Edebi Sanatlar, Söz Sanatları Hakkında Detaylı Bilgi

Edebi Sanatlar, Söz Sanatları Hakkında Detaylı Bilgi

Edebi Sanatlar, Söz Sanatları Hakkında Detaylı Bilgi

Edebi SanatlarSöz Sanatları Hakkında Detaylı Bilgi

İçindekiler

Söz Sanatları Hakkında Detaylı Bilgi

  • A) MECAZ ANLAMA DAYALI SANATLAR
  • B) GERÇEK ANLAMA DAYALI SANATLAR
  • C) SÖZE (SESE) DAYALI SANATLAR

SÖZ SANATLARI KOLAY ERİŞİM ÇİZELGESİ (TIKLAYINIZ)

TEVRİYE, TECAHÜL-İ ARİF, HÜSN-İ TALİL, TEZAT, LEFF-Ü NEŞR, TELMİH, MÜBALAĞA, TEKRİR, NİDA, İSTİFHAM

A) MECAZLARLA İLGİLİ SANATLAR

Sözcüğün gerçek anlamı dışında kullanılmasıyla yapılan sanattır. Söze güzellik, canlılık,

kazandırır. Bu tür mecazlarda, iki nesne arasında benzetme amacı güdülür.

Bir med zamanı gökyüzü kurşunla örtülü

Bu dizede “kurşun” sözcüğü “bulut” anlamında mecaz olarak kullanılmıştır.

Konuşulanlara kulak verirsen, kazançlı çıkarsın.

Bu cümlede de “kulak vermek” deyimindeki “vermek” sözcüğü “dikkatle dinlemek” anlamında mecazdır.

Burnundan Yanına varılmıyor.

Bu cümlede de “burun” sözcüğü, kibir, büyükleme, anlamında mecazdır. “Mecaz’la ilgili sanatlar şunlardır.

1. TEŞBİH (BENZETME)

Aralarında türlü yönlerden karşılaştırılarak benzerlik ilgisi bulunan iki şeyden zayıf olanı, nitelikçe daha üstün olana (güçlü olana) benzetme sanatıdır. Ancak, sözcükler gerçek anlamda da kullanılabilir.

Bir benzetmede dört öğe bulunur:

Benzetilen: Başka bir şeye benzetilen varlıktır.

Kendisine benzetilen: Nitelikçe daha güçlü olan varlıktır.

Benzetme Yönü: Benzetmenin hangi yönden yapıldığını anlatır.

Benzetme Edatı: Benzetmede benzerlik, eşitlik, karşılaştırma… ilişkisi kuran edatlardır.

Bunlar, gibi, sanki, kadar, tıpkı… vb sözcüklerdir. Bu öğelerden ilk ikisi “temel”, son ikiside “yardımcı” öğelerdir.

a) Tam (Ayrıntılı) Benzetme:

Tam benzetmede öğelerin tamamı kullanılır.

Ali arslan gibi cesurdur.

Burada Ali, cesurluk yönünden arslana benzetilmiştir.

Bu tür benzetmeye ‘tam benzetme (teşbih)” denir.

Cennet gibi güzel vatanımız

bztln edat b.yönü bzyn

b)Teşbih-i Beliğ (Güzel benzetme):

Benzetmenin temel öğeleriyle (benzeyen ve kendisine benzetilen) yapılır. “Benzetme yönü” ve “benzetme edatı” kullanılmaz.

Nazlı vücudu bir kucak ot, bir yığın kemik

Bu dizede nazlı vücut (benzeyen). Bir kucak ot, bir yığın kemiğe (kendisine benzetilen) benzetilerek güzel benzetme yapılmıştır.

Atılan elbiseler, boğazlanmış bir adam

Cennet vatan”,

Altın başaklar”.

