Türkçeye Giren Yabancı Sözcükler ve Otel Adları-Yrd. Doç. Dr. Bedri Aydoğan

Türkçeye Giren Yabancı Sözcükler ve Otel Adları-Yrd. Doç. Dr. Bedri Aydoğan

Türkçeye Giren Yabancı Sözcükler ve Otel Adları


Yrd.Doç.Dr. Bedri Aydoğan
Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi
Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi.


Türkçenin son yıllardaki en büyük sorunu, bünyesine aldığı yabancı sözcüklerdir. Yeni  binyılın başında sayıları inanılmayacak kadar artan bu sözcüklerin bir kısmı kimi zorunluluklar nedeniyle dile girmektedir. Bu nedenle onların kabullenilmesi, memnuniyet ifadesi değil, zorunluluğun getirdiği bir katlanış olarak değerlendirilmelidir. Diller arasında bir alış veriş olduğu da yine çoğunluğun kabul ettiği bir görüştür. Diller birbirinden sözcük alır ve verirler. Bu yolla da yabancı sözcükler, birbiriyle ilişki içinde bulunan dillere girmektedirler. Ancak sözünü ettiğimiz alış verişte  bir sınır, bir ölçü olmalıdır. Yüzlerce  sözcük engel tanımadan dile girer ya da alınırsa   sınır aşılmış, ölçü ve denge yitirilmiş olur. İşte günümüzde  bu denge Türkçe aleyhine bozulduğundan  dil kirlenmesi, dilde yabancılaşma gibi kavramlarla ortaya konulan bir sorun  karşımıza çıkmıştır. Dilimiz yabancı sözcüklerle kuşatılmış ve neredeyse istilâya uğramıştır.


Bu durumdan kurtulmanın yolu,  istilânın nedenlerini bulmak ve gerekli önlemleri almaktan geçmektedir.  Nedenler arasında  yabancı sözcüklere gösterilen büyük  eğilimi sayabiliriz. Toplumumuzda yabancı sözcüklere karşı eğilim yeni değildir. Önce Arapça ve Farsçaya eğilim göstermiş, Arapça ve Farsça sözcükler, hatta kurallar almıştık. Bunun dilimiz üzerindeki olumsuz etkilerini aydınlarımız, yazarlarımız farketmiş, dilde sadeleşmeyi bir ilke olarak benimsemişlerdi. Batı ile ilişkilerimizin başlamasıyla, bu kez de Batılı sözcükler Türkçeye girmeye başladı. Batılılaşma çabalarının çok arttığı bir dönem olan Tanzimat’ta, Batı dillerine olan ilgi de artmış ve daha çok sayıda Batı kaynaklı sözcük dilimize girmeye başlamıştır. Yabancı sözcüklerin girişi, Cumhuriyetin ilk yıllarından başlayarak 1950’lere kadar olan sürede azalmıştır. Türk Dil Kurumu, Türkçenin sadeleşmesi ve yabancı sözcüklerden arınması  yolunda büyük çaba göstermiş ve başarı kazanmıştır. Ancak son yıllarda teknolojinin gelişmesi, iletişimin güçlenmesi gibi nedenlerle yabancı sözcüklerin oranı hızla artmıştır. Yaşadığımız son on yılda ise, bu artış  katlanmalı olmuş ve bugün   korkutucu boyutlara ulaşmıştır.


Osmanlı İmparatorluğunda  bilim dilinin Arapça olması, dilimizi sıkıntıya sokan nedenler arasında yer almıştı. Bilindiği gibi terimlerin çoğu Arapça idi.  Bugün bilim dili Arapça değil. Bilim alanında, Batı dilleri, özellikle İngilizce egemenliğini kurmuş durumdadır. Bu kez de terimler  İngilizce üzerinden dile girmektedir. Sonuç değişmemiş, yön ve etkileyen dil değişmiştir.


Felsefe, sanat, kültür alanında dünyada büyük gelişme ve değişimler yaşanmaktadır. Bu gelişmeler ülkemizde de  bilinmekte, izlenmekte ve uygulanmaktadır. Yenilik ve gelişmelerin bilinmesi iyi, dilimize yabancı sözcüklerin girmesine yol açması kötüdür. Anılan  alanların, artık sadece terimleri değil, başka söz varlıkları da dilimize taşınmaktadır.


