• dolar dolar 3.3645
  • euro euro 3.6278
Whatsapp
Eklenecektir.Vatsap Bildirme
  • HABERLER
  • Türkçe
  • Türk Dünyasında Ortak Konuşma Dili Oluşturulmasında Alfabe ve İmla Sorunları/Elçin İbrahimov
  • 14-11-2016 14:52

Türk Dünyasında Ortak Konuşma Dili Oluşturulmasında Alfabe ve İmla Sorunları/Elçin İbrahimov

Türk Dünyasında Ortak Konuşma Dili Oluşturulmasında Alfabe ve İmla Sorunları/Elçin İbrahimov

Giriş

 

        Türkler tarih boyunca hareketli bir yaşam sürmüşlerdir. Bu hareketli yaşamın içinde zaman zaman yaşadıkları yerleri, mensup oldukları dinleri ve kullandıkları yazı sistemlerini değiştirmişlerdir. Bu süreçte Türkler, yaklaşık on farklı yazı sistemini kullanmışlardır (Anday 1978: 2). Türk toplulukları tarihsel süreçte oldukça geniş bir alana yayıldıkları için zaman içinde her grubun kendi ağız özelliklerinin baskın olduğu birbirinden farklı lehçeler oluşmaya başlamıştır. Yazı dili ise konuşma dilinden farklı olarak daha muhafazakâr olduğu için sözlü dilde yaşanan değişiklikler yazı diline hemen yansımamıştır. Bu yüzden yazı dilindeki değişiklikler konuşma diline göre daha geç zamanlarda olmuştur. Baskakov bir çalışmasında Türkçenin Kaşgar’dan İstanbul’a kadar olan arazide kullanılan ve anlaşılan bir edebî dil olduğunu belirtmektedir (Baskakov 1960: 28). 

 

        Bir dilin, dünyadaki yerini ve değerini belirleyen bazı özellikler vardır. Bunlar resmî dil, diplomasi dili, yazı dili, bilim dili ve özellikle edebiyat dili olması gibi özelliklerdir. Bu ölçütlerin yaygınlığı, eskiliği ve geçerliliği bir dilin diğer diller arasındaki yerini, konumunu, işlevselliğini ve değerini belirler. Türkçe çok eski tarihlerden itibaren yukarıda sayılan bütün özelliklere sahip bir dil konumundadır. Türkçenin sahip olduğu bu özelliklerin tümüne birden sahip olan dillerin sayısı oldukça azdır. Dolayısıyla Türkçe dünya çapında prestijli, yaygın ve işlevselliği yüksek bir dildir (Buran-Alkaya 2011: 11). 

 

        Bu çalışmada, yukarıda zikredilen özellikleriyle tam anlamıyla bir dünya dili olan Türkçenin, Türk halkları arasında ortak bir iletişim dili hâline getirilmesi aşamasında ortaya çıkan alfabe sorunları ve bu sorunların çözümleri üzerinde durulacaktır. 

 

        Ortak İletişim Diline Giden Yolda

 

        Alfabe ve İmla

 

        Türkler için günümüzde ortak iletişim dili oluşturabilmenin bazı aşamaları vardır. Bu aşamalardan alfabe ve imlada birlikteliğin sağlanması meselesi ise oldukça önem arz etmektedir. Alfabe ve imla birliğinin sağlanabilmesi noktasında kilit ülke ise Türkiye’dir. Bugün Türkiye, tüm Türk coğrafyasında kültürel, ticari ve eğitim alanlarında üst düzeyde ilişkiler kurmayı başararak Türkiye-Türkmenistan, Türkiye-Kazakistan, Türkiye-Tataristan, Türkiye-Azerbaycan Türkçeleri arasında bu yollarla iletişim kurulmasını sağlamıştır (Hacıyev 2013: 135). Bununla birlikte, hem en çok Türk nüfusun yaşadığı ülke olması hem Türkiye Türkçesinin Anadolu’daki bin yıla yakın kökleri sayesinde yerleşmiş bir devlet ve bilim diline sahip olması hem de günümüzde kuralları net olarak belirlenmiş ve yerleşmiş bir alfabenin kullanılıyor olması, Türkiye’nin alfabe birliği ve ortak yazı dili mevzularındaki rolünü ortaya koymaktadır.

