E Harfi ile Başlayan Deyimler, Anlamları, Açıklamaları

E Harfi ile Başlayan Deyimler, Anlamları, Açıklamaları

E Harfi ile Başlayan Deyimler, Anlamları, Açıklamaları

E Harfi ile Başlayan Deyimler ve Anlamları

E Harfi ile Başlayan Deyimler ve Anlamları

Atasözleri ve Anlamları

A B C Ç D E F G H I İ K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z

Deyimler ve Anlamları

A B C Ç D E F G H I İ K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z


Ecel aman verirse: Ömür yeterse, ölmezsem şayet.

Ecel beşiği: Kişinin her an üzerinden aşağı yuvarlanabileceği tehlikeli yerler.

Ecel şerbeti içmek: Ölmek.

Ecel teri dökmek: Aşırı korkmak, korku ve bunalım içerisinde olmak.

Ecelden aman olursa: Eğer ölmezsem onu yapacağım.

Eceli gelmek: Kişinin hayatının sona ermesi, ölmesi.

Eceline susamak: Ölümüyle sonuçlanabilecek tehlikeli hal ve hareketler sergilemek.

Eciş bücüş: Çirkin görünüşlü.

Edebini takınmak: Oldukça terbiyesiz bir durumdan terbiyeli duruma geçmek.

Edebiyat yapmak: Bir konuda gereğinden fazla sözlü sözler söylemek.

Edi ile Büdü: Birbirinden hiç ayrılmayan, sevimli kafa dengi kişiler.

Efkâr dağıtmak: Üzüntüsünü ortadan kaldırmak, uzaklaştırmak.

Efradını cami, ağyarını mani: Gereklileri içeren, gereksizleri dışarıda bırakan

Eğri büğrü: Düzgün olmayan, standartların dışında olan.

Eğri gemi doğru sefer: Kullanılan araç yetersiz olsa da isteğe uygundur.

Eğri gözle bakmak: Kötü düşünce ile birine yanaşmak, bakmak.

Eğri oturup doğru konuşalım: Her koşul altında doğru söyleyelim.

Ehven-i şer: Daha az zararlı veya kötü olan.

Ekalliyette kalmak: Azınlıkta kalmak.

Ekli püklü: Her tarafı yamalı olan.

Ekmeği bütün: Kimseye el açmayan, kazancı kendine ancak yeten kimse.

Ekmeği dizinde: Terbiyesiz, nankör kimse.

Ekmeği ile oynamak: Birinin geçim kaynağını elinden almak.

Ekmeğinden etmek: Birini işinden atmak.

Ekmeğine yağ sürmek: İstemediği halde birinin işine yarayacak bir şey yapmak.

Ekmeğine kan doğramak: Bir kişiyi acılar içinde bırakacak şekilde bir davranışta bulunmak.

Ekmeğine koç: Sofrasında sürekli misafir olan kimse.

Ekmeğine kuru, ayranına duru mu dedik: Sana, zoruna gidecek bir şey mi söyledik.

Ekmeğine yağ sürmek: Birinin faydası olan bir eylemde bulunmak.

Ekmeğini çıkarmak: Geçimini sağlayacak kadar kazanç sağlamak.

Ekmeğini eline almak: Geçimini kendi sağlayacak duruma gelmek.

Ekmeğini kana doğramak: Büyük bir üzüntüyle yaşamak.

Ekmeğini kazanmak: Geçimini sağlamak için para kazanmak.

Ekmeğini taştan çıkarmak: Geçimini sağlamakta pek becerikli olmak.

Ekmeğini yemek: Birisinin yanında çalışarak kendi geçimini sağlamak.

Ekmeğiyle oynamak: Bir kimsenin işini kaybetmesine sebep olmak.

Ekmek aslanın ağzında: Geçimini sağlayacak bir iş bulmak kolay değil anlamında.

Ekmek elden su gölden: Başkasının kesesinden bol bol yiyip içmek.

Ekmek kapısı: Kişinin geçim sağladığı yer.

Ekmek kavgası: Geçim için verilen mücadele.

Ekmek parası: Geçinmek için kazanılan para.

Eksik gedik: Ufak tefek basit ihtiyaçlar.

Eksik olma bayır turpu: Aslında yardım etmiş gibi görünüyorsun ama asıl amacın beni kandırmaktır.

Ekşi yüz: Asık süratlı yüz.

El açmak: Dilenmek, birisinin yardımını almak için ona yalvarmak.

