Atatürk'ün Anıları, Dil Devrimi

Atatürk'ün Anıları, Dil Devrimi

Atatürk'ün Anıları, Dil Devrimi

Atatürk'ün Anıları, Dil Devrimi

Atatürk'ün Anıları, Atatürk'ün hayatı kısaca, Atatürk’ün anıları, Atatürk’ün hayatı ödev, ulu önder Atatürk'ün hayatı, Atatürk'ün hayatı uzun, Atatürk'ün hayatı özet, Atatürk'ün hayatı kısaca, Atatürk’ün hayatı resimli

Atatürk ile ilgili tüm yazıları okumak için tıklayınız: ATATÜRK

Atatürkün hayatı kısaca, Atatürk’ün anıları, Atatürk’ün hayatı ödev, ulu önder Atatürk ün hayatı, Atatürkün hayatı uzun,  Atatürkün hayatı özet, Atatürkün hayatı kısaca, Atatürk’ün hayatı resimli,

TDH - KOLAY ERİŞİMİ Türkçe Göktürkçe Edebiyat Türkçe Adlar Tarih Kökenbilgisi Türk Lehçeleri Yazım Kılavuzu Türk Dünyası PDF-DOC Sınav-Deneme SÖZLÜKLERİMİZ

DİL BİLGİSİ KOLAY ERİŞİMİ Dil Bilgisi Sıfatlar Belirteçler Anlam Bilgisi Kompozisyon İlgeçler Cümlede Anlam Nasıl yazılır? Bağlaçlar Paragrafta Anlam Noktalama İşaretleri Ünlemler Sözcükte Anlam Sözcük Bilgisi Eylemler Ses Bilgisi Yapım Ekleri Eylemsiler Yapı Bilgisi Adıllar Dil-Anlatım Yazım Bilgisi Adlar Edebiyat Anlatım Bozuklukları Ana Bet Atasözleri ve Deyimler TDH-Instagram Tivitır Feysbuk

...

Dil Devrimi

Arap harflerini atıp Latin alfabesini kabul edince, yeni yazı ister istemez dil meselesini de beraberinde gündeme getirdiğini belirten Falih Rıfkı Atay,  dil konusundaki anılarına şöyle devam eder:

“Gerçekten de alfabe işi Gazi için başlangıçta sadece bir yazı işiydi. Ne var ki artık Osmanlıca yeni yazı içinde yaşayamazdı. Örneğin Arap kelimeleri yeni yazıda kişiliğini kaybediyor onun yerini ise, kolaylığıyla Türkçe ve Türkçeleşmiş kelimeler alıyordu. Böylece yeni bir imla lügatı gerekti. İşe başlayınca gördük ki zengin sandığımız Osmanlıca da üstelik fakirdir.

İşte o günlerde gün ışığına çıkan gerçek şu olmuştu. Yarısı Arapça, yarısı Farsça, yarısı da Frenkçe bir dille bir millet, millet olamazdı! Tarihte zaten dilini kaybetmiş hangi millet ben varım diyebilmiş ki?

Dil konusunda sofrada iki gurup ortaya çıkmıştı. Biri Türkçülerdi ki onlardan biri bendim. Biz meşrutiyetin ilk yıllarından beri zaten Arapça ve Farsça kurallara ihtiyacı olmayan Türkçemiz olacağı inancındaydık. Bir de aşırılar vardı ki onların fikri de hiçbir yabancı söze dilimizin ihtiyacı bulunmadığıydı.

Gazi her iki tarafı da soğukkanlı ve telaşsız sabrıyla dinliyordu. Ama bu işte en iyi sonucu almaya çalışmak da Gazi’nin özelliğiydi. Dil işinde en iyi neticeyi almak için, o bir süre özleşmecilerle birleşti. Böylece dil sorunu çıkmaz bir noktaya vardı. Ne var ki taramalar, Asya lehçeleri hepsi birer birer artık meydana çıkmış neyimiz var neyimiz yok hepsini görmüş, anlamıştık.

Bir akşam sofra öncesi henüz ortalıkta kimselere yokken Gazi:

-‘Yanaş bana doğru, varımız yoğumuz işte meydanda. Bir çıkmaza da girmişizdir. Ama bırakılır mı bu dil çıkmazda? Hayır, öyleyse yapılacak olanı yine biz yapacağız’ dedi.

Ama gerçek de oydu ki; eski yürüyüşümüzle yarım asırda başaracağımızı artık elde etmiştik. Osmanlıca gömülüp gitti.

İşin içinde iken ben bile ne kadar isyan ederdim. Aradan uzun yıllar geçtikten sonra o çapta bir devrimciyle, bizim çapta reformcular arasındaki farkı şimdi ne kadar iyi görüyorum.”

1 Falih Rıfkı Atay, (1894–1971), Gazeteci, Yazar, Milletvekili.

2 Hikmet Bil, Atatürk’ün Sofrasında, Uncu yayınları, İstanbul 1981, s. 135-136

Kaynak: Atatürk ve Unutulmaz Anıları, Ahmet Gürel, Bülent Türker, Nisan 2009

YORUM EKLE