 

        Aslında alfabe birliği, geçmiş yüzyıllarda uzun bir süreyle sağlanmıştı. İslam dininin kabulüyle birlikte Arap alfabesi de Türklerin kültürel hayatında yer edinmeye başlamıştı. İslamiyet’e geçişlerin başlamasından 3-4 asır sonra ise neredeyse tüm Türk dünyasında Arap alfabesi kullanılmaya başlanmıştı. Ortak alfabe kullanımının sayesinde ise birbirlerinden binlerce kilometre uzaklıkta yaşamalarına ve eserler vermelerine rağmen Ahmed Yesevî, Yunus Emre, Fuzûlî ve Ali Şîr Nevâî gibi isimlerin yazdıkları bütün Müslüman Türk coğrafyasında rahatlıkla okunmuştur. 

 

        Hatta ilerleyen yüzyıllarda, yani lehçeleşmelerin ileri safhalarda olduğu zamanlarda (XIX. asrın ikinci yarısı ve XX. asrın başları) İstanbul’da yazan Namık Kemal, Şamahı’da yazan Mirze Alekber Sabir ve Kazan’da yazan Tukay hem Anadolu’da hem Bakü’de, hem Kazan’da, hem de Taşkent’te rahatlıkla okunuyordu (Hacıyev 2013: 208). Keza Bahçesaray’da çıkan Tercüman gazetesi, Tiflis’te çıkan Molla Nasrettin dergisi İdil ve Ural kıyılarında, Türkistan’da, Kafkasya’da, Anadolu’da, Kırım’da ve başka Türk coğrafyalarında elden ele gezmiştir. 

 

        Azerbaycan’ın önemli fikir adamı ve yazarı, Molla Nasrettin dergisinin kurucusu Celil Memedkuluzade “... Bizim dilcilerimiz edebi, akademik dil arayışında oldukları zamanlarda bile Molla Nasrettin dergisi açık ve basit Türkçesiyle kısa zamanda herkes tarafında beğenilen ve okunan bir dergi olmakla kalmadı, Kür, Araz nehirlerini de geçerek Hazar ve Kara deryaları da vurup Türkiye’ye ve Türkistan’a oradan da uçarak Kafkas Dağlarını aşarak Kırım’a ve diğer Türk ülkelerine geçti...” demektedir (Hacıyev 2013: 208).  

 

        Bu konu hakkında belirtilmesi gereken bir husus daha vardır. 7 Nisan 1906 tarihinde ilk sayısı çıkan Molla Nasrettin dergisinin editörü şöyle demektedir: “Birlikte Kafkas Türkleri için genelde bir dil konusunda anlaşmaya varmamışlardır. Peki Osmanlı Türkleri, peki Kırım ve Kazan Tatarları, peki Türkistan Türkleri ve Özbekistan, peki İran’da yaşayan Azeriler? Peki, biz bunu itiraf ediyoruz ki evvel ve sonda ilelebet Türkler için edebî dile ve imlaya, alfabeye çok büyük gerek vardır. Tüm varlığımızla inanıyoruz ki bir ortak bir alfabe esasında bir ortak konuşma dili vücuda gelecektir.” (Hacıyev 2013: 209).  

 

        Burada dikkat edilmesi gereken en önemli konu Azerbaycanlı bir aydının daha 1906 senesinde Türkler için gelecekte ortak bir konuşma dilinin var olacağına inanmış olmasıdır. Rus İmparatorluğu’nun egemenliği ve baskısı altında olunan bir dönemde onun zulmü altında sıkılan ve ezilen Türk yazarının umutla ve inançla söylediği sözü, bugün bağımsız Türk devletlerinin aydınları tartışmakta, hatta bazı aydınlar bunu dile getirmeye çekinmekte ve karşı durmaktadırlar.