Bu gelişmeler ister istemez halkta bir bezginlik ve moral çöküntüsü yaratmıştır. Bazı koşul ve çevrelerin etkilemeleri, Türkçeyle bilim, felsefe yapılamaz, Türkçenin güçsüzlüğü buna engel oluyor düşüncesini  insanlara benimsetmiştir. Elbette, güçlü bir dil bilinci olanlar buna karşı durmaya çalışmaktadırlar.



İletişim alanındaki gelişmeler  dünyayı  evimize taşıdı. Televizyon aracılığıyla pek çok ülke, ulus ile onların kültürlerini tanıdık. Hatta yabancı televizyon kanallarını izleyerek dillerini de tanımaktayız.  Bu dillere karşı ilgimiz de arttı. Oradan, önce kişisel sözlüğümüze, onun aracılığıyla ortak dilimize yeni sözcükler kattık. Hiç girmemesi gereken sözcükler bile bu yolla günlük dile taşınmaya başlandı.

Teknoloji  ise dilimizi en çok zorlayan alan oldu. Dünya büyük bir teknolojik gelişme yaşadı. Her alanda gerçekleşen yeni buluşlar, yeni ürünler günlük yaşamımıza girdi. Bu yeni ürünlere hemen karşılıklar bulunamadı. Onları gümrük kapılarında durduramadık. Böyle olunca ürünler adlarıyla birlikte geldiler. Zaman içinde bunların bir kısmını Türkçeleştirdik. Ama giriş öyle hızlı oldu ki ne yazık ki yenildik.

            Herkesin inanması gerekir ki, bu geçici bir yenilgidir. Biz duyarlı ve bilinçli olursak, istilâya karşı savaşırsak, mutlaka  başarılı oluruz. Önemli olan  ulusumuza moral vermek; Türkçenin işlenmeye açık bir dil olduğunu, zayıflığın dilin yapısından ve olanaksızlıklarından  değil, insanların duyarsızlığından kaynaklandığını anlatmaktır. Anlatmakla yetinmeyip Türkçenin gücüne ve yeterliliğine inandırmak da gerekmektedir. Bilimde, teknolojide, sanatta, kültürde, ekonomide, topluca her alanda dilimiz geliştirilebilir, her ürüne, her kavrama karşılıklar bulunabilir. Önemli olan insanların dikkatlerini bu noktaya çekmek, bir duyarlılık ve bilinç yaratmaktır. Bu duyarlılık ve bilinçle Türkçenin düze çıkması yolundaki çaba ve çalışmalar hızlanacaktır.


            Bizim en büyük zaaflarımızdan biri, yeni ürünlerin yabancı adlarını benimsemekte gösterdiğimiz eğilimdir. Gerçekten de yabancı sözcükler dilimizde kolayca yer buluyor. Karşılıklarını bulamamışsak, terimlerin dilimize girmesi  büyük bir sorun sayılmayabilir.  Halkı doğrudan  ilgilendirmeyen  alanlarda yabancı sözcüklerin dile girmesi de büyük sorun yaratmayabilir. Ama günlük yaşamı ilgilendiren konularda, her gün kullandığımız ürünlere verilen adlarda, yabancı sözcük oranının artması dili sıkıntıya düşürür. Aynı biçimde her gün karşılaştığımız, hizmet aldığımız kurumlara verilen yabancı adlar bu zayıflığın ve sıkıntının bir göstergesi olmaktadır. Türkiye artık çok gelişti. Ürettiğimiz malları dünyanın her yerinde  tanıtıyor ve pazarlıyoruz. O nedenle ürünlerimizde Türkçe adlar kullanmalıyız.Ürettiğimiz gıda ve tekstil ürünlerine, ev eşyalarına Türkçe adlar koymalıyız. Böylelikle ülkemizi de tanıtmış oluruz. Bir Türk firmasının Türkçe bir adla dünyanın pek çok ülkesine su sattığı haberini televizyonda dinlerken büyük  gurur duydum. Üzülerek söylemeliyiz ki böyle gurur verici tablolar azınlıkta kalmakta, ne yazık ki, ürettiğimiz mallara yabancı adlar verme eğilimi daha ağır basmaktadır.


            Bu konuda bir örnek vermek istiyorum. Koltuk takımı, kanepe gibi ev eşyaları üreten bir firma bakın ürünlerine hangi adları vermiş.  Oturma gruplarını adlarını sıralıyorum: KansasManhattanFloridaDallasGloria,  Royal,  Boston. Görüldüğü gibi bunların çoğu yer adları. Halılarıyla, Bünyan, Ladik, Hereke’yi dünyaya tanıtmış bir ülke   oturma gruplarına, koltuk takımlarına böyle adlar veriyor. Bunun yerine Erzurum, İstanbul, İzmir, Kocaeli, Urfa  deseydik ne yitirirdik.? Garipliğe bakın ki Türk halkına sunulan eşyalara  yabancı ad veriliyor.