“Gördüm deniz dedikleri bir başlı ejden”,

“Gider oldum kömür gözlüm elveda” gibi sözler dizeler birer “teşbih-i beliğ” (güzel benzetme) dir.

c) Temsili teşbih:

Kendisine benzetilen, benzeyenin tüm özelliklerini kendine toplarsa, bu tüm benzetmeye “temsili benzetme” denir. Örneğin Tevfik Fikret’in ünlü “Çınar” şiirinde vatan çınara benzetiliyor.

Hani bir gün seninle Topkapı’dan

Geliyorduk; yol üstü bir meydan

Bir çınar gördük, enli, boylu, vakur

Bir ağaç: hiç eğilmemiş, mağrur.

Koca bir gövde belki altı asır

Belki ondan daha fazla, dalgın, ağır

Kaygısız bir ömür sürüp gelmiş.

Söyle ey garip vatan, bildir;

Çektiğin hangi kanlı seyyiedir… (Çınar, Tevfik Fikret)

Bu şiirde, vatanın özellikleri çınar üzerinde toplanmıştır. Böylece “temsili benzetme” yapılmıştır.

İSTİFHAM, RÜCU, TERDİD, AKİS, SÖZLE İLGİLİ SANATLAR, CİNAS, ALİTERASYON, SECİ, İRSAL-I MESEL

2. İSTİARE (Eğretileme)

Benzetmenin temel öğelerinden birinin (benzetilen ya da kendisine benzetilen) söylenmesiyle yapılan benzetmedir.

Bir başka deyişle, bir sözün gerçek anlamını kaldırarak, benzerliği olan başka bir anlamı eğreti olarak verme, ödünç verme demektir. Cesur insana “aslan”, kurnaz kimseye “tilki” demekle istiare yapılmış olur.

İstiarenin başlıca üç türü vardır.

a) Açık istiare (eğretileme):

Yalnız “kendisine benzetilen” kullanılarak yapılan benzetmedir.

Kurban olam kurban olam

Beşikte yatan kuzuya

Bu dizelerde, beşikte yatan bebek, kuzuya benzetilmiştir. Ancak benzetilen (bebek) söylenmemiş, kendisine benzetilen (kuzu) söylenerek “açık istiare” yapılmıştır.

Ağaçlar sonbaharda elbiselerini soyundu.

Bu cümlede “elbise” sözüyle” (kendisine benzetilen), yapraklar söylenmemiştir.

Şakaklarıma kar mı yağdı? Ne var?

Bu dizede “ak saçlar”, “kar” a benzetilmiş, benzetilen (saç) söylenmemiş, yalnızca kendisine benzetilen (kar) söylenmiştir.

Uyarı: Açık istiarenin, Divan ve Halk şairlerince ortaklaşa kullanılan kalıplaşmış biçimlerine “mazmun” denir. Uzun boy için selvi, kaş için hilal, diş için inci, ağız için gonca sözleri birer mazmundur.

b) Kapalı İstiare (eğretileme):

Yalnız “benzeyen” kullanılarak yapılan benzetmedir. Kapalı istiarelerde, “kendisine benzetilen” söylenmez.

Tekerlekler yolara bir şeyler atıyor.

Bu cümledeki “tekerlekler”, insana benzetilmiş ancak “insan” (kendisine benzetilen) söylenmemiştir. Bu nedenle kapalı istiare yapılmıştır.

Ufukta günün boynu büküldü.

Bu cümlede de “güneş” (benzeyen) insana benzetilmiş, ancak “insan (kendisine benzetilen) söylenmemiştir. Bu nedenle kapalı istiare yapılmıştır.

Beni bir dağda buldular

Kolum kanadım yoldular

Dolaba layık gördüler

Derdim vardır inilerim

Bu dörtlükte, “dolabın döndüğü” anlatılmıştır. Benzeyen öğe “dolap” söylenmiş, kendisine benzetilen öğe, “inan” söylenmemiştir. Bunu benzetme yönünden (inleme) çıkarıyoruz. Bu dörtlükte de kapalı istiare yapılmıştır.

Ali kükreyerek düşmanın üstüne yürüdü.

