ASYA HUNLARI VE TÜRK DİLİ

ASYA HUNLARI VE TÜRK DİLİ

ASYA HUNLARI VE TÜRK DİLİ

Hunlara ait birçok kelimenin Çince biçimleri farklı bilginler tarafından Türkçe olarak açıklanmıştır. Talat Tekin "Hunların Dili" adlı kitabında bunlardan 17'sini kendi görüşlerini de ekleyerek belirtmiştir. Çince ve Türkçe biçim ve anlamlarıyla bu kelimeler aşağıda gösterilmiştir:

  • çeng-li (gök) tengri (gök, tanrı)
  • ku-tu (oğul) kut(ı) (kut, ilâhî güç; hazretleri)
  • şan-yü/tanhu (geniş ve büyük) tabgu/yabgu (kağan, imparator)
  • king-lu (tören kılıcı) kıngrak (eğri kılıç)
  • yen-çi/yem-çi (hükümdar eşi) eb-çi (eş, zevce)
  • teu-lo (mezar) toplu/tuplu (mezar)
  • tieh-fah (demir) temir (demir)
  • wo-lu-to/ao-tot (karargâh) ordo/ordu (ordu, karargâh)
  • ko-po-çen (kapı muhafızı) kapagçı (kapıcı)
  • pi-te-çen (yazıcı) bitigçi (yazıcı)
  • hsien-çen (ulak) yamçı (ulak)
  • hu-lo-çen (hükümdarı kuşandıran) kurlagçı (kuşandırıcı)
  • ho-la-çen (süvari atlıg/atlag (atlı, süvari)
  • to-po-çen (yaya) tapançı (tabancı)
  • a-çen (sarayın mutfak bölümü) aşçı (aşçı)
  • hu-lo (silâh) kural (silâh)
  • teu-lu/tou-lu (töreye uymak,
  • sadakat) törü/törö (töre, kanun)

(Tekin 1993)

Yukarıdaki sözlerden son dokuzu Tabgaç dönemine (M.S. 338-557) aittir. Çincede r sesi bulunmadığı için Türkçe sözlerdeki r, ya / ile gösterilir veya hiç gösterilmez: çeng-li / tengri, king-lu / kıngrak, wo-lu-to / ordu, teu-lu / törii, tieh-fah / temir.

İl, tuğ, börü gibi Türkçe sözlerin de Çince biçimleri, Hunca kelimeler olarak Çin kaynaklarında yer almaktadır (Kafesoğlu 1996: 57). Çin kaynaklarında geçen Hyung-nu (Hun) kelimelerinin sayısı Pulleyblank'a göre 190'dır. Maenchen-Helfen ise yüzlerce kelimeden bahseder (Tekin 1993: 9). Şu hâlde Çin kaynaklarında açıklanması gereken daha pek çok Hunca söz vardır.

Çin sülâlesi tarihinde, M.S. 329'da geçen bir olay vesilesiyle, Çin karakterleriyle tespit edilmiş iki cümle vardır. Çin sülâlesi tarihi Çin-şu, 10 karakterden oluşan bu cümlelerin (beytin) Hunca olduğunu belirttiği gibi her karakterin Çince anlamını da vermiştir. Olay Çin-şu'da şöyle anlatılmıştır:

"Hükümdar Şi Lo, Hsiung-nu'lara mensup Ho kabilesinden geliyordu. Başka bir Hsiung-nu lideri Liu Yao da Şi Lo'nun rakibi idi. Liu Yao, Kuangçu'nun on birinci yılında (329) ordusu ile geldi ve Lo-yang'ı kuşattı. Şi Lo, hemen Liu Yao ile savaşmak istiyordu. Fakat buyruğu altındaki kumandanların hiçbiri bu fikri uygun bulmadı. Şi Lo, bunun üzerine çok sevdiği ve saydığı Hintli rahip Fo-t'u-teng'e danıştı. Fo-t'u-teng daire biçimindeki bir çanı salladı ve çıkan sese göre Ho dilince şu kehanette bulundu: siu-k'i t'i-li-kang puh-koh kü-t'u-tang Siu-k'i Ho dilinde 'ordu', t'i-li-kang da 'çıkmak' anlamındadır; puh-koh Liu Yao'nun ünvanıdır, kü-t'u-tang da 'tutmak, yakalamak' demektir. Bu sözcükler toplu olarak 'Ordu savaşmak için çıkacak ve Liu Yao'yu tutacak' anlamına gelir." (Tekin 1993: 37).

