• dolar dolar 3.4500
  • euro euro 3.6607
Whatsapp
Eklenecektir.Vatsap Bildirme
  • 27-11-2016 17:02

Türklerin Hindistan'daki göz kamaştıran etkileri / Metin Aydoğan

Türklerin Hindistan'daki göz kamaştıran etkileri / Metin Aydoğan

Metin Aydoğan

Türkler, Hindistan’ı yüzlerce yıl yönetti ve bu ülkeye göz kamaştıran yapıtlar bıraktı. Önceki yerleşimleri saymazsak, Gaznelilerin 1001 yılında gelmesiyle Hindistan’da 857 yıl süren Türk yönetimi yaşandı. 1605-1658 arasındaki Cihangir ve Cihan dönemi; Delhi ve Agra başta olmak üzere birçok taşra kentinde, zerafet ve ihtişamın doruğa ulaştığı yıllar oldu. Özellikle Şah Cihan tarihe, Hindistan’da yaptırdığı görkemli yapılarla geçti. Agra’da Anadolu’dan getirttiği mimar ve ustalara yaptırdığı Tac Mahal ve İnci Camisi benzersiz yapıtlardı. Delhi’de beş yeni kent kuran Türk hükümdarlarından sonra, Yedinci Delhi olarak tanımlanan Şah Cihanabat (Bugünkü Eski Delhi) onun tarafından kuruldu.

Göçler ve Elegeçirmeler Tarihi

Hindistan tarihi, bir anlamda dışardan gelen göçlerin ve elegeçirmelerin (işgallerin) tarihi gibidir. En eskiler ayrı tutulsa bile Hindistan, Büyük İskender’den İngiliz egemenliğine dek 2374 yıl boyunca sayısız elegeçirme yaşadı; bunların yarattığı sorunlarla uğraştı. Yirmi dört yüzyıllık uzun geçmiş içinde yaşanan elegeçirmelerin en etkilisi, en kalıcı olanı ve en uzun süreni, Türkler’in gerçekleştirdiği ve Hindistan’ın büyük bölümünü içine alan egemenlikti.
Bu egemenlik, İngilizler’in sömürge yönetiminden çok farklıydı. Türkler Hindistan’a İngilizler gibi, ele geçirdikleri varsıllığı ülkelerine götürmek için değil; yerleşmek, burayı kendilerine yurt yapmak için gelmişti. Bu nedenle giriştikleri her işi, ülkesine yaptığı bir hizmet sayarak, Hindistan’ı geliştirip güçlendirdiler ve kendilerini yabancı unsur olarak değil, yörenin insanı olarak gördüler.

İlk Gelenler

Milattan sonra Hindistan’a gelen ilk Türk boyu, Orta Asya’da Gobi dolayındaki Batı Gansu’da yaşayan Yüeşilerdi. Hun İmparatorluğu’yla çarpışarak önce Doğu İran’a, daha sonra Güney’de Kandahar bölgesine yerleşen Yüeşilere; Lassen, R.Richthofen ve Ş.Lévi gibi tarihçiler Tuharlar adını vermiştir.1
Yüeşiler milattan sonraki ilk elli yıl içinde Hindistan’a girdiler ve egemenlik alanlarını Ganj vadisinin hemen tümünü kapsayacak biçimde genişleterek Kuşhan İmparatorluğu’nu kurdular. Yüeşiler uzun bir karışıklık dönemi yaşayan bölgede, kalıcı bir denge ve buna bağlı olarak büyük bir ekonomik gönenç çağı başlattılar.
Hoşgörülü hükümdarlarca birleştirici bir anlayışla yönetilen imparatorluk, yarattığı gönenç ve getirdiği özgürlüklerle, Hint kültürünün gelişimine hız kazandıran bir ortam sağladı. Budacılık tüm Hindistan’a yayılarak Afganistan’a, Çin’e ve Çin Hindi’ne bu dönemde ulaştı. Antik Çağ Ege Uygarlığı’nın kültürel ürünlerini inceleyip geliştiren Yüeşiler tarihe, “geleceğe yön veren uygarlık elçileri” olarak geçtiler.2

