Hikaye, Mektup, Günlük, Günce, Anı, Hatıra, Öykü

Hikaye, Mektup, Günlük, Günce, Anı, Hatıra, Öykü

Hikaye, Mektup, Günlük, Günce, Anı, Hatıra, Öykü

YAZI TÜRLERİ > Hikaye, Mektup, Günlük, Günce, Anı, Hatıra, Öykü

YAZI TÜRLERİ, YAZILI KOMPOZİSYON TÜRLERİ: Hikaye, Mektup, Günlük, Günce, Anı, Hatıra, Öykü


HİKAYE


Yaşanmış veya yaşanması mümkün olayların okuyucuya haz verecek şekilde anlatıldığı kısa edebî yazılara hikâye (öykü) denir.
Hikâyelerde esas itibariyle bir asıl olay bulunur. Bazen bu asıl olayı tamamlayan yardımcı olaylara da rastlanır. Hikâyelerde belli bir zaman diliminde ve sınırlı bir mekânda yaşanan olay (veya olaylar) anlatıldığı için çevrenin ve kahramanların tanıtımına pek yer verilmez.
Örnekler:
Tanınmayan Adam- R.Nuri Güntekin
Ses-Sabahattin Ali
Alırsınız Cenneti-Aziz Nesin
Ölüm Piyangosu-Mark Twain


ROMAN


Yaşanmış veya yaşanması mümkün olayların yer ve zaman belirtilerek etraflıca anlatıldığı, uzun edebî yazılara roman denir.
Hikâyede tek olay bulunmasına karşılık romanda birbirine bağlı olaylar bulunur. Romandaki olaylardan her biri hikâyeye konu olabilir. Kahramanların ve çevrenin tanıtımına hikâyelerde pek yer verilmezken romanlarda kahramanların ve çevrenin tanıtımı yeri geldikçe değişik bölümlerde birbirini tamamlayacak şekilde yer alır. Romanı okuyup bitiren bir kişi yazarın anlattığı kahramanları, olayı ve çevreyi göz önünde canlandırabilir. Hikâye ve romanlarda gerçeğe uygunluk aranır.
Romanlar işledikleri konulara ve üsluplarına göre tarihî roman, macera romanı, polisiye roman, töre romanı, psikolojik roman, nehir roman gibi çeşitlere ayrılabilir.


TİYATRO

Hikâye veya romana konu olabilecek olayların seyirciye sahnede temsilî olarak da gösterilebilmesi için sahne tekniğine uygun olarak yazılan edebî yazılara tiyatro denir. Tiyatro terimi, sahne eserinin oynandığı yer ve sahne eserini oynama sanatının adı olarak da kullanılır.
Tiyatronun oluşmasında eser (senaryo), oyuncular, sahne ve seyirci unsurları her zaman dikkate alınır. Tiyatro hem göze hem kulağa hitap ettiği için diğer türlere göre daha etkilidir.
Klasik tiyatroda üç (zamanda, mekânda, olayda) birlik kuralına uymak esastı. Ancak günümüzün teknik imkânları sayesinde tiyatro sahnesinde canlandırılamayacak bir olay hemen hemen yok gibidir.
Tiyatro (oyun) terimi daha çok genel anlamda kullanılır. Tiyatro için, konusuna ve sahnede sunuluş biçimine göre trajedi, komedi, dram, monolog ve müzikli tiyatrolar (opera, operet, opera komik, vodvil, bale) gibi özel adlandırmalar da kullanılır.


SENARYO


Senaryo bir filme konu olacak olayın, hikâyenin, romanın sinema tekniğine göre sahnelere bölünerek açıklamalar ve diyaloglar tarzında hikâye edildiği yazılardır.


MASAL


Olağanüstü kişilerin (veya kahramanların) başlarından geçen olağanüstü olayların yer ve zaman belirtilmeden anlatıldığı yazılara masal denir. Masallar, halk masalları ve sanat masalları olarak ikiye ayrılabilir: Halk masalları toplumun değer yargılarını, anlayışını, kültürünü, dünya görüşünü yansıtan anonim ürünlerdir. Sanat masalları ise (toplumda görülen aksaklıkları yermek, bir düşünceyi ortaya koymak gibi) belli bir amaca yönelik olarak yazılan masallardır.


FABL


Sonunda bir ahlak dersi vermek amacıyla kaleme alınan, konusu bitkiler, hayvanlar veya cansız varlıklar arasında geçtiği düşünülen ve genellikle manzum olan edebî yazılara fabl denir. Kişilerin veya topumun aksayan yönleri fabl aracılığıyla düzeltilmeye çalışılır. Hayali varlıklar ve olaylar gerçeğe ne kadar yakın olursa fabl o derecede etkili ve başarılı olur. Teşhis ve intak sanatlarından yararlanılarak anlatıma canlılık ve güzellik katılır.
Fablin sonunda kıssadan hisse alınabilecek bir dersin verilmesi onu masaldan ayıran özelliklerin başında gelir.
Hint filozofu Beydeba’nın Kelile ve Dimne’si ile La Fontaine’in Fabller’i bu türün başarılı örneklerindendir. Orhan Veli’nin La Fontaine’in Masalları adıyla manzum olarak Türkçeye kazandırdığı çalışma da anılmaya değerdir.


HATIRA (ANI)


Toplum hayatında önemli görevler üstlenmiş, toplumu ilgilendiren önemli olayları bizzat yaşamış veya bu olaylara şahit olmuş kişilerin bu olayları duyurmak için sanat değeri taşıyan bir üslupla yazdıkları yazılara hatıra denir.
Hatıralarda dürüstlük, samimiyet, doğruluk ve tarafsızlık ön planda olmalıdır. Ancak hatıralar (çoğunlukla) yazanın kendi bakış açısına göre anlatıldığı için aynı olaylar hakkında farklı kimseler tarafından yazılan hatıralar arasında bazı farklılıklar olabilir. Bu sebeple hatıralar (her ne kadar) yaşanmış olaylarla ilgili olsalar da tarihî bir belge olarak doğrudan kullanılamazlar.
Hatıra ile günlük birbirine karıştırılmamalıdır. Günlük adından anlaşılacağı üzere yaşanırken, günü gününe yazılır. Hatıralar ise aradan zaman geçtikten sonra yazılır. Hatıra yazarı gerçekleri dile getirmek ve tarafsız olmak anlayışıyla anlattığı döneme ait çeşitli belgelerden, mektuplardan, dergilerden, gazetelerden de yararlanabilir.
Hatıra yazılarını ilginç yapan yönlerden biri de tarihe, topluma, sanata... yön veren insanların özel bilgiler vermiş olmasıdır.
Örnek:
Gerçek Bir Hikâye


GÜNLÜK


Bir kimsenin düzenli olarak, günlük olaylarla ilgili yorumlarını, bunlardan kaynaklanan o günkü anlayışlarını, düşüncelerini, üstüne tarih atarak kaleme aldığı kısa yazılara günlük veya günce denir.
Günlük, bir anlamda günü gününe yazılan hatıralar olarak değerlendirilebilir. Okuyucular dikkate alınmadan yazılan günlükler, özeldir. Duyguların, düşüncelerin yoğun olduğu anlarda sıcağı sıcağına yazılan günlüklerin anlatımı geliştirmede önemli bir yararı vardır.
Günlükler bir deftere yazılabileceği gibi daha kullanışlı olması bakımından bir ajandaya da yazılabilir.


GEZİ YAZISI (SEYAHATNAME)


Gezi yazısı, yurt içine veya yurt dışına yapılan gezilerde gezilip görülen yerlerin yazılmaya değer yönlerinin anlatıldığı edebî yazıdır.
Gezi yazılarında gezginin dikkatini çeken ve farklı bir özellik gösteren insanlar, tarihî ve tabii güzellikler, farklı kültürler gibi konular güncel olaylarla da bütünleştirilerek edebî bir üslupla anlatılır.
Günümüzün ulaşım, iletişim, radyo, televizyon, bilgisayar, internet çoklu ortam gibi teknik imkânları gezi yazılarının önemini ve ilginçliğini kısmen de olsa azaltmakla birlikte tarihî değeri olan seyahatnameler hâlâ önemini korumaktadır.


