UYGUR TÜRKLERİ BİLİMİ (UYGUROLOJİ- UYGURŞİNASLIK) ÜZERİNE BİR İNCELEME-YÜCEL TANAY

UYGUR TÜRKLERİ BİLİMİ (UYGUROLOJİ- UYGURŞİNASLIK) ÜZERİNE BİR İNCELEME, YÜCEL TANAY

UYGUR TÜRKLERİ BİLİMİ (UYGUROLOJİ- UYGURŞİNASLIK) ÜZERİNE BİR İNCELEME-YÜCEL TANAY

UYGUR TÜRKLERİ BİLİMİ (UYGUROLOJİ- UYGURŞİNASLIK) ÜZERİNE BİR İNCELEME

YÜCEL TANAY


Uyguristik, Uyguruloji veya Uygur Türklerinin adlanadırması ile Uygurşinaslık olarak bilinen , bilim dalı, aynen Türklük Bilimi(Türkoloji) biliminde olduğu gibi Türk tarihinin en kadim boylarından ve Türk kültür ve medeniyetinin en eski temsilcilerinden olan Uygur Türklerinin; ataları ve onlarla ilişkili bütün konularla ilgili araştırmalar yapar. Uyguristiğin araştırma nesnesi Uygurların antropolojisi, arkeolojisi, ekonomik hayatı, dil ve edebiyatı, yazılı yadigârları, din, sanat, felsefe, eğitim, fen ve teknoloji, örf adet, mimarlık, tercüme bilimi, hukuk ve de onların komşu milletler ile olan ilişkisi gibi çok yönlü konuları içine alır . Uyguristika’nın öncüsüRus V.V. Radlov’tur. aslında Uyguristiki (Uyguroloji) diye adlandırsak yanlış olmaz.
Uyguristiğin temeli ilk olarak Çin’de ortaya atılmıştır. Yani Uyguristiğin temel konusu Uygurların kendisinde saklıydı. Uygurların fizyolojik yapısı, millet yapısı, örf âdeti, ahlak forması, dil hazinesi, arkeolojik malzemeleri, yazılı vesikaları Uyguristiğin ilk el malzemesi sayılır. Bunun dışında, Çin’de Çin, Tibet, Moğol dilleri, Uygureli (Doğu Türkistan) eski dillerden Sak, Tohri ve Soğd gibi dillerde yazılan vesikalarda kaydedilen hatıralar Uyguristiğin diğer bir önemli kaynağı sayılır. Şöyle ki, Uygurlarla ilgili temel kaynak Uygurların kendi içinde, onların yaşadıkları ve iz bıraktıkları topraklarda, ayrıca Çin’de bulunmaktadır.

Çin’i Uyguristiğin beşiği demek mümkündür. Bununla birlikte, “Uyguristik”in özel bir disiplin olarak yeni döneme has etnoloji, tarih bilimi, kültür bilimi ve edebiyat bilimi gibi ilim sahalarında bilim adamlarının ilgisini çekmesi 18. yüzyılda Avrupa’da görülmüştür. Bunda Fransa, Almanya ve Rusya âlimlerinin ilmi arayışları öncülük etmiştir. Mesela, 18. asrın 30’lı yıllarından başlayarak Fransa âlimleri dolaylı olarak Uygur tarihi araştırmalarına katkı vermeye başlamıştır. Onların içinde meşhur olanı R. P. Goubil olup, 1739 yılında Uygurların tarihi durumları bahsedilen “Moğol Tarihi” adlı eserini neşretmiştir. Arkasından J. Deguinges arka arkaya “Hunlar ve Türklerin Etnik Kökeni Hakkında Araştırma” ve beş ciltlik “Hunlar, Türkler ve Moğolların Umumi Tarihi”ni yazmıştır. 20 yıl geçtikten sonra C. Visdelou “Tatar Tarihi”ni neşretmiştir. Yukarıdakilere benzer şekilde Fransız dilinde yazılmış eserlerden yine Duhalde’nin yazdığı “Çin ve Çin’in Tatarlar Bölgesinin Coğrafyası, Tarihi, Yılnamesi, Siyasi ve Tabii Hali” isimli eserini de göstermek mümkündür. Bu eserlerin hepsinde Uygurlar dile getirilmiştir.