 

        Arap alfabesiyle yazılan metinlerde ortak kelimeler herkes tarafından aynı şekilde yazılmış, ancak herkes kendi dil kurallarına uygun şekilde kullanmıştır. Arap alfabesinin kullanıldığı tarihî Türk lehçeleri metinlerinde bu kurala genel olarak istikrarlı bir şekilde uyulmuştur. Ancak, bu alfabenin Türkçeye uygun olup olmadığı da çokça tartışma konusu olmuştur. Hatice Şirin User, bu konuyla ilgili olarak Arap alfabesindeki ünlü harflerin eksikliğinin fazlaca eş yazılılığa sebep olduğunu ve bununla birlikte Arap alfabesinin Türkçenin ünlü kadrosunu yansıtamamasından dolayı da Türk toplumlarında okuma yazma oranlarının yüzyıllar boyunca hep düşük kaldığını belirtmektedir (Şirin User 2015: 98). 

 

        Ortak alfabe çevresinden dışarıda kalan Türk lehçelerinde ise farklılaşma daha ileri boyutlara ulaşmıştır. Örneğin yazı dili olma süreçleri geç zamanlara kalmış olan Sibirya Türklerinin bugün kullandıkları lehçelerde şüphesiz ki bunun etkisi vardır. Sibirya’daki Türk boylarının kullandıkları alfabeler konusunda ise Fatih Kirişçioğlu şöyle demektedir (Kirişçioğlu 2004: 9)

 

        “Yazılı edebiyat geleneği olmayan Sibirya’daki Türk boylarından Sahalar, Türk Dünyasında Latin alfabesini ilk kullanan (1917) boy olmakla birlikte dört kez alfabe değiştirmişlerdir. Tuvalılar ise uzun müddet Moğol alfabesini kullanmışlar, 1930’da Latin alfabesini kullanmaya başlamışlar, 1941 yılında da Kiril alfabesini kabul etmişlerdir. Benzeri durum Altaylılar ve Hakaslılar için de geçerlidir.”

 

        Ortak iletişim dilinin oluşturulması bütün Türk toplulukları tarafından anlaşılabilen tek bir alfabe ve lehçe aracılığıyla sağlanabilir (Ercilasun 1992: 358). Alfabe birliğinin sağlanması hususunda bir alfabe tipini seçmekle de bu işin tamamlanması mümkün değildir. Mesela, bugün Kiril alfabesinden çıkan Türklerin bir kısmı Latin alfabesini kabul etmiştir. Ancak, bu alfabeler bazı özellikleriyle birbirinden farklıdır. Aynı ses için aynı harfi kullanmak alfabe birliğinin üzerinde en çok durulması gereken hususudur. Ancak 1991 sonrasında Latin alfabesine geçen Türk toplulukları, Sovyetler dönemindeki durumu, yani aynı alfabede aynı seslerin bazılarını farklı şekillerle gösterme durumunu devam ettirmektedirler. 

 

        1940 yılında kullanılmaya başlanan Kiril alfabeleri her cumhuriyet için ayrı ayrı karakterler göz önüne alınarak hazırlanmıştır. Bu, Rusların özel tercihine dayanıyordu. Paralel karakterler kullanılmış olsaydı; o zaman Türk boyları değişik lehçelerde yazılmış metinleri, en azından ortak öğeler söz konusu olduğunda, çok kolay anlayabilirlerdi. Ancak alfabe örüntüsündeki karışıklık, şuuraltındaki hızlı çağrışıma engel oluyordu. Kiril alfabesi, ayrıca Türkçe için gerekmeyen “E e”, “Ё ё”, “Я я”, “Ю ю” (“Ye ye”, “Yo yo”, “Ya ya”, “Yu yu”) gibi ikili karakteri gösteren harflere sahipti. Bu şekilde yapılan tercihler, aynı milletin çocuklarını birbirinden uzaklaştırmayı amaçlayan özel bir tasarımın ürünü ve planlaştırılmış bir politikanın devamı ve uygulamasıydı.