HABER


Haber, bilinen bir zamana ait olayı en kısa sürede muhatabına ileten, geniş bir kitleyi ilgilendiren ve değeri ilgilendirdiği kişi sayısıyla ölçülen yazıdır. Bütün basın dünyasının bildiği Lord Northcliffe’in “Bir köpek, bir adamı ısırırsa bu bir haber değildir fakat bir adam bir köpeği ısırırsa bu bir haberdir.” sözü, haberin ne demek olduğunu veciz bir şekilde ifade eden cümle olarak sıkça kullanılır.
Gazetelerin çıkış sebebi haber verme olduğu için haber, gazetenin ruhu ve temel unsurudur. Dolayısıyla habersiz, gazete olmaz. Fakat radyo, televizyon ve internetin yaygınlaşması gazetecilerin haberi bir an önce verme işini zora sokmuştur. Çünkü gazetedeki en yeni haber bir gün öncesine aittir. Bu yüzden günümüzde gazeteler, bol fotoğraflı, ayrıntılı ve yorumlu haber vermeye yönelmişlerdir.
Haber (gazetede, televizyonda, radyoda veya internette) nerede yayınlanırsa yayınlansın sağlam kaynaklardan alınmalı, doğru olmalı, çoğunluğu ilgilendirmeli, özgün olmalı, kişilerin özel hayatına, hürriyetine zarar vermemelidir. Tam bir haberde (gazetecilikte 5 N ilkesi olarak da bilinen) şu beş sorunun cevabı olmalıdır: Ne (veya kim)? Nerede? Ne zaman? Nasıl? Niçin?
Haberde giriş ve gövde olmak üzere iki bölüm bulunur. Giriş bölümünde birkaç cümle ile olayın kısa bir özeti verilir, haberin ayrıntıları gövde bölümünde yer alır. Okuyucu, seyirci veya dinleyici ilgisini çeken haberlere yöneleceği için haber başlıkları ve bu başlıkların haber metniyle uyumu son derece önemlidir.


RÖPORTAJ


Röportaj, gazetecilerin bir yeri, bir kurumu ziyaret ederek, o yerin özelliklerini, orada gördüklerini kişisel düşünceleriyle birleştirip imkânlar ölçüsünde fotoğraflarla belgeleyerek kaleme aldıkları yazılardır. Radyo veya televizyon habercisinin bir araştırma veya soruşturma sonucunda hazırlamış olduğu programa da röportaj denir.
Röportajda esas olan, bir araştırma veya soruşturma sonucunda elde edilen bilgilerin kamuya duyurulmasıdır. Bu yönüyle haberin genişletilmiş biçimi olarak düşünülebilir. Ancak haberde yorum son plandayken, röportajda öne çıkar. Röportajı yapan, kişisel görüşlerini, yorumlarını ve haberlerini bir anlamda belgelemek için fotoğraflardan veya video görüntülerinden yararlanır.

Elif Şafak ile yapılan bir röportajı seyretmek için burayı tıklayınız.
İskender Pala ile divan şiiri üzerine bir röportaj

Röportaj bir yerin, bölgenin veya topluluğun özelliklerini tanıtmak amacıyla yapılabileceği gibi bir alanın uzmanı olan (veya olmayan) kişilerin herhangi bir konudaki düşüncelerini öğrenmek ve bunları kamuya duyurmak amacıyla da yapılabilir. Ancak böyle bir durumda röportajdan bir yarar gözetilecekse soruyu veya konuyu uzmanına sormak gerekir.


MAKALE


Herhangi bir konuda bilgi vermek, bir gerçeği ortaya koymak, bir tezi kanıtlamak veya bir düşünceyi savunmak amacıyla kaleme alınan ve temel ögesi fikir olan yazılara makale denir.
Makaleler, gazetelerde veya dergilerde yayınlanır. Gazete makaleleri çoğunlukla günlük olaylarla ilgili olur ve gazetenin siyasi anlayışını da yansıtır. Gazetenin ilk sayfasında yayınlanan başmakalede(veya başyazı) başmuharrir (veya başyazar), güncel konuyla ilgili olarak ortaya attığı fikrini okuyucularına ispatlamaya çalışır, onların da kendisi gibi düşünmesini amaçlar.
Dergilerde yayınlanan bilimsel makalelerin güncel olma şartı yoktur. Bilim adamlarının kendi alanlarıyla ilgili olarak yaptıkları araştırmalar ve bu araştırmalardan elde ettikleri sonuçlar bilimsel bir üslupla yazılır. Makaleler bilim, fen, spor, politika, ekonomi, kültür, sanat gibi çeşitli konularda yazıldığı için her makalenin edebî özellik göstermesi beklenmez. Önemli olan ortaya atılan fikrin ispatıdır.
Örnekler için tıklayınız.


FIKRA


Bir yazarın herhangi bir konu hakkındaki kişisel görüş, anlayış ve düşüncelerini kanıtlama gereği duymadan hoş bir üslupla yazdığı, kısa fikir yazılarına fıkra denir.
Gazete fıkrası (edebî fıkra) ve mizahi fıkra olmak üzere iki çeşit fıkra vardır. Gazete fıkraları, genellikle gazetenin belli bir köşesinde yazarı için ayrılan yerde bir köşe başlığı altında yayınlanır. Gazete fıkralarında seçilen konu, çoğunluğu ilgilendirmeli ve güncel olmalıdır. Sürekli olarak aynı konuları işleyen bir yazı okuyucuyu sıkar.
Fıkra yazarı tarafsız olmalı, herkesin anlayabileceği açık bir üslupla az ve öz yazmalı, yazısını etkili bir sonuçla bitirmelidir. Fıkra yazarları bu niteliklerde iyi bir fıkra yazabilmek için bol bol fıkra okurlar, yurt ve dünya basınını yakından takip ederler; politika, kültür, sanat, ekonomi, turizm gibi etkinlikleri yakından izlerler, kendilerini sürekli olarak geliştirirler.
Mizahi fıkralar ise kendi içlerinde Nasrettin Hoca fıkraları, Bektaşi fıkraları, Kayserili fıkraları, Karadenizli fıkraları, doktor fıkraları gibi başlıklarda gruplandırılabilir. Bu tür fıkraların bir kısmında güldürürken düşündürme ön plana çıkar.
Örnek:
Mezunlara Nutuk-Peyami Safa


SOHBET


Bir yazarın, kişisel görüş ve düşüncelerini fazla derinleştirmeden, muhatabıyla konuşuyormuş hissini verecek bir üslupla makale planında yazdığı fikir yazısına sohbet (söyleşi) denir.
Sohbet, makaleden üslup yönüyle ayrılır. Çoğunlukla, günlük konuların işlendiği sohbet yazılarında senli benli bir anlatım yolu seçilir, hatıralardan, fıkralardan, nüktelerden, özlü sözlerden yararlanılır.
Örnek:
Dünya Çalışanların


DENEME


Bir yazarın kendi isteğine göre seçtiği herhangi bir konuda kesin yargılara varmadan, kişisel düşüncelerini kendi kendisiyle konuşuyormuş gibi bir üslupla kaleme aldığı yazılara deneme denir.
Deneme yazarı okuyucuyu hesaba katmaz. Konusunu dilediği şekilde seçer, dilediği tarzda işler. Diğer fikir yazılarından farklı olarak denemelerde aşk, dostluk, iyilik, güzellik, ahlak, sevinç, kültür, yiğitlik gibi daha çok soyut konuların işlendiği görülür. Deneme, tek bir yazı olabildiği gibi bir çok konuları işleyen yazıların bir araya toplandığı bir kitap biçiminde de olabilir.
Deneme Örnekleri:
Kitap
Alışkanlık


ELEŞTİRİ


Eleştiri bir sanat veya düşünce eserinin (şiirin, tiyatronun, hikâyenin, romanın, resmin, heykelin, filmin...) zayıf ve güçlü yönleri göz önünde bulundurularak gerçek değerini belirleme amacıyla yapılan inceleme sonucunun anlatıldığı yazıdır. Eleştiriye konu olan eser yalın bir dille tanıtılır.
Eleştirmen eserin gerçek değerini, güçlü ve zayıf yönlerini, özünü ve önemini belirtir; yeni eserler için sanatçılara kılavuzluk eder. Hem sanatçıya hem de okuyucuya karşı sorumluluğu olan eleştirmen, aynı zamanda okuyucu (veya izleyici) ile sanatçıyı birbirine yaklaştırır. Bir şiirin eleştirisini yapan kişi şair olmayabilir ama bu türün bütün özelliklerini çok iyi bilmeli, başka örneklerle karşılaştırarak şiirin gerçek değerini taraf tutmadan, peşin hükümlerde bulunmadan belirleyebilmelidir.
Eleştirmen hangi sanat eserini eleştirecekse o sanat dalının gerektirdiği birikime sahip olmalıdır. Bu birikim; o alana ait geniş bilgiye ve kültüre sahip olmakla, dünün ve bugünün sanat meselelerini çok iyi bilmekle, başka milletlerin de önemli sanat eserlerini ve sanatçılarını etraflıca tanımakla sağlanabilir. Bu yüzden, eleştiri yazmak kolay bir iş değildir.