1820 yılında Rusya Bilimler Akademisi’ne davet edilen Fransız Doğu bilimci H. J. Klaproth “Uygurların Dil ve Yazısı Hakkında Araştırma” adlı ünlü eserini Paris’te Almanca olarak yayımlamıştır. Rusya’da ise N. Y Bičurin’in “Eski ve Şimdiki Cungar Ovası ve Türkistan’ın Umumi Durumu” (1851 yılı) ve “Eski Şincan’ın Milletler Tarihine Dair Malzemeler” gibi eserleri neşredilmiştir. 19. asrın sonlarında Rusya’nın Pekin Konsolosluğu’nun doktoru E. Brietsčneider’in “Türkistandaki Kadim Devletler Tarihi” adlı kitabı neşredilmiş olup, onun 1. cildinde “Eski Uygurlar” başlığıyla bir paragrafa yer verilmiştir. İsveçli C. D’ohsson’un “Moğol Tarihi- Cengiz Han’dan Timur’a Kadar” (1852 yıl) adlı eseri de Uygur tarihiyle ilişkilidir. 19. asrın son yarısında Doğu Türkistan vaziyetinin çalkantılı bir sürece girmesi batı âlimlerinin Uygurlara olan ilgisini daha güçlendirmiştir. O dönemde Rusyalı V. V. Girigoriyef Rusça olarak iki ciltli “Tabii Coğrafya Bilimi- Çin Türkistan’ı” (1873 yılı) adlı eserini yazmıştır. Bu eserde eski zamandan başlayarak 19. asrın 70’li yıllarına kadar olan Uygurların tarihi, etnografyası, coğrafyası gibi sahalarla ilgili malzemeler kaydedilmiş olup, bugün de oldukça yüksek belge değerine sahiptir.


Rusyalı âlim A. Kazémbék 1841 yılında “Uygurlar Hakkında Araştırma” adlı kitabını yayımlamıştır. Bütün bunlar Avrupa’da Uyguristiğin bir disiplin olarak şekillenmesini hızlandırmıştır. Bunlardan başka yine Rusyalı âlimlerden Ç. Velihanof, V. V. Radlof, D. Pozdnéyéf gibilerinin ilmi çalışmaları vardır. Özellikle V. V. Radlof’un “Uygurlar Meselesi Hakkında” (1893 yılı) adlı eseri ile D. Pozdnéyéf’’in “Uygur Tarihine Dair Makaleler” (1899 yılı) adlı eseri Uyguristiğin bir disiplin olarak şekillenmesinde büyük rol oynamıştır. 19. asırda yazılmış “Uygurları Dili ve Yazısı Hakkında Araştırma”, “Uygurlar Hakkında Araştırma”, “Uygurlar Meselesi Hakkında”, “Uygurlar Tarihine Dair Makaleler” gibi eserlerde “Uygur” adının konu başlığı olarak seçilmesinin tarihi önemi çok büyük olmuştur. Yani, 19. asrın sonunda Avrupa’da Uyguristiğin bir disiplin olarak şekillendiğini söyleyebiliriz .
 