 

        Rusların Türk dünyasını parçalara ayırma politikasından en başarılı olduğu her topluluğa farklı Kiril alfabesini zorunlu kılma metoduyla ilgili bir iki örnek vermek yerinde olacaktır. Mesela, Azerbaycan’da /c/ sesi, Kiril alfabesindeki –ч- (ç) harfine kuyruk koyularak -ҹ- ile, Özbekstan’da -ж- (j) ile, Türkmenistan’da -j- harfine kuyruk koyma yoluyla -җ- ile gösterilmiştir. Azerbaycan Türkçesinde /ğ/ sesi Kiril alfabesindeki -г- (q) harfine kuyruk koyularak -ӻ ile gösterilmiştir. Kumuk Türkleri ise -г- (q) harfiyle Rusların kendilerine özgü bir işaretini birleştirmesiyle ortaya çıkan -гь- harfini kullanmışlardır. Yahut Rusçada iki sesi ifade “ц-ts, я-ya, ю-yu” harfleri de Türklerin alfabelerine dâhil edilmişti1. Bundan dolayı da Türkler kendilerini çok zorlukla anlıyorlardı. Aynı zamanda Türk lehçelerinden birini bilen bir yabancı diğer Türk lehçelerini yazıdan okurken zorlanıyordu (Hacıyev 2013: 211).

 

        1991 Sonrasında Ortak Alfabeye Yönelik

 

        Çalışmalar ve Son Durum

 

        1991 ve hemen sonrasındaki yıllarda dil alanında Türkiye ve Türk cumhuriyetlerinde önemli görüşmeler ve heyecanlı tartışmalar yapılmıştır. 1991 yılında Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü tarafından “Milletlerarası Çağdaş Türk Alfabeleri Sempozyumu” düzenlenmiştir. Bu sempozyuma katılan delegeler Türk lehçeleri için tavsiye edilen 34 harfli ortak alfabeye imza atmışlardır. Bu alfabe, Türkiye Türkçesinde kullanılan Latin temelli alfabeye beş harfin daha ilâve edilmesiyle oluşturulur. İlâve harfler büyüklü ve küçüklü olarak şunlardır: 

 

        “Ä ä”, “Ñ ñ”, “X x”, “Q q”, “W w”

 

        Bu toplantılar ve tartışmalar meyvesini vermeye başlamış ve değişik zamanlarda Azerbaycan, Türkmenistan ve Özbekistan kademeli olarak Lâtin alfabesine geçmeyi kararlaştırmışlardır (Kara 2007).

 

        Azerbaycan, Türkmenistan ve Özbekistan’ın dışında şu ana kadar Gagavuzlar, Karakalpaklar, Kırım ve Kazan Tatarları da Lâtin alfabesine geçme kararı almışlardır. Ancak 2002 yılında Duma’nın aldığı karar mecliste onaylanıp kanun hâline gelince Kazan Tatarlarının alfabe değiştirme girişimi engellenmiştir. Çıkarılan kanuna göre, Rusya Federasyonu içindeki bütün halklar ana dillerini yazarken Kiril esaslı kendi alfabelerini kullanmak zorunda kalmışlardır.

 

        Dil ve alfabe konusunda ortak bir paydada buluşmamızı sağlamak amacıyla ilişkiler her alanda geliştirilmelidir. Daha önce bilimsel toplantılarda ortaya çıkan görüş birliğine paralel şekilde 34 harfli çerçeve alfabe gibi kararlar hayata geçirilmelidir. Bu hususta Türkiye de dâhil ülkelerin kendi alfabelerini koruma dirençleri gözlenmektedir. Bu konuda örnek bir davranış sergileyebiliriz, alfabemizde esasen ihtiyaç bulunan iki harfin eklenmesini yeniden düşünebiliriz. Ortak eğitim kitapları, tarih, dil ve edebiyat konularında alınan birçok kararın temenni mahiyetinde kalmış olması, gerçekçi ve kalıcı atılımların yapılmaması büyük bir handikaptır.