HAYAT HİKÂYESİ (BİYOGRAFİ)


Hayat hikâyesi (biyografi) bilim, siyaset, sanat, edebiyat, ticaret vb. alanlarda tanınmış kişilerin hayatlarının, başarılarının, deneyimlerinin, hizmetlerinin, eserlerinin tarafsız bir anlayışla yalın bir dille anlatıldığı inceleme yazılarıdır.
Haklı üne sahip birinin hayat hikâyesi yazılacağı zaman onun hayatı (varsa belgeleriyle birlikte) etraflıca araştırılır. Onu yakından tanıyanların bilgilerine başvurulur; yetiştiği ortam, meslek hayatı, ailesi hakkında bilgi toplanır. Onun nasıl ünlü olduğu, nasıl başarılı olduğu (varsa) eserleri özenle incelenir. Elde edilen veriler tanıklara/kaynaklara dayandırılarak yazarın kendine özgü üslubuyla veya kronolojik olarak yazılır. Kişisel duygulara ve düşüncelere yer verilmez.
Biyografiye konu olan kişinin hayatta olması hâlinde bizzat kendine hayatıyla, başarılarıyla, çalışmalarıyla, eserleriyle… ilgili sorular sorulur; bunların cevaplarından biyografinin ilgili bölümlerinde yararlanılır.
Müstakil eser sıfatıyla ilgili kişinin yalnız hayatını değil başarılarını, eserlerini de ayrıntılarıyla işleyen, akademik üslupla hazırlanan çok sayıda biyografi vardır. Bu eserler, ilgili şahsiyetin sonraki nesillere örnek olabilecek niteliklerinin vurgulanması ve bir değer olarak yaşatılması bakımından önemlidir.
Meşhurların hayatlarını daha akıcı ve kurgusal biçimde roman tarzında işleyen edebî yazılar,biyografik romanlardır.
Bu konuda ansiklopedik tarzda hazırlanan ve ilgili kişiyi öne çıkan nitelikleriyle kısaca tanıtan kitaplardan, yazılımlardan (biyografik.exe) ve web sitelerinden yararlanmak mümkündür.


OTOBİYOGRAFİ


Kişinin kendi hayat hayat hikâyesini anlattığı yazıya otobiyografi (öz yaşam öyküsü) denir. Tanık olunan önemli gelişmelerin veya olayların bizzat birinci kaynaktan anlatıldığı bu nitelikteki yazılar, sonraki nesiller için de değerlidir.
Edebiyat, sanat, siyaset, spor… gibi alanlarda tanınan biri, diğerlerinin bilmediği niteliklerini, şöhretini, başarısını nelere borçlu olduğunu paylaşmak; deneyimleriyle başkalarına örnek olmak amacıyla otobiyografisini yazar. Otobiyografi her ne kadar öznel bir anlayışla kaleme alınsa da otobiyografide gerçekler gizlenmez, yanlış yönlendirmeler yapılmaz ve gereksiz ayrıntılara yer verilmez.
Ömerin Çocukluğu (Muallim Naci), Böyle Gelmiş Böyle Gitmez (Aziz Nesin), İşte Hayatım (Sakıp Sabancı) bu türde yazılmış eserlerdendir.


MONOGRAFİ


Tanınmış birinin hayatını, kişiliğini, eserlerini, başarılarını ayrıntılarıyla işleyen veya bilimsel bir alanda özel bir konuyu/sorunu tüm yönleriyle ele alan inceleme yazısına monografi (tek yazı) denir.
Monografide herhangi bir yer, bir eser, bir yazar, tarihî bir olay, bilimsel bir sorun özgün bir bakış açısıyla değerlendirilebileceği gibi konu/sorun detaylı biçimde de incelenebilir.


PORTRE


Portre, bir kimseyi karakteristik özellikleriyle okuyucuya tanıtmak amacıyla yazılan edebî yazılardır. Yalnız dış görünüşün (boy, yüz, beden, giysi, jest ve mimikler...) anlatıldığı yazılar fiziki portre; duyguların, düşüncelerin, alışkanlıkların, güçlü ve zayıf yönlerin iç dünyanın anlatıldığı yazılar ruhi portre (tinsel, moral portre)dir. Fiziki portreyle ruhi portre çoğunlukla iç içe verilir.
Fiziki portre yazılırken önce kişiyi diğerlerinden ayıran karakteristik dış özellikleri iyi bir gözlemle belirlenir. Portreye konu olan kişiyi okuyucunun zihninde canlandırmasına yarayacak benzetmelerden ve uygun sıfatlardan yararlanılarak özgün bir biçimde yazılır.
Ruhi portrede ise kişinin iç dünyasına, ahlakına, düşüncelerine, alışkanlıklarına, inançlarına, felsefesine… yer verilir. Anlatımı daha ilginç kılmak için onun sözlerine de yer verilebilir.
Örnek:
Mehmet Âkif Ersoy-Yusuf Ziya Ortaç
Mehmet Âkif Ersoy 1. Bölüm

Mehmet Âkif Ersoy 2. Bölüm
Mehmet Âkif Ersoy 3. Bölüm


İNCELEME


İnceleme (tahlil) edebî eserin, yazının, sorunun… biçim ve anlam ayrıntılarının araştırılması, bunun sözlü veya yazılı ifadesidir.
Hemen her konuda inceleme örnekleri bulmak mümkün olmakla birlikte edebiyat alanında ve edipler hakkında yapılan incelemelere daha çok rastlanılır.
İncelenecek eserin türüne göre bazı değişiklikler olmakla birlikte metne sorulacak konu nedir, ana düşünce nedir, ana düşünceler hangi yardımcı düşüncelerle nasıl açılmıştır, tema nedir, hangi sanat anlayışıyla yazılmıştır, sanatçının üslubu nasıldır, dil ve anlatım özellikleri nelerdir, biçim özellikleri nelerdir gibi bazı sorular metnin daha iyi kavranmasına, incelemenin daha ayrıntılı yazılabilmesine yardımcı olur.
Farklı bakış açıları edinmek ve incelemede hangi ayrıntıların göz önünde bulundurulması gerektiğini iyi öğrenmek için başarılı inceleme örneklerinin okunmasında yarar vardır. Mehmet Kaplan’ın Şiir Tahlilleri 1-2, Hikâye Tahlilleri ve Tip Tahlilleri bu türün seçkin örneklerindendir.

Roman veya hikâye tahlinde aşağıdaki plan kullanılabilir:

  • 1. Dış yapı: Adı, türü, yazarı/çevireni, basım yeri ve yılı, baskı sayısı, sayfa sayısı.
  • 2. Özet ve ana fikir
  • 3. İç yapı: Tema, kişiler, yer, zaman, olay örgüsü, dil ve anlatım özellikleri, yazarın dünya görüşü, üslubu.
  • 4. Değerlendirme: İnceleyenin yorumu.

Örnek:
Küçük Ağa ve Küçük Ağa Ankara'da


BİLDİRİ


Bildiri (tebliğ) bilim, fikir ve sanat adamlarının kendi alanlarına ait bir konuya yenilik getirmek, özgün bir buluşu ortaya koymak ve akademik nitelikte bir toplantıda bunu sunmak üzere ilmî bir üslupla hazırladıkları bilimsel yazılardır.
Bildiriler sunulurken bildiri metnine sadık kalınır. Bilimsel etkinliği düzenleyen birim tarafından toplanan bu metinler (genellikle) yayımlanır.
Bilimsel niteliğin ön planda olduğu bildirilerin yabancı dillerde hazırlanması ve sunulması da mümkündür.


RAPOR


Rapor herhangi bir konuyu, sorunu, olayı veya durumu incelenmekle görevlendirilen kişi veya kişilerin, yaptıkları araştırmanın sonuçlarını ilgili yere bildirmek üzere yazdıkları inceleme yazılarıdır. Bir kişi tarafından hazırlanan raporlar kişisel rapor, bir komisyon tarafından hazırlanan raporlar daortak rapordur.
İlgili alanın uzmanları veya yetkilileri tarafından hazırlanan raporlar konularına göre şöyle sınıflandırılabilir: Deney raporu, doktor raporu, bilirkişi raporu, komisyon raporu, polis raporu, çalışma raporu, denetim raporu, proje raporu, soruşturma raporu, gezi raporu, bilimsel rapor.
Raporlar, konunun özelliğine göre değişiklikler içerdiği için her alana uygun bir rapor formu hazırlanamayabilir.

Her raporda şu ortak nitelikler aranır:

  • 1. Raportör, konunun uzmanı olmalı ve imza yetkisine sahip bulunmalıdır.
  • 2. Uzman, alanıyla ilgili araçları ve kaynakları iyi bilmelidir.
  • 3. İncelemede bilimsel ölçüler ve güvenilir ölçüm araçları kullanılmalı, objektif davranılmalıdır.
  • 4. Konu/sorun hakkındaki olumlu veya olumsuz görüşler delillere/belgelere dayandırılmalı, muğlak ifadelerden kaçınılmalıdır.
  • 5. İncelemeden elde edilen sonuçlar, o alana uygun rapor planında ve formatında kesin delillerle, somut biçimde ve açık bir dille öz olarak yazılmalıdır.