Yabancıların “Uyguristik”e İlgisinin Sebebi
Modern Uyguristik Avrupa’da ortaya çıkmıştır. Bilindiği gibi, Avrupa dünyanın yakın zaman tarihinde iktisadi güç ve manevi medeniyet yönünden dünyanın diğer bölgelerine göre oldukça ilerideydi. Bununla birlikte modern bilimler de epey gelişmiştir. Dünyanın yakın çağ tarihini etkileyen birçok bilim dalı Avrupa’da ortaya çıkmış ya da tam bilim görüntüsü kazanmıştır. Bu elverişli koşullar Avrupa’da Uyguristiğin ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Avrupa’da modern Uyguristiğin ortaya çıkmasının temel sebebini, biri tesadüfe, diğeri siyasi olaylara bağlamak mümkündür. Tesadüfî olay derken 18. asrın ilk yarısında patlak veren Rusya- İsveç savaşında esir düşen subay F. J.Stralenberg Sibirya bölgesinde 13 yıl kalmış ve o sırada topladığı malzemeler temelinde “Avrupa, Asya’nın Kuzey ve Doğu kısmı” (1730 yılı) adlı kitabını yayımlamıştır. Kitabın sonuna Yenisey Vadisinde tesadüfen keşfettiği, eski Türk yazısı ile yazılmış birinci etap abidelerin resimlerini ilave etmiştir. Bu kitap Batı Avrupa âlimleri arasında Uyguristiği da kapsayan Türkoloji’nin ortaya çıkmasının esası olmuştur. Siyasi sebebe gelince, Makro Polo’nun doğuya seyahate çıkması, Kolomb’un Amerika kıtasını keşfetmesi Avrupalıların başka kıtalarla ilgilenmesini hızlandırmıştır. İtalya’da ortaya çıkan edebi uyanış ve Batı Avrupa’daki sanayi devriminin gerçekleşmesi Avrupa devletlerinin kaynağa ve araziye olan talebini arttırmıştır. Böylece bir kısım Avrupa devletleri başka devlet ve bölgelere ardı ardına araştırmacıları, keşif heyetlerini gönderip coğrafi, jeolojik, arkeolojik, etnografik ve antropolojik araştırmalar yapmış ve bol materyal ve istihbarat toplatmıştır. Bu malzemeler bir taraftan istihbarat bilgisi olarak kendi hükümetlerine sunulmuş; diğer taraftan, ilmi eser şekline getirilip neşredilmiştir. Zamanla bu tür istihbarat nitelikli malzeme ilim meraklılarının araştırma nesnesi olmuştur. Böylece aslında okumuş ilim sahibi kişiler bir taraftan siyasete hizmet ederken, diğer taraftan sosyal bilimler araştırmalarına başlamış, Uyguristiğin bir disiplin olarak gelişmesi için itici rol oynamışlardır. Diğer taraftan, son yıllarda Büyük Türkistan Coğrafyası, batı bölgesi ve ipek yolunun tarihi, coğrafyası, medeniyetini daha da etraflı, daha da derin, daha da sistemli öğrenmek ve araştırmak için Uyguristik olmazsa olmaz bir ilim dalı olmuştur.

 

Bugünkü Dünyada Uyguristik ile Uğraşan Devlet ve Bölgeler
Bugünkü medeni dünyada Uyguristikle uğraşan devlet ve bölgeler epey çoktur. Bunlardan Asya’daki devletler içinde, Çin (Tayvan da bunun içinde), Japonya, Kore, Türkiye, Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Azerbaycan, Moldova, Moğolistan, İsrail gibi ülkeler; Avrupa-Amerika, Rusya, Almanya, Fransa, İngiltere, İsveç, Finlandiya, Polonya, Romanya, Çek, Slovenya, Macaristan, Avustralya gibi ülkeler vardır. Bu bilim dalı sadece Rusya ve Kazakistan’da “Uyguristik” adıyla adlandırılmış, diğer ülkelerde Doğu bilimi, Altayistik, Türklük bilimi (Türkoloji), Batı bölgesi araştırmaları, ipek yolu araştırmaları, merkezi Asya araştırmaları, Turfan araştırmaları gibi isimler ile adlandırılmıştır. Yani Uyguristik Rusya ile Kazakistan’dan başka ülkelerde doğrudan değil, dolaylı olarak yürütülmektedir. Bugün bu yöntemi değiştirmenin zaruri olduğu, tarihi gerçeklerin bunu zorunlu kıldığı kendiliğinden ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte, devletimiz içinde ve dışında Uyguristik, Doğu bilimi, Altayistik, Türklük bilimi, Turfan bilimi gibi disiplinlerin bir kolu olarak yürütülse de, bu disiplinlerin özünde ve çekirdeğinde Uyguristiğin bulunduğu tarihi gerçeklerden görmek mümkündür.
Uyguristiğin Uygureline Komşu Ülkelerdeki Milletlerin Tarih ve Kültürünü Araştırmadaki Önemi