 

        Azerbaycanlıların ve Türkmenlerin alfabe değişikliğini hızlıca benimseyip hayata geçirmelerinde uzun yıllardır Latin alfabesi kullanan Türkiye Türklerinin Oğuz soyundan gelmeleri etkili olmuş olabilir. Bu konuyla ilgili olarak Erdal Şahin “Türkiye Türkçesi ile birlikte Oğuz grubu içinde yer alan, dil bilgisi kuralları ve söz varlığı bakımlarından birbirilerine çok yakın olan Azerbaycan Türkçesi, Türkmen Türkçesi ve Gagavuz Türkçesinin Latin alfabesiyle yazılmaya başlanmasıyla yazı birliği, en azından Türk dilinin Oğuz grubunda daha 90’lı yıllarda sağlanmış bulunmaktadır (Şahin 2013: 454). 

 

        Bu bakımdan Latin alfabesine geçmekte istekli olan Kazaklara Latin alfabesinin kabulü konusunda gerekli desteğin sağlanması gerekir. Çünkü onlar Latin alfabesine geçtiklerinde yine Kıpçak soyundan gelen Kırgızların Latin alfabesine geçişi daha erken ve kolay olacaktır. Öte yandan Kazaklar Latin alfabesine tam olarak geçerlerse, Kiril alfabesi kullanan tek Türk cumhuriyeti olarak Kırgızistan kalacaktır. Bu durum da onları Latin alfabesine geçmeye teşvik edecek hususlardan olacaktır. 

 

        Kazakistan, Türkiye Türklerinin kullandığı 29 harfe ilave olarak yeni kabul edeceği alfabeye 34 harfli ortak Türk alfabesinden “Ä ä”, “Ñ ñ”, “Q q”, “X x”, “W w” harflerini ekleyebilir. Rusça kelimelerde “V v”, Türkçe kelimelerde ise “W w” harfini kullanabilirler. Kiril’den Latin’e geçişte siyasi iradeyi yönlendirenler; dilbilimcilerin görüşlerine itibar etmeli, karar verirken kendilerine sunulan raporlardaki bilimsel ölçütleri mutlaka göz önünde bulundurmalıdırlar. Türk cumhuriyetlerinin yetkilileri, Rusya’nın yapmaya çalıştığı şekilde bir tercihle hareket etmeyip; tam aksine ihtiyaç duydukları birkaç harfi 34 harfli alfabeden ilave etmekle birlikte aynı karakterleri kullanarak şuur altını harekete geçirip dilde yakınlaşmayı doğurabilecek paralel kodların kullanılmasına özen göstermelidirler.

 

        Türkmenistan ve Özbekistan’da şu anda kullanılmakta olan Latin alfabeleri bu bakımdan biraz karmaşıktır. Yukarıda verdiğimiz örneklerdeki gibi farklı kodla gösterilmiş olan aynı karakterlerin bütün metin örgüsü içinde var olduğunu düşündüğümüzde, Türk lehçeleriyle yazılmış metinlerin işaretlerin arkasına gizlenmesiyle Türkler arasında anlaşma birkaç adım daha zorlaşmış olacaktır. Türkmenistan ve Özbekistan’ın farklı kod tercihlerinden vazgeçip gerekli düzeltmeleri yapmaları bu yüzden önemli bir adım olacaktır. Nitekim Türkmenistan, bu anlamda daha önce 34 harfli ortak Türk alfabesinin dışında kabul ettiği bazı karakterleri sonradan düzeltmiştir.

