Bazı Etimoloji Sözlüklerinin Türk Diline Verdiği Zarar

Bazı Etimoloji Sözlüklerinin Türk Diline Verdiği Zarar

(Tietze-Eren-Nişanyan-Emiroğlu Örneği)

                    Prof. Dr. Tuncer GÜLENSOY

       Bazı Türkçe kökenli sözcüklerin Tietze, Eren, Nişanyan ve Emiroğlu tarafından Rumca, Yunanca, Ermenice, Slavca, Çince, Soğutça, Toharca, Farsça, Arapça gibi dillere bağlanmak istendiğini aşağıda vereceğim örneklerden göreceksiniz.


      Bu etimolojik sözlük yazarlarının dışında, hiçbir sözlük yazmamış ya da yazımına ortak olmamış bazı Türkologlar da TÜRKÇE kökenli bazı sözcükleri, ısrarla, başka dillere bağlamaya çalışmaktadırlar. Mesela, hayatında hiç Sinoloji eğitimi görmemiş, eski (klasik) ve modern Çince hakkında hiçbir bilgisi olmayan, klasik Çin ideogramlarının anlamlarını bilmeyen bazı kişiler ile Soğutça, Toharca, klasik Farsça ya da Arapça bilgisi olmayan kişiler ve en az 500 yıl Türk hâkimiyeti altında, Türkler’le birlikte aynı şehirlerde ve hatta aynı mahallelerde birlikte yaşamış Anadolu yerli Rumları ile Anadolu yerli Ermenileri’nin dillerinin Türkçe kelimelerin fonetik ve morfolojik yapılarını nasıl dejenere ettiklerinden haberi olmayan bazı Türkiyeli Türkologlar, TÜRKÇE oldukları bilinen bazı kelimeleri Rumca, Yunanca ya da Ermeniceye bağlamaya çalışmışlardır.


      Yahudi asıllı Avusturyalı dilci Andreas Tietze ise, yazdığı makaleler ile etimolojik sözlüğünde pek çok Türkçe kökenli kelimeyi Yunanca, Rumca, Ermenice, Farsça ve Arapça gibi dillere bağlamayı tercih etmiştir.


      Yine Yahudi asıllı bir dilci olan Amerikalı Robert Dankof da “Türkçedeki Ermenice Ödünç Kelimeler” adlı İngilizce makalesinden başka “Ermenicedeki Türkçe Ödünç Kelimeler” üzerine hiçbir araştırma yapmamıştır.


      Sevan Nişanyan, İstanbul’da doğmuş bir yerli Ermeni vatandaşı olup, asıl mesleği turizm işletmeciliğidir. “Sözlerin Soy Ağacı. Çağdaş Türkçenin Etimolojik Sözlüğü” (İstanbul 2002,  küçük boy 543 S.) adlı kitabında pek çok Türkçe kelimeyi Ermenice ve Rumcaya bağlamaya çalışmıştır. O sözlüğün, Türkçe kelimeler açısından, hiçbir güvenliği yoktur; pek çoğu yanlıştır.


      Kudret Emiroğlu adlı, Türkolog olmayan bir kişi de “Trabzon-Maçka Etimoloji Sözlüğü” adlı kitabında (Ankara 1989), 15. Yüzyılda, Fatih Sultan Mehmet Han tarafından, tarihin çöplüğüne gömülmüş “Pontus Rum İmparatorluğu” zamanında yöre ağızlarına girmiş bazı eski Rumca kelimeler üzerinde durmuş; Türkçe kökenli pek çok kelimeyi de Rumcaya bağlamak için zoraki etimoloji denemeleri yapmıştır.


      Hasan  Eren, Bulgaristan’da doğmuş Türk olup, Macaristan’da Nemeth gibi dilcilerden dersler almış, uzun yıllar DTCF’nin Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde “Türk Dili Tarihi” dersleri vermiş; benim de iki yıl bilgisinden yararlandığım ve TDK’nda 18 yıl Bilim Kurulu üyesi olarak birlikte çalıştığım hocam idi. Ama ne yazık ki, eski makalelerinden oluşan kelimelerin çoğunlukta olduğu “Türk Dilinin Etimolojik Sözlüğü” (Ankara 1999) adlı eseri, güvenilir bir Türkçe sözlük değildir. Pek çok Türkçe kelimenin etimolojisi üzerinde kendi fikir ve görüşlerini belirtmediği gibi, yabancı dilcilerin görüşlerini benimseyerek Türkolojiye hizmet edememiştir.