El altında: Hazır.

El altından: Herkesten habersiz, gizlice.

El atmak: Birisinin işine karışmak.

El ayak çekilmek: Ortalıkta kimsenin olmadığı, ıssızlığın ve sessizliğin olduğu yer.

El bağlamak: Saygı göstermek için ellerini göbeğinin üstüne kavuşturup durmak.

El basmak: Kutsal kitaplardan biri üzerine el koyarak and içmek.

El bebek, gül bebek: Nazlı, şımarık.

El çabukluğu: İşi çabuk bir biçimde yapma ustalığı.

El çekmek: Vazgeçmek.

El çektirmek: Birini görevinden uzaklaştırmak.

El çırpmak: Alkışlamak.

El değiştirmek: Bir şeyin durumunun birinden bir başkasına geçmek.

El değmemiş: Hiç dokunulmamış, kullanılmamış.

El elde baş başta: Gelir ve harcamanın birbirine denk gelmesi.

El ele: Bir şeyi birlikte, iş birliği ile yapmak.

El ele vermek: Güçleri birleştirip iş birliği yapmak.

El eliyle yılan tutmak: Zor ve tehlikeli bir işe kendisi girişmeyip başkasını ileri sürmek.

El emeği: El ile yapılan işe harcanan emek.

El ense etmek: Elini yarışmacının ensesine atıp onu çekmek.

El ermez, göz görmez: Bulunduğu yerden çok uzak olmak.

El etek çekmek: Bir şeyle uğraşmayı bırakmak.

El etek öpmek: Birine hoş görünmeye, yaranmaya çalışmak.

El etmek: Birine "gel" anlamında el sallamak.

El gün: Herkes, bütün halk.

El kadar: Küçük, çok küçük.

El kaldırmak: Birini vurmak için elini harekete geçirmek.


El kapısı: Yabancı kişilerin yeri

El katmak: Bir işin yapılmasına yardım etmek.


El kiri: Kolayca vazgeçilir, atılır (şey).

El koymak: Bir oluşumu bir şeyi kendi buyruğu altına almak.

El oğlu: Yabancı kimse, başkaları.

El ovuşturmak: Birinin karşısında saygılı bir durumda beklemek.


El pençe divan durmak: Birinin huzurunda hazır olarak beklemek.

El sıkmak: Selamlaşmak amacıyla birinin elini tutmak.

El sunmak: Elini uzatmak.

El sürmemek: Hiç dokunmamak, hiç değmemek.

El şakası: Birine el ile yapılan ilişme neticesinde onu tedirgin etmek. Güldürmek ya da kızdırmadan tedirgin etmek için bir kimseye elle ilişmek.

El ulağı: Çok önemli bir iş yapan kişinin küçük işlerde kullandığı yardımcı.

El üstünde tutmak: Bir kimseye çok saygı duymak ve sevgi göstermek.

El vurup etek silkmek: Uğraştığı bir işi kesin bir şekilde bırakmak.

El yatkınlığı: Bir işe eli alışmış olan.

El yordamıyla: Ellerini kullanarak bir şeyi bulmaya çalışmak.


Elde avuçta bir şey bırakmamak: Mal mülkü tüketmek. Ham vurup harman savurmak.

Elde avuçta bir şey kalmamak: Parası, malı, mülkü ne varsa tüketmek.

Elde bulunan: Hazırda olan, var olan.

Elde etmek: Bir şeye sahip olmak.

Elde kalmak: Bir malın satılmayıp geride kalan kısmı.

Elden ağza yaşamak: Kazandığının ancak günlük harcamasına yetmesi.

Elden ayaktan düşmek: Hastalık veyahut yaşlılıktan iş yapamaz duruma gelmek.

Elden ayrıksı: Başkasına benzemeyen, herkesten ayrı hareket eden.

Elden çıkarmak: Bir şeyi satmak, başka birine vermek.

Elden çıkmak: Bir malın kişinin malı olmaktan çıkması.

Elden ele: Bir kişiden diğer kişiye.

Elden ele dolaşmak: Bir şeyin pek çok kişi tarafından kullanılması.

Elden geçirmek: Ele alıp muayene etmek, onarmak, temizlemek.

Elden geldiği kadar: Gücü yettiği ölçüde.

Elden gitmek: Bir şeyi kaybetmek.

Elden kaçırmak: Bir şeye sahiplenme fırsatını kaçırmak.