Bu cümlede Ali, kükreme özelliğinden ötürü aslana benzetilmiştir. Ali, (benzetilen) söylenmiş, “aslan” (kendisine benzetilen) söylenmemiştir.

Bu cümlede de kapalı istiarede kimi zaman “benzetme yönü” kullanılır. “Benzetme edatı” hiç kullanılmaz.

Uyarı: Kapalı istiarelerde, kişileştirme sanatı (teşhis) da yapılmaktadır. Çünkü, bu söz sanatında, insan dışındaki varlıklar, insanların çok bilinen özelliklerine benzetilerek tanıtılmaktadır. Yukarıda geçen “tekerlek, “gün” ve “dolap” sözcüklerine insan kişiliği de kazandırılmış olmaktadır (bkz. Kişileştirme ve konuşma)

c) Temsili İstiare (eğretileme):

Benzetmenin temel öğelerinden yalnız biriyle (benzeyen ya da kendisine benzetilen) yapılır. İlk bakışta sembolik şiire benzerse de, birbirine karıştırılmamalıdır. Temsili istiarede söylenmeyen öğenin temsil ettiği varlıklar ya da olaylar gerçektir. Sembolik şiirde ise yapılan benzetmeler hayalidir.

Artık demir almak günü gelmişse zamandan,

Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan,

Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol.

Sallanmaz o kalkışta ne mendil, ne de bir kol

Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu!

Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu!

(Y.K.Beyatlı)

Yukarıda bir bölümü alınan “Sessiz gemi” şiirinde ölüm (benzeyen), gemiye (benzetilen) benzetilmiş bir dizi benzerlik yönleri sıralanmış: ancak “ölüm” (benzeyen) söylenmemiş, yalnız “sessiz gemi” anlatılarak şiir tamamlanmıştır.

Uyarı: Fabi türündeki tüm şiirler temsili istiaredir.

3. MECAZ-I MÜRSEL (Ad Aktarması)

Bir sözcüğü benzetme amacı gütmeden, gerçek anlamı dışında başka bir sözcüğün yerine (Parça-bütün, iç-dış, neden-sonuç, yazar-yapıt, yer-insan, yer-olay gibi ilgiler kurularak) kullanma sanatıdır.

Halit Ziya’yı okudun mu? (Halit Ziya’nın eserlerini okudun mu?) Sanatçı- yapıt ilişkisi.

Vapur, Beşiktaş’a yanaştı. (Beşiktaş iskelesine yanaştı) Parça-bütün ilişkisi kurulmuş.

Sobayı yaktım. (Sobanın içindekileri- odun-kömür)

Konağa sor. (Konağın içinde oturanlara sor)

Onda kafa yok! (Onda akıl yok)

“dış” söylenerek “iç” kastedilmiştir.

Üç gündür bereket yağıyor. (yağmur)

Yağmur bereket, bolluk getirdiği için, sonuç söylenerek sebep (yağmur) anlatılmak isteniyor.

Sivas, mandayı kabul etmedi (Sivas Kongresi üyeleri anlatılmak isteniyor.

Mecaz-ı Mürsel, dilimizde çok yaygındır. Günlük konuşmalarımızda, deyimlerimizde mecaz-ı mürsellere oldukça yer veriyoruz.

Ayağını giy. (“Ayakkabını giy” demek isteniyor. İç ve dış ilgisi kuruluyor.)

Ünlü raketler Avrupa’dan döndüler. (“Ünlü tenisçiler Avruda’dan döndüler”. Demek isteniyor.)

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey nazlı hilal

“Hilal sözcüğüyle” bayrak anlatılmak isteniyor. Parça-bütün ilişkisi kurulmuş, mecaz-ı mürsel yapılmıştır.

KİNAYE

Bir sözcüğün ya da sözün hem gerçek hem de mecaz anlamını düşündürecek biçimde birlikte kullanılmasıdır. Asıl geçerli olan mecaz anlamdır.