 Bu yazıda otel adlarından söz etmek istediğimden başka alanlardaki örnekleri artırmayacağım. Türkiye turizmde büyük gelişme gösterdi. Ülkemiz yatak sayısı açısından zenginleşti. Beş yıldızlı tatil köyleri ve otellerimizin sayısı inanılmayacak kadar arttı. Üstelik bu tesisler dünyanın en genç tesisleri. Turizmde tesislerin yaşı da çok önemli. Kısacası otelcilik alanında dünya standartlarını yakalamış durumdayız. Her şey  iyi, güzel, ama bu otellerin adlarının çoğu yabancı. Her yıl ülkemize  gelen milyonlarca turist ne yazık ki Türkiye’ye geldiklerinden habersizler. Onlar Antalya’ya geliyorlar. Antalya’yı İspanya, Yunanistan’la bir görüyorlar ve onlar gibi bir ülke, bir devlet  sanıyorlar. Çünkü turist getiren kuruluşların ilan ve reklâmlarında  Türkiye yerine daha çok Antalya adına yer veriliyor. Antalya’da kaldıkları ve karşılaştıkları otellerin adları  ise Türkçe olmadığından Türkiye’de olduklarının farkında olmuyorlar.  Eğer siz otellerinize  yabancı adlar verirseniz, elbette ülkenizi tanıtamazsınız. Oysa adlar da bir simgedir. O simgeyle insanların  zihnine yerleşebilirsiniz.


Girit’teki otellerin adlarının Athina Palace,      Apollonia BeachCity Hotels olmasında anormal bir durum yoktur. Kıbrıs’ın uluslararası bir yer olarak tanındığını herkes bilir. Ekonomisi  turizme dayanan Kıbrıs’ta pek çok otel var. Sözünü ettiğimiz uluslararasılık nedeniyle Türk kesimindeki otellerin adlarının da yabancı olması bir dereceye kadar anlayışla karşılanabilir.  Ayrıca bunların bir kısmı da siyasal olarak şimdi olmayan ortak Kıbrıs devletinden kalma. AdapulloClub LapethosDedeman  Olive TreeDeniz Kızı OtelDeniz Kızı RoyalDome Otel,    Dorona HotelGrand Rock,Jasmine CourtSalamis Bay  Kıbrıs’taki otellerden birkaçının  adıdır. Deniz Kızı Otel dışındakilerin hepsinin adı yabancı. Bunun da adının Deniz Kızı Oteli olarak yazılması daha yerinde olurdu. Tamlamadaki iyelik eki yazılmamış. Şimdi kendimize Türkiye’deki otellerin adı yabancı olursa anlayışla karşılar mıyız sorusunu soralım. Bunu  anlayışla karşılamak sanırım mümkün değil. Peki gerçek ya da durum nedir? İşte bunu belirleyebilmek için sizlere gazete ilanlarından derlediğim bir liste sunuyorum.  Bu liste abece düzenine uygun olarak verilmiştir. Bu tesislerin bazıları tatil köyüdür. Onları özel olarak tatil köyü diye ayırmadık. İlanlardaki yazılışları koruduğumuz için adlardaki kimi  yanlışlar bize ait değildir. İlanlarda adlarının önünde club ve hotel sözcükleri olan tesisleri ayrıca sıraladık.





Abant Palace

Admira Otel

Adora Golf Resort

Aegean Holiday Village

Ağaoğlu My Resort

Alara Hotels

Alara Park

Alara West

Alba Resort Hotel

Aldiana

Alinda

Altın Yunus Hotels

Altis Golf

Ananas

Antbel Hotel

Apex Otel

Aphrodite

Aquapark Otel

Aras Otel

Armonia

Art Corinthia

Asteria

Atrium Hotel

Ayma

Balami Resort

Bantur Naz

Bel Conti Resort Hotel

Bellis Clup Otel

Belpark Resort

Bitez Antik Otel

Botanik


Vermiş olduğumuz listede 318 otel adı geçiyor. Bunlardan sadece otuzu Türkçe ya da Türkçeleşmiş bir ada sahiptir.  Bunlar; Aras OtelAymaBotanikDeniz AtıÇolakoğluDoğanayHakanKartal YuvasıMutlu  OtelNazlıhanOraÖzkaynakPoyraz OtelSardunyaSerapsuSeray OtelSürmeliBitez Antik OtelTaksim Obaköy,  Tansel OtelTayyarbey OtelTurmen OtelTurtel SideTutunç OtelTürkmen OtelUğur Otel ve Zigana’dır. Bunlara Ananas ile bir kısaltma olabileceklerini düşünerek Elbis ve Korumar’ı da ekleyebiliriz.


