediği hakimiyeti kurarak o hakimiyetin idaresi altında yaşayabilsin. Bu demektir ki İran adlanan ülke en azından bir demokratik ve federal sisteme çevrilmelidir. Güney Azerbaycan, bu demokrat ve federal sistemde kendi hakimiyetini kurarak, federal ve demokrat İran’ın parçası gibi hayatını ve varlığını sürdürebilsin.

Bu ilk formül ve planın gerçekleşmesi imkansız görünürse, yani İran adlanan ülkenin bir demokratik ve federal devlete çevrilmesi imkansız olursa, kesin olarak Güney Azerbaycan Türk milleti meydanlara dökülerek kendi maddi manevi varlıklarına sahip çıkarak, müstakil ve bağımsız Güney Azerbaycan Türk Cumhuriyeti’ni kuracaktır.

-Şu anda İran’ın genel gidişatı hakkında ne düşünüyorsunuz?

İran Rejimi, İran’da yaşayan milletler ve toplumlar tarafından demokratik bir atmosferde seçilmiş ve meşruiyet kazanmış bir hakimiyet değildir. Tam bir diktatör ve otoriter rejim olarak gözükmektedir. Böyle bir rejimin çağın bu aşamasında kalarak hüküm sürmesi imkansız görünmektedir. Bizce İran adlanan ülke büyük bir devrime ve değişime gebedir, ve gelecek bir-iki yıl içinde büyük değişiklerle karşı karşıya gelecektir.

-İran’da yaşayan Türkler hakkında ne düşünüyorsunuz? Ve özellikle Güney Azerbaycan milleti hakkında ne düşünüyorsunuz?

İran, 77 milyon nüfusa maliktir. Bunun 35 milyonu Güney Azerbaycan Oğuz Türkleridir ve Güney Azerbaycan sınırlarından uzak yaşayan; Hazar denizi sahillerinde, Türkmenistan sınırlarında 2.5 (iki buçuk) milyon Türkmen,  Horasan bölgesinde yaşayan bir buçuk milyon Oğuz Türkleri, ve Fars adlı eyalette yaşayan 2 milyon Kaşgay Türkleri gibi Türkler yaşamaktadırlar.

Çok kısa olarak bizim istediğimiz self determinasyon yani kendi kaderini tayin hakkını elde ederek, bağımsız Güney Azerbaycan Türk Cumhuriyeti’mizi kurmak ve işaret ettiğimiz “Farsistan” sınırlarıda yaşayan Türklere de özerk cumhuriyetler statüsü tanınmasıdır. Bizce bu çetin gözükse de yakın gelecekte gerçekleşecektir.

-İran’da insan hakları ve özellikle de kadın hakları konusunda ne düşünüyorsunuz?

İran rejimi, Birleşmiş Milletler teşkilatının resmi üyesi olarak bu örgütün insan ve kadın hakları ile ilgili çıkardıkları kararların tümünü imzalamıştır. Ama gel gör ki dünyanın insan ve kadın haklarına zıt olan bir elin parmak sayısı kadar ülke sayabilirsek, malesef İran rejimi bu listenin başındadır.

Bu rejim, kadın ve insan haklarını çiğneyen rejimlerin en tanınmışıdır. Aşağı yukarı her yıl Birleşik Milletler’in İnsan Hakları Şurası, Uluslarası Af Örgütü, ve diğer insan hakları örgütleri tarafından ifşa ve mahkum edilmektedir.

-Her ülkede olduğu gibi İran’da da başka çevre meseleleri de vardır. Neden Urumiye gölü konusunda çok ses duyuyoruz?

Bu sorunun önemini kavramak için önce Urmu Gölü’nü olduğu gibi tanımamız gerekiyor. Dolayısı ile Urmu Gölü’yle ilgili bazı bilgileri sizinle paylaşmak istiyorum:

İran Rejimi, Güney Azerbaycan Türkleri’nin maddi ve manevi asimile edilmesi ile birlikte dünyanın en tuzlu göllerinden biri olan Urmu Gölü’nün kurutulmasına sebep olmuştur.  Bu durumda Urmu Gölü’nün %60 oranı kurumuş ve bölge tuzlağa çevrilmiştir. Artık bölge “tuz tsunamisi” ile karşı karşıya kalmıştır; bu halde gereken önlemler alınmazsa Güney Azerbaycan başta olmak üzere tüm komşu ülkeler, kardeş ülkemiz Türkiye ve Kuzey Azerbaycan’ı da bu facia kapsayacaktır. Gölün kuruması durumunda bölge 8 milyar tonluk tuz bombası ile felakete sürüklenecektir. Demeliyiz ki İran rejimi bilinçli olarak, bugün Urmu Gölü’nü besliyen su akıntılarını 29 baraj vasıtası ile önlemiştir ve bu sebepten dolayı Urmu Gölü’ne tüm su akıntıları kesilmiştir.

