• dolar dolar 3.5320
  • euro euro 3.7553
Whatsapp
Eklenecektir.Vatsap Bildirme
  • 04-11-2016 17:41

Osmanlı’da Ermenilerin Durumu / Barış Atagün

Osmanlı’da Ermenilerin Durumu / Barış Atagün

Osmanlı’da Ermenilerin Durumu / Barış Atagün



Türk düşmanı Batının 100 yıldır bizi köşeye sıkıştırmak, dünya siyasetinde zor durumda bırakmak  için kullandıkları yalanların başında Ermeni soykırımı yalanı gelmektedir. Osmanlı’nın son döneminde başlayan, Cumhuriyet’in ilanından sonra ise artarak devam eden sözde Ermeni soykırımı hakkında yüzlerce kitap yazılmış, konferanslar düzenlenmiş, uydurma belgelerle soykırım yalanı ispatlanmaya çalışılmıştır.

Ermeni meselesine geçmeden önce soykırım nedir ona bakmamız gerekiyor. Zira herkesin ağzında sakız gibi çiğnediği soykırım ne demek? Emin olun soykırımı savunanların büyük çoğunluğu soykırımın tanımını yapamazlar. Uğur Mumcu’nun da söylediği gibi ”bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan” bir toplumuz. Tartıştığımız birçok konu hakkında ya yarım yamalak bilgi sahibiyiz ya da hiç bilgi sahibi değiliz. Hal böyle olunca her tartışma havanda su dövmekten öteye geçemiyor.

Soykırımı kısaca tanımlarsak bir ırkı kısmen ya da tamamen ortadan kaldırmak için uygulanan sistematik katliamdır. Her soykırım bir katliamdır ama her katliam soykırım değildir. Bir olaya soykırım denilebilmesi için ilk şart bir ırkın hedef alınmasıdır. Yani soykırım için öncelikle bir ırkın diğerine düşman olması gerekiyor. Bu düşmanlığın da tarihi bir geçmişi olması lazım.

Soykırım için ikinci şart sistematik katliamdır. Bu da ancak devlet eliyle mümkündür. Daha net ifade etmek gerekirse soykırım, bir devletin bir ırka karşı uyguladığı katliam politikasıdır. Devletin en tepesinden en aşağıdaki memuruna kadar sistematik şekilde uygulanan katliam serisidir.

Soykırımın bu tanımı hukuk literatürüne 2. dünya savaşından sonra 1948 yılında BM kararıyla girmiştir. Bugün bizi soykırım yapmakla suçlayan batının kastettiği Ermeni olayları ise 1915 yılında yaşanmıştır. Bu da batının Türklere karşı ikiyüzlülüğünün ve hukuk tanımamazlığının diğer örneğidir.

Türk düşmanlarının Ermeni soykırımını savunmasının gerçek nedeni Ermenilerin yaptığı Türk katliamlarının üstünü örtme çabasıdır. 1. Dünya savaşında Ermenilerin doğuda Türk köylerinde yaptığı katliamlar insanlık tarihinin en utanç verici sahneleridir. Tecavüz edilen Türk kızları, karnı yarılan hamile kadınlar, kafasından ağaca çivilenen çocuklar ve aklınıza bile gelmeyecek işkenceler… İnsanlık dışı bu katliamları yapanlar bugün bizim soykırım yapmakla suçlandığımız Ermeni çetecilerinden başkası değildi.

Daha yakın tarihten örnek verelim. 1992 yılındaki Hocalı katliamı… 1 gecede öldürülen yüzlerce kadın ve çocuk… Daha dün yaşanmış bu iğrenç katliamı görmezden gelenler 100 yıl önce yapmadığımız bir soykırımın hesabını bizden sormaya kalkıyor. Daha kötüsü içimizden bazı kendisine ”aydın” diyen cahil takımı bu yalanlarını ağızlarını eğip bükerek ateşli bir şekilde savunuyor. Ne diyelim sırtımızdan vurulmak bizim kaderimizde var galiba…

Soykırım için iki ırkın birbirine düşman olması gerektiğini söylemiştim. Türkler ve Ermenilerin ilişkilerine baktığımızda böyle bir tarihi düşmanlık söz konusu değildir. Tam aksine Ermeniler, Türklerin yönetiminde tarihlerinin en rahat dönemini yaşamışlar, devlette en yüksek mevkilere yükselmişlerdir. Osmanlı’da Ermenilerin devlete bağlılığından dolayı Ermeni halkını ”millet-i sadıka” yani ”sadık millet” olarak adlandırmıştır.

