21.10.2021, 11:48

BİLMEK

Ne güzel ifade ediyor gönül eri bizim Yunus;

“İlim, ilim bilmektir. / İlim, kendin bilmektir.

Sen kendini bilmezsin. / Ya nice okumaktır.”

Bilmek, zenginlik yani hazinedir ve bilmenin sınırı yoktur. Bilmeyen ise kınanmamalı ve öğretilmelidir.

“Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” der yüce Yaradan.

İnsan, önce kendisini, çevresini, tarihini, milletini, inançlarını ve değerlerini tanımalıdır. Sonra dünyayı, diğer kültürleri ve gelişmeleri tanımaya çalışmalıdır. Kendini tanımadan ve bilmeden diğerlerini tanımak pek doğru değildir. Çünkü kendisini bilmeyen başkasını nasıl bilebilir? Kendini bilmeyen ve tanımayan hem kendi eksikliklerini gideremez ve olgunlaşamaz hem de başkasını tanımada özenti ve taklitten öte gidemez.

Konfüçyüz der ki;

“Sana bir şeyi nasıl bileceğini öğreteyim mi?

Bildiğin zaman bildiğini anla, bilmediğin zaman ise bilmediğini.”

Ve devam eder;

“Bildiğini bilenin arkasından gidiniz. / Bildiğini bilmeyeni uyandırınız.

Bilmediğini bileni öğretiniz. / Bilmediğini bilmeyenden kaçınız.”

Elbette insan her şeyi bilemez. Bilmek bir süreci gerektirir ve öğrenme mücadelesi ister. Bu öğrenme bize kendimizi tanımayı ve bilgiyi getirir. Böylece insan öğrenecek, kendini tanıyacak, eksikliklerini telafi edecek, akıl ve gönül zenginliklerini çoğaltacak ve sonuçta bir fikre ve birikime sahip olacaktır. Kendini bilen insan aynı zamanda bulunduğu yerde de kendini iyi ifade edebilen ve yerini bilen insandır. Bu anlamda insanın kendini bilmesi etrafıyla olan ilişkileri ve iletişimi bakımından da önem kazanmaktadır.

Gönül eri Mevlâna’nın ifade ettiği gibi “En iyi bildiğim şey, haddimi bilmektir.”

Goethe “Başkalarını bilen kimse bilgili, kendini bilen kimse akıllıdır” der.

bilen insan aynı zamanda “Bilge” akıl danışılan, öğreten, bilgisini paylaşan ve etrafına ışık saçan insandır.

Bilgi, insana cesaret verir, yürek verir ve en önemlisi cehaletten kurtarır ve kendini bilen, bilgili insan nerede, nasıl ve ne söyleyeceğini iyi bilendir.

Kaşgârlı Mahmut’un ifade etti gibi “İşaret olsa yol saptırılmaz, bilgi olsa söz saptırılmaz.”

Bilen insan düşünen insandır, yönetilen, güdülen değil, yöneten insandır. Eğer kendimizi ve sahip olduğumuz bütün değerleri yönetmek ve onlardan ilham alarak geleceği planlamak istiyorsak bilmeyi öğrenmeliyiz.

Bu konuda ne güzel söylemiş Atalar, “Bilgeliğin zirvesi bugünde yaşamak, geleceği planlamak ve geçmişten kâr sağlamaktır” diye.

Bilmek, hayatımızı kolaylaştırır ve ilerlememizi sağlar. Sınırı olmayan öğrenme yolculuğunda, insan kendini asla yeterli görmemeli ve daima daha iyi ve mükemmele doğru yönelmelidir.

“Açılmamış kanatların büyüklüğünü bilemezsiniz.” Bilgi de böyledir ve öğrendikçe daha çok istenecek ve hiçbir şey bilmediğimiz görülecektir. Bilmek, bilgiye ilgi duymakla mümkündür. Eğer ilgi olmazsa bilgiye ulaşılamaz.

Bilen ve bilmeyen için şöyle denmiştir;

“Bilgin, attar dükkânı gibi sessiz, fakat hünerle doludur. Cahil, davul gibi sesli, fakat içi boştur.”

İçi boş değil hünerle dolu gönül ve akıllara sahip olalım ve kendimizi tanımak için bilmek isteği ile dolalım, sonra da bilgimizi sevgiyle paylaşalım…

Yorumlar (0)
açık