Elden ne gelir: Yapılacak hiçbir şey kalmamak.

Ele almak: Bir şeyi incelemek, araştırmak, onun üzerinde çalışmaya başlamak.

Ele avuca sığmamak: Söz dinlememek, baskı altına alınmamak.

Ele geçirmek: Bir şeye sahip olmak veya kaçan birini yakalamak.

Ele geçmek: Elde etmek.

Ele gelmek: El ile tutulabilir olmak.

Ele güne karşı: Dostları üzmemek, düşmanları sevindirmemek.

Ele verir talkını, kendi yutar salkımı: Etrafındakilere iyi olmaları yönünde nasihatler verdiği halde kendisi bunların hiçbirine uymaz.

Ele vermek: Suçlu kimseyi haber verip, yakalatmak.

Eleğim var sacım var, komşuya ne borcum var: Kimseden yardım isteme ihtiyacı duymuyorum. Kendi imkanlarım bana gayet yeterli geliyor.

Elekten geçirmek: Çok iyi bir inceleme neticesinde iyiyi ve kötüyü ayırmak.

Eli açık: Cömert kişi.

Eli ağır: 1. Yavaş iş gören. 2. Vurduğu vakit çok acıtan (kimse).

Eli ağzında kalmak: Şaşırıp ne yapacağını bilememek.

Eli alışmak: Bir işte ustalaşmak.

Eli ayağı buz kesilmek: Korku ve heyecandan ne yapacağını bilememek.

Eli ayağı dolaşmak: Heyecandan ne yapacağını şaşırmak.

Eli ayağı tutmak: Bir işi yapabilecek güçte olmak, vücut gücü yerinde olmak.

Eli bayraklı: Kavgacı, edepsiz

Eli bol: Çok parası olan kimse.

Eli boş dönmek: Umduğunu almadan geri dönen.

Eli boş olmak: İlgili zamanda herhangi bir işi olmamak.

Eli böğründe kalmak: Çaresiz duruma düşmek.

Eli cebine varmamak: Parasını harcamaya kıyamamak.

Eli çabuk: Çabucak iş gören.

Eli darda: Geçimini karşılayacak parası olmayan.

Eli ekmek tutmak: Geçimini kendi kazancıyla sağlayacak bir duruma gelmek.

Eli ermemek: Uzakta olduğu için yetişememek.

Eli geniş: Cömert kişi.

Eli hafif: Acıtmadan iğne yapan dişçi, diş teknisyeni, hemşire, doktor.

Eli işe yatmak: Bir işi yapabilecek el becerisine sahip olmak.

Eli işte gözü oynaşta: İş yapar gibi görünüp aklı başka yerde olmak.

Eli kalem tutmak: Duygu ve düşüncelerini güzel bir ifade ile yazabilmek.

Eli kolu bağlı olmak: Bir engel dolayısıyla hiçbir iş yapamaz hale gelmek.

Eli koynunda: İşsiz olan ve aynı zamanda çaresiz olan kimse.

Eli kulağında: Nerede ise olacak, pek yakında olması beklenilen (şey).

Eli mahkûm: Bir işi yapmaktan başka çaresi olmamak.

Eli maşalı: Şirret, edepsiz (kadın).

Eli olmak: Bir işe adı karışmak.

Eli para görmek: Para kazanmak.

Eli sıkı: Cimri.

Eli sopalı: Zorba.

Eli uz: Becerikli, usta kimse.

Eli varmamak: Bir işi yapmaya gönlü razı olmamak.

Eli yatkın: Becerikli, maharetli kimse.

Eli yüreğinin üstünde olmak: Kötü bir şey olacak diye sürekli kaygılanmak.

Elifi elifine: Gerçekle aynı, tıpatıp, tam uygun.

Elifi görse mertek sanır: Okuma yazması olmayan kişiler için kullanılır.

Elifi yüzünde, ekmeği dizinde: Utanmaz, terbiyesiz bir şekilde cevap veren.

Elinde kalmak: Bir malı, şeyi elinden çıkaramamak.


Elinden almak: Sahip olduğu bir şeyden birini mahrum bırakmak.

Elinden bir iş gelmemek: Hiçbir iş yapamamak.

Elinden bir kaza çıkmak: İstemeyerek birisine zararı dokunmak.

Elinden bir şey gelmemek: Olanaksızlıktan birine yardımcı olamamak.

Elinden düşürmemek: Sürekli bir şekilde ilgilenmek.