Bugün itibari ile 5.000 bin kilometre karelik Urmu Gölü’nün 3.000 bin kilometre karesi kurumuştur. Urmu Gölü’nün 130 bin hektarı tamamen tuz çölüne dönmüş ve onun geri kaytarılması mümkün değildir.

Bu gölün kuruması ile birlikte yaklaşık 15 milyon insanın derhal göçmeye mecbur kalması söz konusudur. Bu durum devam ettdiği halde “tuz tsunamisi” tarım arazisinin kuruması, çeşitli hastalıkların yaygınlaşması, çeşitli bitki ve canlıların ölümü ve bölgenin çevreyle ilgili sisteminin bozulması demektir. Bu güne dek İran hakimiyeti bu faciayı önlemek için hiçbir adım atmamış ve bu bölgeyi yok etme amacıyla sistemli siyasetlerini sürdürmektedir.

Böylelikle, Urmu Gölü’nün ne kadar önem taşıdığını ve bölgemiz için, özellikle Güney Azerbaycan’ımız için ölüm kalım meselesine çevrildiğini görmekteyiz.

-İran’ın özellikle PJAK terör örgütüne yaptığı hava ve kara harekatı Güney Azerbaycan’daki kardeşlerimize zarar verdi mi? Bu tür yapılan askeri harekatlarda herhangi bir can kaybı yaşanıp yaşanmadığı konusunda bilginiz var mı?

Güney Azerbaycan’ın batı bölgelerinde (Urumiye merkezli Batı Azerbaycan) İran İslam devriminden önce (1979 öncesi) yaklaşık %3 ve maksimum %5 Kürt nüfusu yaşamaktaydı. Malesef 8 yıllık İran-Irak savaşı ve Saddam’ın Irak Kürtlerine karşı yaptığı ‘İnfal harekatı’ etkileri sonucu olarak İran’da yaşayan Kürt bölgelerden ve Kuzey Irak’tan on binlerce Kürt, Güney Azerbaycan Türk bölgelerine göçtü. Bildiğiniz gibi 1924’den beri Şah Pehlevi rejimi ve İran İslam rejimi ortak politika yürüterek Türk dünyasını bölüp parçalamak için Güney Azerbaycan’ın Türkiye sınırlarını Kürtleştirmek politikasını yürütmüşlerdir. Bu iki işlemin sonucu olarak on binlerce İran ve Irak Kürdü, batı Azerbaycan Türk bölgelerine yerleştirilmişlerdir.

İşaret ettiğimiz Kürtlerin içinde çeşitli Kürt partilerine üye olan binlerce Kürt faliyet halindedir. Bunlardan bir bölümü de PKK ve PJAK üyesi olarak Güney Azerbaycan’ın batı bölgelerinde aktiftirler. İran rejimi, PJAK örgütünün önünü almak için çoğunlukla İran ordusunun Güney Azerbaycanlı Türk birimleriden yararlanmaktadır. Bunun sonucu olarak çok Güney Azerbaycan Türkü yaşamını yitirmiştir. Aynı zamanda Batı Azerbayan’da yaşayan bazı sivil Güney Azerbaycan Türkleri bu örgütlerin terör olaylarında kurban olmuşlardır.

Türkiye’nin Güney Azerbaycan’a siyasi yaklaşımı ne yönde?

Ben 2002-2006, Haziran ayı yani tutuklanarak sınır dışı edildiğim tarih bu, Türkiye’ye üç kez seferde bulunarak toplam 6 ay civarında siyasi faaliyetlerde bulundum. Bur süreçte onlarca Televizyon ve gazetelerle röpörtajımız oldu, çoklu parti yöneticileri, iktidar-muhalefet demeden, ve sivil toplum örgütleri ile görüşlerimiz olmuştur. Artı, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bulunarak çoklu milletvekilleri ile görüşerek Güney Azerbaycan meselemizi açıklamaya çalıştım.

Bu faaliyetlere rağmen Türkiye hakimiyeti malesef Güney Azerbaycan’ı anlamakta zorluk çekmiştir ve İran rejimine gittikçe daha da yakınlaşmıştır. Öyle ki 2002 yılında ekonomik ilişkileri yarım milyar dolar iken şimdi 10 milyarı aşmıştır. Türkiye’li yetkililerin söylediğine dayanarak bu ilişki gelecek 2-3 yıl içinde 20 milyar dolara ulaşmalıdır. Dolayısı ile Türkiye’de mevcut olan hakimiyet, 35 milyon kardeşinin geleceğini görmezden gelerek İran ile arasında olan ekonomik ilişkiye harcamıştır.

Umuyoruz ki İran rejiminin gerçek yüzü daha da açığa kavuşarak ve Türkiye devletinin İran rejiminin ne kadar totaliter ve anti-demokratik bir rejim olduğunu görerek, kardeşlik-komşuluk görevini yerine getirerek, İran rejiminden uzaklaşıp kardeşlerini bu milli ve ölüm kalım davasında yalnız bırakmayacaktır.