Ermenilerin Osmanlı dönemindekini durumunu yabancı kaynaklar da çok açık ve net şekilde göstermektedir. Örneğin Ermeni meselesi açısından tarihi önem taşıyan Rus General Mayewski’nin Rusya Genelkurmay başkanlığına sunduğu Ermeni raporunda Ermenilerin yaşantısı şöyle anlatılmaktadır:

”Türkiye’deki Ermenilerin durumlarının dayanılmaz olduğuna dair şikâyetler, şehirlerde oturan Erme­niler için pek geçerli değildir; zira bunlar her zaman her türlü hürriyetten istifade etmişler ve imtiyaza sahip olmuşlardır. Köylülere gelince, çiftçiliği ve sun’i sulamacılığı iyi bildiklerinden durumları, merkezi Rusya’daki köylülerinkindeıı çok daha iyidir.” [1]


 

Rus Generali Mayewski’nin raporundan bir sayfa 

General Mayewski raporunda Ermeni gençleri arasında milliyetçilik fikirlerinin hızla yayıldığına ve bu fikirlerin Ermenileri uçuruma sürüklediğine şöyle dikkat çekmektedir:

”Şehirli Ermeniler, özellikle gençler, her türlü siyasî meselelerle meşgul olmakta ve siyasetin bütün incelikleri üzerinde bilgi sahibi olduklarını isbat etmek hastalığına kapılmış bulunmaktadırlar.

Çoğu kez ciddi hiçbir şey öğrenmeyen ve meşhur ihtilâlcilerin tekerlemelerini tekrar etmekten kendile­rini alamayan şehirli genç Ermeniler, gerçekte hare­ketleriyle vatandaşlarını selâmetten çok felâkete götür­düklerinin bile farkına varamayan âciz, câhil takımım teşkil etmektedirler.”[2]


Rus Generali Mayewski’nin raporundan -2

Bu satırları yazan kişinin 1. Dünya savaşında Ermenileri örgütleyen Rus ordusuna mensup bir kişi olduğuna bir kez daha dikkat çekmek istiyorum. Söz konusu rapor, genelkurmaya teslim edilen resmi bir rapor olduğu için düşüncelerindeki samimiyetten şüphe edilemez.

Ermenilerin Türk yönetimi altındaki durumuna dikkat çeken diğer bir kişi ise Fransa’nın İstanbul Başkonsolosu B. Cambondur. Ermenilerin İngiliz hükümetiyle ittifak olup nasıl örgütlendiklerini şöyle açıklamaktadır:

“Ermeniler, Londra’da çok iyi kabul gördüler. Gladstone Kabinesi, memnun olmayanları çağırdı, onları gruplandırdı, nizama soktu ve desteklemeye söz verdi. Bundan böyle de ilham kaynağı olacak olan Londra’ya propaganda komitesi yerleşmiş oldu. Ermeni halkı arasında ise, iki basit fikri benimsetmek gerekiyordu: milliyetçilik ve hürriyet fikirleri.

Komiteler bunları yaymakla kendilerini görevli saydılar… Ve böylece birkaç yıl içinde propaganda vesilesiyle Türk ida­resinin eksik ve hatalarını istismar edip, Ermenilerle meskûn millî uyanış ve bağımsızlık fikirlerini yayacak olan gizli örgütler kurulmuş oldu” [3]

Yabancı kaynaklarda Ermenilerin Osmanlı yönetimindeki yaşantısı çok net anlatılmıştır. Peki ya bizim kaynaklarımızda? Her konuda olduğu gibi yine en doğru cevabı kendi kaynaklarımızda bulabiliriz. Hem de fazlasıyla..

Ermenilerle Türklerin ilk tanışması 11. Yüzyıldadır. Selçuklu sultanı Çağrı bey’in doğu seferleriyle başlayan Türk- Ermeni ilişkileri, 1071 yılında Türklerin Anadolu’yu yurt edinmesiyle gelişmiştir ve Ermeniler hem Büyük Selçuklu hem de Anadolu Selçuklu döneminde rahat bir şekilde yaşamışlardır.

Osmanlı döneminde de Ermenilerin rahat yaşantısında bir değişim olmamıştır. 1326 yılında Bursa’nın fethinden sonra ayrı örgütlenmelerine izin verilen Ermeniler, 1381 yılında Ermeni kilisesini Kütahya’dan Bursa’ya taşımışlardır.[4] Fatih döneminde ise 1461 yılında Bursa’da bulunan Ermeni Başpiskoposluğu ve Anadolu’daki bir grup Ermeni İstanbul’a taşınmıştır ve piskopos Ovakim Samatya’da kurulan Ermeni kilisesinin patriği olarak atanmıştır[5]

“Eçmiyazin Katolikosluğu teorik olarak bütün dünya Ermeniliğinin dinî lideri sayılmasına rağmen, Osmanlıların İstanbul’da ihdas ettikleri Patriklik de. İmpa­ratorluk içinde hem dünyevî, hem uhrevî yetkileri bünyesinde toplayan en üst makam” [6]

Din hürriyeti açısından bağımsız olan Ermeniler, dillerini ve kültürlerini de özgürce yaşamışlardır. Ermenice konuşmak hiçbir dönemde yasaklanmamış, Ermeni isimleri yasaklanmamıştır. Bu durum Osmanlı’nın tüm gayrimüslimlere uyguladığı genel bir politikadır. Osmanlı yönetimi altındaki tüm gayri müslimlere gerek dinlerini yaşama konusunda gerekse dillerini konuşmalarında geniş özgürlükler tanımış, hatta bazı alanlarda Türklerden daha geniş haklar tanımıştır.