Elinden geleni ardına koymamak: Elinden ne geliyorsa yapmak.

Elinden gelmek: Bir şeyi yapabilme gücüne sahip olmak.

Elinden hiçbir şey kurtulmamak: Her şeyi yapabilecek yetenekte olmak.

Elinden iş çıkmamak: Çabuk iş yapamamak, yavaş iş yapan.

Elinden kabuklu koz yenmez: Oldukça pis ve temizlik bilmez biri olmak.

Elinden tutmak: Yardım etmek, kayırmak.

Eline bakmak: Birinin ancak yardımı ile geçinebilmek.

Eline düşmek: Birine muhtaç duruma düşmek.

Eline sağlık: Yaptıkların için teşekkür ederim, anlamında.

Eline su dökemez: Senin yaptıklarını asla yapamaz.

Elini ayağını kesmek: Artık gelmez, uğramaz olmak.

Elini cebine atmak: Bir şeyde ödemeyi yapmaya çalışmak.

Elini çabuk tutmak: İşi bir an evvel yapmaya çalışmak.

Elini eteğini çekmek: Uzun zaman yapageldiği bir işten çekilmek.

Elini kana bulamak: Bir kimseyi yaralamak veya öldürmek.

Elini kolunu bağlamak: Hiçbir şey yapamaz hale getirmek.

Elini kolunu sallaya sallaya gelmek: Bir şeyden başarı elde etmemek, hiçbir hediye getirmemek.

Elini sıcak sudan soğuk suya sokmamak: Hiçbir şey yapmamak.

Elini uzatmak: Birine yardım etmeye çalışmak.

Elini vicdanına koyarak söylemek: Bir şeyi tarafsızca, adil bir şekilde dile getirmek.

Elinin hamuruyla erkek işine karışmak: Bilmediği, anlamadığı işleri yapmaya koyulmak.

Elle tutulur gözle görülür: Çok belirgin bir şekilde açık olan.


Eller iyisi, evler ağısı: Yabancının işine koşar fakat yakınlarına yardımı dokunmaz.

Elleri nasır bağlamak: Ellerini ağır işlerde uzun süre kullanmış olmak.


Eliyle koynunun arası kırk yıllık yol: Çok fazla cimri kimse.

Emeği geçmek: Bir işin yapılmasında çalışmış olmak.

Emeği sağdıç emeğine dönmek: Verdiği emeğin boşa gitmesi.

Emek vermek: Çok ve özenli çalışmak.

Emir büyük yerden gelmek: Hatırı sayılır kimseden gelen emir.

Emir kulu: Başkasının boyunduruğu altında yaşayan kimse.

Emret fındık kabuğuna gireyim: Emrinizi en zor şartlar altında yerine getireyim, anlamında.

Emrine girmek: Birinin boyunduruğuna girmek.

Endazeye gelmemek: Ölçü ve hesabı tutulamamak.

Endazeye vurmak: Bir şeyi hesaplamak, onu ölçmek.

Eni konu: Her açıdan.

Eninde sonunda: Bir işin en sonunda.


Enine boyuna: Bütün ihtimalleri göz önünde tutan.

Ense yapmak: Hiçbir şekilde bir iş yapmamak.

Ensesi kalın: Parası çok, varlıklı kimse.

Ensesinde boza pişirmek: Sıkıştırıp eziyet etmek, tedirgin olmasına yol açmak.

Ensesine binmek: Bir şeyi birine yaptırmak için sürekli olarak birini baskı altında tutmak.

Ensesine yapışmak: Bir konuda sıkıştırmak.

Ensesini kaşımak: Ne yapacağını bilmediği için kötü kötü düşünmek.

Entrika çevirmek: Entrika düzerek amacına ermeye çalışmak, dolap çevirmek.

Er geç: Her şart altında yapılacak, anlamında.

Erzurum'un soğuğu gelin beni Gerede'de bulun: Gerede de Erzurum gibi soğuktur.

Es geçmek: Bir kişiyi dikkate almamak.

Esamisi okunmamak: Artık adı geçmemek, adı okunmamak.

Esip savurmak: Öfke ile atıp tutmak.

Eski çamlar bardak oldu: Eski tutum ve alışkanlıkların bu devirde artık bir hükmü yok, anlamında.

Eski defterleri karıştırmak: Eski şeyleri bir nedenden bir şekilde yeniden gündeme getirmek.

Eski hamam eski tas: Hiçbir şey değişmemiş, her şey eskisi gibi.