TUTANAK


Tutanak bir olayın/durumun nasıl olduğunu açıklayan ya da meclis, kurul, kongre, mahkeme gibi yerlerde konuşulanların yazıldığı ve ilgililer/yetkililer tarafından imzalandığı resmî belgelerdir.
Değişik amaçlarla düzenlenen toplantılarda yapılan konuşmalar, kararlar olduğu gibi yazıya geçirilip yetkililerce imzalanarak resmiyet kazanır. Bu nitelikteki tutanaklar, genellikle zabıt kâtipleri tarafından yazılır.
Dernek, sendika, şirket, site, okul-aile birliği vb. yönetimleri toplantılarında veya meclis oturumlarında konuşulanların, kararların yazıldığı toplantı tutanaklarında toplantının/oturumun yeri, zamanı, yöneticilerin kim olduğu, katılanların sayısı belirtilir. Önceden duyurulan gündem maddeleri tartışılır, kararlar alınır. Zabıt kâtibi, bunları usule uygun olarak öznel değerlendirmelerde bulunmadan açık ve öz biçimde yazar. Toplantı sonunda ilgililer tutanağın altını imzalar.
Olay tutanakları yazılırken olayın ne olduğu, nerede, ne zaman ve nasıl cereyan ettiği, olaya kimlerin ne şekilde karıştığı (varsa tanıkların ifadeleriyle birlikte) yazılır ve ilgilerce imzalanır.


FEZLEKE


Sözlük anlamı tahkikat evrakı, bir kararın kısaca yazılması, özet olan fezleke, özetlenmiş inceleme ve sonuç raporudur.


MEKTUP


Birbirinden ayrı yerlerde bulunan kişi veya kurumlar arasında özel veya resmî haberleşmeyi sağlayan yazı türüne mektup denir.
Mektuplar konularına ve yazılış üsluplarına göre;
1. Özel mektuplar,
2. İş mektupları,
3. Resmî mektuplar,
4. Edebî mektuplar,
5. Açık mektup
gibi çeşitlere ayrılırlar. (Manzum olarak yazılan mektuplar da vardır.)


1. Özel Mektuplar
Birbirinden uzakta bulunan yakın akraba veya arkadaşların haberleşmek, bir olayı aktarmak, bilgi vermek, ortak düşünceleri paylaşmak gibi çeşitli amaçlarla yazdıkları ve sadece yazanla okuyanı ilgilendiren mektuplar, özel mektuplardır.
2. İş Mektupları
Özel kişilerle ticari kurumlar veya ticari kurumlarının kendi aralarında sipariş, satış, alacak verecek, bilgi isteme, müracaat gibi konularla ilgili olarak yazdıkları mektuba iş mektubu denir.
3. Resmî Mektuplar
Resmî kurumların ve tüzel kişilik taşıyan kuruluşların birbirlerine yazdıkları resmî yazılara ve vatandaşların dilekçeyle bildirdikleri isteklerine verilen yazılı cevaplara resmî mektup denir. (Aşağıda, üzerinde durduğumuz dilekçeler de resmî mektup sayılabilir.)
4. Edebî Mektuplar
Edebî mektuplar da esas itibariyle özel mektuptur. Ancak yazarları, içerikleri ve anlatım şekilleriyle, içinde özel hususların az olmasıyla, özel mektuplar içinde ayrı bir yer tutarlar. Bu tarz mektuplardan yazıldıkları döneme ait sanat, edebiyat ve fikir olayları hakkında bilgi edinmek de mümkündür. Tanınmış yazarlar birbirlerine yazdıkları mektuplarla fikir ve sanat olaylarını, eserleri tartışırlar.
5. Açık Mektup
Herhangi bir düşüncenin (veya anlayışın) gazete (dergi, televizyon, internet) aracılığıyla halka duyurulması amacıyla yayımlanan mektuplara açık mektup denir. Açık mektupta işlenen konu, sadece yazanı değil geniş kitleleri de ilgilendiren bir konu olmalıdır.


DİLEKÇE


Dilekçe, bir isteği bildirmek, bir şikâyeti duyurmak veya herhangi bir konuda bilgi vermek amacıyla resmî veya özel kurumlara / kuruluşlara yazılan resmî yazıdır.
Dilekçe yazarken aşağıdaki hususlara dikkat edilmelidir:
1. Dilekçe çizgisiz beyaz kâğıda (A4) yazılır. Teksir kâğıdı, çizgili kâğıt veya yarım kâğıt kullanılmaz. Dilekçe metni genellikle kısa olur. Ancak bazı özel durumlarda kâğıdın ön yüzü yeterli olmazsa kâğıdın arka yüzüne yazılmaz ikinci bir kâğıt kullanılır.
2. Dilekçe bilgisayarla, daktiloyla veya (mavi ya da siyah mürekkepli) dolma kalemle yazılır. Tükenmez kalemle veya kurşun kalemle dilekçe yazılmaz.
3. Dilekçe metni fazla uzun olmayacağı için yazı, sayfaya bakışım kuralı dikkate alınarak güzel bir kompozisyonla yerleştirilmelidir. (Yukarıda kâğıdın dörtte biri kadar, sol tarafta en az 3 cm ve sağ tarafta 1 cm boşluk bırakılmalıdır.)
4. Dilekçeye sorunla ilgilenecek kuruma (veya makama) hitapla başlanır. Hitaplar kurumun idari yapısına uygun olmalı ve eksiksiz yazılmalıdır: Ankara Valiliğine, Meram Kaymakamlığına, Kayseri Büyükşehir Belediyesi Başkanlığına, Erciyes Üniversitesi Rektörlüğüne, Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanlığına, Sarayönü Meslek Yüksekokulu Müdürlüğüne gibi.
Hitap, satırı ortalayacak şekilde yazılmalıdır. Makamın bulunduğu yer adı, büyük harflerle hitabın altına sağ tarafa yazılır. Kurum ve kuruluş adlarına getirilen eklerin kesme işaretiyle ayrılmadığına ve hitaptan sonra virgül kullanıldığına dikkat ediniz.

5. Hitaptan sonra paragraftan itibaren dilekçenin metnine geçilir. Kısa bir tanıtımdan sonra dilek (istek, sorun veya durum) yazılır. Dilekçede ciddi, resmî ve saygılı bir üslup kullanılır. Yapılması istenen, talep edilen her neyse, en kısa şekilde fakat tam olarak açıkça ifade edilir. Gereksiz ayrıntılara ve kişiselliğe yer verilmez. İsteğin yasalara uygun olmasına dikkat edilir.
Dilekçe metni (durumu bilgilerinize arz ederim, gereğini arz ederim, tensiplerinize arz ederim... gibi) arz cümlesiyle tamamlanır. Üst makama arz, ast makamdan rica edilir. Bu sebeple üst makamdan bir istekte bulunurken rica ederim denmez.
6. Dilekçe metni tamamlandıktan sonra sağ tarafa (veya sağ üst köşeye) tarih atılır. Tarihin altına dilekçeyi verenin adı soyadı yazılır ve imzalanır. Bir dilekçede sadece bir kişinin imzası olacağı, imzasız dilek-çelerin geçersiz olduğu ve imzanın okunabilecek nitelikte olması gerek-tiği unutulmamalıdır.
7. Dilekçe imzalandıktan sonra sol tarafa açık adres yazılır. Dilekçeyle birlikte verilen ekler varsa bunlar adresi yazdıktan sonra ekler başlığı altında numara verilerek sıralanır. Evrakın kaybolmaması için (varsa) ekler mutlaka belirtilmelidir.
Yukarıda sıralanan niteliklere uymayan dilekçelerin işleme konulmayabileceğini unutmayınız.
Dilekçenin hangi makamda olduğunu takip edebilmek için ilgili kurumca dilekçeye verilen kayıt numarası (gelen evrak defterindeki sıra numarası) alınmalıdır.
Posta yoluyla ilgili kurumlara gönderilecek dilekçeler en azından taahhütlü posta ile yollanmalıdır.

DAVETİYE


Toplantı, konferans, seminer, gezi, nişan, düğün, açılış gibi tören ve etkinliklere katılması istenen kişilere bu etkinliği duyurma ve davet amacıyla yazılan kısa yazılardır. Davetiyeler genellikle özel olarak hazırlanmış davetiye kartlarına matbaada bastırılır ve seçilen kartın davetin niteliğine uygun olmasına özen gösterilir.
Bir davetiye metninde kimin, kimi, nereye, ne zaman, niçin çağırdığı eksiksiz olarak yer almalıdır. Adresin özellikle açık yazılmasına dikkat edilmelidir. (Telefon numarasını yazmakta yarar vardır.) Davetin türüne göre özel olarak belirtilmesi gereken hususlar varsa bunlar da belirtilmelidir: Davetiyenin kaç kişilik olduğu, çocuk getirilip getirmeyeceği, özel kıyafet giyilip giyilmeyeceği, yemeğin olup olmadığı, ulaşım imkânı, programın süresi, davete cevap istenip istenmediği gibi. (LCV, lütfen cevap veriniz cümlesinin kısaltmasıdır.)
Davet edilen kişiye programda (açılış yapmak, nikâh şahitliği yapmak, oturum başkanlığı yapmak gibi) özel bir görev verilecekse bu durumun belirtilmesi şarttır.
Davet, toplantı veya resmî bir programla ilgiliyse davetiyeye gündem yazılabilir.
 