Ey benim sarı tamburam

Sen ne için inilersin

İçim oyuk, derdim büyük

Ben onun’çün inilerim

Üçüncü dizedeki “içim oyuk” sözü hem gerçek (Tamburun içi yoktur), hem de mecaz (acılı,dertli) anlamlarıyla kullanıldığı için kinaye sanatı yapılmıştır.

O adamın, her zaman kapısı açıktır.

Burada, “kapısı açıktır” hem gerçek (hem gerçekten açıktır) hem mecaz (adamın konuksever olması) anlamda kullanıldığı için kinaye sanatı yapılmıştır.

Nereden çıktı bu cenaze? Ölen kim?

Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar

Bu dizelerde şairin bozulmuş bahçeler görmüş olması tabiidir. Mecaz anlamı ise şairin birçok kimse öldükten sonra yuvalarının dağılmış olması görmesidir.

Aşağıdakilerin hangisinde bir kinaye vardır?

(1992/II)

Şu karşıma göğüs geren

Taş bağırlı dağlar mısın

Çözüm: Kinaye, bir sözün hem gerçek hem de mecaz anlama gelecek biçimde kullanılması sanatıdır. Mecaz anlam daha önceliklidir. C seçeneğindeki “taş bağırlı” sözü hem dağların bağrı taştan olduğundan gerçek anlamlıdır. Hem de “acımasız” anlamı içerdiğinden mecaz anlamlıdır. Yanıt C’dir.

5. TEŞHİS (Kişileştirme) ve İntak (Konuşturma)

İnsan dışındaki varlıklara ya da kavramlara insan kişiliği kazandırma sanatına kişileştirme (teşhis) denir. İnsanın konuşma yetisinin başka varlıklara aktarılmasına da intak (konuşturma) sanatı denir.

Bu iki sanat genellikle birlikte kullanılır. Her “kişileştirme” de konuşturma olmayabilir, fakat her “konuşturma” da mutlaka “kişileştirme” vardır. Özellikle fabllarda, hayvan öykülerinde masallarda sık sık bu sanata başvurulur.

Bulutlar gözyaşı döktüler.(Teşhis) (aynı zamanda kapalı istiare)

Bu cümlede “bulutlar” insanlara özgü bir nitelik olan “gözyaşı dökme” özelliği ile tanıtıldığı için kişileştirme sanatı yapılmıştır.

Bülbül, “senin nazını çekemem…” diyordu. Güle.

Bu cümlede “bülbül”, hem “naz çekme” özelliği ile kişileştirilmiş, hem de insanlar gibi konuşturulmuştur. Burada kişileştirme konuşturma sanatı birlikte kullanılmıştır.

Güğüm bir gün, testiye:

Yola çıkalım” dedi.

Testi:korkarım dedi.

Evde kalmak istedi.

Bu dörtlükte de “kişileştirme” ve “konuşturma” sanatı vardır.

Yüce dağlar birbirine göz eder,

Rüzgar ile mektuplaşır, naz eder,

İçmiş gibi geceyi bir yudumda

Göğün mağrur bakışlı bulutları (Bu dizelerde de “kişileştirme (teşhis)” yapılmıştır.)

Salındı bağçaya girdi

Çiçekler selama durdu

Mor menevşe boyun eğdi,

Gül kızardı hicabından

“Artık dağlar sırtlarından kürklerini attılar. Fakat henüz sabahları serince olduğundan omuzlarına sislerden birer atkı atıyorlar. Şimdi rüzgar, ağaçlar arasında ılık ılık esiyor. Hele böcekler, görülecek şey!” Parçada kişileştirilen varlık, aşağıdakilerden hangisidir? (1985/II)

  1. böcekler B) sisler C) rüzgar D) dağlar E) ağaçlar

  1. İlk cümlede “Artık dağlar sırtlarından kürklerini attılar”, derken dağlar sırtında kürk olan bir insana benzetilerek kişilik kazındırılmış yani insan gibi düşünülmüştür. Yanıt D’dir.

