DİNÎ-TASAVVUFÎ HALK EDEBİYATI NAZIM TÜRLERİ, HALK EDEBİYATI NAZIM TÜRLERİ

DİNÎ-TASAVVUFÎ HALK EDEBİYATI NAZIM TÜRLERİ

DİNÎ-TASAVVUFÎ HALK EDEBİYATI NAZIM TÜRLERİ, HALK EDEBİYATI NAZIM TÜRLERİ

DİNÎ-TASAVVUFÎ HALK EDEBİYATI NAZIM TÜRLERİ

TDH - KOLAY ERİŞİMİ Türkçe   Göktürkçe   Edebiyat   Türkçe Adlar   Tarih   Kökenbilgisi   Türk Lehçeleri Yazım Kılavuzu   Türk Dünyası  PDF-DOC   Sınav-Deneme    SÖZLÜKLERİMİZ

DİL BİLGİSİ KOLAY ERİŞİMİ Dil Bilgisi   Sıfatlar   Belirteçler   Anlam Bilgisi   Kompozisyon   İlgeçler   Cümlede Anlam   Nasıl yazılır?   Bağlaçlar   Paragrafta Anlam   Noktalama İşaretleri   Ünlemler   Sözcükte Anlam   Sözcük Bilgisi   Eylemler   Ses Bilgisi   Yapım Ekleri   Eylemsiler   Yapı Bilgisi   Adıllar  Dil-Anlatım   Yazım Bilgisi   Adlar   Edebiyat   Anlatım Bozuklukları   Ana Bet  Atasözleri ve Deyimler   TDH-Instagram   Tivitır   Feysbuk

İlâhi

-Herhangi bir tarikatın izini taşımaksızın Al­lah'ı öven şiirlere denir. Daima özel bir ezgi ile söylenir.

-Divan şiirindeki tevhit ve münacaatın Halk edebiyatındaki karşılığıdır. En ünlü şairi Yunus Emre'dir.

-Değişik tarikatlara göre “deme, nefes, âyin” gibi adlar alır. Şekil olarak Koşma biçimindedir. -Yani dörtlüklerden oluşur. Son dörtlükte şairin adı veya mahlası geçer. Genelde 7’li hece ölçüsü kullanılır. Bazı ilahilerde aruz vezni kullanılmıştır. Aruz vezninin kullanıldığı ilahiler gazel şeklindedir.

İlahi

Acep şu yerde var m'ola

Şöyle garip bencileyin

Bağrı başlı gözü yaşlı

Şöyle garip bencileyin

Kimseler garip olmasın

Hasret odına yanmasın

Hocam kimseler duymasın

Şöyle garip bencileyin

Nice bu dert ile yanam

Ecel ere bir gün ölem

Meğerki sinimde bulam

Şöyle garip bencileyin

Nefes

-Bektaşî şairlerinin yazdıkları tasavvufî şiirlerdir.

-Nefeslerde genellikle tasavvuftaki vahdet-i vücut (varlığı birliği) kavramı anlatılır. Bunun yanı sıra Hz. Muhammet ve Hz: Ali için övgüler de söylenir.

-Nefeslerde kalenderane ve alaycı bir üslûp göze çarpar.

-Edebiyatımızda Pir Sultan Abdal nefesleriyle ünlüdür.

Güzel aşık cevrimizi

Çekemezsin demedim mi

Bu bir rıza lokmasıdır

Yiyemezsin demedim mi

Yemeyenler kalır naçar

Gözlerinden kanlar saçar

Bu bir demdir gelir geçer

Duyamazsın demedim mi

Bu dervişlik bir dilektir

Bilene büyük devlettir

Yensiz yakasız gömlektir

Giyemezsin demedim mi

Çıkalım meydan yerine

Erelim Ali sırrına

Can ü başı Hak yoluna

Koyamazsın demedim mi

Aşıklar kara baht(ı) olur

Hakk'ın katında kutl'olur

Muhabbet baldan tatl'olur

Yiyemezsin demedim mi

Pir Sultan Abdal Şahımız

Hakk'a ulaşır rahımız

On İk'imam katarımız

Uyamazsın demedim mi

Nutuk

Nutuklar, tarikat büyüklerinin, tarikata yeni giren dervişlere, tarikat kurallarını öğretmek amacıyla söyledikleri şiirlerdir. Belli usullerde ezgili söylenir. Biçim olarak koşma ve semaî nazım biçimiyle yazılır.