ÖZ GEÇMİŞ


Herhangi bir kurum veya kuruluş tarafından özel bir amaçla istenen ve kişinin hayatını, yeteneğini, iş yapma gücünü ortaya koyan (belgeleyen) tanıtım yazısına öz geçmiş denir.
Öz geçmiş, genellikle bir işe başvuru sırasında adaylar hakkında ön bilgiler edinmek üzere işveren konumundaki kişi veya kurumlarca istenmektedir. Bazen de personelin tanıtımı için hazırlanan kataloglarda veya web sayfalarında kullanılmak üzere öz geçmiş istenmektedir.
Başvurulan işin niteliğine göre istenen bilgilerde bazı farklılıklar olmakla birlikte öz geçmişte, kimlik bilgileri, eğitim durumu, iş deneyimi ve kişisel başarılar gibi bilgiler yer alır. Bazı kurumlar, öğrenmek istedikleri bilgileri içeren hazır formlar kullanmaktadırlar. Hazır formların kullanılmadığı yerlerde öz geçmiş yazılırken, özellikle belirtilmesi gerekenler dikkate alınır ve kişinin kendi üslubuna göre yazılır. Verilen bilgiler kadar bilgilerin sunuluş biçiminin de önemli olduğu unutulmaz, bir başkasının öz geçmişine bakarak aynı üslupla öz geçmiş yazılmaz.
Öz geçmiş yazarken öz geçmiş isteğinde bulunan kurumun (kuruluşun veya kişinin) amacı bilinmeli ve sadece bu amaca yarayacak bilgiler kısa, açık, doğru ve abartısız bir üslupla yazılmalıdır. Öz geçmişte yer alan bilgilerin belgelendirilebilir olmasına özen gösterilmelidir. İsteniyorsa (son zamanlarda çekilmiş) bir fotoğraf da öz geçmişe eklenebilir.
Öz geçmiş, sayfa düzenine, yazıma ve noktalamaya da dikkat edilerek sağlam cümlelerle özenle hazırlanmalıdır. Bu özen, her hâliyle ilgilerce hissedilmelidir. Öz geçmişin kişinin doğru ve olumlu tanınabilmesi bakımından ilk adım olduğu unutulmamalıdır.


Öz Geçmiş Nasıl Yazılır?

1. Sayfanın üst yarısı öz geçmişin can alıcı noktasıdır. Bu bölümü iyi değerlendirin.
2. Başarılarınızı ön plana çıkartın bunları vurgulayın.
3. Kendinizi az ve öz biçimde ifade edin. İki sayfayı aşmamamaya özen gösterin.
4. Firmaya hangi katkılarınızın olabileceğini belirtin. Firmanın sorunlarını araştırın bu sorunlar için çözüm önerilerinizi birkaç cümleyle ifade edin.
5.Tecrübelerinizi öne çıkartın.

www.kariyer.net
www.secretcv.com gibi adreslerden de öz geçmiş örnekleri incelenebilir.
Öz geçmiş için ilginç bir yöntem


İLAN


Belli bir hedef kitleyi ilgili oldukları konuda bilgilendirmek amacıyla el ilanı, gazete, dergi, radyo, televizyon veya internet aracılığıyla duyurmaya yarayan açık, kısa yazılara ilan (duyuru) denir.
İlanlar konunun niteliğine göre özel veya resmî olabilir. İlan ister resmî ister özel olsun kısa, açık, anlaşılır ve dikkat çekici olmalıdır. Özel ilanlar; toplantı, satılık eşya, gayrimenkûl, iş, eleman ihtiyacı, kayıp, ölüm vb. gibi konularda daha çok verilir. Resmî ilanlar ise (çoğunlukla) resmî kurumların personel veya malzeme ihtiyacını karşılamak, bazı kararları, ihaleleri duyurmak amacıyla verilir.


REKLAM


Firmaların ürettikleri malı pazarlamak amacıyla dergi, gazete, duvar afişleri, radyo, televizyon, internet gibi araçları kullanarak yaptıkları kısa tanıtımlardır. Reklamdan amaç bir ürünün çok satılmasını sağlamak olduğu için reklamlar; doğru olmalı, müşteriyi yanıltmamalı, dikkat çekici olmalı, kısa fakat ilginç olmalıdır. Reklamcılık günümüzde pek çok bilim dallarından yararlanan ve geliri çok olan bir iş kolu hâlini almıştır.


ŞİİR


Edebî eserler içinde en fazla yazılan ve okunan türlerdendir. Neredeyse hemen her şairin kendine göre bir şiir anlayışı olduğu için herkesin kabul edebileceği bir şiir tanımı yapmak zordur. Şairlerin bir kısmı şiiri felsefi boyutuyla değerlendirirken, bazıları şiirde anlam aramanın gereksizliği üzerinde durur, bazıları şiiri amaca ulaşmak için bir araç olarak görür. Şiiri, insanda güzel duygular uyandıran, onu bir ruh hâlinden başka bir ruh haline götüren; ölçülü, kafiyeli (veya serbest) sanatlı sözler olarak tanımlamak mümkündür. Ölçülü, kafiyeli fakat edep sınırları aşan anlatımları şiir tanımına dâhil etmek yanlış olur.


Hakkında güzel sözler söylenebilecek hemen her olay, her eşya, her düşünce, duygu ve hayal... şiire konu olabilir. Bu bakımdan şiirin konusunu sınırlamak zordur. Şiirler genellikle biçim özellikleri ve konularına göre (gazel, kaside, mesnevi, rubai, şarkı, türkü, koşma -güzelleme, koçaklama, taşlama, ağıt-, mani, ninni, destan vb. gibi) farklı isimlerle adlandırılırlar. Şiirin klasik anlayışla konularına göre beşe ayrılması gelenek hâlini almıştır:


1. Lirik şiirler: Toplumun hemen her kesimini ilgilendiren sevinç veya acı gibi ortak duyguların veya aşk, ayrılık, özlem gibi bireysel duyguların coşkulu bir tarzda işlendiği şiirlere lirik şiir denir. Eski Yunan edebiyatında bu tarz şiirler lir denen bir sazla söylendiği için böyle adlandırılmıştır. Bizim edebiyatımızda halk âşıklarının (veya halk şairlerinin) söylediği şiirlerin çoğu liriktir.
2. Kahramanlık şiirleri: Bir milletin hayatında önemli izler bırakan (büyük göçler, savaşlar, doğal afetler vb. gibi) olaylarla yiğitlik, kahra-manlık, mertlik, yurt sevgisi gibi konuların destan havası içinde işlendiği şiirlere kahramanlık şiirleri (epik şiir) denir.
3. Öğretici şiirler: Bilim, sanat, felsefe, din, ahlak gibi alanların kurallarını, temel ilkeleri öğretmek ve öğüt vermek amacıyla yazılan şiirlere öğretici şiir (didaktik şiir) denir.
4.Dramatik şiirler: Heyecan veya üzüntü veren konuların tiyatro (dram, trajedi, komedi) tarzında işlendiği şiirlere dramatik şiir denir.
5. Pastoral şiirler: Tabiat güzelliklerini, çoban ve kır hayatını işleyen şiirlere pastoral şiir denir. Bunlar içinde doğrudan doğruya kır hayatının güzelliğini işleyen kısa şiirler idil; birkaç çobanın kır hayatı, aşk vb. konular üzerinde karşılıklı konuşmaları tarzında yazılanlara eglog denir. (Eglog, Türk edebiyatında hemen hemen hiç kullanılmamıştır.)

Günlük nasıl yazılır, günlük örnekleri, günlük türleri

Konumuz: Günlük nasıl yazılır, günlük örnekleri, günlük türleri, günlük nedir, günlük nasıl tutulur, günlük yazmanın kuralları

Günlük yazmaya başlamadan önce ne tür bir günlük yazma arzusuna sahip olduğunu belirlemelisin. Buna karar verdikten sonra günlük yazmaya başlayabilirsin.

Günlük nasıl yazılır? Günlük nasıl tutulur, günlük yazmanın kuralları

Adım 1: Günlük türüne karar vermek

Yazmak istediğin günlük türüne karar vermelisin. Yazacağın günlüğün türü büyük ölçüde yazım stilinle alakalıdır. Günlük haline dönüştürmek istediğin defteri satın almadan önce mutlaka yazmak istediğin günlük türünü belirlemelisin.

