• dolar dolar 3.4283
  • euro euro 3.6749
Whatsapp
Eklenecektir.Vatsap Bildirme
  • 17-10-2016 20:11

"Türkçenin Yozlaşması" Suat Özer



TÜRKÇENİN YOZLAŞMASI - TANITI (TABELA) KİRLİLİĞİ

SUAT ÖZER

Türkçemizin ne denli yozlaştığını, kirlendiğini, bozulduğunu artık anlamayan ve dillendirmeyen kalmamıştır. Herkesin bildiği bu acı ve yalın gerçeği uzaktan izlemeyi bırakıp akıntıya karşı kürek çekmek, olanaksız denilenleri başarmaya girişmek ise Türkçenin Diriliş Hareketinin görevi, önceliği ve önderliği olmuştur. Çetin işleri başarmaya soyunmak kolay değildir ancak nasıl ki Atatürk’ümüz “kolay değil” diye ülkülerinden vazgeçmemişse bizler de bu çetin ödevimizden kesinlikle vazgeçmeyeceğiz!

Çöplerle, atıklarla dolu bir gölde yüzülemeyeceği gibi “sözcük çöpleri” ile dolu bir dilde de arılık ve duruluk aranamaz, bu dille ulusal birlik sağlanamaz. Dilde özleşme, durulaşma bu nedenle çok önemlidir. Özleşmenin kısırlaşma anlamına gelmemesi için her alanda sözcük türetimine ya da diriltilmesine ağırlık ve öncelik vermek en önemli ilkemiz olmalıdır. Türkçemizin milyonlarca sözcük türetebilme özgücü (potansiyeli) taşıdığı bilimsel olarak kanıtlanmış bir olgudur. Bireysel ve toplumsal olarak beynimizi bu konularda daha fazla yorma zamanı çoktan gelmiştir, geçmektedir…

Bu betiği (kitabı) alarak okuyan siz saygıdeğer Türkçe gönüllüsüne, dilimiz ve ülkemiz için duyduğunuz kaygı ve taşıdığınız üstün sorumluluk duygusu için en derin saygılarımızı sunarız. Olayların akışına seyirci kalmayı bırakıp sorumluluk üstlendiğiniz için, “Bu soylu yürüyüşte ben de varım.” dediğiniz için sizi yürekten kutlarız…

Bu kutlu yürüyüşte bizimle birlikte yol alan gençlerimizi ve çocuklarımızı özel olarak alkışlıyor ve onları baş tacı ediyoruz çünkü Türkçemizi geleceğe taşıyacak olanlar onlardır. “Adını ben verdim, yaşını Allah versin!” diyen Dede Korkut’umuz gibi adını biz verdik, yaşını sizler verin!” diyerek Türkçenin Diriliş Hareketini gençlerimizin ve çocuklarımızın koruyucu ve sevecen ellerine ve ışıltılı beyinlerine teslim ediyoruz…

DİL GÖRÜŞÜMÜZ

Türk demek Türkçe demektir. Bu yalın gerçeği algılatmak, insanlarımızı bilinçlendirmek ve yetişecek yeni kuşakları dil kirlenmesine karşı uyanık tutmak Türkçenin Diriliş Hareketinin ana görevidir. Yaşam kaynağımız ve varlık nedenimiz olan güzel Türkçemiz çağdaş bilimsel ölçütler ve ulusal bilinç çerçevesinde korunmalı, geliştirilmeli ve tüm dünyaya tanıtılmalıdır. Diline ve ülkesine saygı duyan herkesin, kendisinden başlayarak bilinçlenme; arkadaşlarından ve ailesinden başlayarak ise bilinçlendirme gereksinimi ve görevi vardır.

