• dolar dolar 3.4283
  • euro euro 3.6749
Whatsapp
Eklenecektir.Vatsap Bildirme
  • 07-11-2016 15:32

Batı Avrupa'da Türkçe neden bu kadar önemli?

Batı Avrupa'da Türkçe neden bu kadar önemli?

Doç. Dr. Kutlay YAĞMUR

Babylon- Kültür Çalışmaları Bölümü Tilburg Üniversitesi Öğretim Üyesi, Hollanda

TASAM tarafından düzenlenen Dünya Türk Forumunun en önemli vurgusu yaratıcı düşüncenin ışığında yaratılacak olan ortak enerji ile yeni açılımların planlanacak olmasıydı. Dünya’nın dört bir yanından Türkçe konuşan halkların temsilcileri kendi yörelerindeki sorunları dile getirirken, bir kısmı da kapsamlı çözüm önerileri sundu. Ülkü birliğinin yanı sıra eylem birliği de vurgulandı.

Başkurtlardan Kırgızlara, Doğu Türkistan’dan ABD’deki Türklere kadar irili ufaklı birçok Türkçe konuşan halkın temsilcisi mevcut konumlarını ve geleceğe ilişkin beklentilerini aktardılar. TASAM’ın yöneticileri uzak görüşlülük sahibi bir yaklaşımla, yerkürede Türkçe konuşan her gruba ulaşmanın gururunu yaşadılar. Batı Avrupa’da yaşayan beş milyon Türk göçmen ise daha çok politik düzeyde temsil edildi. Bunun faydaları elbette tartışılamayacak kadar fazladır. Ancak Batı Avrupa’nın mevcut koşullarıyla ilgili farklı seslerin daha fazla duyulması gerekmektedir. Türkçe konuşamayan Türk soyluların bir iki kuşak içerisinde Türklük algılarında azalma olacağı gerçeğinin anlaşılması gerekiyor. Türkçe eğitimi sadece Türk kimliğinin yaşatılması için değil, Batı Avrupa’da yaşayan Türk varlığının eğitim ve iş dünyasında sağlam bir konuma kavuşması için de çok önemlidir. Bu makalede Türk toplumunun Batı Avrupa’da yaşadığı sosyal dışlanmışlık ve “imaj” sorununun olumlu yönde değiştirilmesi için yapılması gerekenler eğitim bilimci gözüyle tartışmaya açılacaktır.

------------------------------

Türkçe eğitimi sadece Türk kimliğinin yaşatılması için değil, Batı Avrupa’da yaşayan Türk varlığının eğitim ve iş dünyasında sağlam bir konuma kavuşması için de çok önemlidir. Bu makalede Türk toplumunun Batı Avrupa’da yaşadığı sosyal dışlanmışlık ve “imaj” sorununun olumlu yönde değiştirilmesi için yapılması gerekenler eğitim bilimci gözüyle tartışmaya açılacaktır.

Batı Avrupa’da yaşayan beş milyonluk Türk varlığı mevcut konumu ile ciddi sorunlarla karşı karşıyadır. Bu sorunlar çözülmediği sürece bu büyük nüfus niteliksiz kuru kalabalık olmaya olarak kalacaktır. Ancak eğitim alanında uzun vadeli planlı çalışmalar yapılır ise bu önemli nüfus hem yaşadıkları ülkelere ciddi katkılarda bulunacak hem de anavatanları Türkiye’ye çok daha faydalı olacaklardır. Batı Avrupa’da oluşacak nitelikli Türk nüfusu 2 Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ilişkilerini de çok daha olumlu bir yönde geliştirecektir.

Avrupa Birliği Türkiye’ye yaklaşımında “ihtiyatlı” bir yaklaşım sergilemektedir. Bunun siyasi nedenleri bir yana Batı Avrupa’da yaşayan Türklerin eğitim düzeylerinin ve sosyal katılımlarının sınırlı olması bu çekincenin artmasına neden olmaktadır. Gençlerinin büyük bir kısmı düşük eğitimli ve işsiz olan bir Türk varlığı yerine yüksek eğitimli ve donanımlı Türk varlığı olsa idi mevcut koşullar çok daha farklı olurdu.