Akhunlar

Eski Hun Birliği’nin bir parçası olan ve Greklerin Eftalist Hunları adını verdiği Akhunlar; Altaylar’dan Güney Kazakistan’a, oradan da M.S.408’de Hindistan’a geldiler. İran’da Sasaniler ile giriştikleri savaş nedeniyle, bir süre geri çekildiler ve onları yendikten sonra M.S.502’de Hindistan’a geri döndüler.
502-566 yılları arasında, ünlü hükümdarları Toroman ve oğlu Mihirakula dönemlerinde, İndus havzasının tümüne egemen oldular ve Pencap’taki Sakala kentini merkez yaparak Keşmir’i de içine alan bir devlet kurdular. Önce Ujjayinilere, daha sonra Göktürklere yenildiler; bir bölümü Kuzeybatı Hindistan’daki Sakalarla, bir bölümü de Göktürklerle karışarak dağıldılar.
Hindistan’a yaptıkları en önemli etki, Hint Gupta İmparatorluğu’nu yıkarak, küçük yerel prensliklerin ortaya çıkmasına neden olmalarıydı.3

Gazneli Mahmut ve Gazneliler

Gazneli Mahmud, 1001 yılında Hint seferine çıktığında, Hindistan’da 1857 yılına dek sürecek sekizyüz elli altı yıllık yeni bir Türk egemenliği döneminin temellerini attığını herhalde bilmiyordu. Bilime ve eğitime olağanüstü önem veren, bu nedenle yüksek bir kültüre ulaşan Gazneliler, Türklerin Müslüman olduktan sonra Hindistan’a gelen öncüleriydi.
Bir zamanlar birlikte oldukları Karahitay Türkleri tarafından yıkıldıkları 1187’ye dek geçen 186 yıl içinde Hindistan’da; yönetim anlayışı, din düşüncesi ve özellikle güzel sanatlar alanlarında son derece etkili oldular; gelişkin yapıtlar ve nitelikli bir kültür yarattılar.
Gazneli Mahmud’un sarayı, dönemin sanatçıları ve bilim adamlarının uğrak yeriydi. Firdevsi Şahname’sini Gazneli’nin sarayında bitirmiş (1010), Sanskrit dili uzmanı ünlü bilgin Biruni, son yıllarını orada yaşamış ve orada ölmüştü.
Gazneli Devleti, Doğu İran ve Kuzey Hindistan’ı kapsayan topraklar üzerinde kurulmuş olması nedeniyle, Hint ve İslam kültürlerini kaynaştırmış ve ileri bir uygarlık bileşimine ulaşılmasını sağlamıştı. Hint kültürü, İslam ülkelerine yayılırken, birçok Müslüman bilgin, yazar, tarihçi ve şair, Gazneliler aracılığıyla Hindistan’a gidiyor ve oraya yerleşiyordu.
Kültür dışında Gaznelilerin yaptığı en büyük katkı, Hindistan yarımadasını kara yoluyla Batı Asya başta olmak üzere dünyaya açması ve uluslararası ticareti geliştirmesiydi. Ticari yoğunlaşma varsıllığı, varsıllığın artması kültürel etkileşimi hızlandırmış ve Bağdat’tan Semerkant’a, Harzem’den Delhi'ye dek geniş bir coğrafyada olağanüstü bir uygarlık gelişimi yaşandı.
Gaznelilerin Hindistan’a yaptığı bir başka önemli etki, Kuzey Hindistan’ı ele geçirerek Müslümanlığı Pencap’a yaymaları ve sonraki Müslüman fetihlerine dayanacakları bir kitle yaratmalarıydı. Gazneli Mahmud, inançlı bir Müslüman olmasına karşın, hiçbir zaman güce dayalı İslamlaştırma yapmamış, tersine Hintlilerden oluşan ve Hintlilerin komuta ettiği bir askeri birlik oluşturarak bu gücü, Orta Asya’daki bilim karşıtı bağnaz Müslümanlara karşı kullanmıştır.4