sadece Uygurların kendi durumları hakkında bilgi edinmesinde değil, komşu millet, bölge ve devletlerin tarihi, sosyal durumu ve kültürlerinin öğrenilmesi ve araştırılmasında olmazsa olmaz önemli bir bilim koludur. Rusyalı âlim A. Kazimbék çok önceleri bu noktaya dikkat çekmiştir. Mesela, o 1841 yılında neşrettiği “Uygurlar Hakkında Araştırma” adlı eserinde açık bir şekilde: “Biz bu kabileyi (Uygurlar) araştırırken elimizde var olan bütün malzemeden faydalanmamız gerek. Uygurlar bize çok sayıda yazma yadigârları bırakmışlardır. Bu yadigârların herhangi bir kısmının ortaya çıkması bütün Türk dilli halkların tarihi için yeni sayfa açacak” diye yazar. Uyguristiğin bir kolu olan Uygur dilinin yalnız Uygurların dil tarihini anlamada değil, başka Türk dilli ve Altay dilli milletlerinin tarihini anlamda da büyük rolü vardır. Bu konuda çeşitli ülke âlimleri hemfikirdir. Mesela Türkiyeli âlim Şemseddin Sami: “Eski Uygurlar kültürel gelişim bakımından en ileri giden halk olup, bunların dili Türk dilli halklar arasında edebi dil olmuştur.” diye yazarken 2 tarihçi Liu Zişav: “Uygur dili temelindeki Çağatay dilinin teşekkülü sadece Uygur tarihinde önemli bir aşama olmakla kalmayıp, Uygurların insanlık tarihine kattığı mühim bir katkı sayılır. Asya’nın orta kısmındaki birçok millet ve bölge bu dilin yardımı ile kendilerinin medeniyetini ve tarihini kaydetmiş ve nakletmiştir.” diye yazar. Moğol âlimlerinden Mençibi ile Lululu “Düşüncede İlerleme” adlı makalesinde Uygurların edebiyatı hakkında: “Altay dil ailesine mensup milletlerin hepsinin tarihten kalan sözlü edebiyatı var, lakin yazma edebiyatı olan millet yalnız Uygur milletidir” diye yazar. Türkiyeli âlim Unver Suheyli: “Türk dilli halkların irfanını, ilmini ve tebabetini Asya’da Uygurlar muhafaza etmiştir” diye yazmıştır. Rusyalı alim V. V. Bartold: “Medeni halklar içinde, Müslümanlar (özellikle Tacikler) ve Uygurlar yalnız kendi içinde değil, içinde yaşadıkları ulusların devlet yönetiminde de son derece önemli rol oynamıştır. Çünkü onların yerli prensler, asilazdeler üzerinde büyük etkisi olmuştur.” diye yazmıştır. Yani, eski Uygur dili ve yazısı ile kaydedilen iktisadi belgeler, tebabet, astronomi, din, etnografya, ayrıca maddi ve manevi medeniyete ilişkin belge- vesikalar, eski eserler sadece Uygurların durumunu araştırmada değil, bütün Türk dilli milletler, Altay dil ailesine mensup milletler, Batı bölgeleri, Uluğ Türkistan ve İpek Yolu’nun tarih- coğrafyasını, milletlerin tarihini öğrenme ve araştırmada olmazsa olmaz önemli materyal sayılır.
 