Akademik günlük, beslenme günlüğü, sağlık günlüğü, okul günlüğü, gizli günlük, evlilik günlüğü ve elektronik günlük olmak üzere çok farklı şekilde günlük tutabilirsin. Tüm bu günlük türlerinden birazdan söz edeceğim. Karar vermek için öncelikle günlük türleriyle ilgili başlığa bakabilirsin.

Adım 2: Yazım stilini düşünmek

Günlük yazmaya başlamadan önce yazım stilini düşünmelisin. El yazının boyutu küçük mü yoksa büyük mü? Eğer küçük bir biçimde yazıyorsan bu durumda aşırı büyük defterler veya günlükler kullanmana gerek yok demektir. Büyük yazı stiline sahipsen tam tersini düşünmelisin.

Bu yazım stilinin içerisine aynı zamanda düz yazı veya şekilli yazı durumunu da katmalısın. Bazı insanlar duygularını kelimelerle anlatmak yerine şekillerle anlatma yoluna gitmektedir. Böyle bir şey yapacaksan elbette daha kalın bir günlük defteri almayı düşünebilirsin.

Adım 3: Günlük defteri kalitesine dikkat etmek

Yazdığın günlüğü yıllar boyunca saklamak istiyorsan mutlaka daha kaliteli defterler almaya çalışmalısın. Böyle bir amacın yoksa kullanmadığın bir defteri veya not defterini günlüğe dönüştürebilirsin. Burada kararı saklama niyetine göre vermen gerekir.

Kaliteli markaların defter ürünleri daha dayanıklı olduğundan uzun süreli saklamak için onları tercih edebilirsin. Elbette defter kalitesi ile defterin fiyatı arasındaki ilişkiyi hesaba katmalısın. Eğer bir ödev veya çalışma için günlük tutman gerekirse bu tür uzun süre dayanıklı defterleri almana gerek yoktur.

Adım 4: Günlüğün boyutuna karar vermek

Günlük boyutuna karar verirken iki farklı seçenek karşına çıkacaktır. Seyahat ederken daima yanında taşımak istediğin türde bir günlüğe sahip olmak istiyorsan çantana veya cebine sığabilecek boyutlarda günlükler almaya çalışmalısın.

Bazı insanlar tıpkı beslenme günlüklerinde olduğu gibi yaptığı her şeyi not etmek isteyebildiği için bunu düşünmek son derece önemlidir. Çok seyahat eden biriysen ve seyahat ettiğin yerleri anlatmak adına sadece fotoğraflarla sınır kalmak istemiyorsan cep boyutunda günlük defterleri almalısın.

Adım 5: Günlüğün saklanacağı yere karar vermek

Yukarıdaki adımları takip edip buraya kadar ulaştıktan sonra günlüğünü nerede saklayacağını düşünmen gerekir. Tek başına yaşıyorsan saklama konusunda pek fazla sıkıntı yaşamazsın. Ancak aynı ev içerisinde farklı aile bireyleri varsa günlüğüne ulaşmalarına engel olmak isteyebilirsin.

Genel olarak standart günlükler kullanmayan insanlar bu konuda problem yaşarlar. Anahtarla açılan tarzda olmayan günlüklere kolayca erişilememesi önemlidir. Günlüğünü yazmaya başlamadan önce bu konuda bir karar vermelisin.

Adım 6: Günlüğü yazmaya başlamak

Kullanacağın günlüğün ne şekilde olacağına ve onu nerede saklayacağına karar verdikten sonra artık yazma aşamasına geçiş yapabilirsin. Günlük yazmanın çok çeşitli faydaları bulunmaktadır. Bu faydaların hepsini yanı içerisinde yer alan diğer başlığa bakarak bulabilirsin.

Birçok insan duygularını dışarı aktarma konusunda zorluk yar. Günlükler yaşanan bu zorluğun ortadan kaldırılabilmesi için ideal alanlardır. Kendine karşı dürüst olmayı başardığın sürece içinizdeki tüm duyguları günlüğe yazabilir ve psikolojik olarak kendini rahatlatmayı başarırsın.

Adım 7: Günlüğü kişiselleştirme

Günlükler sadece yaşadıklarını anlatabileceğin sayfalardan oluşmaz. Dilersen çeşitli ufak dokunuşlar ile yazdığın günlüğü çok daha kişisel bir hale dönüştürebilirsin. Kişiselleştirme tamamen isteğe bağlı bir durumdur. Örneğin, bir sayfada özel bir özneden bahsediyorsan onu çizmeyi düşünebilirsin.

Yeni bir arkadaş edinmişsen çöp adam çizebilirsin veya baş harflerini yazabilirsin. Bir yeri ziyaret ettiysen aklında kaldığı kadarıyla gördüklerini çizebilirsin. Yeni bir evcil hayvanın olduysa onu tasvir eden bir resim çizebilirsin. O gün önemli ne olduysa onu hatırlatacak bir şeyleri yazabilirsin.

Günlük türleri nelerdir?

İlk kısımda belirttiğim gibi birbirinden farklı günlük türleri vardır. Bu günlük türleri günlüğün kullanım amacına göre değişiklik gösterir. Daha çok içeriğin belirli olduğu günlük türlerinde bazen karma gerçekleştirmek mümkün olmaktadır.

Hangi tür günlük tutacağına karar verebilmek için bu türleri tek tek incelemelisin. Her günlük türünün aslında farklı yazım stili vardır. Fakat tüm bunlara koşulsuz bir biçimde uyman gerekli değildir. Aşağıdaki alt başlıkları inceleyerek günlük türleri hakkında net bilgi sahibi olabilirsin:

Tür 1: Akademik günlük

Akademik günlük bir üniversite öğrencisinin öğrenim süresi boyunca ihtiyaç duyduğu tüm bilgileri saklı tuttuğu günlük türüdür. Tez fikirlerinden formüllere, sınav tarihlerine ve araştırmalara kadar her türlü akademik bilgi bu günlük türünün kapsamındadır.

Akademik günlükler yansıtıcı özelliğe sahiptirler. Bunları yazarken duygu ve düşüncelerini dahil edebilirsin. Bu günlüklerin en büyük faydası çalışmaları takip etme ve zamanı iyi yönetme konusunda sana destek olabilmesidir.

Tür 2: Beslenme günlüğü

Beslenme günlüğü öğün öğün yediklerini ve içtiklerini not ettiğin günlük türüdür. Bu günlüğe gün gün yazabileceğin gibi aynı zamanda haftadan haftaya yazmayı da tercih edebilirsin. Bu günlüğün içerisinde daha çok beslenme ile ilgili bilgiler yer alır.

Beslenme günlüğü ne zaman, nasıl ve nerede yemek yediğini takip etmeni sağlar. Özellikle diyet yapan insanlar bu tür günlük tutmayı alışkanlık haline getirirler. Kalori takibi yapabilmek için tüketilen her şeyin not edilmesi önemlidir.

Tür 3: Sağlık günlüğü

Sağlık günlüğü sağlıklı olma amacıyla gerçekleştirdiğin her şeyi yazabileceğin günlük türüdür. Zaman zaman beslenme günlüğü ile kesiştiği alanlar vardır. Burada tema sağlık olduğu için spordan kan değerlerine kadar her şey günlüğe yazılabilme potansiyeline sahiptir.

Sağlık günlüğünün en önemli faydası elbette sağlıklı yaşamayı desteklemesidir. Bu tarz bir günlük uyku düzeninden beslenme düzenine kadar pek çok konuda kendini kontrol etmeni sağlar. Böylece hayatını çok daha sağlıklı ve mutlu bir biçimde yaşamayı sürdürürsün.

Tür 4: Okul günlüğü

Okul günlüğü okulda yaşanan her şeyin anlatılabileceği günlük türüdür. Bu günlük türünün akademik günlük ile karıştırılmaması gerekir. Okul günlüğü okulda yapılan her şeyi içererek çok daha kapsamlı olabilme potansiyeline sahiptir.

Kantinde arkadaşlarınla yaptığın sohbet, sınavda aklına gelenler, öğretmenin sana sorduğu sorular gibi pek çok durum okul günlüğünün konusudur. Okul günlüğü özellikle geçmişte yaptıklarını görebilmek için önemlidir. Geriye baktığında eğitim hayatının anılarını yaşatabilecek bir niteliktir.

Tür 5: Gizli günlük

Gizli günlük adından anlaşılabileceği gibi herkesle paylaşılmayacak sırları içeren günlük türüdür. Bu günlük türünün önemli olmasının sebebi söylenilmeyecek şeyleri dahi söylemeni sağlayabilmesidir. Bu günlükler genellikle duygusal hislerle ve gelecek planlarıyla dolu olur.

Gizli günlüklerin en büyük özellikleri elbette herkes tarafından ulaşılamaz olmalarıdır. Bu günlüğü yazmak kadar saklamak da önemlidir. İçerisinde hayatının en kritik sırları yer alabileceği için bu günlüğün bir başkasının eline geçmemesi gerekir.