Türk-Hint Kölemen Devleti

Hindistan’daki Gazneli egemenliği, Oğuzlar ve daha önce birlikte oldukları Karahitay Türklerinden gelen Gorlular tarafından 1187’de sona erdirildi. Gorlular; Lahor, Delhi ve Bengal’i ele geçirdiler ancak onlar da Gor ordusunda komutan olan Kutbettin Aybek adlı bir Türk kölemen tarafından yıkıldılar. Aybek’in 1206’da kurduğu ve varlığını 1290’a dek sürdüren, Türk-Hint Kölemen Devleti’nden (Delhi Sultanlığı) sonra 1526’ya dek, hepsi Türk olan ve birbirini deviren beş hanedanlık, Delhi’ye egemen oldu. Kölemen devletini Kılciler (1290-1320), Kılciler’i de Tuğluklar (1320-1388) devirdi.

Timur ve Hindistan

1388’de Timur Hindistan’a girdi ve Delhi’yi ele geçirdi. Hindistan’ın tümünü almak için önünde hiçbir engel olmamasına karşın bunu yapmadı ve Mete’nin Çin’de yaptığı gibi, kendiliğinden geri döndü.
Timur, “ucu bucağı olmayan” Hindistan’ın; “Türk ırkını bozacağını”, “doğacak çocukların yerli halk gibi gevşek olacağını”, birkaç kuşak sonra “güç ve yiğitliğinin azalacağını” söylüyordu. Bu düşüncesine, anlaşmalara uymayarak Altınordu Devleti’ni ele geçiren Toktamış’ın eylemi eklenince, yalnızca 5.5 ay kaldığı Hindistan’dan ayrıldı ve Toktamış’ı ele geçirmek için Kafkasya’ya yöneldi.5

Babür İmparatorluğu

Timur’dan sonra Seyitler, arkasından Lodiler, 1527’ye dek Delhi’ye egemen oldular. Timur soyundan gelen Babür’ün 1527’de, Lodilerin son hükümdarı İbrahim’i yenip Delhi’yi ele geçirmesiyle, Hindistan’daki Türk varlığı yeni bir aşamaya, imparatorluk aşamasına geldi.
1001-1527 arasındaki 526 yıllık ilk dönemde, yedi ayrı hanedanlık tarafından sürdürülen Türk egemenliği, Hint yönetim düzeni ve kültürüne önemli etkiler yaptı. Ancak Babür’ün kurduğu ve 1857’ye dek süren Türk-Hint İmparatorluğu bu etkiyi, çok daha ileri bir aşamaya çıkardı.
Hint-Türk İmparatorluğu ya da Babür İmparatorluğu adı verilen devleti kuran Babür (1483-1530), yalnızca seçkin bir komutan ve nitelikli bir devlet adamı değil, bunlarla birlikte geniş kültürü olan bir şair ve yetenekli bir yazardı.
Türk devlet geleneğine bağlı ilkelerle, sağlam bir siyasi temel üzerine kurduğu devleti, oğlu Hümayun ve torunu Celalettin Ekber geliştirip güçlendirdi. İmparatorluğun sınırları kısa süre içinde; Afganistan’dan Bengal’e, Himalayalar’dan Güney’deki Dekkan’a dek genişledi ve bu sınırlar içinde iyi işleyen güçlü bir merkezi yönetim kuruldu.