            Bu otel adlarının  bazılarının bir tamlama oluşturduğu  görülüyor. Tamlamaların  yazımında da yanlışlık dikkati çekiyor. Aslında yanlışlık kullanımdan kaynaklanıyor. Doğru kullanım Aras OteliPoyraz Oteli’dir. Son zamanlarda tamlanandaki iyelik eki ı-i’nin  düşürülerek söylenmesi ve yazılması, yanlış olmakla birlikte yaygınlaştığından Aras Otel, Poyraz Otel biçimindeki yazımlar yeğlenir  olmuştur.  Başka adlarda olduğu gibi otel adlarında da bu durum görülmektedir.


 Otuzu dışında kalan otellerin  adında  Türkçe olmayan sözcükler bulunmaktadır. İkbal Thermal Otel,    TopkapiPalaceTermal Resort OruçoğluVoyace Club Hebilköy Hotels & ResortZeytinci Olivera Resort Hotel örneklerinde olduğu gibi başa ve sona  eklenen sözcüklerin biri ya da birkaçı   Türkçe değildir.  Türkçe olmayan bu sözcüklerin bir kısmı Türkçenin ses yapısına uydurularak, birçoğu ise orijinal biçimlerine bağlı kalınarak yazılmıştır. Orijinal olarak yazılan sözcükler, elbette pek çok soruna yol açmaktadır.


            Soyut kavramları karşılayan yabancı sözcüklerin halk arasında bilinip tanınması ve kullanılması yaygın değildir. Bu dilimizin lehinedir. Böyle az bilinen sözcükler, belli bir grup arasında kalır ve günlük yaşayışımıza girmezler. Ama somut olanlar halkın belleğinde daha çok yer ediyor ve yaygınlaşıyor. Yaygınlaştıkça tanıdık hale geldiğinden yadırganmaz oluyor ve dile kolayca yerleşiyorlar. Otel adlarında da durum böyle. Onlar binalarıyla, levhalarıyla karşımızda durduklarından görüntüleri ve adlarıyla belleğimize işleniyorlar.    Şimdi, levhalarda, ışıklı tabelalarda, reklâm panolarında ve gazete ilanlarında  gördüğümüz  otel adlarının başında ve sonunda yer alan sözcükler üzerinde de kısa değerlendirmeler yaparak düşüncelerimizi aktarmaya devam edelim.


                Bu sözcüklerin ilki ve en çok kullanılanı  hoteldir. Fransızca hotel sözcüğü bize otel olarak  geçmiş, sözcük bu haliyle benimsenmiş  ve uzun yıllar kullanılmış, bugün de kullanılmaktadır. Ancak yukardaki adlar incelendiğinde otel sözcüğünün yerini “hotel”in aldığı görülür. Türkçeleştirerek dile alıp kullandığımız sözcüğü, sonradan yabancılaştırma yoluna gitmişiz.


                Otel karşılığı bir dönem bizde palas sözcüğü kullanıldı. Hatta çok yaygınlaştı. Palace sözcüğü okunduğu gibi yazıya geçirildiğinden otel levhlarında yerini palas olarak aldı. Halide Edip Adıvar, Yolpalas Cinayeti adlı romanını yazdı. Yıllarca palas olarak yazdığımız sözcüğü bugün  palace biçiminde yazmaya başladık. Otel sözcüğünde olduğu gibi bir geriye dönüş yaşadık. Oysa yerleşmiş ve Türkçeleşmiş sözcüklerle bir daha  oynamamak  ve yerleştiği biçimiyle kabul edip kullanmayı sürdürmek gerekir.  Bu nedenle otel ve  “palas” korunmalıydı. 