Hintli rahip Fo-t'u-teng'in Hun dilindeki kehanetini gösteren Çince karakterler iki ünlü Sinolog tarafından aşağıdaki şekilde seslendirilmiştir (Tekin 1993: 40, 53):

Ramstedt'in bulduğu biçim ve anlam şöyledir:

Süke tahkıng (talıkang) bü'güg (ügeg) tutang = Savaşa çıkın, bügüyü t düşman hükümdannı) tutun! (Tekin 1993: 39-40).

Talat Tekin'in bulduğu biçim ve anlam ise şöyledir:

Sü:ke tılıkang bugukgı tuktang = Savaşa çıkın, Buguk'u (küçük geyiği veya liderciği) tutun! (Tekin 1993: 46-53).

Gerek Ramstedt, gerek Tekin Doğu Huncaya ait bu ibarenin 1-r (Bul gar-Çuvaş) Türkçesine ait olduğu görüşündedirler; çünkü Köktürkçedeki taşıkmak (çıkmak) kelimesi burada talıkmak / tılıkmak biçiminde, yani ş yerine / ile geçmektedir (Tekin 1993: 53-55).

Türkler ve Türk dili için bu ibarenin önemini şöyle belirtebiliriz:

1. Çinceleşmiş bir söylenişle de kaydedilmiş olsa, bu iki cümle Türkçe olarak tespit edilmiş bulunan en eski (M.S. 329) cümlelerdir; üstelik keli melerin anlamları da Çince olarak verilmiştir.

2. Hükümdar Şi-lo'nun Hyung-nu'ların Ho boyundan olduğu ve cümlelerin de Ho dilinde söylendiği Çin kaynağında açıkça ifade edilmiştir. Dört kelimelik iki cümle Türkçe olarak okunup açıklanabildiğine göre Hyung nu'ların Türklüğünden de şüphe etmeye gerek yoktur.

3. Hükümdar Şi-lo, büyük Hun hanedanı 216'da yıkıldıktan sonra Ku zey Çin'de kurulan küçük ve kısa ömürlü Hun devletlerinden biri olan 2. Cao devletinin hükümdandır. Şi-lo, doğu Hunlarından idi. Demek ki büyük Hun hanedanından sonraki küçük Hun devletlerinde de Hun Türkçesi kullanılmaya hiç olmazsa bir süre devam etmiştir.

4. Bütün Hunların olmasa bile en azından Doğu Hunlarının Türkçesi bir l r Türkçesi idi. Ş yerine l, z yerine r kullanılması daha sonraki Bulgar ve Çuvaş Türklerinin özelliğidir. Moğolca da bir l-r dilidir. Bulgar ve Çuvaşlar dışındaki bütün Türklerin dili ş-z Türkçesidir.

Tengri, kut, il, törü, yabgu, ordu, sü (ordu), börü (kurt), temir, kural (silâh), kıngrak (kılıç), kapagçı (kapı muhafızı), bitigçi (yazıcı) gibi Türkçe kelimeleri kullandıklarını Çin kaynaklarından tespit ettiğimiz Asya Hunlan Türk devletçiliğinin kurucularıdır. İlk Çin tarihçisi Ssu-ma Çien'e göre daha "M.Ö. 3. yüzyılın ikinci yarısında Hunlar birleşmiş ve kudretli bir millet olarak gözükmeye başlamışlardır." (Grousset 1980: 38). Motun'dan önce oluşmaya başlayan birlik Motun zamanında kesin şekilde tamamlanmıştır. Ölümünden iki yıl önce, M.Ö. 176'da Çin imparatoruna gönderdiği bir mektupta Motun şöyle demektedir:

"Göğün yardımı ile yetenekli askerlerimiz ve güçlü atlarımız sayesinde Yüeh-chih'ları ağır (bir) hezimete uğratarak hepsini ya öldürdük, ya da tâbi kıldık ve böylece bu meseleyi hallettik. Lou-lan, Wu-sun, Hu-chieh ve yakınlarındaki yirmi altı ülkenin hepsi artık Hsiung-nu oldu. Yay çeken halkların hepsi tek (bir) aile içinde toplanmış, (böylece) kuzey bölgelerinde huzur sağlanmıştır." (Onat vd. 2004: 14).