Yıllardır ihmal edilen can alıcı eğitim sorunları zamanında ele alınsaydı, bugünkü koşullar çok daha farklı olurdu. Ancak “zararın neresinden dönülürse kârdır” düşüncesiyle hareket ederek çözüm önerileri sürekli dile getirilmelidir. TASAM’ın yarattığı düşünce platformunda belki bu öneriler ciddi eylem planlarına dönüşebilir umuduyla çözüm önerileri mutlaka tartışılmalıdır. Bu makalede Hollanda ve Almanya genelinden yola çıkarak Batı Avrupa’da Türk çocuklarının eğitimine ilişkin saptamalarda bulunulacak ve mevcut sorunların özünde dil etkeninin olduğu tartışılacaktır.

Yanlış Teşhis – Yanlış İlaç

Hastalığa yanlış teşhis koyan doktor yanlış ilaç verecektir. Türk göçmen çocuklarının durumunu bu eğretileme (metafor) çok iyi anlatmaktadır. Anadili dışında bir dilin konuşulduğu ortamlarda büyüyen tüm çocuklar gibi Türk göçmen çocukları da Türkçe edinim sürecini tamamlamadan ikinci bir dilin derin havuzuna atılmaktadırlar. Bu çocuklara uygulanan modelin adı “ister boğul, ister yüz” diye tanımlanabilecek olan “submersion” eğitim modelidir.

Çocuk hiç bilmediği bir dilde eğitime tabi tutulmakta ve çocuğun dili kendi kendine öğrenmesi beklenmektedir. Bu ilkel yöntem Batı Avrupa’da ağırlıklı olarak kullanılan eğitim şeklidir. Kullanılan ders araç gereçleri göçmen çocuklarının ihtiyaçlarını karşılamaktan çok uzaktır. Aynı şekilde bu sınıflarda ders veren öğretmenler de anadili Almanca veya Hollandaca olmayan çocuklara ne tür didaktik yöntemlerle yaklaşacağı konusunda hiçbir özel eğitim almamış öğretmenlerdir. Anadili Almanca olan çocuklara nasıl eğitim veriyorlarsa Türk göçmen çocuklarına da aynı şekilde dil öğretmeye çalışmaktadırlar.

Bu durumun doğal sonucu birçok göçmen 3 çocuğunun bir süre sonra “öğrenme zorluğu var” yaftalaması ile öğrenme güçlüğüne sahip ve zihinsel becerileri çok düşük çocukların gönderildiği özel okullara gönderilmesi oluyor. Bu tür çocukların Hollanda ve Almanya’daki oranı çok yüksektir. İşin özünde ise bu tür okullara giden çocukların hiçbir zihinsel sorunu olmadığı gerçeği vardır.

Göçmen çocuklarının Almanca veya Hollandaca dilinde yeterli gelişim düzeyine sahip olmamaları onların öğretmenleri tarafından “sorunlu” olarak görülmesine yeterli olmaktadır. Atfedilen “sorun” doğrultusunda özel testlere tabi tutulan öğrenciler kullanılan testlerin kültürel yanlılığından ve dil becerisi gerektirmesinden dolayı da öğretmenin teşhisini destekler nitelikte sonuçlar alınmaktadır.

Kurumsal testlerle yaftalanan göçmen çocukları çok farklı bir eğitim kanalına yönlendirilmekte ve uzun vadede bu kanaldan çıksalar bile çok ciddi zaman kaybı ve psikolojik yıkım yaşamış olmaktadırlar. Tüm bu sorunların özünde dil öğrenimi ve edinimi arasındaki farkı bilmeyen sözüm ona uzmanların yanlış tutumları yatmaktadır. Anadili Almanca olmayan bir Türk çocuğunu havuz modeli eğitime tabi tutmak bu çocukları bile bile başarısızlığa mahkûm etmektir. Bu tür çocukların mutlaka iki dilli eğitime tabi tutulması gerekmektedir. Ancak iki dilli eğitim özel hazırlanmış ders araç gereçleri ve iki dilli donanımlı öğretmenler gerektirdiği için Batı Avrupalı eğitim kurumları kesinlikle bu yola başvurmamaktadır çünkü bu tür eğitim için ciddi maddi kaynak gereklidir.