Tür 6: İş günlüğü

İş günlüğü iş yaşamında elde ettiğin deneyimleri yazabileceğin günlük türüdür. Kariyerini adım adım takip etmek istiyorsan bu günlüğe ekstra önem vermelisin. Bu günlük aynı zamanda başarı takibini kolaylaştıracağından ondan farklı şekillerde istifade edebilirsin.

İş günlüğü tamamen profesyonel yaşam ile ilgilidir. Bu günlüğe yeni fikirler, övgüler, hedefler ve iş hayatıyla ilgili hemen hemen her şeyi yazabilirsin. Hedeflerini yerine getirirken ekstra bir motivasyon kaynağına ihtiyaç duyarsan iş günlüğüne her zaman ihtiyaç duyabilirsin.

Tür 7: Okuma günlüğü

Okuma günlüğü genel olarak kabul edilen bir günlük çeşidi olmasa bile kitap okumayı seven kişiler için son derece önemlidir. Bu günlüğün içerisini okuduğun kitaplarda daha sonra hatırlamak istediğin noktalara yer verebilirsin. Böylece unutabileceğin kısımları hatırlamak konusunda zorluk çekmezsin.

Okuma günlüğü özellikle çok kalın ve karmaşık olan romanlarda gereklidir. Karakterler arasındaki bağlantıyı yakalamak ve olay örgüsünü kaçırmamak için okuma günlüğü oluşturabilirsin. Böylece okuduğun kitaptan ekstra keyif almayı başarabilirsin.

Günlük nasıl yazılır, günlük nasıl tutulur, günlük örnekleri

Günlük örnekleri 1

CEMAL SÜREYA’DAN


543. Gün
Milliyet Sanat’a uğradım. Fethi Naci Eleştiri Günlüğü’nü yollamış. TV’de, sekiz otuz haberlerinde, birden, Edip Cansever’in ölüm haberi verildi. Bu
haber inanılmaz ölçüde sarstı beni. Rastlanmadık bir biçimde ve yüksek sesle ağlamaya başladım. Oğlum fazla kaygılanmış, gelip avutucu şeyler söyledi.
Turgut’ta bunca sarsılmamıştım. Üst üste gelişte bir şey var belki. Otuz yıllık arkadaşımdı. Yalnız sanat serüvenimizi değil, haya serüvenimiz de iç içe durumlar yaşamıştır.
544. Gün
Sabah altıda evden çıktım. Bomboş sokakları dolaştım durdum. Başımda bir uğultu. Tuhaf da bir heyecan. Rıhtımda yürüdüm. 1 Haziran 1986” (Günler)
***

Günlük örnekleri 2

FERİT EDGÜ’DEN


Degerndorf, aralık, 58
… Duygusuz. Yola çıktığımdan beri duygusuz, her şeyin önünde ve her yerde. Her şey yabancı; her şey ilgimin dışında. Az önce balkona çıkıp ap ak çevreye bakarken yeniden anladım bunu. Kar burada her şeyi örttü. Olduğum yerden hiçbir şey görünmüyor; ne bir ağaç, ne bir ev, hiçbir şey. Her yer ap-ak. Gözyorucu bir aklık (boşluk?).
(…)
Yazmayı denemiyorum bile. Bu boşlukta yazmak? Niçin? Kimin için? Nasıl? Ordan oraya bocalıyordum. Şimdi biraz duruldum. Yazmak diye bir sorunum yok. Giderek belki okumak diye bile. Yanımda getirdiğim kitapların hemen hiçbirine el sürmüyorum. Bir çukur oluşuyor çevremde, bu çukura gün geçtikçe daha bir gömüldüğümü duyuyorum.
… Acı çekme isteği. Kendini yeniden bulma.
(Bir Günlüğün Günlüğü-kitaplaşmamıştır)
***

Günlük örnekleri 3

TURGUT UYAR’DAN


30.01.1956
Az konuşur olmayı, suskun olmayı erdem saymıyorum artık. Kendini kaçırmak, kendini gizlemek gibi geliyor bana.
27.02.1956
İzinliyim. Boşum. İlgisiz dolaşıyorum sokaklarda. Bu boşluk, bu kayıtsızlık
ürküntü veriyor bana. Doğaya uygun, yapmacıksız bir yaşama özlüyorum.
Kurtuluşumuz şiirden falan gelmeyecek, yaşamamızdan gelecek gelecekse.
3.1.1956
Nigâr Hanım’ın şiirlerini okudum. Elbette ilkel şiirler birçoğu. Ama birden
düşünüyorum. “Gücenme, aslı harâbım senin firâkında” dizesi, bir bakıma, bir şiir geleneğinin yenilenmesi döneminde, yeni bir duygu, yeni bir söyleyiş
sayılamaz mı?
Geçmiş ozanları, duygularının, söyleyişlerinin cılızlığı yüzünden küçümsemek doğru mu? Duygular yeni, biçimler, duyarlanma yeni. Bugün bu şiirleri, dolayısıyla bu duyguları, ancak eski şiirler öyle yazıldığı için daha iyi anlıyoruz. Öyleyse, iyi kötü bütün geçmiş ozanlara selam.
(Günlük-kitaplaşmamıştır)
***

Günlük örnekleri 4

ALİ CANİP YÖNTEM’DEN


Cuma, 5 Mart 1920
Bugün öğleye kadar evde uyudum. Sonra sokağa çıktım. Arkadaşlardan diş tabibi Şevki Bey’le Cafer, Ömer’i ziyarete gelmişlerdi. Fakülteye götürdüğümüzü söyledim. Oraya gittiler.
Cumartesi, 6 Mart 1920
Öğle üzeri fakülteye gittim. Doğru Ömer’in odasına girdim. Bitap yatıyordu.
Elini elime aldım. Ter içindeydi. Burnunun delikleri kararmış gibiydi. Nefesi de intizamsızdı. Hizmetçi kadınlara sordum. Gece çok sayıklamış, “Burası hastane değil, tımarhane… Ben Canip’e gideceğim!” demiş. Dalgındı, “Ömer! Ömer!” diye seslendim. Gayet fersiz gözlerle bana baktı: “Tanıdın mı?” dedim. Kendine mahsus çabuk ifadeyle kafasını sallayarak “Canip!” dedi, yine daldı. Kâğıdına baktım: hararet “39,2” şeker litrede 28. Bir müddet bekledim. Sonra tekrar seslendim: “Ömer, konsültasyon günü yarınmış, erkenden gelirim. Artık gideyim mi?” Kafasını
salladı “Git, git!” dedi. Yeis içinde ayrıldım. Fakat hâlâ ümit ile doluydum.
Çünkü Ömer ve ölüm birbirine tamamıyla yabancı iki şeydi. Eve gelirken deniz kenarında hizmetçime rasgeldim. Bana doğru koşuyordu. “Ne var?” dedim. “Sizi Tıbbiye’den istiyorlarmış. Rıdvan Beyler’de bekliyorlar” cevabını verdi. Soluk soluğa komşumuza gittim. Ortada bir fevkalâdelik vardı. Nihayet anlaşıldı: Ömer ölmüş!…
(Ömer’in Ölüm Hastalığına Dair Notlarım-Ömer Seyfettin, 1947)
***
 

Günlük örnekleri 5

ŞAİR NİGAR HANIM’DAN


31.10.1917
İleride, bu satırlar bir kimsenin gözüne değerse, defterin güzelliğine
şaşılmasın! Onu, bugün, Mahmutpaşa’da satın aldım, ama, az kaldı canım pahasına. Aman Yarabbi! İstanbul’umuza böyle ne oldu? Kalabalıktan tramvaylara girmek kabil değil ki! Toptan gülle çıkar gibi zorla bir vagona attım. Bu, tramvaya girmek değil, ezilmek, üst baş parçalamak… Ne oldu halkımıza Yarabbi? Bu her yeri dolduran kifayetsiz, kaba, kötü dilli insan kalabalığı nereden geldi? Evde yalnızlığıma, sokakta bu kalabalığa dayanamıyorum, ağlayacak hale geliyorum. İşte böyle, avunmak için, avare bir kuş gibi çırpınıyorum. Şu defterle de dertleşmesem çıldıracağım.
8.2.1918
Dün Naciye Sultan’a telefon edip “Pek göreceğim geldiyse de vasıta bulunmadığı için mehcur kaldığımı” söylemiştim. Lütfen araba gönderdi. Havanın şiddetine rağmen pek rahat gittim. Beşe kadar birlikte vakit geçirdik, çay içtik. Sultan Efendi pek ziyade iltifat etti,
-Bu harb ne zaman bitecek?
diye benden sordu. Halimiz ne olacak Yarabbi? Acıklı insanlık daha ne zamana kadar böyle inleyecek?
(Hayatımın Hikâyesi)
***
 

