• dolar dolar 3.3645
  • euro euro 3.6278
Whatsapp
Eklenecektir.Vatsap Bildirme
  • 19-10-2016 21:43

Göktürkler'de Yönetim Yapısı-Prof. Ahmet Taşağıl

Göktürkler'de Yönetim Yapısı-Prof. Ahmet Taşağıl

GÖK-TÜRKLER’DE İDARİ VE SOSYAL YAPI

Gök-Türkler’de en yüksek siyasi teşekkülün il (devlet) olduğu, bu devletin tarihinin kaynakları, Çin yıllıkları ve Türkçe Orhun Abideleri sayesinde açık bir şekilde anlaşılmaktadır. Yani bugünkü anlamda devletin karşılığı olan il, “aile”den (oguş) başlayıp, sırasıyla aileler birliği (uruğ), boy (kabileler) birliğinden geçerek halklarının en gelişmiş ve son şekli olarak belirmektedir.Gök-Türk tarihinin başlangıcında, devletin kuruluşunu anlatan Çince tarihi kaynakta (Chou Shu 50. bölüm) devletin kaganı Bumin, o sırada tabi olduğu Juan-juanlar’ı (Moğollar) bozguna uğrattıktan sonra, devlet karşılığı olan “il” ile hükümdarlık unvanı “kagan”ı birlikte zikretmiştir (İl Kagan devletin hükümdarı). Başka bir ifade ile artık bağımsız hale gelinmiş, yani il (devlet) olunmuştur. 552 yılında vuku bulan bu olaydan sonra ortada bir Gök-Türk Devleti söz konusudur[1]. Devlet mevcut olduğuna göre onun sistemi, bir teşkilatı, müesseseleri, hukuku da olmalıdır. 

İslamiyet’ten önce ve sonra Orta Asya bozkır sahasında kurulmuş diğer Türk devletlerinde olduğu gibi, Gök-Türk Devleti de sosyal yapı açısından yukarıda belirttiğimiz birbirine bağlı halkalar zincirine sahipti[2]. Sosyal yapının çekirdeğini aile oluşturuyordu. Aileler birliğine urug denilmesine rağmen henüz bunun tam fonksiyonu anlaşılamamıştır. Bir sonraki halka boy aileler ve uruglar birliği idi; boyların başında beyler bulunurdu. Bir siyasi birliğe dahil olmuş boylara ok denirdi. Boyların da birliğinebodun denirdi ki; başında arazisinin genişliğine göre yabgu, şad, ilteber gibi idareciler bulunurdu. 

Bilindiği gibi bir devletin (yani il’in) bağımsız olabilmesi için bazı şartlara sahip olması gerekmektedir. Bunlar siyasi istiklal, ülke, halk ve kanundur[3].  

Gök-Türkler’in, Moğol asıllı Juan-juanlar’ı hezimete uğratmadan önce istiklallerini kazanma yolunda önemli adımlar attıklarını Çin kaynaklarından öğrenmekteyiz.545 yılından önce Çin seddinin kuzeyindeki ve Çin sınırlarının dışındaki pazarlarda ipek alışverişine vb. ticarete başlayan Bumin Kagan, Çin ile münasebet tesis etmek istemişti. Bunu karşılıksız bırakmak istemeyen Çin’deki Batı Wei İmparatoru, 545 yılında bir elçiyi Gök-Türk merkezine gönderdi. Kaynağın ifadesine göre, elçi vardığında Gök-Türkler sevinmişler ve birbirlerini tebrik ederek “Şimdi büyük ülkenin elçisi geldi, bundan dolayı bizim ülkemiz yükselecektir” demişlerdi[4]. Gök-Türkler’in bu olaya sevinmesinin esas sebebi kendilerinin ilk defa siyasi varlık olarak tanınmalarıdır. Yine aynı kaynağın ifadesine göre bu olaydan dolayı birbirlerini tebrik ediyorlardı. 