Mektuptan açıkça anlaşıldığına göre yay çeken bütün halklar (bozkır kavimleri) "Hun" adı altında tek bir aile oldular. Bu ifadeler âdeta bir milletin oluşumunu anlatmaktadır. Motun kurduğu sağlam ve disiplinli yapıyı millî ruhla da doldurmasını bilmiş, bir aile olarak gördüğü milletine toprak ve vatan duygularını aşılayarak tarihte kayıtlı ilk milliyetçilik ilkesini ortaya koymuştur: Ne kadar değersiz olursa olsun toprak devletin temelidir; hiç kimseye verilemez.

Motun'un şahsî serveti yüzünden ülkesini savaşa sokmayan, fakat devlete ait bir toprak parçası söz konusu olduğu zaman asla müsamaha göstermeyen tutumu Çin tarihlerinde ayrıntılı olarak kaydedilmiştir:

"Mo-tu (Motun) başa geçtiği sırada Tung (Doğu) Hu'lar güçlüydü. Mo tu'nun babasını öldürerek hükümdar olduğunu duyunca elçi gönderip Mo-tu'ya şöyle demişlerdi: 'Tou-man'ın Çien Li Ma olarak bilinen atını işitiyoruz.' Mo-tu devletin ileri gelenlerine sorunca, hepsi 'bu, Hiung nu'ların değerli (bir) atıdır, verilemez' diye cevaplamışlardı. Mo-tu; 'nasıl olur da (bir) kişi (bir) atı komşusundan daha çok sevebilir?' diyerek (atı) vermişti. Kısa bir süre sonra, Tung Hu'lar Mo-tu'nun kendilerinden korktuğunu düşünerek (ona) elçi gönderip; 'Çan-yü'nün Yen-cıh'larından birini istiyoruz' demişlerdi. Mo-tu yine çevresindekilere sorunca hepsi öfkeyle; "Tung Hu'lar terbiyesizce davranarak hâlâ Yen-cıh istiyorlar! İzninizle onlara saldıralım' diye cevap vermişlerdi. Mo-tu; 'nasıl olur da (bir) kimse (bir) kadını komşusundan daha çok sevebilir?' diyerek sevdiği Yen-cıh'yı Tung Hu'lara vermişti. (Bunun üzerine) Tung Hu'ların hükümdarı gittikçe kibirlenerek batısındaki (topraklan) istilâ etmişti. Hiung-nu'larla aralarında kimsenin oturmadığı boş bırakılmış bin li'den (415 km) daha fazla (büyüklükte bir) toprak (parçası) vardı. Her iki (kavim) bu (toprak parçasının) sınırında ou-tou (gözetleme yeri) oluşturarak oturmaktaydı. Tung Hu'lar elçi göndererek Mo-tu'ya; 'Hiung-nu'lar bizimle sınır olan outou'larının ötesindeki terk edilmiş topraklara gelemezler. Biz buraya sahip olmak istiyoruz' demişti. Mo-tu devlet büyüklerine sorunca bazıları, 'burası terk edilmiş (bir) topraktır, verelim' diye cevap vermişlerdi. Bunun üzerine Mo-tu öfkelenip, 'toprak devletin temelidir, nasıl olur da verilebilir?' diyerek verilmesini söyleyenlerin hepsinin başını vurdurmuştu. Mo-tu atına atlayıp ülkesinde (kendisine katılmakta) gecikenlerin başının vurulmasını emretmiş ve doğuya yönelerek aniden Tung Hu'lara saldırmıştı. Tung Hu'lar baştan beri Mo-tu'yu küçüm-semiş ve (savunmak için bir) tedbir almamıştı. Mo-tu ordusuyla gelerek Tung Hu hükümdarını büyük (bir) yenilgiye uğratmış, halkım, malını ve mülkünü ele geçirmişti." (Onat vd. 2004: 6-7).