6. TARİZ (İğneleme, söz dokundurma)

Söylenen sözün ya da kavramın, gerçek ya da mecaz anlamı dışında tamamen tersini anlatma sanatıdır. Bir başka deyişle, birini küçük düşürmek onunla alay etmek ya da iğnelemek için sözün ters söyleyerek amacımızı belirtmedir. Örneğin; randevusuna geç kalmış kişiye “Aman ne kadar erken geldiniz diyerek onu iğnelemiş oluruz. Bir kişinin tembelliğini anlamak için de Bu ne çalışkanlık! Dersek “tariz” yapmış oluruz.

“Bu ne kudret ki elifbayı okur ezberden” (Eşref)

Ters Öğüt Destanı

Bir yetim görünce döktür dişini,

Bozmaya çabala halkın işini

Günde yüz adamın vur ser leşini

Bir yaralı sarmak için yeltenme

Her nereye gidersen eyle talanı

Öyle yap ki ağlatasın güleni

Bir saatte ki ağlatasın güleni

El bir doğru söylerse inanma (Huzun)

Bu dörtlükte şair, okuyucuya öğüt veriyor. Yetim hakkını yiyen, halkın işini bozan, çevresini kırıp geçiren, kimseye yardım etmeyen birisini öğütlüyor. Ancak, dikkat edilirse şairin asıl amacı bunların tam tersinin doğru olacağını anlatmaktır. Şair, bu dörtlükte söylenenlerin tersini anlatmak istiyor.

B) ANLAMLA İLGİLİ SANATLAR

Bir sözcüğün ya da birbiriyle anlam ilişkisi bulunan sözcüklerin gerçek anlamlarıyla yapılan sanatlar, bu bölümde ele alınmıştır.

1. TENASÜP (uyum, uygunluk)

Anlamca birbirine uygun, birbiriyle ilişkili sözcüklerin bir arada kullanılması sanatıdır. Divan edebiyatında sıkça, Halk edebiyatında da seyrek başvurulan bir söz sanatıdır.

Yine bahar geldi, bülbül sesinden

Sada verip seslendi mi yaylalar

Çevre yanın lale sümbül bürümüş

Gelin olup süslendin mi yaylalar

Bu dörtlükte kullanılan “bülbül, sada seslenme”, “bahar, bülbül, lale, sümbül” “gelin olma süslenme” sözcükleri anlamca birbiriyle ilgili olduğundan tenasüp sanatı yapılmıştır.

Deli eder insanı bu dünya

Bu gece, bu yıldızlar, bu koku

Bu tepeden tırnağa çiçek açmış ağaçlar

Bu dizelerde de altı çizili sözcüklerle anlamca ıl… kurularak tenasüp yapılmıştır.

2. TEVRİYE (Çift gerçek anlamlı)

Bir sözcüğün bir beyitte, bir cümlede, birden çok gerçek anlamı sezdirecek biçimde ve yakın anlamdan çok uzak anlamı kastedilerek kullanılmasıdır. Bir başka deyişle sesteş sözcüklerin birden çok anlamıyla kullanılmasına “tevriye” denir.

Gül yağını eller sürünür, çatlasa bülbül

Bu dizede geçen “el” sözcüğü hem “organ adı” hem de “kalıcı kalan” anlamında kullanıldığı için tevriyelidir.

Tevriyede de kimi zaman sözcüğün yakın anlamı söylenip uzak anlamı da anlatılabilir.

Havada yaprağa döndürdü rüzgar beni

Bu dizede “rüzgar” sözcüğü “yel” ve “zaman” anlamında kullanarak “zaman” kavramı kasdedilmiştir.

Bu kadar şetafet çünkü sende var.