            Club sözcüğü de son yıllarda sık kullanılmaya başladı. Bu sözcükle de biz yeni tanışmadık. Tanıştığımızda da bu sözcüğü Türkçenin ses yapısına uygun hale getirerek yazdık. Club  dilimize kulüp olarak sokuldu  ve sözlüğümüzde bu biçimiyle yer aldı. Biz tıpkı otelde olduğu gibi onu yeniden club biçimine sokarak yazmaya başladık. Türkçeleştirdiğimiz sözcüğü yeniden yabancılaştırmış olduk. Üstelik söylenişini de değiştirdik. Önceleri kulüp diye seslendirdiğimiz bu sözcüğü şimdi klap diye seslendiriyoruz. Çünkü eskiden Batı’dan gelen sözcükler Fransızcaya uygun  olarak seslendiriliyorlardı. Bugün ise İngilizceye uygun olarak seslendirme eğilimi ağırlık kazandı. Bu yoldan yürüyerek dilimize eskiden yerleşmiş olan sözcükleri İngilizceye uygun seslendirmeye kalkarsak yeni sorunlar çıkacaktır. Ayrıca İngilizce seslendirilen sözcükler Türkçe içinde sırıtacak ve kulağa hoş gelmeyecektir. Tabiî bunun olumlu bir yanı da var. O da bu sözcüklerin Türkçede  yabancı ve iğreti durmalarıdır.  Bu iğretilik nedeniyle daha kolay tanınır ve dilden çıkarılabilirler.    


            Otel adlarına eklediğimiz bir başka sözcük ise resort oldu. Bu  İngilizce sözcüğün değişik anlamları var. Uğrak yeri, sık sık uğranılan yer anlamı, otele yakın düşüyor. Ev anlamı bile yüklenebilir. Müşterilere evinizdesiniz duygusunu yaşatmak için kullanılmış olmalıdır.


Kent anlamındaki city de otel adlarına eklenmeye başlandı. Belki bu ad tatil köyleri için kullanılmıştır. Tatil köylerinde  otel biçiminde konaklama yerleri  yanında başka özellikler gösteren konaklama yerleri de var. Bazı turizm şirketlerinin ise hem kulüpleri, hem otelleri, hem tatil köyleri var. Bu nedenle adlara city eklenmiş olmalı. Kent sözcüğünün içerdiği  büyüklük, çeşitlilik ve çağdaşlık özellikleri çağrıştırılmak istenmiştir.


            Bunlar yanında kıyı, plaj anlamlarına gelen  beach sözcüğüyle  de sık karşılaşıyoruz. Plaza sözcüğü ise daha az olmakla birlikte kullanılıyor. Otel adlarında az geçen bu sözcük başka alanlarda da kullanıldığından dilimizde giderek yaygınlık kazanıyor. Princeprincess, holiday, village, sun, sunrise, grand, sol sözcükleri de otel adlarında sıkça yer alıyor. Anılan sözcüklerin bir kısmı  büyüklük, görkemlilik anlamı taşıyan sıfatlar; bir kısmı da tatili, tatille ilgili kimi çağrışımları içeren adlardır. Bunlara paradise,  golf hotel sözcüklerini de ekleyebiliriz. Bu sözcüklerin hepsinin ortak özelliği orijinal biçimleriyle yazılması ve okunmasıdır. Dile hiç alınmasalar daha iyi olacak ve  dil açısından yaşanan sorunlar  ortadan kalkacaktı.


            Bu otellerde verilen hizmetler de gerçekten sınırsız denilebilecek özellikte. Hep çağı yakalamaktan söz ederiz. Hizmetler açısından çağın  yakalandığı  anlaşılıyor. Örnek olsun diye bir gazete ilanından Magic Life Clubs’un sunduğu hizmetleri aktarıyorum.


“Animasyon:  Sauna, hamam, masaj, fitnessşovlar, spor animasyonları, plaj oyunları,         havuz  oyunları, turnuvalar, kabare, revü, disco, magic radyo


Yiyecekler:  Kahvaltı, geç kahvaltı, öğle yemeği büfesi, öğleden sonra snack, çay-kahve ve  pasta saati, akşam büfesi, a la carte restaurantlar (Balık-Türk-İtalyan), yerli ve ithal   alkollü/alkolsüz içkiler


Spor:   Tenis, aerobic, banana, rüzgar sörfü, su kayağı, kano, yelken, havuzda deneme   dalışı, voleybol, masa tenisi, bisiklet



Çocuklar: Mini club, çocuk havuzu, çocuk parkı, çocuk videosu, çocuk olimpiyatı, çocuk  diskosu, resim yapma, masal saati, aile odası, çocuk kahvaltısı, çocuk indirimleri    gençlik programları.”