Gök-Türkler’in istiklallerini kazanışları, kaybedişleri, Orhun Abideleri ‘nde oldukça önem verilerek anlatılmış, istiklalin kaybedilişinin millet için adeta bir ölüm, kazanılmasının ise yeniden diriliş olduğu, milletin  bundan çok ders alması gerektiği önemle tavsiye edilmiştir[5]. 630-680 yıllan arasında devletin Çin esaretine düştüğü sırada birçok bağımsızlık hareketi meydana gelmiş, en sonunda 679’da başlayan isyan kıvılcımı, 682’de devletin yeniden istiklalini kazanmasına sebep olmuştur; Devlet tekrar istiklalini kazanınca, kaganlar, Çin’de kalmış Türk boylarını kurtarmak için olağanüstü çaba sarf etmişlerdir. Bu da Gök-Türk devletinde istiklale verilen önemi gösteren en önemli vesikalardandır[6].Bağımsız olan her devletin varlığını sürdürdüğü bir coğrafi mekana sahip olması gerektiği herkesçe malumdur. Ancak, eski Türk ilinde bu coğrafi mekan, yani ülke toprağa diğer çağdaşı devletlerde olduğu gibi hükümdarın serbestçe kullanabildiği bir arazi parçası değil, korumakla vazifeli olduğu ata yadigarı idi. Bu durum ve vatan sevgisi, Orhun Abideleri’nde gayet açık bir şekilde anlatılmıştır. Ayrıca merkez Ötüken kutsal sayılmıştır (Iduk Ötüken). Aslında Orhun Kitabeleri (Türk millerinin acı tatlı hatıralarının gelecek nesillere unutulmaması için taşa yazdırılıp dikilmesi), ancak, o toprakların ilelebed Türk vatanı olarak kalacağı düşüncesinin neticesi idi. Çin kaynakları Gök-Türk sınırlarını doğudan batıya 10 bin li (beş bin km’den fazla), güneyden kuzeye 5 bin li (iki bin beş yüz km’den fazla) olduğunu bildirmektedir[7].Ülke, hükümdarın şahsi malı gibi bir dominium olarak değil, benzeri sadece eski çağlarda Roma’da görülen imperium düşüncesi ile yönetiliyordu.Gök-Türk Devleti’nde halkın (kün) şahsi hukukla donatılmış, iktisaden hür ve özel mülkiyete sahip olduğu görülür. Tarım arazisi üzerinde de özel mülkiyet geçerli oluyordu. II. Gök-Türk Devleti zamanında 698 yılında Kapgan, Çin’den bir sürü istekle bulunmuştu. Bunların arasında otuz bin  ölçek tohumluk dan da vardı. Bu tohumluk darının halkın tarlalarında kullanılması için olduğu muhakkaktır. Diğer taraftan Bizans kaynağı Tactica da Gök Türkler’in hür insanlar olduğunu zikretmektedir. Özel mülkiyet kişi hak ve hürriyetlerinin teminatı olduğundan, insan ona sahip olup kullandığı ölçüde hür olabilmektedir. Gök-Türkler’de hürriyetin ne kadar önemli ve fazla olduğunu göz önüne alırsak, bu devletin çağdaşlarına göre insan hakları yönünden epey ileride olduğunu anlamış oluruz. 

Kölelik yoktu 

Eski çağlarda ve diğer Gök-Türk çağdaşı kültürlerde, insanlar, yaşamak için gerekli enerjiyi (çekme ve taşıma gücünü)aralarındaki zayıf ve vasıfsız kişilerin kol kuvvetini çalıştırma suretiyle sağlıyorlardı. Asalak ve yerleşik köylü kültürde bunun başka çaresi yoktu. 

Ekonomik açıdan hayvan yetiştiriciliğine, çobanlığa dayanan bozkır Gök Türk, kültüründe ise bu ihtiyaç, başta en yüksek adale gücüne sahip at olmak üzere hayvan gücü ile karşılanıyordu. Orman kavimlerinde ve yerleşik topluluklarda hakimiyeti ele geçiren gruplar zorbalık yolu ile kendilerine hiçbir siyasi ve mülki hak tanımadıkları mahkum kütleleri (Moğollar’da çeşitli kölelik müesseseleri, Slav kavimlerinde meşhur köle ticareti, Mısır’da köle kütleleri, Çin’de enselerine boyunduruk vurularak çalıştırılanlar, Hindistan’da paryalar,eski Yunan’da Aristoteles’in ehli hayvan ve canlı alet dediği doğrudan mülk sayılan insanlar, Roma’da benzeri köleler), sınıf, kast cenderesine alarak cemiyet düzenini öyle devam ettirmek için asırlar boyunca türlü tedbirlere (özel kanunlara) başvururlarken, insanın kol kuvvetine ihtiyaç duyulmayan bozkır kültüründe özel mülkiyet ve hür çalışma sayesinde gelişen sosyal gelenekler, zamanla töre (anayasa) hükümleri halinde kesinlik kazanmıştı[8]. 