Beyaz gerdanında bir de ben gerek

Bu beyitteki “ben” sözcüğü, hem “deri üzerindeki siyah noktacık iz” hem de söyleyen kişinin yerini tutan “ben” zamiri anlamlarına gelebilecek biçimde kullanıldığı için tevriye yapılmıştır.Kinayeden ayrılan yönü ise kinayede uzat anlamın mecazı olarak kullanılmasıdır. Tevriyede ise, yakın ve uzak anlam da gerçek anlamlıdır.

Bana Tahir Efendi kelp demiş

İttifatı bu sözde zahirdir

Maliki mezhebim benim zira

İtikadımca kelp tahirdir.

Burada “tahir” sözcüğü tevriyelidir. Hem Tarih Efendi, hem de “tahir” sözcüğü “temiz” anlamında kullanılmıştır. Şair, asıl Tahir Efendi’yi kastetmiştir.

3. TECAHÜL-İ ARİF (Bilmezlikten Gelme)

Bilinen bir gerçeği, bir nükteye, (espri, ince anlamlı şaka söz) dayanarak bilmiyormuş gibi söyleme sanatıdır. Sanatçı gerçek sebebi hayali ve güzel bir nedene bağlar.

Ey Şuh! Nedima ile bir seyrin işittik.

Tenhaca varıp Göksu’ya işret var içinde (İşret yiyip içme)

Şair Nedim. Göksu’da sevgilisiyle yiyip içtiğini, eğlendiğini bildiği halde bilmiyormuş gibi görünerek Tecahül-i Arif sanatını yapmaktadır.

Gökyüzünün başka rengi de varmış

Geç fark ettim taşın sert olduğunu

Su insanı boğar, ateş yakarmış

Her geçen günün bir dert olduğunu

İnsan bu yaşa gelince anlarmış

(C.S.Tarancı)

Bu dizelerde; taşın sert olduğu, ateşin yakacağı ve suyun boğacağı bilindi halde şairin bunların anlaşılması için “bu yaş” ı (otuz beş yaşını) şart koşması, bildiği halde bilmezlikten gelmesidir.

4. HÜSN-İ TALİL

Güzel şeyler düşünelim diye

Yemyeşil oluvermiş ağaçlar

Ağaçların yeşil oluşu, doğal bir olgudur. Ancak bu dizelerde şair, ağaçların yeşil oluşunu insanlara güzel şeyler düşündürmesi nedenine bağlamıştır.

Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden/

Birçok senler geçti dönen yok seferinden

Ölenlerin dünyaya dönmeyişini yerlerinden memnun olmalarına bağlıyor)

Gül-i ruhsarına karşı gözümden kanlı akar su

Habibim fasi-ı güldür bu akarsular bulunmaz mı

(Gul-i ruhsar: gül yanaklı fasl:mevsim)

Bahar mevsiminde (gül mevsimi) suların bulanık akması doğaldır. Ancak şair, suların bulanık akmasını, sevgilinin aşkıyla döktüğü kanlı gözyaşlarının sulara karışıp, onları bulandırması nedenine bağlamaktadır. Bu nedenle “hüsn-i talil” sanatı yapılmıştır.

Salındı bağçaya girdi

Çiçekler selama durdu

Mor menekşe boyun eğdi,

Gül kızardı hicabından

Güllerin kırmızı olması bir doğa olayıdır; ancak şair sevgilinin güzelliği karşısında güllerin utancından kıpkırmızı olduğuna bağlıyor.

Saksında ruhumun bütün yası var.

Derdimle soluyor açılan gonca.

Bu dizelerde, goncanın solması doğal bir olay olduğu halde, şair bunu goncanın yaslı olduğu, dert çekmesi nedenine bağlıyor. Bununla da “hüsn-i talil” yapmış oluyor.

Ey sevgili sen bu ilden gideli

Yaprak döktü ağaçlar, coştu gökyüzü

Bu dizelerde şair, ağaçların yapraklarını dökmesi doğal olduğu halde, bunun nedenini sevgilisinin gitmesine bağlayarak “hüsn-i talil” sanatı yapıyor.

