• dolar dolar 3.3645
  • euro euro 3.6278
Whatsapp
Eklenecektir.Vatsap Bildirme
  • 12-10-2016 17:55

Atatürk'ün Aşçısı Anlatıyor. Aydın Erçelik Yazdı

Atatürk'ün Aşçısı Anlatıyor. Aydın Erçelik Yazdı

Atatürk'ün Aşçısı Anlatıyor.

ATATÜRK’ÜN BAŞ AŞÇISI MEHMET YÜCEL’İN ANILARI
Atatürk’ün baş aşçısı Mehmet YÜCEL ile 10 Kasım 1948 tarihinde Cumhuriyet Gazetesi’nde gazeteci Haluk DURUKAL’IN yaptığı söyleşi.
Karşımda uzun yıllar Büyük Atatürk’ün pek yakınında yaşamak talihine mazhar olmuş iki kişi oturuyor. Bunlardan biri 1924 ten itibaren tam 14 sene 7 ay Atatürk’ün yanında aşçıbaşı olarak çalışan Mengen’li Mehmet YÜCEL’DİR. Mehmet YÜCEL şimdi yataklı vagonlarda çalışıyor. Atatürk’ten bahsederken gözleri doluyor ve geçmiş zamanları hasretle anıyor.
Mehmet YÜCEL usta sözlerine şöyle başlıyor.

"Beyim Allah rahmet eylesin. O hakikaten bambaşka adamdı. Onda kibir azamet falan yoktu.
Hatıralarımı soruyorsunuz anlatayım size."
Atatürk çok alçakgönüllü idi. Yüzlerce defa olmuştur. Mutfağın telefonu çalardı. Telefonu açardım ve onun kimsin diye sesini duyardım. Mehmet Usta derdi ben acıktım.
Peki, paşam der telefonu kapatırdım.
Biraz sonrada mutfağa gelirdi. Mehmet usta çok acıktım bana şuracıkta bir şeyler hazırlayıver derdi bir çocuk gibi.
Yemeğini yerken bazen bizi imtihan ederdi. Biz şaşırınca sorduğu sorunun cevabını kendisi verirdi. Yemeğini yedikten sonra da eh bakalım Mehmet Usta bir kahve yap birde sigarandan ver derdi. Sigara ve kahvesini içer sağ ol Mehmet Usta iyice doydum allahaısmarladık der kalkar giderdi.
Atatürk hiçbir seyahatine ben olmadan çıkmazdı. Yaveri hazırmısın aşçıbaşı der ben hazırız efendim dedikten sonra yola çıkardık.


Bir vaka anlatayım bak.
Balkan antantının imzalandığı sıralarda idi. Atatürk’ün en düşkün olduğu yemek kuru fasulye ve pilavdı. Soğuk bir gece Kırşehir’e hareket ettik. Yolda kar fırtınasına tutulduk. O kadar çok zorluk çekiyorduk ki zaman zaman otomobilimizi kardan mandalar kurtarıyordu. Vakit gece yarısını çoktan geçmişti. Atatürk bir ara otomobilinden indi ve yanıma geldi.
Aşçıbaşı ben acıktım bana yemek ver dedi.
Yanımda söğüş bir şeyler vardı. Hepsini saydım.
Kuru fasulye ile pilav isterim dedi.
Paşam kuru fasulye yapmadım diye cevap verince öyleyse hemen pişir dedi.
Paşam dedim yanımda kuru fasulye yok hem burada pişirmek çok zor olacak.
Durdu yüzüme baktı doğru aşçıbaşı hakkın var canım isteyiverdi işte aldırma yarın yaparsın diye birde beni teselli etti.
Atatürk katiyen yemek ısmarlamazdı. Yalnız bazen yapacağım yemekleri sayarken;
Usta peki ne kadar zamanda yapacaksın diye sorar bende bir iki saat diyince pazarlık ederdi. Asgari müddeti söylediğimde de nasılmış Mehmet Usta yaa diye adeta çocuk gibi sevinirdi.
Yemeklerde ekseriyetle etraftakilere şarkı söyler onlar okuyunca sanki bir müzik hocası gibi olmadı makam değiştirin der ve sonra sanki bir müzik hocası gibi kendisi bu defa dinlediği makamda okurdu.
Mesela bir yaz gecesi, Floryada idik. Köşk o zamanlar yeni yapılıyordu. Yemek yiyorlardı. Yanlarında Erzurumlu bir kaymakam vardı.