      Tuncer Gülensoy tarafından 2 cilt hâlinde hazırlanan  “Türkiye Türkçesindeki Türkçe Sözcüklerin Köken Bilgisi Sözlüğü” (Ankara 2007, 2011, TDK yay.) adlı eseri, Türk dili kültürü alanında büyük bir boşluğu doldurmuşsa da, ne yazık ki, 3. baskısı TDK tarafından “Yayın Kurulumuz tarafından basılması uygun bulunmamıştır” (TDK Başkanı-Mustafa Kaçalin) gerekçesiyle yapılmamıştır. Bu eserin 3. baskısı Bilge Kültür Sanat yayınları arasında, 2017 yılında,  İstanbul’da yapılmış, bu arada bazı dizgi hataları düzeltilmiş ve bazı yeni etimoloji görüşlerine de yer verilmiştir.


         [Bu sözlüğün 3. Baskısı yapılmadan önce, DTCF’de, Fırat Üniversitesinde, Erciyes Üniversitesinde hocalığını yaptığım ya da YL ve Doktora sınavlarında jüri üyesi olarak bulunduğum ya da YL ve Doktora yöneticiliğini yaptığım, Prof. Dr. Hatice Şahin, Prof. Dr. Vahit Türk, Prof. Dr. Zeki Kaymaz, Prof. Dr. Ahmet Buran, Prof. Dr. Nevzat Özkan, Prof. Dr. Mustafa Öner, Prof. Dr. Gürer Gülsevin, Doç. Dr. Canan İleri gibi Türk dilinin ustaları da sayfaları yeniden gözden geçirerek düzeltme ve eklemelerde bulunmuşlardır. Hepsine bu göz nuru emeklerinden dolayı teşekkür ediyorum].


      Türkiye’de yazılan ve yayımlanan etimolojik sözlükler bu kadardır. TDK’nun benimkinden başka bir yayını da olmamıştır. Yalnız, bazı Türkolog meslektaşlarım, bazı Türkçe kökenli kelimelerin etimoloji denemelerinde bulunarak, beni eleştirmişler, kendi görüşlerini kabul etmemi istemişlerdir. Ben, bu vesile ile daha önce yaptığım etimoloji denemelerimin arkasında durduğumu, yalnız “YOĞURT” sözcüğünün etimoloji denemesini (û- > uyu-) fiiline bağlayan torunum, Fırat Üniversitesi’nden Dr. Gökçen Durukoğlu’un görüşünü de kendi görüşümün yanına koyduğumu belirtmek isterim.


       Aşağıda örnek olarak verdiğim  bazı Türkçe sözcüklerin, Tietze, Dankof, Nişanyan, Eren ve Emiroğlu tarafından ne durumlara getirildiğini, hangi yabancı dillere bağlanmak istendiğini göreceksiniz. Onların yaptığı değerlendirmelerin bütününü görebilmeniz için benim sözlüğümü baştan sona dikkatle okumanız gerekecektir:
 