Yabancı Ülkelerdeki “Uyguristik”in Değerine Karşı Tutum
Yabancı ülkelerdeki Uyguristik derken genellikle Avrupa merkezli Uyguristik kast edilir. Avrupa’daki Uyguristik kapitalizm koşullarında yaşayan âlimleri tarafından önce siyasi maksatla yapılmıştır. Böyle olduğu için, Avrupa Uyguristiğinde olumlu yönler olmakla birlikte olumsuz taraflar da mevcuttur. Buna rağmen Avrupa Uyguristiğinin üstünlüğü birçok yönde görülür. Mesela, onlar Uyguristik vasıtasıyla eriştikleri neticelerin temelinde Uygurlar ve onların atalarının yaşadıkları topraklardaki yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmış birçok eski eseri toplamış, derlemiş ve incelemişler, bunları milletler arası ilim sahasına tanıtarak Doğu bilimcilerin dikkatlerini çekmişler, böylece Uyguristiğin modern bilim kolu olarak teşekkül etmesinde önemli çalışmalar yapmışlardır. Ancak yabancı Uyguristlerin bazıları kendi yaşadıkları zaman ve mekân koşulları ve kendi devletlerinin değer yargısı ve ideolojisinin tesiri ile araştırma yaptıkları için bazı tarihi noktaları açıklarken hanlık, ulus- kabile adları, yer- bölge adlarını kullanırken Çin’in bugünkü gerçeğine uygun gelmeyen meseleleri ortaya koymuş ya da koymaktadırlar. Ondan dolayıdır ki, bilimsel araştırmalarımızda yabancı ülkelerdeki Uyguristiğin neticelerinden yararlanmak durumunda kaldığımızda, onların olumlu taraflarını kabul etmekle birlikte, olumsuz taraflarına eleştirel bakmada mahir olmalıyız .

 