 

        Sonuç

 

        Türk halkları arasında ortak konuşma dili için gerekli olan ilk adım ortak alfabe kullanımının sağlamlaştırılmasıdır. Ortak iletişim dili oluşturmak için bugün alfabe ve imla konusunda alınması gereken önlemleri şu şekilde sıralayabiliriz:

 

        Öncelikle yapılması gereken ilk ve önemli iş, bütün Türk soylu halkların ortak bir alfabeye geçmesidir. Bilgisayar ve iletişim teknolojileri Latin alfabesine dayalı olarak geliştiğine göre bütün Türk soylu halkların en kısa zamanda ortak bir Latin alfabesine geçişi sağlanmalıdır. Bu ortak Latin alfabesinde Türk lehçelerindeki ortak sesler için ortak harfler kullanılmalıdır. Bu alfabe mümkün olduğu kadar pratik ve kolay olmalıdır. Bu alfabede bütün Türk lehçeleri için gerekli olan işaretler belirtilmelidir.

 

         Bu alfabenin bütün Türk halklarına öğretilmesi ve alfabenin etkin olarak kullanılması için dilcilerin ve edebiyatçıların üzerine önemli görevler düşmektedir. Dilcilerin ortaya koyacağı alfabe taslağını edebiyatçılar ürettikleri eserlerde kullanarak yaygınlaşmayı hızlandıracaklardır.

 

        Yeni oluşturulacak alfabenin, siyasi ve diplomatik kurum ve kuruluşlarda kullanılacağı da göz önünde tutularak konunun Türk devletlerinin hükumetleri düzeyinde ortaya atılması net sonuçların ortaya çıkmasına olanak sağlamış olacaktır. 

 

        Okul kitaplarında her Türk lehçesinden parçalar hem özgün hem de aktarılmış şekilleriyle kabul edilmiş olan alfabeyle yer almalıdır. Türk dilli halkların şair ve yazarlarının eserleri diğer lehçelerde de yayımlanmalıdır.

 

        Ortak iletişim dili üzerine araştırmalar, çalışmalar yapmak üzere Türk cumhuriyetlerindeki dil enstitülerinin, dil kurumlarının desteğiyle uluslararası araştırma enstitüsü kurulmalıdır. Bu enstitüde Türk dünyası ortak iletişim dilinin söz varlığı, terimleri üzerine çalışmalar öncelikli olarak yürütülmelidir.

 

        Türk halkları arasında ortak iletişim dilinin oluşturulması için sürekli Türk Dil Kurultaylarının düzenlenmesi yeniden canlandırılmalı, her yıl bir Türk cumhuriyetinde yapılmalıdır. Kurultaylarda ortak iletişim dilinin oluşma şartları tüm incelikleri ile ele alınmalı, gelişmeler izlenmeli, sorunlar çözümlenmelidir. Bu kurultaylarda zaman içerisinde ortaya çıkabilecek durumlarla ilgili olarak ortak çözüm yolları yürürlüğe konulmalıdır.

 

        Türk dünyasının “dilde, fikirde, işte birliği”nin sağlanması düşüncesini dile getiren ünlü Türk fikir adamı Gaspıralı İsmail Bey’in büyük ülküsünün gerçekleştirilmesi için gerekli olan siyasi, kültürel ve teknolojik şartlar bugün en üst düzeydedir. Bugün Türk dünyasının dilde birliğinin temel anahtarı alfabedir. Alfabede birlik sağlanamazsa ortak konuşma (iletişim) dili ortaya çıkamaz. Yapılacak bu çalışmalarla ortak iletişim dilinin oluşturulması alfabe birliğinin ve söz varlığının etkisi ile sağlanacaktır.

 

        Öte yandan şu ana kadar bu bölgelerde okullar açılmış, ticari ve ekonomik ilişkiler yavaş da olsa derinleşmeye başlamıştır. Bu aşamada yapılması gereken en önemli iş; daha önce buralarda eğitim hizmetinde, ticari ve ekonomik hizmetlerde bulunmuş olanlarla iletişim kurarak doğru atılan temellerin üstüne bina kurmaya devam etmektir. Yeni ilişkilerde zorluklar her zaman baş gösterecektir. Ancak karşılıklı sevgi, anlaşma, dayanışma ve yardımlaşma gibi değerler iyi temsil edilirse Türk dünyasının geleceği daha aydınlık olacaktır.



Etiketler:
HABERE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

ÇOK OKUNANLAR