TÜRKÇENİN “GELENEK, GÖRENEK VE YASA” İLE İLGİLİ SÖZLERİ

TÜRKÇENİN “GELENEK, GÖRENEK VE YASA” İLE İLGİLİ SÖZLERİ

Prof. Dr. Günay Karaağaç Hoca'mızdan...

Dil dediğimiz tamamen saymacalara ve genel kabullere dayalı semboller düzeneği sayesinde, “şimdide” ve “burada” olmayanları “şimdiye” ve “buraya” taşıyabilme yeteneğine sahip olmayı başaran insanoğlu ile dünya, kendisi de tabiatın bir parçası olmasına rağmen, tabiatın kanunları dışına çıkabilen yeni bir varlık alanına kavuşur. Bu varlık alanına “tarih” diyoruz. Bilindiği gibi, içinde bulunulan zaman ve mekanların dışına çıkmağa, şimdide ve burada olmayanları şimdiye ve buraya getirmeğe tarih diyoruz.

Dünyamız, tabiata tarihi katan bu insan dediğimiz varlık ile tabiatta varolmayan “hak, adalet, eşitlik” gibi kavramlar ile tanışır. İnsan-insan ilişkilerini düzenleyen pek çok genel kabullere, yüksek tutulan, insan olmanın gereği olarak bilinip yüceltilen “gelenek, görenek ve yasa” dediğimiz değerlere ulaşılır. İnsanoğlunun, gelenek-görenek dediğimiz genel kabullerini yazılı yasalara çevirme tarihinin dil ile yazıyı buluşturma tarihi kadar eski oluşu, yazıyı bulur bulmaz, ilk yaptığı işlerden birinin gelenek ve göreneklerini yazılı kanunlar haline getirmiş olması, oldukça düşündürücüdür.

Çince, Hintçe gibi bugün de yaşantısını sürdürülebilen en eski birkaç dilden biri olarak Türkçe, yayıldığı bu geniş coğrafyada ve derin tarih içinde, gelenek-görenek ve yasa dediğimiz kavramları ifade etmek için birçok söz türetmiş ve bunlardan bazılarını da komşularına öğretmiştir; ayrıca, kendisi de çeşitli dillerden bu konuda sözler alıp kullanmıştır.

1. Öñdi “gelenek, görenek; kanun” (EDPT). krş. Öñ

2. Tokuluġ “gelenek, görenek; kanun” (EDPT). Krş. Tuñgal,, tokta-, toktam vb.
Fars.: toktamişi kerden “düzenlemek; sükunu sağlamak, töre koymak” (TMEN 141).

3.Törüg, töre “gelenek, görenek; kanun” (EDPT). krş. Tüzük, töre, düz-, diz-, vb.
Çin.: duō luó  “töre; gelenek, tören; hak, kanun, yasa; kanuna uygunluk” (HWC 87; TMEN 134; Alim.).
Fars.: töre “sağ, doğru; yasa, kanun”;  töreçi “bürokrat” (TMEN 134, 959).
Ur.: tōra, tōrah “kağan buyruğu”; tōra vālî “padişah emri, ferman” (İUL; TUL; Tek.).
Mac.: törvény “töre, gelenek; kanun, yasa” (Gomb. 315; MTESz. III, 975; Lig. 253).
Yun.: dorós “töre, gelenek, görenek”; pao me ton toro “geleneğe uygun gitmek, töreye uymak” (Ahl. 85).

4. Tüzük  “herhangi bir kurumun veya kuruluşun tutacağı yolu ve uygulayacağı hükümleri sırasıyla gösteren maddelerin hepsi, nizamname, statü (TS). krş. Törüg, töre, düz-, diz-, vb.
Fars.: tüzük “kural, kanun, emir, tüzük” (TMEN 963).
Ur.: tuzuk, tuzak “tüzük, yasa, kanun” (Sİ; UTK; İUL; Tek.).

5. Tuñgal  “bildiri, demeç, beyanat, ilan, bildirge; rapor; emir, buyruk” (Lessing). krş. Tokuluk, tokta-, toktam, vb.
Çin.: tung “tüm, genel”; tungçi “bildiri, duyuru” (TMEN 132, 986)
Fars.: tunggal “bildiri, ilan”; tunçi “buyruk, ferman”; tuñgal kerden, tuñkamişi fermuden “bildirmek, açıklamak” (TMEN 132, 145, 986).

6. Turgun  “Buyruk, ferman” (EDPT).
Fars.: turgun, targun “padişah buyruğu, ferman”; turgak “bekçi, nöbetçi”; turgan “koruma, koruma memuru”; turkaktu “korumalı, bekçili” (TMEN 135, 882, 883, 885; Erş. 93).