Atatürk Kaymakama döndü Kaymakam bize bir şarkı söyle de dinleyelim dedi.
Kaymakam şarkıyı söylemeye başladı. Olmadı kaymakam dedi ve kendisi söylemeye başladı.
Bestesini bilmeden kim şarkı söyle derse desin söyleme diye Kaymakama nasihat verdi.
Mehmet Usta anlatırken ağlıyordu. Gözlerini kuruladıktan sonra devam etti.
Nihayet Atatürk hastalandı. İlk Fransız doktor geldiği zaman beni de çağırttı. Bana doktorun söylediklerini anlattı. Mehmet usta dedi beni iyi dinledim, sende iyi dinle. Bundan sonra asıl doktorum sen olacaksın.
Fransız doktor tarafından verilmiş bir yemek listesi vardı. Listeye göre tereyağı, süt, yoğurt, haşlanmış tavuk gibi hafif yemekler yemesi gerekiyordu.


Fakat sağ olsun doktorların dediklerine pek çabuk aldırmamaya başladı. Mütemadiyen kızartma ve dondurma istiyordu. Ben de olduğu halde vermiyordum. Mütemadiyen Paşa seni emrediyor diyorlardı. Yanına gittiğim zaman sert sert bakıyordu. Gel gel daha yakınıma gel diyerek yanına sokulmama müsaade ediyordu.
Yüzüme önce sert bakıyor, sonra yumuşak bir ifade ile Mehmet Usta bana neden istediğim yemekleri göndermiyorsun diyordu.


Ben Paşam bunları doktorlar yasak ettiler diyordum.
Doğru söylüyorsun aşçıbaşı hakkın var ama ne yapayım benimde bunları canım istiyor diyordu.
Devrimler sırasında o kadar çok çalıştı ki 36 saat masa başında kaldığını biliyorum.
Biz mutfakta çeşit çeşit yemekler hazırlardık. Yanına gidince kızıyordu bunları yemeyeceğim diyordu. Bana bir dilim ekmek verin yanında da ayran getirin. Ardından kahve yapın bana. Şimdilik bunlar kâfi. Diğer yemekleri yemeyi henüz hak etmedim derdi.


Çok alçak gönüllü idi. Bir gün öğlen saat 2 olmuştu ve paşa hala öğlen yemeğine gelmemişti. Biraz sonra mutfağa geldi Mehmet Usta ben yol yapan amelelerle beraber yemek yedim adamların soğanlarını bitirdim sen onlara bir şeyler hazırla da götür dedi. Paşam siz doymamışsınızdır size de bir şeyler hazırlayayım dedim. Amma da yaptın Mehmet Usta soğan, ekmek, zeytinden daha iyi yemek olur mu diye cevap veridi.


Atatürk bilhassa Türk yemeklerini çok severdi. Biz başka isim altında yemek yapınca kızar bizim en kötü şeyimiz onların en iyisinden daha iyidir Mehmet Usta derdi. Mehmet Usta ağlayarak anlatmaya devam etti. Ah ah hele ölmeden birkaç gün önceye ait şu hatırayı bir türlü unutamıyorum. Beni yanına çağırdı. Yüzü ve bakışları iyiden iyiye solmuştu.
Gel Mehmet Usta dedi ve bana sordu.
Beni nasıl buluyorsun. Acaba yaşayacak mıyım?
Tabi yaşayacaksınız paşam hastalığınız geçecek dedim.
Senin haberin yok. Benden ne kadar su aldılar biliyor musun tam 11 kilo. Mehmet usta dile kolay. Yaşayacağımı hiç ummuyorum. Ben açım ne olur bana yemek yolla.
Başüstüne Paşam dedim. Tam odadan çıkmak üzere idim. Sıkı sıkı tembihledi beni.
Mehmet usta bu işe doktorları karıştırmadan yolla.
Ben tabi gene doktorlara telefon ettim. Bana ümitsiz bir şekilde ver dediler.
Bir sonraki yazımda hatıraları anlatmaya devam edeceğim.



HABERE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

ÇOK OKUNANLAR