ABDURRAHİM HEYİT'İN ŞEHADETİ VE BİZE DÜŞENLER...

ABDURRAHİM HEYİT'İN ŞEHADETİ VE BİZE DÜŞENLER...

Her şehadet kutsal bir amaç taşır ve bu dünyada bir karşılık bulamazsa da Allah katında en güzel dereceye sahip olduğu için her şehadet önemlidir, büyüktür.  Ancak bazıları vardır ki milletlerin kaderini değiştirir, Kürşad’ın şehadetinin  bize ikinci Göktürk devletini kazandırdığı gibi. Şimdi de Abdurrahim Heyit’in şehadeti böyle büyük bir umudun kapısını açsın istiyorum. Bu, asla dinmeyecek olan acımızın anlam bulmasını sağlayacaktır.

İlk adımı dün gördük çok şükür. Yüce Türk devleti çin'in nazi kamplarını kapatmasını istedi. Bu geç kalmış ancak yine de Türklük onurumuzu kabartan hareketin, son değil ilk girişim olmasını ümit ediyorum. Daha önce Heyit için en azından bir telefon diplomasisi başlatılmasının, Türkiye' deki önemine ve ilgiye binaen adeta hatır kullanılıp serbest bırakılmasının istenmesi gerektiğini dile getirmiştim fakat bir sonuç alamadım, ve Heyit artık Şehit. Ancak bu şehadetin milletimizde ve dünyada ne kadar büyük bir teessür ile karşılandığı ortadadır. Akabinde Türk devletinden gelen resmi talep, tüm diğer çabalar ile birlikte bunun da bir sonucudur. Heyit'in naçiz bedeni ile ilgili yapılacak bir şey yok ise de ruhunun huzuru için yapılacak çok şey var. Şu an o nazi kamplarında milyonlarca Müslüman Türk ile birlikte  onlarca sanatçı ve bilim insanı var. Ülkemizde Uygur davasını sulandırmaya çalışan yayın kuruluşları elbette faaliyetlerine devam edecektir. Fakat bu yalanlara inanan vatandaşlarımız eminim ki artık durumun ne denli acı boyutlara ulaştığını anladılar. Bu kitleyi ferasete, dava arkadaşlarımı da onlara karşı nezaketi sürdürmeye davet ediyorum. Türk dışişleri bakanlığının bu talepte ısrarı, bu bilinç ve gayret dahilinde gerçekleştirilecek olan diplomatik ziyaretler, neredeyse hiç bir ihracatımızın olmadığı çin ile ticari ilişkilerin gözden geçirilmesi kararının deklerasyonu, atılacak ilk adımlardan bir kaçıdır. 

Buna paralel olarak, ülkemizde zorunlu olarak kalmaya mecbur olan Uygur Türkü öğrencilerin muhtelif sorunlarına da çözümler getirilmesi, Yüce Türk devletinin tarihi misyonuna yakışır bir davranış olacaktır. Bu sorun ve çözüm önerilerinin öncelikli olanları şunlardır:

1. Uygur Türkü öğrencilerin yabancı öğrenci olarak kabul edilmeyip, soy ve din bağımızın bulunduğu bu gençlerimize şimdilik özel bir statü verilmesi. Hiç bir suretle sınır dışı ya da Çin’e iade edilme gibi bir durumun olmayacağından emin olmalarının sağlanması ve nihayetinde Türk vatandaşlığına geçirilmeleri. 
2. Harç ödemelerinden muaf tutulmaları.
3. Yeter miktarda  burs verilmesi.
4. Barınma konusunda çözüm sağlanması.
5. Sağlık hizmetlerinden ücretsiz faydalanmaları.
6. Pasaport süreleri dolduğunda Çin konsolosluklarının zorluk çıkarması, öğrencilerin kaçak duruma düşmelerine karşı önlem alınmalı. (Pasaport süresi dolduğu için okullara kayıt yaptıramayan öğrenciler bulunmaktadır) 
7. Türk dili eğitimlerinin ücretsiz verilmesi.
8. Staj yapmaları konusunda yardımcı olunması.
9. Durumlarına özel, psikolojik ve gelecek planlaması ile ilgili rehberlik hizmeti verilmesi.

Öncelikli problem olan barınma ve iaşeleri Türk milletinin üstün vicdani hassasiyeti ile çeşitli sivil toplum kuruluşlarının yardımı sayesinde geçici de olsa çözülmektedir. Ancak ailelerinin sağlığından dahi emin olamayan bu gençlerimiz, bir sonraki yıl hangi yurtta kalıp, hangi yardımlarla iaşesini sağlayacağından habersiz ve endişelidir. 

Çin devletine savaş açalım demiyoruz. Sadece kardeşlerimizin sorunlarına kayıtsız kalamayacağımızı tüm dünyaya göstermek istiyoruz. 

Heyit'in müzikalitesi, temsil ettiği kültürel değerler, Türk müzik evrenine katkıları, politik temsil kabiliyeti gibi konuları makalelerimde dile getirdim ve getireceğim. 

Ancak; 

...........temiz ruhunun Tanrıdağlarında, Kürşad'ın, Mete'nin, Hoca Ahmet Yesevi'nin, Hacı Bektaş'ın, Yunus'un, Başbuğ Atatük'ün ve  hepsiyle birlikte iki cihan güneşi Peygamber efendimizin huzurunda hikmetler söyleyebilmesi için, öncelikte Uygur davasına sahip çıkılması gerekir. Bu her Türkün, Müslümanın ve insanın öncelikli görevidir. 

Doç. Dr. Erdem ÖZDEMİR

YORUM EKLE