Yabancı dil öğrenmek son derece doğaldır ve gelişen dünyamızda da kaçınılmazdır. Ancak herhangi bir yabancı dilde eğitim yapmak, yabancı tanıtılara saplanıp kalmak, televizyonlarda doğrudan yabancı dil ile tanıtımlar (reklamlar) yapılmasına olanak tanımak, sanal ortamda sözcüklerimizi bozarak yazı yazmak, kişilere ve yerleşim yerlerine Türkçe dışında adlar koymak ilkelerimize terstir. Dilimiz bilimsel, toplumsal ve gündelik her türlü alanda en etkili biçimde kullanılmalı ve özendirilmeli; yıkıcı ve bozucu kullanımlar ise yasalar yoluyla en etkili biçimde denetlenmeli, kısıtlanmalı ve önlenmelidir. Türkçemiz yeniden özenilen, üstüne titrenilen gözbebeğimiz konumuna yükseltilmelidir.

Türkçemizin her yabancı sözcükle baş edebilecek özgücü (potansiyeli) ve yeterliliği vardır. Asıl önemli olan bizim bu gücü kendimizde görüp görmediğimizdir. Yenilgiyi benimseyerek sinip sinmediğimizdir. Bu tükeniş sürecine “dur” deyip demediğimizdir. Bireysel ve ulusal anlamda bu siliniş sürecine baş kaldırıp kaldırmadığımızdır! “Bu kutlu yürüyüşte ben de varım.” diyerek bizim yanımızda yer alıp almadığınızdır… Türkçemizin yazgısını değiştirmede üzerimize düşen sorumluluk ile geleceğimize yön vermeye kararlı olup olmadığımızdır… Sorunun Türkçemizde değil, bizlerin yüreğinde ve bilinç düzeyinde olduğunu görüp görmediğimizdir…

Bireysel olarak kendinize sorunuz: “Benim Türkçemiz için savaşacak gücüm ve kararlılığım var mı? Benim her ne pahasına olursa olsun bilinçlenmeye ve bilinçlendirmeye ayıracak zamanım, gücüm, özgücüm (potansiyelim) ve inancım var mı? Benim, sömürgecilerin dil oyunlarını görerek bunları bozacak ulusal bilincim ve duyarlılığım var mı?” Vereceğiniz yanıt Türkçemizin yazgısında doğrudan belirleyici olacaktır. Vereceğiniz yanıt bundan sonraki yüzyıllarda Türkçemizin ne durumda olacağının en kesin yanıtı olacaktır… “Dilimizi ulusumuzun inancı ve kararlılığı kurtaracaktır.” dememiz bundandır.

Bu amaçlar doğrultusunda; Atatürk'ümüzün başlatmış olduğu ancak yarıda kalmış olan dil devrimi, ara verilmeksizin sürdürülmeli ve kesin sonuç elde edilinceye kadar kararlılıkla yürünmelidir. Bunları sağlamak üzere; dilimizdeki tüm yabancı sözcükler için hem uzmanlarca hem de halkımızca Türkçe karşılıklar aranmalı ve bulunan yeni karşılıklar; yazarlar, sanatçılar, ünlüler ve aydınlar yoluyla toplum yaşamına hızla yansıtılmalı ve sanal ortamın iletişim gücünden doruk ölçüde yararlanılmalıdır. Bulunan yeni sözcüklerin sözlükler içerisinde küflenip gitmesine kesinlikle izin verilmemelidir…

Dilimize giren bir yabancı sözcüğün hangi dilden geldiğinin, kökeninin ne olduğunun hafifletici ya da bağışlatıcı bir yanı yoktur. Söz konusu yabancı sözcüğün; dilimizde ne kadar uzun süredir kullanıldığı, ne kadar geniş kullanım alanı olduğu ve hangi alanlarda kullanıldığı da “değiştirilebilme ölçütü” açısından önemsizdir. Yabancı bir sözcüğün Arapçadan, Farsçadan, İngilizceden ya da Fransızcadan dilimize girmiş olması bizim için aynı anlama gelmektedir. Aralarında fark yoktur çünkü sonuçta hepsi “bize yabancıdır”. Küçükken annelerimizin bize öğütlediği “yabancılara karşı uyanık ol” ilkesini dil konusuna da uyarlamakta yarar var… Yabancı sözcüklere karşı uyanık olalım… Arapça ve Farsça sözcükleri daha uzun yıllar boyunca kullanmış olmamız o sözcüklere karşı bizi biraz daha koruyucu, kollayıcı yapsa da, bu yanlıştır. Geçmişte atalarımızın Türkçemize pek önem vermediği ve dilimizin kirlenmesine seyirci kaldıkları anlaşılmaktadır. Bu yanlışı bizlerin de sürdürmesi beklenmemelidir!..