Gök-Türkçe vesikalarda 14 yerde kul tabiri geçmektedir. Ancak, bunlarda mülkten, haktan mahrum kimseler değil, bazı siyasi ve medeni haklardan yoksun olmak söz konusudur ve esirlik ifade edilmek istenmiştir Esirlik ve kölelik sosyal ve hukuki bakımdan farklıdır. Eski Yunan’da, Roma’da ve Moğollar’da kölelerin yanında, fakat onlardan ayrı olarak esirler (özellikle savaş esirleri) de vardı. Öte taraftan köle kelimesi hiçbir Gök-Türkçe metinde geçmemektedir.Genel olarak herhangi bir toplulukta yüksek tabakaların oluşmasında üç faktör önemli rol oynamaktadır:1)         Geniş araziye sahip olmak (ekonomik).2)         Askeriliği meslek edinmek (idari-askeri).3)         Ruhani (dini) zümreye mensup bulunmak. 

Bu durum göz önüne alınarak, Gök Türk Devleti’ne baktığımızda şunları görürüz.Her şeyden önce Gök-Türkler’de ziraatın çok az yer tutmasından dolayı toprak köleliği (servage) söz konusu olamaz. Eli silah tutan herkesin asker olduğu bozkır toplumunda, askerliğin ayrı bir meslek olduğu düşünülemez. Zaten, Gök-Türkler’i anlatan Çin kaynakları Gök-Türk ordusundan bahsederken, çoğu kez asker kelimesi yerine kullanmıştır. Çünkü, herkesin asker sayılmasından dolayı ayırım yapmaya gerek duymamışlardır. Bozkır sahasında kurulmuş bütün diğer eski Türk devletleri gibi Gök Türk Devleti de siyasi ve askeri karakter taşıyor, dini karakter taşımıyordu. 

Yazıtlarda geçen Kara-bodun deyiminin asıl büyük kalabalık diye adlandırılması gerekmektedir. Yani büyük halk kütleleri ifade olunmak istenmiştir, kesinlikle sınıf farklığı söz konusu değildir[9]. 

Eski Türk devletlerinde bazı yüksek memuriyetlerin irsi olduğu bir zamanlar iddia edilmiş olsa da, kaynaklarda bunu doğrulayan bir kayda rastlanmamaktadır. Üstelik tayinlerin yapıldığını, Gök-Türk tarihini başlangıcından sonuna kadar takip ederek öğrenebiliyoruz. Kısacası Gök-Türkler’de sınıflaşma veya sosyal tabakalaşma olduğuna dair kaynaklarda herhangi bir malumat yoktur[10]. 

Hatta daha da ileri giderek şunu diyebiliriz ki; devleti kuran ye başarılı yapan millet idi: “Türk bodun, illedik ilin… kaganladuk kaganın yitiru idmış = Türk milleti il yaptığı ilini… kagan yaptığı kaganım kaybedivermiş”. Halkın, devletin kuruluşuna katılışı ise: “babam (Üteriş) 17 er ile harekete geçti. Haberi işiten ormandakiler, ovadakiler toparlanıp geldiler, 70 kişi, sonra 700 kişi oldular… kaganlığı atalarının törelerinde kurdular”[11]. 

İstiklalin, ülkenin ve halkın mevcut olduğu Gök Türk ülkesinde insan hayatını düzenleyen mutlaka bir kanunlar sistemi de olması gerekmektedir. Orhun Kitabeleri’nde bildirdiği üzere, Gök-Türk Devleti’ndeki kanunlar bütününe töre deniyordu. Kitabelerde töre kelimesi 11 yerde geçmekte, bunun altısında il (devlet) deyimiyle birlikte kullanılmaktadır. Diğer beş yerde de il ile alakası açıkça belirlidir. Bu da Gök-Türk Devleti’nin töreye (kanun) ne kadar bağlı olduğunu göstermektedir. Bir başka deyişle devletin varlığı törenin varlığına sıkı sıkıya bağlı idi: “Devleti ellerine alıp töreyi tesis ettiler…”, “ey Türk bodunu devletini töreni kim bozabilir?”, “Kazandığımız devlet ve töremiz öyle idi.”, “devletin töresini terk etmiş…”, “O (İlteriş), atalarının töresine göre bodunu (milletini) teşkilatlandırdı…”, “Töre gereğince amucam tahta oturdu…” [12] 