Göçmen çocukları için para harcama gereği duymayan zihniyet bu çocukları eğitim yaşamlarının daha başında başarısızlığa mahkûm etmektedirler. Kendi hatalarını örtbas etmek için de göçmen aileleri ve çocuklarını suçlamak en kolay yöntem olmaktadır. Göçmen ailelere çocuklarının eğitimde başarısız olmalarının en önemli nedenini evde Türkçe konuşuyor olmaları olarak göstermektedirler. Kendi çocuklarına İngilizce öğretmek için çabalayan Alman veya Hollandalı velilerin çabalarını destekleyen eğitim kurumları Türk çocuklarının iki dilliliğini bir “sorun” gibi göstermeye çalışmaktadırlar. Konunun özünde kendi uyguladıkları yanlış eğitim politikaları olduğu gerçeğini saklamak için Türk annebabalara “evde Türkçe konuşmamaları” sadece Almanca konuşmaları öğütlenmektedir.

Bu durum, bazı velilerin kırık dökük Almanca veya Hollandacaları ile çocuklarıyla eksik iletişim kurmalarına yol açmaktadır. Dil sadece iletişimi sağlamaz aynı zamanda çocukların duygusal gelişimi için de çok önemlidir. Eksik iletişim çocuğun duygusal 4 gelişimini de eksik bırakmaktadır. Bu gerçeği bildiği halde görmezden gelen eğitimcilerin dürtülerini anlamak mümkün değildir. Doğru Teşhis – Doğru Çözüm İki dillilikle ilgili alan yazın incelendiğinde karşımıza çıkan en çarpıcı gerçek, anadilinde belli bir beceri seviyesine ulaşamamış çocukların ikinci dil öğreniminde başarısız olacağı şeklindedir.

Anadili becerileri gelişmiş olan çocukların ikinci dili çok daha hızlı ve etkin bir şekilde öğrendikleri araştırma sonuçları ile somut bir veridir. İki dillilik alan yazınında birçok eser vermiş olan Jim Cummins’in kuram ve tezleri doğrultusunda anadili ve ikinci dil arasındaki ilişkiyi tartışıp, Almanya’nın Duisburg kentinde yapılmış olan geniş kapsamlı bir çalışmanın sonuçlarını sunarak Türkçenin göçmen Türk çocukları açısından önemi gösterilecektir. İki dilliliğin bilişsel beceriler üzerindeki etkisi üzerine en kapsamlı çalışmalardan birisini Kanadalı dilbilimci Jim Cummins yapmıştır.

Cummins (1979) literatürde eşik kuramı olarak bilinen çalışmasıyla iki dilliliğin zihinsel beceriler üzerindeki etkisi konusunda çok farklı bir yaklaşım sunmuştur. 1970’li yıllara kadar iki dilliliğin eğitim çevrelerinde “ciddi bir sorun” olarak algılandığını düşünürsek, Cummins’in araştırma sonuçları yeni bir dönemin başlangıcını oluşturmuştur. Bilişsel becerilerin gelişiminin akademik başarının temeli olduğu her eğitimci tarafından bilinir. Dil gelişimi ve bilişsel gelişim arasındaki ilişki iki dilli çocukların okul başarılarıyla yakından ilgilidir.