Öne sürüldüğü gibi evrensel dil diye bir olgu yoktur, evrensel olma çabasında olan diller vardır. Evrensel bir dil olduğu sanısı sömürgecilerin dayatmasıdır ve bir “algı yönetiminden” başka bir şey değildir. Bu öyle güçlü ve ustaca yapılan bir algı yönetimidir ki sonucunda dünya bireyleri “kendi diline satkın, sömürgenlerin diline tutkun” oluverir. (Satkın: hain, satıcı, düşman)

Bütün sömürgeci ülkelerin tarih boyunca yaptığı ilk iş; sömürdüğü ülkelere kendi dilini zorla dayatmak, girdiği her ülkede kendi okullarını açmak ve sömürdüğü ülkelerde kendi dilinin evrensel dil olduğunu yutturmaya çalışmaktır. Kenya’nın kurucu Devlet Başkanı Jomo Kenyatta; “Avrupalılar geldiklerinde onların elinde İncil, bizim elimizde ise topraklarımız vardı. Bize gözlerimizi kapatıp dua etmeyi öğrettiler. Gözlerimizi açtığımızda baktık ki İncil bizim elimizde topraklarımız ise onların elindeydi.” diyerek süreci özetlemiştir…

Çağımızda, sömürü ve dayatma gücü diğerlerine göre daha yüksek olan İngiliz dili evrensel dil olma yarışında bir adım öne geçmiş görünmektedir. Gelecek yüzyıllarda da bu yarış sürüp gidecektir ancak yarışta dilden çok ekonomik etkenler “söz söyler” olacaktır. Güçlü olanlar, dillerini de dünyaya dayatmaya çalışacaktır. Kendi dillerini üstün ve erişilmez, başka dilleri güçsüz ve çapsız sayacaklardır! Bu tuzaklara düşmeyenler yaşayacak, düşenler yok olacaktır.  Bu da demek oluyor ki Türkçemizin yaşaması için güçlü bir Türkiye’ye ve birlikte hareket edebilen güçlü bir Türk dünyasına gerek vardır. Güçlü olmak, dayanışma içinde bulunmak, ortak yol ve yöntemler geliştirmek Türk dünyasının ve Türkçenin geleceği için en belirleyici etmenler olacaktır. Sonuç olarak diyebiliriz ki evrensel bir dil yoktur, evrensel olma savında ve yarışında olan diller vardır. Önemli olan bizim bu savlara kanıp kanmadığımızdır!.. 

"Bilim dili İngilizcedir" savı bütünüyle tutarsız ve saçmadır! Latince ve Fransızca olmasa ortada İngilizce diye bir dil bile olmayacakken nasıl olur da bu yeni türemiş dil, bilimin tek yaşam kaynağı ve gücüymüş gibi başımıza kakılabilir? Bilimin tek dili sayıbilimdir (matematik). Dünyanın tüm dilleri ile bilim yapılabilir çünkü orada sözcüklerden çok sayıların ve kavramların gücü konuşur.  Bizler; “Bilim dili İngilizce, sağlık dili Latince, tüze (hukuk/adalet) ve inanç dili Arapça, yazın (edebiyat) dili Farsça, denizcilik dili İtalyanca, sanat dili Fransızcadır.” gibi uydurmalara inanırsak Türkçemize nasıl bir görev, işlev ve yaşam alanı kalabilir?