Ekber ve Özgürlükler

İmparatorluk içinde, varlığını çok uzun yıllar sürdürmüş, birbirinden kopuk küçük yönetim birimlerinin, uyumlu bir bütünlüğe kavuşturularak merkezi yönetime bağlanması, Hint siyasi tarihinin en önemli olaylarından biridir. Yenilikçi ve eşitlikçi yönetimiyle ünlenen Ekber döneminde (1556-1605), yalnızca Hindistan’da değil, o dönemdeki hiçbir Avrupa ülkesinde görülemeyecek denli geniş bir inanç özgürlüğü sağlanmıştı.
Din ve devlet işleri birbirinden ayrılmış ve yeni din kurmak dahil, her türlü inanca sınırsız serbesti tanınmıştı. Hangi inançtan olursa olsun bilim adamları, gereksinimleri devletçe karşılanarak Delhi’de toplanıyor; toplum yararını gözeten bir anlayışla yeni yönetsel ve akçalı örgütler kuruluyor; devlet gelirlerinin temelini oluşturan arazi vergisi, Hint toplumunun özelliklerine uygun düşecek yeni bir düzene kavuşturuluyordu.
Vergi tutarı, toprağın yalnızca büyüklüğüne değil; değerine, verimine ve yapılan tarımın türüne göre belirleniyordu. Getirilen toprak düzeni, Türk toplumlarının hemen tümünde kullanılmış olan tımar düzeninin, Hindistan’a özgü yeni bir uygulamasıydı. Bu düzenin bir takım bölümleri, Hindistan’da bugün de kullanılmaktadır.6
Hukuksal alanda kurulan yeni düzen, o güne dek kimsenin değiştirmeye cesaret edemediği birçok konuda, çağını aşan yenilikler içeriyordu. Ceza Hukuku değiştirilmiş, kimi yörelerde yaygınca sürdürülen ilkel kurban törenleri, akraba ve küçük yaş evlilikleri yasaklanmış; inanca bağlı cezalar kaldırılmıştı.
Devlet kadroları inancı ne olursa olsun herkese açılmış: göreve gelme ve yükselme, inanca bağlı kayırmalara değil, bilgi ve yeterliliğe bağlanmıştı. Halkın çok değişik unsurlardan oluştuğunun bilinciyle hareket eden hükümdarlar, yönetici olduğu kadar ruhani önder gibi davranmışlar, bağnazlıktan uzak, birleştirici politikalar yürütmüşlerdi.

Tac Mahal ve İnci Camisi

Bilim ve sanata Ekber döneminde gösterilen ilgi ve saygı, sonraki hükümdarlar tarafından da sürdürüldü ve Hindistan’a göz kamaştıran yapıtlar kazandırıldı. 1605-1658 arasındaki Cihangir ve Cihan dönemi; Delhi ve Agra başta olmak üzere birçok taşra kentinde, zerafet ve ihtişamın doruğa ulaştığı yıllar oldu.
Özellikle Şah Cihan tarihe, Hindistan’da yaptırdığı görkemli yapılarla geçti. Agra’da Anadolu’dan getirttiği mimar ve ustalara yaptırdığı Tac Mahal ve İnci Camisi benzersiz yapıtlardı. Delhi’de beş yeni kent kuran Türk hükümdarlarından sonra, Yedinci Delhi olarak tanımlanan Şah Cihanabat (Bugünkü Eski Delhi) onun tarafından kurulmuştu.7
Uzun süren Türk yönetiminin Hint mimarisine yaptığı kalıcı etki, gerek kullanılan malzeme ve gerekse tasarım olarak; özgün olduğu kadar evrensel, yeni olduğu kadar eskiyi koruyan mükemmel yapıtlar ortaya çıkardı. Anadolu’dan getirilen ve Mimar Sinan’ın öğrencileri olan Mimar Yusuf ve Mimar İsa, Hindistan’ın birçok yerinde camiler, saraylar ve türbeler yaptı.
Bu yapıtlarda, Hint insanının süs ve renklere olan düşkünlüğü, Türk-İslam süslemesinin inceliğiyle birleşerek, abartılı olmayan bir dengeye ve hayranlık verici bir zarafete ulaştı. Süsleme sanatında erişilen yüksek düzeye karşın, yapılarda boyut ve işlevsellik (fonksiyon) hiçbir zaman süs uğruna gözardı edilmedi.
Beyaz mermer ve kırmızı kumtaşını almaşık (alternatif) alarak yapılan ünlü Pencap Çinileri ve Keşmir duvar resimleri; Bicupur, Gül Gümbaz, Şir Şah ve Delhi Hümayun türbeleri; Kuvvetü’l İslam ve Mescid-i Cuma camileri; Agra ve Delhi kaleleri, Türk-Hint mimarisinin eşsiz örnekleridir.8