Eski kafalı: Yeniliğe kapalı, yaşayış ve düşünce itibariyle eskiye bağlı olan.

Eski köye yeni adet: Her şeyiyle eskiyi yaşayan bir köye yeni adet getirmek.

Eski kurt: Oldukça tecrübeli, mesleğinde itibar sahibi, her şekil hile ve düzenbazlıkları anlayan kişiler.

Eski püskü: Çok fazla eskimiş olan.

Eski toprak: Yaşlılığına rağmen gücünü, direncini, dinçliğini kaybetmemiş olan.

Estek köstek: Bazı bahaneler öne süren, sürekli bir bahane bulan.

Eşeğe gücü yetmeyip semerini dövmek: Kızdığı kişiye gücü yetmediği için onun  emrinde olanlara zarar vermeye çalışmak.


Eşeğini sağlam kazığa bağlamak: İşini güvenliğini sağlayacak önlemler almak.

Eşek kadar: Oldukça iri, aşırı derecede gelişmiş olan.

Eşek kuyruğu gibi ne uzar, ne kısalır: Hiçbir gelişme ve ilerlemenin olmaması, bir şeyin olduğu gibi devam etmesi.

Eşek sudan gelinceye kadar dövmek: Adamakıllı dövmek.

Eşek şakası: Ağır el şakası.

Eşiğine yüz sürmek: Hatırı sayılır kişilerin önünde eğilmek, onlara yalvarmak.

Eşiğini aşındırmak: Bir işi yaptırmak amacıyla bir yere ha bire gidip gelmek.

Eşref saati gelmek: Uygun zamanı gelmek.

Et can tutmamak: Hareketli olduğu için kilo almamak.

Et tırnak olmak: Birbirinden kopmamak, oldukça sıkı bir ilişkiye girmek.

Eteğine yapışmak: Sözü geçer birinden yardım ve himaye istemek.


Etek öpmek: Yaltaklanmak.

Etek silkmek: Birinden tiksinerek ondan uzaklaşan kişi.

Etekleri tutuşmak: Büyük bir telaşa ve kaygıya düşmek.

Etekleri zil çalmak: Çok sevinmek.

Etle tırnak gibi: Birbirlerine candan bağlı (dostlar için).


Etli butlu: Çok fazla şişman kimse.

Etliye sütlüye karışmamak: Kendisini ilgilendirmeyen işlere karışmamak.

Etrafında dört dönmek: Bir isteği elde etmek için birinin yanından ayrılmamak, ona çok fazla ilgi göstermek.

Evin direği: Evin geçimini sağlayan kimse, baba.

Eyere de gelir semere de: Her işe yarar, her şeye fayda sağlar.

Eyvallah demek: Hoş görerek kabul etmek.

Eyvallah etmemek: Birinin yükümlülüğü altına girmemek.

Ezbere iş görmek: Gelişigüzel programsız iş yapmak.

Ezilip büzülmek: Zor bir duruma düştüğünü davranışlarıyla belli ettirmek.

Atasözleri ve Anlamları

A B C Ç D E F G H I İ K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z

Deyimler ve Anlamları

A B C Ç D E F G H I İ K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z

A harfi başlayan atasözleri, deyimler, aile ilgili güzel sözler dini, f harfi başlayan atasözleri, deyimler anlamları cümleleri, i harfi başlayan atasözleri, v harfi başlayan atasözleri, d harfi başlayan atasözleri, t harfi başlayan atasözleri,

A harfi başlayan atasözleri, deyimler, aile ilgili güzel sözler dini, f harfi başlayan atasözleri, deyimler anlamları cümleleri, i harfi başlayan atasözleri, v harfi başlayan atasözleri, d harfi başlayan atasözleri, t harfi başlayan atasözleri,

Deyim, deyimler, atasözü, atasözleri, deyim ve atasözü örnekleri, deyimler ve atasözleri konu anlatımı, deyimler anlamları, atasözleri ve deyimler sözlüğü indir, atasözleri ve deyimler nedir, atasözleri ve deyimler sözlüğü tdk