Sağlık terimleri Latince olmalıdır diyenleri çok duymuşsunuzdur. Oysa Araplar bile sağlık ile ilgili sözleri Latince değil, Arapça kullanmaktadır. Araplar dermatoloji yerine cildiye derler örneğin. Biz niye Türkçe sözcüklerimizi kullanıp yaygınlaştırmayalım? Almanlar da sağlık terimlerini Almancaya çevirmiştir. Biz neden bunu yapamayalım? Türkçemizin birikimi buna fazlasıyla yeter. Bu tür özgüvensiz düşünceler önyargı ve önsanıdan başka bir şey değildir. Eksik olan tek şey ulusal bilinç ve kararlılıktır.

Türkçeleşmiş sanılan yabancı sözcükler Türkçemiz için en önemli sorunlardan biridir. Çok uzun yıllar önce Türkçemizin içine sızmış olan bu sözcükler artık Türkçeleşmiş sanılmakta, dilimizden asla ayıklanamayacakları ve hatta ayıklanmaması gerektiği düşünülmektedir. Türkçeye din etkisiyle giren yabancı sözcüklerin uzun zaman önce dilimize girmiş olması onları Türkçe yapmaz. Kökenleri açıkça bellidir. Anımsatalım ki biz Türkler Müslüman olduk, Arap değil…  

Allah, ibadet, hac gibi dinsel sözcüklerin Arapçadan gelmiş olmasına karşın; peygamber, namaz, abdest gibi dinsel sözcüklerin Farsçadan (İran dili) dilimize girmiş olması şaşırtıcı değil midir? Demek oluyor ki sözcük alışverişi dinsel etkenler kadar kültürel etkenlere de dayanmaktadır. İnsanların bu yöndeki tutumları kesinlikle bilimsel değil duygusaldır. Biz Türkçenin Diriliş Hareketi olarak konuya din açısından değil dil açısından yaklaşıyoruz ve bu çerçevede değerlendirmeler yapıyoruz. Herkesi  de böyle düşünmeye çağırıyoruz çünkü sanıldığı gibi kutsal olan bir dil yoktur. Kutsal olan diller ya da sözcükler değil içeriktir, özdür… Tanrı katında tüm insanlar nasıl değerliyse tüm diller de aynı biçimde değerli ve özeldir.

İnanç söz konusu olduğunda kişiler hangi sözcüklerle ibadet edeceklerine yalnızca kendileri karar vermelidir. Bu, onlarla yüce yaratıcımız arasındaki özel bir konudur. Önemli olan yüce yaratanımızla o yoğun sevgi ve şefkat bağını kurabilmek ve gönlümüzü ardına kadar kutsal değerlere açabilmektir. Arınmış bir yürek ve arınmış bir beyin ile, yalnızca bu kutlu alış-verişe, bu kutlu yükselişe odaklanabilmektir. Bir Mevlana, bir Yunus gibi sözde değil özde iletişim sağlayabilmektir… Özle konuşanın sözle işi kalmaz zaten…

Yaratılanı hoş görelim Yaratan’dan ötürü… Dileyen Allah (Arapça) desin, dileyen Tanrı (Türkçe) desin, dileyen Rab (Aramice - Eski Yahudi dillerinden biri) desin, dileyen God (İngilizce) desin… Dileyen Resul/Nebi (Arapça) desin, dileyen Peygamber (Farsça) desin, dileyen Tanrıelçisi/Yalvaç (Türkçe) desin… Bu yalnızca kişinin kendisini ilgilendirir.      

Bizler bu tür dinsel sözcüklerin dilden ayıklanmasını değil kişilerin bireysel seçimine bırakılması gerektiğini düşünürüz. Bu duygu yüklü alanda bireyler dayatmalara göre değil, kendi iç dünyalarının gereklerine göre en erinçli (huzurlu) olacakları sözcüklerle inançlarını sürdürmelidirler. Bunların dışında kalan tüm yabancı sözcüklerin ise dilimizden kolaylıkla çıkarılabileceğine, sökülüp atılabileceğine inanıyoruz.         