-Güney Azerbaycan Türkleri geçimlerini nasıl sağlıyorlar? Coğrafya olarak elinizde bulundurduğunuz enerji kaynakları var mı? Varsa bunları yeterince değerlendirebiliyor musunuz?

Güney Azerbaycan, tarım ve hayvancılık için en uygun şartlara sahiptir, ve hatta ‘İran buğday ambarı’ olmakla meşhurdur. Bunların yanı sıra, Güney Azerbaycan, yer altı zenginlikler ve madenlerle doludur, o cümleden bakır, altın, uranyum, taş kömür, mermer taşları, Hazar denizi sahillerinde ve Muğan bölgesinde petrol, ve bunlara benzer birçok yeraltı zenginliklere sahiptir.

Ama malesef bu zenginlikleri İran rejimi ya görmezden gelmekte ve ya Güney Azerbaycan bölgelerinden çıkararak Fars bölgelerindeki fabrikalarda bu zenginlikleri kullanarak gerek duyduğu gibi yararlanarak bu kaynakları çalıp çırpmaktadır. Artı Güney Azerbaycan’ın başkenti olan Tebriz, bir sanayi şehri olarak bir çok traktör ve otomobil fabrikalarına sahiptir. Bir çok Güney Azerbaycan Türkü bu fabrikalarda çalışarak geçimlerini sağlamaktadırlar.

-Ekonomik olarak Türkiye’den beklentileriniz var mı? İki coğrafyada veya ülkede aynı milletteniz kendi aramızda ekonominin geliştirilebilmesi ve refah seviyesinin yükseltilebilmesi açısından ne gibi girişimlerde bulunulmalı?

Genel açıdan Güney Azerbaycan Türk’ünün mukadderatı kendi elinde olmadığından ve idari açıdan %100 Fars faşizminin engelleri yüzünden ekonomik açıdan Türkiye ile hiç bir ilişki kurma imkanı bulunmamaktadır.

Ama amacımız bir milli özgürlük harekatı olarak ekonomik açıdan beklentilerimiz var mı yok mu diye sorarsak, demeliyiz ki Güney Azerbaycan, Türkiye’nin öz kardeşi olarak ölüm-kalım özgürlük savaşını sürdürmektedir. Güçlü ve imkanatlı Fars  hakimiyetinin karşısında daha da dayanlıklı ve kuvvetli olmak için her kardeşin öz kardeşinden beklentileri olacağı gibi bizim de Türkiye’mizden beklentilerimiz vardır. Bu o demek ki yüzümüze kapattığı giriş-çıkış kapılarını açmasını ve şimdiye kadar etmediği siyasi ve ekonomik yardımları etmesini beklemekteyiz.

-Güney Azerbaycan Türklerinin eğitim seviyesi yüzde kaç oranında, eğitim seviyesi düşükse sebebi nedir? Yüksekse, gerektiğince bu eğitim seviyesi ne denli değerlendirilebiliyor? İran Parlamentosunda sizi temsilen herhangi biri veya birileri var mı?

Güney Azerbaycan’da anadilde (Türkçe) eğitim yasaktır. Dolayısı ile anadilinde eğitim almış hiç yok ve ya on binde bir bulunursa bu da kendi gayreti sonucunda anadilinde okuma yazmayı öğrenmiştir.

Eğitim Fars dilindedir, ve Fars dilinde eğitim alanların oranı %65’dir; bunun düşüş nedeni anadilde eğitimin yasak olmasıdır.

İran parlamentosunun yaklaşık 300 (292) milletvekili vardır. Bu sayının %40’I, yani yüzden fazlası, Güney Azerbaycanlı ve Türk kökenlidir. Ama bu sözde milletvekilleri demokratik bir atmosferde millet tarafından seçilmemişler; bunlar rejimin süzgeçlerinden geçirilmiş olan rejimin en güvendiği mensuplarıdırlar. Dolayısı ile, Güney Azerbacyan’dan çok, Fars molla rejiminin çıkarları ve menfaatleri istikametinde faaliyetlerini sürdürmektedirler.

-İran yönetiminin Güney Azerbaycan Türklerine sosyal alanda gerekli özlük hakları verildi mi? Verilmediyse sebebi nedir verildiyse bu haklar yeterince kullanılabiliyor mu?

Önceden işaret ettiğimiz gibi 1924’den yani Türk Gacar hakimiyetinin aleyhine darbe yaparak Fars Pehlevi rejiminin kurulduğu ve Riza Şahın hakimiyete geldiği tarihden beri -yani yaklaşık bir asır- Güney Azerbaycan Türkleri organize olarak Fars faşist hakimiyetinin ağır asimilisyon projesinin etkisi altında kalarak bütün sosyal ve kültürel haklarından mahrumdurlar.



Etiketler:
HABERE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

ÇOK OKUNANLAR