alaçık ‘Çalı pırpıdan yapılmış kulübe’
      = *alaçu (Uygr., DLT)
      < * ala ‘yarım’ + açık ‘yarım açık’
              Clauson: < alıntı.
              Doerfer: < ölü bir dilden alıntı.
              Eren (TDES, 7): alçı ‘Alçı taşı’
      < ET. alçıg; Çağ. yalçu
             Tietze (TETTL, 146): ‘Fakat yabancı bir kelime olduğu muhtemeldir.’ (Çince??)
             Eren (TDES, 8): Kökenini bilmiyoruz.
             Nişanyan (SS, 34): alçı=ET.? alçıg
alıç ‘Yabanî bir meyve türü’
       < OT. aluç ‘şeftali’ (DLT)
            Dankof (ALT, 6): < Erm. aloç
            Clauson (ED, 128): < Fars. alû
            Tietze (Pers 138/8): < Fars. âlû + ça
            Eren (TDES, 8): < ?
arpa ‘Arpa’
       = arpa (Uyg., DLT) < * arp(/b)+a(y)
       =Moğ. arbay (KWb.)
             Nemeth (Csoma Arm. 92, s.1, not): < Hind-Avrupa dillerinden.
             Clauson (ED, 198b): < Toharca
             Dimitrieva (ST 2, 1975, s. 23): < Farsça.
avlak ‘avlanılan yer’
        < Tü. av+(< âb) la-k
            Eren (TDES, 25): YOK
            Nişanyan (SS, 52): YOK
            Ch. Cymonides (1973, no. 23): < Yun. avli = EYun. avlu.
bacak ‘Bacak’
        < OT. bag ‘bağ, düğüm’ +çak ( > bacak > bacak)
            V.G.Egerov (1964, 158): < Fars. pâ ‘ayak’ + Tü. -acak ‘küçültme eki’
            Sevortyan (1978 II, 25-26): < Evenkice: bacakâ ‘çatallaşmış ağaç’
            Rasanen (Vb. 54 a; 377 a): < Fars. pây + ça (k’yı açıklayamamıştır.)
            Eren (TDES, 31): < Farsçadan alındığı anlaşılıyor.
            Doerfer (TDAY 1980-81, 5): < Fars. pâça ‘hayvan ayağı’ + k (?)
            Nişanyan (SS, 55): bacak < Fars. pâçak ‘hayvan ayağı, paça’
bal ‘Bal’
        < OT. bal (DLT) = bâl (Kıpç., Oğuz)
            Ramstedt (JSFOu 47, I: 34): Çin. *pat
           Eren (TDES, 34): ‘Yaygın bir inanca göre, Türkçe bal eski çağlarda Hind-Avrupa dillerinden
                      alınmıştır. Hind-Avrupa karşılığı olarak Latince mel biçimi gösterilebilir.)
bala ‘Yavru, çocuk’
         = OT. bala ‘Kuş ve hayvan yavrusu’ (DLT) < bâla ‘yavru, çocuk’ (T.Tekin)
               Eren (TDES, 35): YOK
               Ch. Cymeonidis (1973, no. 159): < Yun. pallâdin ‘bebek, hayvan yavrusu’
barak ‘Tüylü köpek’
         = OT. barak (DLT; eski Kıpç.) ‘çok tüylü köpek’
              R. Dankof (CAJ 25: 102-117): < Farsçadan alıntıdır. Avesta: bar- ‘to ride’; EFars. asabâra
                    ‘rider, horseman’, Soğd. B’r’k  = B’ryh ‘ride’; Saka: bârgya ‘rider’, bâraa  ( < *bâraka);
                    Pehl. bârak, YFars. bâragî ‘horse’

                   NOT: DLT ve eski Kıpçakça da ‘tüylü köpek” anlamına gelen BARAK sözcüğünü,
                   Dankof’un ne hallere getirdiğinin fotoğrafı yukarıdadır.

 
barçın ‘İpekli kumaş’
         = OT. barçın (DLT)
         EREN ve NİŞANYAN’da YOK.
         Rasanen (Wb. 63): < EFars. ebreşîm
         Clauson (Ed 357-58): < EFars. âbrâsîm
bars  ‘Pars’
        =ET. (Eleges Yazıtı, 9: b[ar]s yıl )
        = OT. bars – pars (DLT)
       EREN ve NİŞANYAN’da YOK.
      Ramstedt (1935: 35): < Yun. pardos;
      Bang: bars < bar+üs ‘vaşak’
      Clauson (EDPT 368a):< Fars. pârs
      Doerfer (TMEN II, no 685): ET. bars’ın kökeni henüz açıklanamamıştır.
bastık ‘Dut ve kayısı pestili’
        < Tü. bas-tı+k (An.ağl.: bastık, basdıh, basdık, basduh, bastıh, bastuh)
        Dankof (ALT 604): < Erm. pastel [ < Rum. pastilos (ALT 8., s. 604; Eren TDES, 41)
 