Müzeyyen oldu reyahin bezendi bağ-ı çemen

Meğer ki haber geldi yardan bu gece

Müzeyyen : Süslenmk

Reyahın : Reyhanlar

Bu dizelerde “sevgiliden haber geldiği için fesleğen çiçekleri süslendi, bahçenin çimenleri bezendi” demek isteniyor. Oysa sevgili bahçeye gelse de gelmese de çiçekler yine de açacaktır.

5. TEZAT (Zıtlık, karşıtlık)

Anlamı güçlendirmek için karşıt kavramların özellikleri bir arada kullanılır. Zıt kavramlardan birinin gerçek, diğerinin ise mecaz anlamda kullanılmaktır.

Neden böyle düşman görünürsünüz

Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?

Şair bu dizelerde “dost” ve “düşman” karşıt sözcüklerini bir arada kullanarak anlamı daha da güçlendirmiş: böylece “tezat” sanatı yapılmıştır.

Ağlarım hatıra geldikçe gülüştüklerimiz

Bu dizede “ağlamak” ve “gülmek” karşıt sözcükleriyle “tezat” sanatı yapılmıştır.

Güvenme varlığa (zenginlik) düşersin darlığa (fakirlik)

Çın çın ötüyor sessizlik

Bu dizede de “sessizlik” ve “çın çın ötmek” karşıt sözleriyle “tezat” sanatı yapılmıştır.

6. LEFF -Ü NEŞR (Açma ve Yayma)

Birkaç şeyi söyledikten sonra, onlarla ilgili kavramları bir cümle ya da manzumede belli düzenlerle sıra gözeterek anlatma sanatıdır. Kısacası, dizelerde ya da yazıda bir tür söz simetrisi yapmaktır.

Bahçıvan güller ekmiş

Dikeniyle bahçeye

Burada bahçıvan 2. dizedeki bahçe ile ilgilidir.

Gül sözcüğü de 2. dizedeki diken ile ilgilidir.

Dolayısıyla bir leff-ü neşr sanatı yapılmıştır.

Buy-i gül taktir olunmuş, nazın işlenmiş ucu

Biri olmuş hoy birisi dest-mal olmuş sana

(Buy-i gul: Gül kokusu; Hoy: Ter, Dest-mal: Mendil)

Bu beyitte, birinci dizedeki “buy-i gül”, ikinci dizedeki “hoy(ter)” ile: yine birinci dizedeki “destmal (mendil)” ile ilgi kurulmuştur. “Gül kokusu” ter: “naz”da “ucu işlenmiş mendil” olarak düşünülmüştür. Böylece “leff-ü Neşr” sanatı yapılmıştır.

İlk bakışta tenasüp sanatına benzerse de şekil kullanış bakımından farklıdır. Tenasüpte sözcükler gelişi güzel sıralanır. Leff-ü Neşrde birbirine denk düşürülen sözcükler belli bir sıraya göre düzenlenir.

Baran değil, şafak değil, ebr-i seher değil

Göz yaşıdır, ciğer kanıdır. Dud-i ahtır.

7. TELMİH (Çağrışım, anıştırma)

Herkesçe bilinen geçmişteki bir olayı, efsaneyi, çağrıştırma, anımsatma sanatıdır. Bi sözün telmih olduğunu anlayabilmek için, çağrıştırılan olay, durum ve kişi hakkında bir bilgiye sahip olmalıyız.

VefasızAslı’ya yol gösteren bu

Kerem’in sazına cevap veren bu

Kuruyan gözlere yaş gösteren bu

Sızmadı toprağa çoban çeşmesi

Bu dörtlükte şair, “Aslı ve Kerem” sözleriyle ünlü “Kerem ve Aslı” adlı aşk hikayesini çağrıştırmaktadır.

Seretti hava üzre denir taht-ı Süleyman

Ol saltanatın yeller eser şimdi yerinde

Bu beyitte de “taht-ı Süleyman” sözü ile gösteriş ve saltanatlarıyla ünlü Süleyman peygamber çağrıştırılıyor.