Deyim, deyimler, atasözü, atasözleri, deyim ve atasözü örnekleri, deyimler ve atasözleri konu anlatımı, deyimler anlamları, atasözleri ve deyimler sözlüğü indir, atasözleri ve deyimler nedir, atasözleri ve deyimler sözlüğü tdk, atasözleri ve deyimler testi, güzel atasözleri, Türkçe atasözleri, atasözleri anlamlı, atasözleri ve anlamları, atasözleri ve deyimler, atasözleri sözlüğü, atasözleri nedir, atasözleri örnekleri, en güzel atasözleri, deyimler konu anlatımı, deyimler örnek, deyimler ve anlamları ve cümleleri, deyimler kısa, Türkçe deyimler, deyimler karikatür, deyimler ve atasözleri sözlüğü, deyim örnekleri resimli, deyimler sözlüğü tdk, atasözleri sözlüğü, deyimler sözlüğü indir, deyimler ve anlamları ve cümleleri, deyimler ve atasözleri sözlüğü, deyimler ve açıklamaları, deyim örnekleri, en çok kullanılan deyimler

atasözleri ve deyimler testi, güzel atasözleri, Türkçe atasözleri, atasözleri anlamlı, atasözleri ve anlamları, atasözleri ve deyimler, atasözleri sözlüğü, atasözleri nedir, atasözleri örnekleri, en güzel atasözleri,

>>> SÖZLÜKLERİMİZ: Kökenbilim Sözlüğü (Etimoloji Sözlüğü), Göktürkçe Sözlük, Türkçe Adlar Sözlüğü, Arapça Adlar Sözlüğü, Farsça Adlar Sözlüğü, Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü, Tıp Terimleri Sözlüğü, Hukuk Terimleri Sözlüğü, Felsefe Sözlüğü, Tarih Sözlüğü, Söylence Sözlüğü, Edebiyat Terimleri Sözlüğü, Dil Bilgisi Terimleri Sözlüğü, Osmanlıca Sözlük, Bilgisayar Terimleri Sözlüğü, Divanı Lügatit Türk Sözlüğü, Kısaltmalar Dizini Sözlüğü, İsimler Sözlüğü (Bebek adları, çocuk adları sözlüğü), Orhun Yazıtları Kelime Tahlilleri, Kutadgu Bilig Sözlüğü, Divanı Hikmet Sözlüğü, Argo Sözlüğü, Yazım Kılavuzu Sözlüğü (İmla Kılavuzu Sözlüğü), Divan Edebiyatı Terimleri Sözlüğü... Yararlı olması dileğiyle…Suat Özer- TDH

deyimler ve atasözleri sözlüğü, deyim örnekleri resimli, deyimler sözlüğü tdk, atasözleri sözlüğü, deyimler sözlüğü indir, deyimler ve anlamları ve cümleleri, deyimler ve atasözleri sözlüğü, deyimler ve açıklamaları,

n harfi başlayan atasözleri, l harfi başlayan atasözleri, ç harfi başlayan deyimler, ö harfi başlayan deyimler, özdeyişler anlamları, t harfi başlayan deyimler, y harfi başlayan deyimler, i harfi başlayan deyimler, n harfi başlayan deyimler, g harfi başlayan deyimler, r harfi başlayan deyimler, atasözleri deyimler nedir, f harfi başlayan deyimler, z harfi başlayan deyimler

n harfi başlayan atasözleri, l harfi başlayan atasözleri, ç harfi başlayan deyimler, ö harfi başlayan deyimler, özdeyişler anlamları, t harfi başlayan deyimler, y harfi başlayan deyimler, i harfi başlayan deyimler, n harfi başlayan deyimler, g harfi başlayan deyimler

TDH - KOLAY ERİŞİMİ Türkçe Göktürkçe Edebiyat Türkçe Adlar Tarih Kökenbilgisi Türk Lehçeleri Yazım Kılavuzu Türk Dünyası PDF-DOC Sınav-Deneme SÖZLÜKLERİMİZ

DİL BİLGİSİ KOLAY ERİŞİMİ Dil Bilgisi Sıfatlar Belirteçler Anlam Bilgisi Kompozisyon İlgeçler Cümlede Anlam Nasıl yazılır? Bağlaçlar Paragrafta Anlam Noktalama İşaretleri Ünlemler Sözcükte Anlam Sözcük Bilgisi Eylemler Ses Bilgisi Yapım Ekleri Eylemsiler Yapı Bilgisi Adıllar Dil-Anlatım Yazım Bilgisi Adlar Edebiyat Anlatım Bozuklukları Ana Bet Atasözleri ve Deyimler TDH-Instagram Tivitır Feysbuk

Güncelleme Tarihi: 19 Şubat 2019, 22:31
YORUM EKLE