Evvel tevhid sürer mürşid dilinden

Erişir canına fazlı Huda’nın

Kurtulursun emarenin elinden

Erişir canına fazlı Huda’nın

İkincide verir lafzatu’llâhı

Anda keşf ederler sıfatu’llâhı

Hasenat yeter der eder günâhı

Erişir canına fazlı Huda’nın

Üçüncüde yâ Hû ismini oku

Garib bülbül gibi durmayıp şakı

Kendi vücudunda bulagör Hak’ı

Erişir canına fazlı Huda’nın

Dördüncü esmaya nail olasın

Enal’-Hak sırrına vâkıf bulasın

Dahi ölmezden sen evvel ölesin

Erişir canına fazılı Huda’nın

Gel imdi sen dahi şeyhin hâline

Karışasm evliyanın yoluna

Dalaşın sen âb-ı hayat gölüne

Erişir canına fazlı Huda’nın

Devriye

Tasavvuf felsefesindeki inanca göre insanlar Tanrı katında yeryüzüne görüntülerle inerler. Önce taş toprak, sonra bitki, sonra hayvan, en son olarak da insan olarak görünür ve yine son durak olan Tanrıya dönerler. Konu olarak bu inancı işleyen şiirlere devriye denir. Devriyeler koşma nazım biçimiyle yazılır uzun olur. Ezgili söylenir. Öğretici şiirlerdir.

Ak süt iken kızıl kana karışıp

Emr-i Hak'la coşup cevlana geldim

Mâ-i carî ile akıp yarışıp

Katre-i na-çizden ummana geldim

Dokuz ay on gün batn-ı maderde

Kudretten gözüme çekildi perde

Vaktim tamam olup ahiri yerde

Çıkıp ten donundan cihana geldim

Hakikat meyinden nûş edip kanıp

Can gözlerim o gafletten uyanıp

Kudretten her türlü renge boyanıp

Bu âlem-i nakş u elvana geldim

Bir zerreyim âfitâbımdan durum

Aşk ile mesrurum kalbi pür-nûrum

Ta ezelden zevk-ı seyre mecburum

Seyr ü sülük edip seyrana geldim

Hüsni

Şathiye

Şathiye (şathiyat-ı sofiyâne), tasavvufla ilgili kavramları Tanrı ile şakalaşır gibi işleyen şiir türüdür. Biçim olarak koşma ve semaî nazım biçimi ile yazılır. Dini ve tasavvufi halk şiirinde genel olarak mizahi manzumelere şathiye adı verilir. Tasavvufi konuları işleyenleri şathiyat-ı sûfiyâne adını alırlar. İnançlardan alaylı bir dille söz eder gibi yazılan şiirlerdir. Görünüşte saçma sanılan bu sözlerin, yorumlandığında tasavvufla ilgili türlü kavramlara değindiği anlaşılır. Bu tür şiirlere genellikle Bektaşi şairlerinde rastlanır. Medrese hocalarına göre bu şathiyeler küfür sayılır. Bu türün en tanınmış şairi Kaygusuz Abdal’dır.

Yücelerden yüce gördüm,

Erbabsın sen Yüce Tanrı

Bu Allah’lığı sen nereden,

Satın aldın, kaça Tanrı?

Ali ile bir olmuşsun,

Bir mektepte okumuşsun,

Ali olmu hafız kelam,

Sen okursun hece Tanrı

Kıldan köprü yaratmışsın,

Gelip geçsin kullar deyu

Hele biz beri duralım,

Yiğit isen geç a Tanrı…

Unuttun diye namazı,

Bizi ateşe atarsın

Kul yanması abes değil,

Gel bas kızgın saça Tanrı…

Kaygusuzum der buradan,

Cümle mahluku yaradan

Kaldır perdeyi aradan,

Gezelim bilece Tanrı…

Kaygusuz Abdal

YORUM EKLE