Hint Dilini Geliştirenler

İmparatorluk döneminin, Hint dilinin gelişimine de, dolaylı ya da dolaysız önemli katkıları oldu. Yerel yönetim birimlerinin tek merkezden yönetilen İmparatorluk içinde birleştirilmesi, ortak bir dil kullanımının koşullarını yarattı ve büyük Hint dili Hindustani (Hindu) hızla gelişip yayıldı.
Eğitim ve kültürün gelişmesi, 14.yüzyıldan başlayarak önce sözlü, daha sonra yazılı büyük bir yazın (edebiyat) akımının doğmasına yol açtı. Bu akım, bir yandan ortak dili geliştirirken öte yandan, bölgesel dilleri yazın dili durumuna getirdi. Bengali, Maithili, Avadhi ve Braj böyle dillerdi. Ortak Hindu dili en parlak dönemini 18.yüzyılda yaşadı.9

İngiliz Sömürgeciliği ve Kışkırtmalar

Türk-Hint İmparatorluğu; 17.yüzyıldan sonra gerilemeye başladı. Gerilemeyle İngilizlerin Hindistan’da yayılması, birbirine bağlı ikili süreç olarak yüzyıl sürdü. İmparatorluk çözüldükçe İngiliz yayılması gelişti, yayılma geliştikçe İmparatorluk çözüldü. Sonunda İngilizler 1803 yılında Delhi’yi elegeçirdi.
1857 yılında, kışkırtmayla ortaya çıkan sipahi ayaklanmasını ara neden (bahane) eden İngiliz sömürge yönetimi, son hükümdar Bahadır Şah’ı Birmanya’ya sürdü ve zaten çözülmüş olan Türk-Hint İmparatorluğu’na resmen son verdi. Devletsiz duruma düşen Hint halkı, tarihinin en güç dönemine girdi ve 1947’ye dek, hemen hiçbir kazanımı olmayan, yeraltı-yerüstü tüm varsıllığının yağmalandığı, edilgen bir sömürge halkı olarak yaşadı.

Kalıcı Etki

Sekiz yüzyıl süren son Türk yönetiminin Hint kültürüne yaptığı etki; yönetim biçimi, mimarlık, güzel sanatlar ya da dil konularıyla sınırlı kalmadı. Bu uzun sürecin kalıcı ve herhalde en önemli sonucu İslam dininin yayılması ve İslami yaşam biçiminin, geniş kitlelerce kabul edilmesiydi. Türk varlığı, zaman içinde erimiş, ancak aynı zamanda kültürel yapıyı önemli oranda eritmişti; kültürel etkiler dışında İslamiyet’in kalıcı varlığı, eritme eyleminin en açık belirtisidir.
Kast düzenine dayanarak kimliğini korumayı her dönemde başarmış olan Hint toplumunda, yeni bir dinin yayılmasını, üstelik güce başvurmadan başarmak çok güç bir iştir. Bunu başarmak, düşünsel ve inançsal gelişkinlik ve azınlıkta olmanın sorunlarını aşacak düzeyde bir uygarlık birikimini gerekli kılar. Bugün, Bangladeş ve Pakistan’ı da katarsak Hindistan büyük yarımadasında yaşayan bir milyar insanın yaklaşık 300 milyonu Müslümandır. Bu durum, erirken eritmeye gösterilebilecek iyi örnektir.

DİPNOTLAR

1              “Türk Tarihinin Ana Hatları” Kaynak Yay., 2.Bas., 1996, sf.125-126
2              “Büyük Larousse” Gelişim Yay., 12.Cilt, sf.7210
3              a.g.e. 1.Cilt, sf.262 ve “Türk Tarihinin Ana Hatları” Kaynak Yay., 2.Bas., 1996, sf.128
4              Ana Britannica, Ana yayıncılık A.Ş. 21.Cilt, sf.318
5              “Türk Tarihinin Ana Hatları” Kaynak Yay., 2.Basım 1996, sf.131
6              “Tarih II, Kemalist Eğitimin Tarih Dersleri” Kaynak Yay., 3.B.-2001, sf.340-342, “Büyük Larousse” Gelişim Yay.,  9 C., sf.5290
7              a.g.e. sf.341 ve 5290
8              a.g.e. sf.342 ve An Britannica, 9.Cilt, sf.399
9              Büyük Larousse, Gelişim Yay., 9.Cilt, sf.5295



Etiketler:
HABERE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

ÇOK OKUNANLAR