Osmanlı’nın Ermenilere tanıdığı özgürlüklerin başında matbaa gelmektedir. Türklerin ilk kez 1727 yılında tanıştığı matbaa ile Ermeniler tam 160 yıl önce 1567 yılında tanışmıştır. Venedik’te matbaa eğitimi alan Hetum isminde bir Ermeni bir din adamıyla Sivaslı Apkar adında bir Papaz İstanbul’da Ermeni matbaası açarak yayın hayatına başlamışlardır.[7]



 

Pangaltı’nda bir Katolik Ermeni okulunun inşası için II. Abdülhamid tarafından verilen ferman

Avrupa’da  17. yüzyılda Fransa’nın Marsilya şehrinde kurulan bir Ermeni matbaası Kral XIV. Louis tarafından kapatılırken Osmanlı’da Ermeni matbaalarının sayısı giderek artmıştır.[8] 1759 yılında İzmir, 1859 yılında Van, 1869 yılında Muş, 1871 yılında Sivas’ta açılan Ermeni matbaaları örnek olarak verilebilir.[9] 1908 yılında ise tüm Osmanlı coğrafyasında tam 38 tane Ermeni matbaası vardır[10]

Kendi kültürlerini özgürce yaşayan Ermeniler 1859 yılında İstanbul’da ilk gazetelerini çıkarmışlardır.  Sonraki yıllarda ise Anadolu’da Ermeni gazeteleri yayın hayatına başlamıştır.[11] 1908 yılında sadece İstanbul’da Ermenice 5 gazete, 7 dergi yayınlanmaktadır.[12]

Ermeniler kültürlerini sanat alanında da özgürce ifade etmişlerdir. Bu sanat dallarının başında ise tiyatro gelmektedir. 1861 yılında kurulan Şark tiyatrosu, 1867 yılında kurulan Güllü Agop tiyatrosu Ermeni tiyatrolarından bazılarıdır.[13] Güllü Agop (1840-1891) Mardıros Minakyan (1839-1913) Hamparsum Limoncuyan (1768-1839), Nikoğos Ağa (öl. 1890) ile Bimen Şen (1873-1943) en ünlü Ermeni sanatçılardandır[14]


Ermeni Dış işleri Bakanı Gabriel Noradukyan Paşa

Ermeniler çalışma hayatında da birçok alanda görev almışlardır. Köylerde yaşayan Ermeniler hayvancılık ile uğraşırken şehirlerde yaşayan Ermeniler kuyumculuk başta olmak üzere birçok ticaret alanında söz sahibi olmuşlardır. Gayri Müslim oldukları için askerlikten de muaf olan Ermeniler ekonomik açıdan en rahat dönemlerini Osmanlı yönetiminde yaşamışlardır.

Ermeni Maliye Bakanı Agop Kazasyan Paşa

Her konuda geniş haklar tanınan Ermeniler siyasi alanda da devlette birçok makam gelmiş, hatta bazıları Vezir bile olmuştur. Örneğin 16. yüzyılda vezir olan mühtedi Mehmet paşa bir Ermenidir.[15] 1856 yılındaki Islahat Fermanından sonra Ermeniler devlette birçok kurumda görev almışlardır. Adliye, Belediye, Hazine-i Hassa, PTT, Şuray-ı Devlet ile Dâhiliye, Hariciye, Maarif, Maliye, Nafia ve Sağlık Nezaretleri gibi kuruluşlar­da çalışma imkânına sahiptiler. Memurluk, müşavirlik, müsteşarlık, elçilik ve nazırlık Ermenilerin görev yaptığı devlet kurumlarından bazılarıdır. [16]1876 yılında açılan ilk Osmanlı Mebusan Meclisindeki 71 Hristiyan vekilden 9 u Ermenidir.[17]

 

Ermeni Mareşal Ohannes Kuyumcuyan 

Dünyaca ünlü Osmanlı tarihçisi Halil İnalcık  Ermenilerin siyasi durumu hakkında şu yorumu yapmıştır:

“Ermeni Gregoryen Cema­atinin dini reisi olan Patriğin danışma meclisi de yeniden düzenlendi. Böylece, 1847 yılında, ondört üyeli Ruhani Meclis ile yirmi üyeli Yüksek Meclis kuruldu. Ticaret ve sanat erbabından teşekkül eden bu ikinci meclis zamanla cemaatin en nüfuzlu müessesesi haline geldi. Babıâlı nin 1863 Martında tasdik ettiği bir ni­zamname ile Ermeniler umûmî meclis tarafından seçilen ve din işleri yanında, eğitim, sağlık, evkaf, vergi ve kısmen adalet işlerinin daimi komisyonlarca yürü­tülmesini sağlayan bir Teşkilât Kanunu’na kavuştular” [18]

Ermeni Mebus Bedros Hallaçyan 

Ermenilerin siyasi özgürlükleri II. Meşrutiyet sonrasında da devam etmiştir. İttihatçıları Ermenilere soykırım yapmakla suçlayan yerli ve yabancı soykırım yalancıları çok üzülecek ama İttihat ve Terakki döneminde Meclis’te 9 Ermeni vekil vardır.[19] Dahası Gabriel Noradukyan Paşa 1912-1913 yılında dış işleri bakanlığı görevini üstlenmiştir.[20] Bu nasıl bir Ermeni düşmanlığıdır ki devletin en hassas bakanlıklardan biri olan dış işleri bakanlığı bir Ermeni’ye emanet edilmiştir?

Yerli ve yabancı kaynaklar, Ermeni soykırımı yalanının en önemli ayaklarından biri Ermeni düşmanlığı yalanını kökten çürütmektedir. Soykırım için en önemli şartlardan biri iki ırkın birbirine düşman olmasıdır. Ancak Türk – Ermeni ilişkilerinde böyle bir düşmanlık 1. dünya savaşına kadar mevcut değildir. Dinlerini, dillerini, kültürlerini özgürce yaşayan, devletin tüm kademelerinde görev alan Ermeniler, 1. Dünya savaşının yaklaştığı 1913 yılında bile dış işleri bakanı olabilmiştir. Söyler misiniz bu nasıl bir soykırımdır?

 

 


[1] Les Massacres Commis Par Les Armaniens – Ermenilerin Yaptığı Katliamlar Ankara Üniversitesi Yayınları 1986 s.12

[2] Les Massacres Commis Par Les Armaniens – Ermenilerin Yaptığı Katliamlar Ankara Üniversitesi Yayınları 1986 s.10

[3] Livre Jaune, Affaires Arméniennes. s.  11 —12

[4] Erdal İlter, “Ermeni Mes’elesi” nin Perspektifi ve Zeytûn İsyânları (1780-1880), Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayını, Ankara 1988, s. 29.

[5] Nejat Göyünç, Osmanlı İdaresinde Ermeniler; Gültepe Yayını, İstanbul 1983, s.49-50

[6] M. Kemal Öke, Ermeni Meselesi, Aydınlar Ocağı Yayını, İstanbul 1986, s. 88-89

[7] Bernard Lewis, Modern Türkiye'nin Doğuşu, çev. Metin KIRATLI, Türk Tarih Kurumu Yayını, Ankara 1970, s. 51

[8] Kâmuran Gürün, Ermeni Dosyası, Türk Tarih Kurumu Yayını, Ankara 1983, s 69

[9] Y. G. Çarkçıyan, Türk Devleti Hizmetinde Ermeniler 1453-1953, Yeni Matbaa, İstanbul 1953, s. 13

[10] Çarkçıyan, a.g.e., s. 248.

[11] Gürün, a.g.e., s. 69

[12] Çarkçıyan, a.g.e., s. 248

[13] Çarkçıyan, a.g.e., s. 278-79

[14] Göyünç, a.g.e., s. 71 -73.

[15] Göyünç, a.g.e., s. 50

[16] Göyünç, a.g.e., s. 50-51.

[17] Çarkçıyan, a.g.e., s. 113

[18] Halil İnalcık, “Tanzimat’ın Uygulanması ve Sosyal Tepkileri”, Belleten, c. XXVIII, nu. 112, Türk Tarih Kurumu Yayını, Ankara 1964, s. 626-627

[19] Hazal Duran - Bir Ermeni Aydınının Gözünden II. Meşrutiyet Dönemi Osmanlı Meclisi III. Türkiye Lisansüstü Çalışmaları Kongresi - Bildiriler Kitabi II s.229

[20] Ercan Karakoç, , “Osmanlı Hariciyesinde Bir Ermeni Nazir: Gabriyel Noradunkyan Efendi”, Uluslararası İlişkiler, Cilt 7, Sayı 25 (Bahar 2010), s. 164

 

 

Haber Videosu




Etiketler:
HABERE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

ÇOK OKUNANLAR