7. Yosun “gelenek, görenek; tarz, usül, adet” (EDPT). krş.YOL
Çin.: yungsu “gelenek, görenek” (TMEN 408).
Fars.: yosun “gelenek, görenek, örf, adet” (TMEN 408).

8. Yañ “yaradılış, tabiat, karakter, doğa; huy, yapı, çizgi, mizaç; gelenek, alışkanlık” (Lessing). krş. Zan.
Çin.: yangçu “biçim, görünüş, tarz, yol yordam” (TMEN 1903).
Fars.: yang “gelenek, görenek, yol, yordam, usül ve akıl” (TMEN 1903).
Rus.: zan “alışkanlık, huy; biçim, tarz; töre; kanun” (Fas. II, 77; Şip. 138; TMEN 1903).

9. Yarlık “kağan buyruğu, ferman” (TS). Krş. Yarım, yardım, yarış, yargı, yaz-, çız-, vb.
Çin.: zhā lĭ chi “yarlıkçı, fermanı duyuran” (HWC 401; TMEN 116, 146, 147, 1290, 1293, 1849,  n1850, 1851; Alim.).
Fars.: car “ilan, dururu, yarlık, ferman”; carçi “duyurucu, yarlıkçı, tellal”; yarlig, yārlıġ, yerlıġ “yarlık, ferman, kağan buyruğu” (TMEN 116, 146, 147, 1290, 1293, 1849, 1850, 1851; Erş. 304, 312).
Ur.: yarlıġ “yasa; emir” (TUL; Tek.).
Ar.: yarlig, yirliġ “yarlık, buyruk” (ŞY 347; TMEN 1849).
Rus.: yarlík, yarlúk “yarlık, emir, kağan buyruğu; etiket, yafta” (Fas. IV, 561; Şip. 438; TMEN 1849; Men. 81; Dev. 101).
Erm.: yarlah “yarlık, buyruk, ferman” (TMEN 1849).
Rom.: iarlîc “kararname, emir”  (TMEN 1849).
Bul.: jarlik “makbuz; yazılı izin kâğıdı” (Lok. 937).

10. Yargı “kavrama, karşılaştırma, değerlendirme gibi yollara başvurularak, kişi, durum veya nesnelerin eleştirici bir biçimde değerlendirilmesi, hüküm; mahkeme” (TS). Krş. Yarım, yardım, yarış, yarlık, yaz-, çız-, vb.
Çin.: zhā lŭ hū, zhā lŭ hùa  “yargı”; jálǔhuçi, zhā lŭ hùa chì “yargıç, hakim”  (HWC 401, 402; TMEN 1785; Alim.).
Fars.: yargu, yarguy “adliye, adliye sarayı; yargılama, sorgu; düzen, kanun”: yarguçi “yargıç, kanun adamı” (TMEN 1784, 1785; Erş. 304, 312).
Ar.: arguçiya, yarguçi “yargıç” (TMEN 1785).
Mac.: irgalom “acıma, merhamet”; irgalmazni “acımak, acıyıp yardım etmek” (MTESz. II, 231; Pal. 117).

11. Yasa- “yapmak, kurmak;  düzenlemek, yerleştirmek, sıraya koymak, sıralamak; yasa koymak (EDPT, TS).
Fars.: yasak, casak, yasa “yasa, kanun; düzen, töre; buyruk, emir; yasak; ceza; idam”; yasal “resmi; düzen, sıra; düzenli; temiz”; be-yasa residen “düzenleme; töreyi uygulama”; yasakçi “yasayı uygulayan, zabıta, bekçi”; yasamişi kerden “düzenlemek, sıralamak; donatmak”; yasama “bir tür vergi”  (TMEN 148, 1789, 1790, 1791, 1793, 1794; Erş. 304, 305, 313).
Ur.: nasaqçî “kahya”; nasaqçî-bāşî “kahya başı, baş kahya”; yāsa “yasa, kanun”; yāsal “asker nöbeti” (Sİ; TUL; UTK; Tek.).
Ar.: yasak “kanun, töre”; yasakci “bekçi, nöbetçi”; yasaq, yásáq, yasaġ “yasak”; (Muh. 212; Kun. 265; TMEN 1789, 1790; ŞY 348; Ayt. 136).
Rus.: yasák “yasak, yasaklama ünlemi; iz, işaret, parola; haraç; vergi”; yasátçik, yasáçik, yasaçnıy “vergi toplayıcı”; yasát’, yosat’, yasát’ “yapmak, sıraya koymak, düzenlemek; elle yapmak, yaratmak” (Fas. IV, 564; Şip. 441; TMEN 1789, 1794; Men. 81; Dev. 101).
Sırp.: jàsak “yasak; men etme; bir şeyin yasak olduğunu bildiren emir”; jasàkčija “muhafız, bekçi; nöbetçi asker”; jásačiti “yasaklamak, engellemek” (Mik. 80; Lok. 939; TMEN 1789, 1790; Kak. 418; Şkal. 363).
Erm.: yasah, yasag “yasak”; yasahci “kapıcı, odacı, bekçi” (Aç. 246; TMEN 1789).
Mac.: jaszakcsi, jaszekcsi, jaszakcsia, jaszekcsia “yasakçı” (Kak. 418).
Rom.: iasacciǔ, iesacciủ “yasakçı” (Şay. III, 67; TMEN 1789, 1790; Kak. 418).
Bul.: yasák “yasak, engel”; yasakçíya “yasakçı, bekçi, koruma, gözcü” (Lok. 939; TMEN 1789, 1790; Kak. 418; Gran. 113, 143; Alf. 303).
Arn.: jasak, jesak “yasak, engel”; bá  jasak “yasaklamak” (Mik. 80; Mey. 161; TMEN 1789; Bor. 69).
Yun.: diasáki, diasáçi “yasak”; diasakçídes, yasakçís “yasakçı; koruma, bekçi” (Kuk. 26, 31; Kak. 418; Geor. 186, 208, 235; Gia. 39, 40).