Çin Uzmanlarının “Yurtdışı Uyguristiği”ne Olan Tepkisi
Kızıl Çin kurulduktan sonra, Çin uzmanları uluslar arasındaki “Uyguristik” adı altındaki bilime karşı ılımlı tavır takındılar. Yani 1978 yılına kadar Çin uzmanları bu terimi kullanmak için acele etmediler. Ancak dışa açılma ve reform politikası uygulamaya konulunca, bu terim Çin’in etnoloji sahasında resmi olarak kullanılmaya başladı. 1982 yılının başlarında Urumçi Üniversitesi’nin professörü Şeripidn Ömer “Uyguristiğin Şekillenmesi ve Gelişmesi Üzerine” adlı makalesini yayımlayarak “Uyguristik” adıyla anılan bu ilmi yurtiçindekilere ilk olarak tanıttı. 1994 yılında Merkezi Milletler Üniversitesi’nde Uyguristik Enstitüsü kuruldu. 12 Mart 1995’te Pekin’de Çin Uygur Tarihi ve Medeniyeti Araştırmaları Derneği kuruldu. Bu derneğin kurulması Çin’de Uyguristiğin bilim seviyesine yükselmesinin temeli oldu. Niu Ruji bu derneğin kurulması dolayısıyla “Uyguristik Sisteminin İnşası Hakkındaki Tasavvur ve Yurtdışındaki Uyguristik Araştırmalarındaki Yeni Durumlar” başlıklı makalesini hazırlayarak insanlara Uyguristik ile ilgili kapsamlı bilgi verdi. Wei Linagtao “Uyguristik Araştırmalarını Yaygınlaştırma Hakkında Bir Kaç Öneri” adlı makalesini yayımlayarak Çin’de “Uyguristik”i resmi olarak bilim sahasına sokmayı ortaya koydu. Onun bu makalesinde ortaya konan görüş Uyguristleri derinden etkiledi. 1996 yılında Urumçi Üniversitesi professörü Li Shangrui ile Dr. Niu Ruji’nin çabaları sonucunda Urumçi Üniversitesi Altayistik Araştırmaları Enstitüsü adıyla “Uygursitik” araştırmaları ekibi kuruldu. Bu ekip UrumçiÜniversitesi yönetimi ve ilgili uzmanların desteği ve yardımı ile araştırma yaptılar ve “Uygurların Eski Yazıları ve Eski Belgelerine Giriş” (Niu Ruji), “Orhun-Yenisey Bengü Taşlarının Dili Hakkında Araştırmalar” ( Geng Shimin, Abdurreşit Yakuplar), “Eski Uygur Yazısındaki Vesikaların Dilinin Kısaca Tezkiresi” (Li Zengxiang, Zhang Texian, Metriyim Sayitlar), “Çağdaş Uygur Dilinin Lopnur Diyalekti” (Mir Sultan Osman), “Eski Uygur Edebiyatı Araştırmaları” ( Geyretcan Osman), “Uygurların Mimarlık Medeniyeti Araştırması” (Şüy Çingçüen), “Çağdasş Uygur Folklor Medeniyeti” ( Yüen Ciguang) gibi yedi kitabı yayına hazırladılar. Bunlardan ilk altı kitap “Uyguristik Araştırmaları Mecmuası” adıyla Urumçi Üniversitesi Neşriyatı tarafından 1999 yılında Çince olarak neşredildi. Bu kitapların neşredilmesi yeni Çin kurulduğundan bu yana ülke içinde “Uyguristik” adında özel bir mecmuanın ilim sahasında ortaya çıktığını gösteriyordu. Bundan başka Urumçi Üniversitesi Filoloji Enstitüsü’nde “Uyguristik” dersi açılıp 2004-2005 yılları arasında yüksek lisans öğrencilerine üç dönem ders verildi. Bunlar Çin’de “Uyguristik” ilminin oluştuğunu göstermekle birlikte, yurtdışındaki modern Uyguristiğin Çin’e olumlu tesir gösterdiğini ispatlar.
Sonuç olarak Bir Türk boyu olan Uygurlar üzerinde araştırmalar yapan Uyguristiki ayrı bir bilimi yoksa Türkolojinin bir alt kolu olarak sayacağız , bu tartışma konusudur.Güzel olan yan Uygur medeniyetinin saklı kalmış yanlarını ortaya çıkararak başta Dünya medeniyetine ve Türk kültürüne hizmet etmesidir.Çin,Doğu türkistanı işgal altında tutuğundan uyguristik araştırmalar yapmış, gerçekleri saptırtarak kendi siyası emellerine hizmet etmek için bu bilimden yararlanmıştır. Buna rağmen Uyguristik konusunda bize güvenli araştırmaları veren Avrupalı ve Türk Uyguristiklerdir.

Kaynaklar
1) Hebibulla Hoca Lemcin, “Orta Asya Cumhuriyetlerindeki Doğubilimi-Uyguristik Araştırma Merkezleri”, Şincan Sosyal Bilimler Araştırmaları Dergisi, Sayı.2, 1990.
2) Tursun Pidakul, “Amerika’daki Uyguristik Araştırmaları”, Çin Milletleri Dergisi, Sayı. 1, 2009
 Diyas Hasan, “Alman Uyguristleri”, Orta Asya Araştırmaları Dergisi, Sayı. 1, 1987. 5)Diyas Hasan, “İsveç’teki Uyguristik”, Orta Asya Araştırmaları Dergisi, Sayı. 2, 1987
v3) T. M. Iskakuf, “Sovyet Âlimlerinin Uygurların Tarihi ve Etnolojisiyle İlgili Araştırmalarda Elde Ettikleri Başarılar”, Çeviren: Jiang Texian, Şincan Sosyal Bilimler Bülteni, Çince, Sayı. 7, 4)1987.

Güncelleme Tarihi: 21 Kasım 2018, 21:28
YORUM EKLE