“Kaç yıllık sözcükleri nasıl değiştireceksiniz? Toplum bu sözcüklere alıştı.” sözlerini de çok sık duymuşsunuzdur. Sorun sözcüklere alışmak ya da uzun yıllardır kullanılıyor olması değildir. Sorun, değişime açık olup olmamaktır. Bunun en güzel örneği, çok uzun zamandır kullanılan Arapça sözcüklerin Türkçeleriyle kolayca değiştirilmiş olmasıdır. Dil Devrimi sırasında uzun zamandır kullanılan birçok yabancı sözcük Türkçeleriyle değişmiştir. Örneğin tayyare uçağa, Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Riyaseti Genelkurmay Başkanlığı'na, Ziraat Vekaleti Tarım Bakanlığı'na dönüşmüştür. Bugün Arapçalarını kullanmaya kalksak kimse bizi anlamayacaktır. Demek ki kararlı ve inançlı olursak her yabancı sözcüğü kolayca dilimizden çıkarabiliriz… Başarmamamız için “önyargılarımız dışında” bir neden yoktur.       

Uydurukçuluk suçlaması: Dünya tarihi boyunca türetilen hem Türkçe hem de yabancı bütün sözcükler özünde birer uydurmadır. Uydurulmamış, türetilmemiş bir tek sözcük, bir tek ses yoktur. Seslerle başlayan dil gelişimi sözlere yansımaya başlamış, sözler ve sözcükler dilleri çoğaltmış ve çeşitlendirmiş, dillerin gelişmesiyle zaman içerisinde dil bilgisi denilen bir birikim elde edilmiş ve kurallı türetimler dönemi bu çerçevede sonradan ortaya çıkmıştır. Bir kez daha yineleyelim; dünya üzerinde türetilmemiş, uydurulmamış bir tek sözcük yoktur. Dil denilen olgu, uydurmak ve nesneler ile kavramları anlamlandırmak için vardır zaten. Kurallı bir biçimde yapılan tüm türetimler bizim için doğru, anlamlı ve değerlidir.

Türkçe sözcük türetmeye “uydurma” diyen kişiler ne yazık ki dilbiliminden hiç anlamamakta ya da konuyu bilerek çarpıtmaktadırlar. Sözcükler bal peteğine benzer, içlerine anlam yükleyerek tatlandırmazsanız hepsi kuru bir bal mumu tadı verir. Kurallara aykırı türetimlere hepimiz karşıyız. Sözcük türetmeye bütünüyle karşı olmak ise dilin gelişmesine karşı olmaktır. Bu, dilin ölüm fermanıdır! Sözcük türetmeye karşı olanlar, bilerek ya da bilmeyerek, Türkçenin gelişimini engellemekte, yeni kavram veya aygıtlara ad türetmeyi olanaksız kılmaktadırlar. Bir dil eğer sözcük türeterek yeniliklere ad veremezse, başka dillerden sözcük almak zorunda kalır. Bu durumda sözcük türetmeye karşı olmak, dilin başka dillerce ele geçirilmesine yardımcı olmak demektir. Buna kimsenin hakkı yoktur…

Son olarak şunu eklemek isteriz: Dil yalnızca iletişme alanımız değil yaşama alanımızdır. Varlık nedenimizdir. Kimliğimiz, ekinimiz (kültürümüz), bilgimiz, birikimimizdir. İç dünyamız, özümüz, sığınağımız ve tapınağımızdır… Bizleri bir arada tutan en büyük ortak değerimizdir. Dilimizin çözülmesi, birlik ve bütünlüğümüzün çözülmesi anlamına gelir. Düşünce ve ülkü bütünlüğümüz ancak dilde birlikle sağlanabilir. Dille düşünür, dille konuşur, dille yazar, dille yaşarız. Unutmayalım; dili elinden alınmış bir ulus, usu elinden alınmış bir ulus demektir. Türkçenin dirilişi ise Türklüğün dirilişidir.

Saygılarımızla.

Haber Videosu

Şu izleti de ilgilinizi çekecektir. Bütün Türkler Birleşirse Ne Olur?


HABERE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

ÇOK OKUNANLAR