Töre hükümleri değişik şartlar altında etkinliğini sürdürebilmek için değişebilirdi. Ancak, törenin bazı hükümleri kesinlikle değişmez idi: Bunlar könilik (adalet), uzluk (iyilik, faydalılık), tüzlük (eşitlik), kişilik (insanlık) idi. Diğer eski Türk devletlerinde olduğu gibi Gök-Türk Devleti’ni de yerleşik ve kabilevi devletlerden ayıran başlıca özellikler şunlar idi: Velayet-i amme, özel mülkiyet, serbest çalışma, imtiyazsızlık, hükümranlığın karizmatik oluşu, birleştiricilik, askeri karakter, dini tolerans, imperium telakkisi; töre (kanunilik), besicilik-çobanlık. Fakat, özellikle vurgulanması gereken nokta, Gök-Türk Devleti’ni diğer kabilevi devletlerden ayıran en önemli özelliğin kamu hukukunun olmasıdır. 

Öte taraftan Gök-Türk ilinde vatan anlayışının bir devlet felsefesi halinde geliştiğini görmekteyiz. Devlet, hükümdar yani kagandan önce gelmektedir. Bu sebepten bütün Gök-Türk yazıtlarında il (devlet) sözü kagandan önce zikredilmiştir. Devletin yıkılması ise Gök-Türkler için en büyük felaket olarak acı bir şekilde telakki ediliyordu. 

Devlet Tanrı tarafından verilir, kaganın ve milletin durumu Tanrı tarafından yaşanır ve tayin edilirdi: il berigme tengri (il veren Tanrı)”. Kötü kaganlar ile yolundan çıkmış Türk millerini, Tanrı zaman zaman cezalandırıyordu ve elinden alıyordu[13]. 

KAYNAKLAR

[1] Çin kaynakları:CS 50, s. 908-909; SS 84, s. 1864; PS 87, s.3286-3287; HTS 215 A, s.6028

[2] Bk. İbrahim Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü, İstanbul 1984, s.215 vd.                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                   

[3]  age, s.220,235.                    

[4] CS 50, s.908; ayrıca bk. Liu Mau-tsai, Die Chinesischen Nahcrihten zur Geshicte der Ost Türken (T’u-küe), Wiesbwden, 1958,1, s.6; A. Taşağıl, Gök-Türk Ülkesine Gelen Çinli Elçilerin Raporlarına Göre Gök-Türk – Çin ilişkileri (630-680), İÜ Sos. Bil.Enst .Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, 1989, s.43,119.

[5] Orhun Abidelerindeki İstiklal ile ilgili satırlar, Kül Tigin, Doğu Cephesi 7,9,10,22; güney cephesi 6; kuzey cephesi 2,4,6. Bilge Kagan, doğu cephesi 9, 18, 19; Tonyukuk, 3,10 vb. (M. Ergin, “Orhun Abideleri”,İstanbul, 1980).

 

[6] CTS 194 A, s.5169-5170; HTS 215A, s.6045-6046; ayrıca bk. A. Taşağıl, “Kapgan Kagan Devrinde Gök-Türk-Çin Münasebetleri,” Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi, Sayı 65,1990, s.309-312.

[7] CS 50, s.909; PS 87, s.3287.

 

[8] Kafesoğlu, s.233-235; B. Ögel, Türk Kültürünün Gelişme Çağları, İstanbul, 1988,s.452.

[9] Halk için bk. Orhun Yazıtları: Kül Tigin, doğu cephesi 6, 7, 8, 11, 13. Bilge Kagan, doğu cephesi 1,7,8,21,22, Tonyukuk, 51.

[10] CS 50. bölüm; SS 84. bölüm; PS 87. bölüm; CTS 194. bölüm (A kısmı); HTS 215. bölüm (A kısmı).

[11] Ögel, aynı eser, s.436.

[12] Orhun Yazıtlarında Töre için bk. Kül Tigin, doğu cephesi 2, 3,26-27 vb. Bilge Kagan, doğu cephesi 4,21,22 vb.

 

[13] Bk.Ögel,s.570-580.

 

Haber Videosu

Şu izleti de ilgilinizi çekecektir. Bütün Türkler Birleşirse Ne Olur?


HABERE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

ÇOK OKUNANLAR