Cummins’e göre, iki dilli çocukların bilişsel becerilerinin düzenli gelişebilmesi ve iki dilliliğin zihinsel gelişim üzerinde yapacağı olumlu etkiden faydalanabilmeleri için dilsel beceriler açısından belli bir seviyeye ulaşmaları gereklidir. Bu temel seviye dilsel ve bilişsel bir eşik niteliğindedir. Eşik kuramı dengeli ve baskın iki dilliler arasındaki farkın anlaşılması için önemlidir. Bu kuramda, her biri iki dilli çocuk için farklı sonuçlar ifade eden iki farklı eşik vardır. İki dilliliğin olumsuz etkilerinden kaçınmak için iki dilli bir çocuk her iki dilde de birinci eşiğe ulaşmak zorundadır.

Eşik kuramının daha iyi anlaşılması için Baker’ın (2006) yaptığı gibi görsel bir benzetme ile açıklayalım. Bilişsel becerilerle dilsel becerilerin barındığı üç katlı bir ev düşünelim. Eğer çocuk dilsel beceriler açısından evin 5 birinci katında bulunuyorsa bu çocuğun hem bilişsel becerilerinin hem de dilsel becerilerinin eksiklikler içerdiği düşünülmelidir. Bu seviyede bir çocuk kendisini çok iyi ifade edemeyecek, ileri düzeyde zihinsel işlemler gerektiren işlemleri de yapamayacaktır.

Bu seviyedeki çocuklar kısıtlı iki dilliliğe sahiptirler ve her iki dilde de yaşıtlarına oranla daha geridedirler. Bu durumun çocukların zihinsel gelişimine etkisi çok olumsuzdur. Evin ikinci katında bulunan çocuklar birinci eşiğe ulaşmış olarak nitelenebilirler. Bu seviyedeki iki dilli çocuklar baskın iki dillidirler, yani dillerden birinde yaş grubunun özelliklerine sahiptirler ancak diğer dilde istenilen seviyede değillerdir. Birinci eşiğe ulaşmış olan çocukların zihinsel becerileri yaş grubu ortalamasından fazla bir sapma göstermez, çocuklar olağan bilişsel becerilere sahiptirler.

İki dilliliğin çok olumlu faydalarının elde edilebilmesi ve bilişsel becerilerin en üst seviyede gelişebilmesi için iki dilli çocukların evin üçüncü katına yani ikinci eşiğe ulaşabilmeleri gerekmektedir. Bu aşamadaki çocukları dengeli iki dilli olarak nitelemekteyiz ve iki dilliliğin bu aşamada bilişsel beceriler üzerinde çok olumlu ve güçlendirici etkide bulunduğunu görüyoruz.

Tek dilli çocuklara göre bu seviyedeki çocukların çok daha yaratıcı ve ileri düzeyde zihinsel işlem gerektiren durumlarda çok daha başarılı olduklarını görüyoruz. İki dilli çocuklar açısından ulaşılması gereken beceri düzeyi ikinci eşik seviyesidir. Cummins sonraki çalışmalarında iki dilin gelişiminin bir biriyle bağlantılı olduğu hipotezini öne sürmüş ve bu durum anadili öğretiminin önemini bir kez daha gözler önüne sermiştir.

Developmental interdependence hypothesis olarak bilinen bu kuram ikinci dilde ulaşılacak olan beceri seviyesinin belli oranlarda birinci dildeki beceri seviyesine bağlı olduğunu önermektedir. Diğer bir deyişle, birinci dildeki kavram gelişimi ne kadar zenginse, ikinci dil de o oranda gelişecektir. Bu ilişki her ne kadar farklı çalışmalarla test edilmişse de bu konu üzerinde çok kapsamlı çalışmalar yapılmamıştır. 

Sürecek...

Haber Videosu

Çinde saklanan Türk Piramitleri Moğolistan`da göktürklerden kalma devasa büyüklükte mezar bulundu (42 metre) Read more: http://turkcenindirilishareketi.web.tv/video/mogolistanda-gokturklerden-kalma-devasa-buyuklukte-mezar-bulundu-42-metre__mjjerf4vz8c#ixzz4PLO041Uy


Etiketler:
HABERE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

ÇOK OKUNANLAR