Motun'un sağlam temeller ve millî ülkü üzerine oturttuğu Hun birliği, 100 yıldan fazla bir süre kudretli bir dönem yaşamış; bozkırların bu mutlu ve şaşaalı döneminde, daha sonra Türk adını alacak olan gururlu millet doğmuştur. Hiç şüphesiz Çi-çi'nin, ağabeyi Ho han-ye'nin Çin himayesine gir-rneyi teklif eden sözlerine karşı verdiği "devlet at sırtında savaşmak ve mücadele etmek suretiyle kuruldu. Bağımlı olmak ve kölelik Hunlar için en âdi bir durumdur" cevabı, Motun'un devletin temeline koyduğu millî ülkü ve bağımsızlık ruhunun tezahürüdür.

Hunlardan kalan sağlam devlet geleneği ve milliyetçilik şuuru destan larla da beslenerek yüzyıllarca Türk maşerî vicdanını idare etti. Artık bütün devlet başkanları, yabgular, kağanlar, hakanlar, sultanlar ve padişahlar Oğuz Han'ın (Motun'un) çocukları oldular.

Adı ister yabgu, ister kağan olsun Türk hükümdarı, hükmetme, dünyayı yönetme yetkisini Gök Tanrı'dan almakta idi. Hun hükümdarı "göğün (Tanrı'nın) yükselttiği şanyü" idi (Ögel 1981: 439, Golden 2002: 52). Tıpkı Tan-rı'nm İlteriş Kağan'ı tepesinden tutup yükselttiği gibi. Unvanın daha geniş biçimi de Çin kaynaklarında kayıtlıdır: "Yer ve gökten doğmuş; güneş ve ayın takdir ettiği büyük şanyü" ( Kafesoğlu 1996: 237, 244; Golden 2002: 52). Hükümdarın kut'unu (güç ve karizmasını) Tanrı'dan alması, Türk kültürünün, ilk defa Hunlarda görülen çok önemli bir unsurudur.

Ülkenin sol (doğu) ve sağ (batı) bilge tiginler ve onların altındaki yöne ticilerce idare edilmesi şeklindeki iki kanatlı teşkilât (Kafesoğlu 1996: 241, Grousset 1980: 39); 24 tümenden (boydan ?) oluşan ordu (Golden 2002: 53) ve bu orduların 10 000 (tümen), 1000, 100 ve 10'lu birliklere ayrılması (Kafesoğlu 1996: 270, Golden 2002: 53), Hunlarm Türk kültür ve yönetim miraslarının en önemlileridir. Tunghu'ların toprak istemesi ve Ho han-ye ile kardeşi Çi-çi arasındaki tartışma örneklerinde görüldüğü gibi, önemli işlerin devlet meclisinde (toy=kurultay) görüşülmesi de (Kafesoğlu 1996: 247) Türk devlet geleneğinde bir Hun mirasıdır.

Hunlarda görülen Gök Tanrı ve yer-su inancı; atalar kültü; dağ, kaya, su, ağaç gibi tabiat unsurlarının ruh taşıdığına inanılması vb hususlar; Maniheizm, Budizm ve Müslümanlık'tan önceki Türk din kültürünün önemli öğeleri idiler. "Asya Hunlan yılın ilk ayında Tanhu'nun sarayında ve ilkbaharda (5. ayda, bizim takvime göre Haziranda) Lung Çeng (Ongin nehri bölgesinde)'de... sonbaharda Tai-lin'de Gök-Tanrı'ya, atalara, tabiat kuvvetlerine at ve koyun kurban ederlerdi... Hükümdar tanhu, gündüz güneşe, gece tolunaya tazim ederdi." (Kafesoğlu 1996: 289).

Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun

Yorumlar (0)
24°
hafif yağmur