Günlük örnekleri 6

CAHİT ZARİFOĞLU’NDAN


ANKARA 1978 28 KASIM
Üstad Necip Fazıl’ı Mola otelinde ziyaret ettik. Büyük Doğu’yu son beş sayı
çıkarıp kapayışından sonra, arkadaşlar Akif, Erdem, Rasim onunla ilk kez
karşılaşıyorlar. Alaeddin ve Mehmet de var. Üstad:
-Büyük Doğu son çıkışında en parlak dönemini yaşadı. Kapanmasında çeşitli
nedenler oldu. Ama en büyük amil siz oldunuz, dedi.
Otelin ilk katında, lobideyiz. Üstad sakin, yumuşak ve yalnız. Saat 18’de beni Akabeden aradığında,
-Arkadaşlara da haber ver, gelsinler, son bir görüşme yapalım, dedi. Erdemle Rasim’i görebileceğimi söyledim. Bu telefondan az önce, bu ikisine Üstad’ın önceki gelişinde yine kendilerini istediğini; ancak kendilerine haber
veremediğimi anlatıyordum. Telefon tam o anda geldi. Büroya çıktık. Yine
Üstad’ın telefonu. Bu kez Akif’le Hasan’ı da haberdar etmemi istedi.
Lobi tenha. Üstad:
-Bana giran geldiniz, diyor. Geçen olayları kısaca özetliyor. Rapor 4’te
yazdıklarını ılımlı bir dille tekrar ediyor bir bakıma.
(…)
Üstad’ın söylediklerini, aradan 24 saat bile geçmediği halde hemen hemen hiç hatırlamıyorum. Tek tek cümleler aklıma geliyor. Mesela,
-Yalnızım, dedi.
Ondan böyle bir şeyi ilk defa duydum. Korkuyor insan.
(…)
(Yaşamak)
***

Günlük örnekleri 7

OKTAY AKBAL’DAN


28 Aralık Çarşamba
Ocak’ın 29’unda tam on yıl olacak. Ziya Osman Saba’yı karlı bir havada Eyüp’te toprağa vermiştik. Yıllar çabuk mu geçiyor belirli bir yaştan sonra? Çocuklukta günler, haftalar bitmezdi bir türlü. Ama yolun yarısına gelmeyegör, her şey kopuk bir film gibi akıveriyor… Ziya Osman’ı son görüşümde ince bir dosya çıkarmıştı çekmeceden. “Nefes Almak” yazıyordu üzerinde. Yeni kitabıydı. “Ölümümden sonra çıkacak,” demişti. “Haydi haydi,” demiştim, “Okurları o kadar bekletmeye hakkın var mı?” Gülümsemişti. Birkaç hafta sonrasını mı düşünerek.
Ben düşünememiştim o günden ötesini. Canlı bir insanın, hele bir dostun, bir sevilenin yok olabileceğini düşleyemiyoruz.
On yıl geçip gitmiş bile. Şiirlerini karıştırıyorum. Bilmeyen, Ziya Osman’ı
yaşamı süresince ölümü özleyerek bekleyen biri sanır. Hep ölüm, hep ölüm
düşünceleri. O ölümü değil, dünyada bulunamayacak bir çeşit “yaşam”ı özlüyordu.
(Anılarda Görmek)
***

Günlük örnekleri 8

HİLMİ YAVUZ’DAN


Sabah, 24 Mayıs
Bu kaldırımüstü açık hava kahvesini seviyorum. Sabahları güneş almıyor ve rüzgâr duyumsanabiliyor. İlkyaz sabahları bu kentte, bir ağaç hışırtısıyla, işte buradayım, bu kahvede çayımı içmeye hazırlanıyorken, birden, bir kokuyla, belirsiz, geliveriyor. Kağşamış gövdemi üşütmemeye çalışarak ve onunla, o yaşlı, atık gövdeyle, genç ilkyaz arasındaki karşıtlığı bilincimde kavrayarak; bilincimin, işte bir ince dilim limon koyup, gövdeyle ilkyazın bileşimi olduğunu düşünerek, içiyorum çayımı.
Eskiden, çok eskiden bir öykü yazmıştım. Malte gibi söyleyeyim: Ah, öyküler yazardım ben, genç kızların mavi kurdelelerinden söz açan, düz pabuçlu ve ince beyaz pardösüleri olan ve yağmurlardan; o öykülerden birinde, akşamları sokağa çıktığımda yüzüme menekşelerin atıldığını yazmıştım; -ve ‘ah, cumartesiler başkadır, sokaklar başkadır’ diye yazmıştım. Şimdi burada, bu zarif kaldırımüstü kahvesinde, İstanbul’da, ondan asla kopamadığım için beni izlemeyen bu kentte,
(şimdi neler çağrıştırıyor, bu kent, ‘polis seni izliyor’lardan, polis
izliyor’a) bu cumartesi sabahı, limonlu çayımı bitirmek üzereyken ve nedense bir çay daha isteyerek, gündelik yaşamımı inceltiyorum sanki.
(…)
(Geçmiş Yaz Defterleri)
***

Günlük örnekleri 9

CEMİL MERİÇ’TEN


26.2.1963
Ağaç her gün meyve vermez. Konuşmayan ağaçlar da vardır. Ne dallarında çiçekler gülümser baharları, ne çiçeklerinde arılar dolaşır. Konuşmayan ağaçlar da var…
Zindanda söylenen şarkıyı kim dinler? Zindanda söylenen şarkı ölüm kokar, zincir kokar, küf kokar. Ölüm açacak kapısını bir sabah o zindanın, ardına kadar. Kuşlar gibi geçiyor günler önünden, cıvıldamıyorlar. Günler tren, günler mavi ufuklarda eriyen birer ümit. Kanatlarından yakalayamıyorsun kuşları. Tren sessiz gidiyor rüya ülkelerine.
(Jurnal - Cilt 1)
***

Günlük örnekleri 10

TOMRİS UYAR’DAN


26 Aralık 1975
Öykü kitabım çıkmış. Cağaloğlu’na inip alacağım birkaç tane.
Hava yağmurlu, pis. Köprünün tam ortasındayken yaygın, büyük bir kızıllık aldı gözümü. Şoför de şaşırdı. Birilerine sorduk, Gürün Han’da yangın çıkmış. Öteki hanlara da sıçramış.
Halk öyle alışık ki böyle olaylara, kılı bile kıpırdamıyor. Sıkışan trafiği
yarıp güvercinlere yem atanlar var, kimse başını çevirip yangına bakmıyor. Oysa gök ürkütücü, kara dumanlarla kaplı.
İlk kitabımı basacak biri çıktığında bayağı sevinmiştim. Çünkü büyük çoğunluğun çarçabuk benimseyeceği bir iş yaptığımı sanmıyorum, bunu anlamam epey vakit aldı; ama artık kimlere seslendiğimi biliyorum. Bana dar, küçük gelen hiçbir şeyi kullanamayacağımı da.
Üç-beş kitap alıp eve döndüm. Kapağı elledim, sevdim. Bütün nesneleri,
varlıkları ancak dokunarak tanıyabiliyorum. Bir kadının saçlarının parlaklığını, inceliğini, bir erkeğin omuzlarını ancak değince anlayabiliyorum. Kitabım da artık benim sayılamayacağına göre, onu da dokunarak kavramaya çalıştım.
(Gündökümü)
***

Günlük örnekleri 11

ATAÇ’TAN


17 Nisan Cuma, 1953
Baktım çocuklar uçurtma uçuruyor. Her yıl, ilkyaz aylarında, uçurtmayı gördüm mü, bir üzünç duyarım içimde, ağlamaklı olurum. Ben uçurtma uçurmadım ki!
Çocukluğumda pek isterdim, o renk renk kâğıtlardan yapılmış uçurtmaların
havalanmasına içimi çekerek bakardım. Annem bırakmazdı beni uçurtma uçurmama.
Günah mıymış neymiş, öyle bir şey uydurmuştu.
(…)
Çocukluğum olmadı benim. Çocukluğu olmayanın gençliği de olmaz. Bir şey
söyleyeyim mi ben size? İhtiyarlığı da olmuyor böylesinin. Hani güzel bir
ihtiyarlık vardır, insan çocukluğunda yaptıklarını, gençliğinde yaptıklarını
hatırlar, anlatır da gözlerinin içi parlar, ben kendimde değil, başkalarında
gördüm onu. Çocukluğu, gençliği olmamış kişinin yaşlılığında da bir tatsızlık
var, yalnız ölümü düşünüyor, ölümden korkuyor, işte o kadar.
(Günce: 1)
***

Biyografi, Otobiyografi, Monografi, Portre, İnceleme, Bildiri, Rapor, Tutanak, Fezleke, Mektup, Dilekçe, Davetiye, Öz Geçmiş

Güncelleme Tarihi: 14 Nisan 2019, 10:53
YORUM EKLE