bastırma, pastırma ‘Bastı, pastırma’
        =EAT: basdurma.
        < Tü. bas-tır-ma
        G. Mayer (1893, s. 57): < Yun. pastôma ‘salamura’
        Nişanyan (SS. 346): pastırma - ? (Yun. pasti ‘bulama’ sözcüğüyle  ilişkili olması
               güçlü ihtimaldir)
bayat ‘Eskimiş, taze olmayan’
        = OT. (KB) bayat ‘kadim’ (Tanrı)’
       < OT. baya ‘az önce’ + t
          Tietze (Ar. 317): < Ar. bâ’it, Sur. bêyet, Fars. bâyât
          Nişanyan (SS, 62): bayat – Ar. bâit (fa.) ‘geceden kalan, bayat’, bayat < byt ‘geceleme,
               yerde kalma’ à BEYİT
bayındır ‘Mamur; zengin, güçlü’
         < ET. bây+u+n+dur
         Tietze (TETTL, 296): < Fars. pâyanda veya pâyandâr ?
bayır ‘Küçük yokuş'
        < ET. *bâgır [= OT.  ya bağrı ‘yayın orta yeri’ (DLT)]
        Nişanyan (SS, 62): bayır – Ar. bâir ‘işlenmeyen toprak2, yaban < bwr 
bayram ‘Millî ve dinî bakımdan önemli olan kutlanan günler’
        = OT. beyrem – badram –bedrem (DLT)
       < badram
      Clauson (EDPT, 308a): < Fars. badrâm
      Sevortyan: < * bayır
      Nişanyan (SS, 62):  < ? > Fars. bedh-râm ‘süslenmiş, süslü, mesire yeri’
bazlama = bazlamaç = bazlambaç vb. biçimleri ‘Kalın açılmış yufka ekmeği’
      < baz ‘yansıma’ + la(m)-ba(ç) (< lama aş)
         Nişanyan (SS, 63): bazlama –  ? Yun. maza ‘ekmek hamuru’  <  EYun. massein
                ‘hamur yoğurmak’
         Eren (TDES, 45): < * bazı – pazı ‘hamur yumağı, yufka’
        Tietze (TETTL, 2987): baz kimya terimlerinden ‘esas’ +maç 
 
bileği ‘Bileği’
        = ET.  (Uyg.) bilegü – OT. bilegü (DLT)
        <  bî ‘bıçak’ +le-gü
       Emiroğlu (TMES, 56): Bk. Pleki   (Eski Yunanca plaka ‘yüzey, satıh, düz’)
boğaca – poğaça ‘İçine peynir, kıyma vb. onularak yapılan bir tür çörek’
         < boğ ‘bohça’ (DLT) + (a)ça
          Eren (TDES, 336): poğaça ‘Yerel ağızlarda bohça olarak da geçer. Bu biçiminin halk
                Etimolojisi yoluyla oluştuğu anlaşılıyor.  Balkan dillerinden alınmıştır. Blg. poğaça;
               Srp. poğaça.  Slav dillerine Venedik İtalyancasından geçtiği anlaşılıyor (fogaccia).
         Nişanyan ((SS, 72): boğaca / poğaça – İt. focaccia ‘külde pişmiş küçük ekmek’ < OLat.
               focacia < Lat. focus ‘ocak, ateş’
        Tietze (TETTL, 364): < İt. focaccia.
car, çar ‘Çağrı, tellal ile duyurma’
        < Moğ. car (G. Doerfer, ED, no. 146): carcı ‘tellal’
             R. Dankof (no. 448): < Erm. car, < EErm. car, ‘çağrı’[ <  Moğ.’dan olmalıdır].

        AYRICA: çılbır, cılız, cibre, cicikle-, cop, cucuk sözcükleri de Ermenice, Yunanca ya da Fars-
              çaya bağlanmak istenmektedir.

 inci: ‘İnci’
           < ET. y(e)nçü, y(i)nçü (KT)
              = EUyg. yençü, yinçü, üncü;
             = OT. cincü, yincü, yinçü, yüncü
             = Çağ. inçü, inçi
             = Oğuz-Kıpçak: cinçü
             =Harezm: yinçü/yüncü/yinçi
             = Moğ. (KWb. 208): ince – inci

        İnci sözcüğü,  Clauson, Gabain, T. Tekin, O.F.Sertkaya’ya göre Çincedir.
        Hamilton (İKPH, 233): Tü. > Çin. çen-çu; the:n zhu (Eski Çin: tçien / çin {TDA, C.IV, s.135}, *cjin-cjoui ‘gerçek inci’)
         Bu konuda bk. Alimcan İnayet’in makaleleri..

           Görüldüğü gibi daha onlarca Türkçe sözcük, Eren, Tietze, Dankof, Rasanen, Emiroğlu vb. sözlükçüler tarafından Ermenice, Yunanca, Rumca, İtalyanca, Farsça, Arapça, Çince vb. gibi dillere bağlanmak istenmektedir. Fakat, bazı sözcüklerin kökenleri için de (…. Öyle olduğu sanılıyor; ….gelmiş olmalıdır; … geldiği kabul ediliyor.) gibi cümlelerle “kaçamak güreşilmektedir.”
           Eren’in “Türkçenin Etimoloji Sözlüğü” adını taşıyan kitabında pek çok Türkçe sözcük ‘madde başı’ olarak  yer almamakta, bu yüzden de kökenleri hakkında bilgi de verilemektedir.

Yorumlar (0)
açık