Bu hizmetlere bakıldığında son zamanların moda deyişiyle “yok yok” değerlendirmesini yapmak uygun düşecektir.  Bu durum turizm dilinde “her şey dahil” diye sunuluyor. Bir de “her şey dahil”in ultrası var. Bizim ilgilendiğimiz kısmı yine bazı sözcükler ve yazılışlarıdır. Aerobicfitnessşovdiscosnacka la carte,  restaurantclub. Bu sözcükler Türkçe Sözlük’te şu yazılışlarla yer alıyorlar: aerobikdiskoalâkartrestorankulüpFitness ve snack  henüz Türkçe sözlüğe girmemişler. “Fitness”in, fitnes biçiminde tek s ile yazılması Türkçeye daha  uygun düşecektir. Snack ise bazen orijinal, bazen de Türkçeleşmiş  biçimiyle  sinek olarak yazılmaktadır. Bu kullanım Türkçenin ses yapısına uygundur. Örnek olarak aldığımız ilanda şov sözcüğünün yazılışı  Türkçe Sözlük’e uygundur. Yalnız aynı sayfada bunun dışındaki ilanların hepsinde  show olarak yazılmıştır. Yani bir kez Türkçeye uygun  biçimi ile       ( şov), çoğu kez ise olmaması gereken biçimi ile  (show) yazılmış. Gerçi bu ilanın dili ve yanlışları gazeteye ya da reklam şirketine ait olabilir. Bu ilanlar defalarca çıktığı halde değiştirilmediğine göre, ilanı verenlerce de benimsenmiş anlamına gelir. Zaten eğilim de bu yöndedir. Türkçeyi düşünen yoktur. Bu ilanda da iki yerde geçen disko sözcüğü ilk kez disco ikinci kez disko olarak yazılmıştır. Bu da hem tutarsızlığı hem de dil açısından özensiz tutumu göstermektedir. Türkçeye uygun olanı ise “disko”dur.


Animasyon son yıllarda dilimize giren bir başka sözcük. Bana kalırsa bu sözcük  yıldızı bol oteller aracılığıyla girdi. Eğlence yerlerinde yapılan gösteriler de bu adla anılıyorlar. Şimdi televizyonlardaki çeşitli gösteriler böyle adlandırılmaya başladı. Otellerimizde animasyon hizmetleri softful ve zengin olarak ayrılıyor. Ful sözcüğünü de çift l ile yazıyorlar. Oysa tek l ile yazılmalı.


Otellerimizde gazinolar vardı.  Bu sözcük yıllarca gazino olarak yazılıp söylendi. Onu da İtalyanca aslına döndürerek casino olarak yazmaya başladık. Otellerde artık gazino değil casinolar var. Mini clubler, fitness centerlar, thalosso centerlar, var. Bunu da center yazıp sentır okuyoruz.  Thalasso centerlarda  thalasso therapi yaptırma olanağı da sunulmuş. Terrace barlarda  set menü yenebilir. Bahşiş ise “ tip box”a  atılmalıdır. Düzenli shuttle servis bulunur, tracing yapılır. Eco kamp vardır. Kamp sözcüğünü de yakında camp olarak yazarlarsa ona da şaşırmamak gerekir. Bu ilanlarda büyük i harfine de dikkat etmek gerekir. Orada da İngilizce’ye uygun bir yazılış görülüyor. Otel adı büyük yazılınca i’nin noktası yok oluyor. İI’ya dönüşüyor. Küçük yazılınca noktasına kavuşuyor. İngilizcenin bu kuralı başka yer ve örneklerde de karşımıza çıkıyor.


Biz  sadece gazete ilanlarından yola çıkarak  otel adlarındaki yabancılaşmayı sergilemeye çalıştık.. Genel olarak turizm alanına bakılırsa yabancılaşmanın boyutlarının daha geniş olacağı görülecektir. Örneğin bu otellerdeki barlara, salonlara verilen adlar bu açıdan incelenebilir. Yemek listelerindeki adlara bakılabilir. Turizm şirketlerinin adlarının da bu yönden incelenmeye değer olduğunu düşünüyorum. Bütün bu alanlarda bir araştırma yapıldığında dilimizin bu noktada içine düştüğü durumun gerçekten iç karartıcı olduğu görülür. Ama bu iç karartıcı tablo karşısında karamsarlığa düşmemek gerekir. Çünkü bu dilin sahipleri var. Onlar inatla Türkçenin sorunlarını çözmek ve aşmak için çaba gösteriyorlar.

Güncelleme Tarihi: 14 Mart 2018, 10:56
YORUM EKLE