Atatürk'ün Anıları, Meclis Mustafa Kemal Paşa’nın Başkumandanlığı’nı Kabul Etmiyor

Atatürk'ün Anıları, Meclis Mustafa Kemal Paşa’nın Başkumandanlığı’nı Kabul Etmiyor

Atatürk'ün Anıları, Meclis Mustafa Kemal Paşa’nın Başkumandanlığı’nı Kabul Etmiyor

Atatürk'ün Anıları, Meclis Mustafa Kemal Paşa’nın Başkumandanlığı’nı Kabul Etmiyor

Atatürk'ün Anıları, Atatürk'ün hayatı kısaca, Atatürk’ün anıları, Atatürk’ün hayatı ödev, ulu önder Atatürk'ün hayatı, Atatürk'ün hayatı uzun,  Atatürk'ün hayatı özet, Atatürk'ün hayatı kısaca, Atatürk’ün hayatı resimli

Atatürk ile ilgili tüm yazıları okumak için tıklayınız: ATATÜRK

Atatürkün hayatı kısaca, Atatürk’ün anıları, Atatürk’ün hayatı ödev, ulu önder Atatürk ün hayatı, Atatürkün hayatı uzun,  Atatürkün hayatı özet, Atatürkün hayatı kısaca, Atatürk’ün hayatı resimli,

Meclis Mustafa Kemal Paşa’nın Başkumandanlığı’nı Kabul Etmiyor

'Verdiğimiz kararla ordu iki gündür başsız kaldı. Fakat düşman karşısında ordu hiç başsız bırakılır mı? Bırakmadım, bırakmıyorum, bırakmayacağım.'

“Kız gibi bir meclis yapalım da...” 1920 Nisan’ının 23’ünden beri üç yıllık ömrü olan Birinci Büyük Millet Meclisi’nin bütün o çalkantılı ve heyecanlı hayatı, iniş ve çıkışlı, yapıcı ve yıkıcı bütün zıtlıklarıyla gözümün önünden geçiyor. Bilinen o ki, Meclis doğrudan doğruya ve katıksız Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın eseridir: Fakat şef üç yıl her şeyden daha çok bir dev gibi kendi eseriyle dövüştü.

Bir gün ona çıkıştılar:

-“Meclisin egemenliğine dokundurmayız. Meclisin egemenliği.”

O, altın yeleleri kabararak nasıl gürlemişti:

-“Bu Meclisi ben topladım, ben vücuda getirdim; kim kendi eserinin iyi olmasını istemez? Sizler sadece Meclise hürmet ediyorsunuz. Ben bundan fazla olarak aynı zamanda kendi eserime hürmet ediyorum.”

Zıtlıklar dünyası olan meclis için şöyle bir tanımlama yapabiliriz:

-“Meclis’in yüce tarafı kalbinde, dağınık tarafı aklındaydı. Kalbiyle şahlandığı zaman, meselâ Sakarya öncesinde Ankara’yı bırakmamak için gösterdiği yiğitlik; o ne yüce manzaraydı o. Gazi eserinin hep bu yüce tarafından kuvvet aldı ve öteki tarafı, o zaman da, eserine kuvvet oldu.”

1921’in Aralık ayındayız. Muhalifler “görev ve yetki” tasarısının sinsi taktiğiyle eserin ruhunu yıkmak istiyorlardı. Eserin ruhu olan devlet başkanlığı makamını ismen açıkta bırakmaktı. Gazi Meclis Reisi, fakat Devlet Reisi kim? Sinsi bakışlı gözleri İstanbul’a döndürmek istiyor. Devlet reisi oradadır. Fakat Gazi de işte kürsüde. Tam üç oturum süren beş saatlik nutuk, nutkun şelalesi altında bütün sinsi bakışlar silinip süpürülüverdi.

İşte 6 Mayıs 1922 Perşembe günü, Meclis gizli oturum yapıyordu. Başkumandanlığı’nın üç ay daha uzatılması kanununu görüşülüyor. Şef köşkünde hasta yatıyordu. Meclis dağılınca Başkumandanlık kanununun reddedildiğini dehşetle öğreniyoruz. İki gece gözümüze uyku girmedi. Bütün Milli Mücadele esnasında bu kadar üzüldüğümüz an olmamıştır. Gazi Meclisi dinlemezse kötü, dinlerse büsbütün kötü olacaktı. Birincide o kadar heyecanla sarıldığımız milli egemenlik, ikincide yakın olduğuna o kadar inandığımız zafer gidecekti.

Fakat O ikisine de meydan vermemenin yolunu buldu. Toplantı tutanaklarını yatağında okuyarak, Cumartesi günü Meclis’e gelen Gazi kürsüden gürlüyor:

-“Verdiğimiz kararla ordu iki gündür başsız kaldı. Fakat düşman karşısında ordu hiç başsız bırakılır mı? Bırakmadım, bırakmıyorum, bırakmayacağım.”

Bir kelimenin üç tekrarıyla, kanun oybirliği ile kabul edilmiştir.

1 BANOĞLU, Niyazi Ahmet, Nükte ve Fıkralarla Atatürk, Garanti Matbaası, İstanbul 1967, s. 145–147.

Kaynak: Atatürk’ten Gençliğe Unutulmaz Anılar, Ahmet Gürel, Mayıs 2009

YORUM EKLE