12. Buyruk, buyrultu “yüksek devlet görevlilerince yazılan buyruk (TS).
Çin.: méilĭ  “Liao sülalesi döneminde  memuri görev adı, vezir; buyruk görevlisi, buyruğu ileten memur”  (HWC. 233; Alim.).
Far.: buyruk “bakan, başbuğ; emir, buyruk” (TMEN 814, 815, 816).
Ar.: buyruk “buyruk”; buyuruldî, buylûrdî, buyûrdî “buyrultu, buyruk, emir”; buyrin, buyrim, bûrun, bûrum “buyrun!” (ŞY 138; TMEN 815).
Rus.: biríç, bíryúç, bírçiy “buyurucu, seslenen, tellal, mübaşir, mahkeme komiseri; haberci; başkan, müdür”  (Fas. I, 167; TMEN 815; Dev. 69).
Erm.: buyrultu “emir, buyruk” (Eug. I, 150).
Mac.: bujurdum, bujurdi, bujrudli, bujurdé, bujrunti, bujurulti, bujutulti, bujradi, barjunti, burjinti, bujrundi, bujrundi, bujirulti “buyrultu, buyruk” (Kak. 84).
Rom.: buiurdiǔ, buiurtiǔ buiurultiǔ, buirultiǔ “buyrultu” (Şay. III, 22; Wendt. 160; Kak. 85).
Bul.: buyrultíya, buyurultíya “buyrultu, yazılı emir, ferman”; burúk “emir, buyruk, ferman”; buyurultu-yazısí “buyruk, ferman” (Kak. 85; Alf. 39).
Sırp.: bujuruntija, burúntija, bujrúntija, burjuntija, burintija, burintija, bujrùldija “buyrultu”; ítlak-bujrúntija “genelge, tamim” (Kak. 85; Škal. 152, 354).
Arn.: byryllti “ferman, buyruk, genelge” (Bor. 30).
Yun.: buğiurtízo “buyurmak; emretmek”; buğyurdi, buğiurtín, buğiurntí “buyrultu, buyruk”; búğiurun “buyrun!” (Kuk. 69; Kak. 85; Geor. 4, 207; Gia. 128).

13. Nom  “öğüt; kanun, yasa” (EDPT).

14. Adet “1. Görenek 2. Topluluk içinde eskiden beri uyulan kural, töre. 3. Belirli yaşlar arasında  kadınların ayda bir döl yatağından kan gelmesi durumu, aybaşı.” (TS).

15. Örf   “Yasalarla belirlenmeyen, halkın kendiliğinden uyduğu gelenek” (TS).

16. Kanun “1. Yasa. 2. Geçerli olan kural” (TS).

19. Gelenek “gelenek”.

20. Görenek “gelenek, görgü, görenek”.

Türkçenin “düzen”, “gelenek-görenek” ve bunların şahıs gerçeğinin de üzerine çıkarak toplum gerçeği haline geldikleri için yazılı hale getirilenlerini ifade eden “yasa” kavramları çerçevesindeki bilgi zenginliği açıkça ortadadır. Türkçenin komşularına da bu konuda birçok söz ve dolayısıyla birçok bilgi öğretmiş olması, son iki bin yıllık insanlık tarihinin yüzde yetmişini niçin Türk tarihinin oluşturduğunu da açıklamaktadır.

Yorumlar (0)
parçalı bulutlu