Gökyüzünde İsa ile

Tur dağında Musa ile

Elindeki ki asa ile

Çağırayım Mevlam seni

Yunus Emre bu dörtlüğünde de Hz.İsa’nın göğe çıkış inancını, Hz.musa’nın Tur Dağı’nda Tanrı ile konuştuğu inancını ve Hz.Musa’nın asa ile gösterdiği mucizeleri telmih etmiştir.

Ey dost senin yoluna

Canım vereyim Mevla

Aşkını komayayın

Od’a gireyim Mevla

Bu dizelerde “Od’a gireyim” sözü ile Hz.İbrahim Peygamberin ateşe atılma olayı anlatılıyor.

8. MÜBALAĞA (Abartma)

Bir varlığı, olayı ya da düşünceyi olduğundan çük daha büyük (ya da küçük) gösterme sanatıdır. Mübalağa, günlük yaşamda sıkça başvurulan bir anlatım yoludur. Mizah (gülmece) yazarları, insanları kusurlu yanlarını belli bir abartma ölçüsüyle ortaya koyarlar.

Sekizimiz odun çeker

Dokuzumuz ateş yakar

Kaz kaldırmış başın bakar

Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz.

Kaygusuz Abdal’ın bu dörtlüğünde, sekiz kişinin ateş yakmasına karşın kazın pişmeyişi abartmalı bir biçimde anlatılarak mübalağa sanatı yapılmaktadır.

Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer,

O ne müthiş tipidir. Savrulur enkaz-ı beşer…

Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak,el, ayak

Boşanır sırtlara, vadilere sağnak, sağnak!

Bu dizelerde anlatılanlar abartıdır. Burada da mübalağa sanatı vardır.

Ak gerdanında benler öldürdü beni

Bu dizede de “benlerin şairi öldürmesi” bir abartıdır.

Aşağıdaki dizelerin özellikle hangisinde bir abartı vardır? (1991/11

  1. Bir ah çeksem dağı taşı eritir

Gözüm yaşı değirmeni yürütür

  1. Bu topraklar ecdadımın ocağı

Evim, köyüm hep bu yerin bucağı

  1. Ne doğan güne hükmüm geçer

Ne halden anlayan bulunur

  1. Derdim çoktur hangisine yanayım

Yine tazelendi yürek yarası

Çözüm: Abartma: Bir şeyi olduğundan daha güçlü büyük ya da küçük gösterme sanatıdır. A seçeneğinde “Bir ah çekem dağı taşı eritir” sözünde abartma vardır.

Yanıt: A’dır.

9. TEKRİR (Tekrar, Yineleme)

Söze güç kazandırmak için, belli sözcüklerin düzyazıda ya da şiirde yineleme sanatıdır.

Vur, aşkın ve Hak’kın zaferi için

Vur, senden bak dünya bunu istiyor;

Bu dizelerde, “Vur” sözcükleri yinelenerek “vurmak” eylemi anlamca güçlendirilmiş, tekrir sanatı yapılmıştır.

Dedim inci nedir dedi dişimdir

Dedim kalem nedir dedi kaşımdır

Dedim on beş nedir dedi yaşımdır

Dedim daha var mı dedi ki yok yok

Bu dizelerde “dedim, dedi” sözcükleriyle teknir sanatı yapılmıştır.

Kaldırımlar ıstırap çekenlerin annesi

Kaldırımlar içimde yaşamış bir insandır

Kaldırımlar duyurur sükun içinde seni

Kaldırımlar içimde uzayan bir lisandır.

10. NİDA (seslenme)

Söze söyleyişle (nazım ve nesirde) coşku katmak için ünlem görevli sözcükleri sıkça kullanmaktır. İlk bakışta tekrir sanatına benziyor. İşlevsel olarak tamamen farklıdır. Nida ya yalnız ünlem ve seslenme sözcükleri kullanır. Tekrir de ise her sözcük kullanılabilir.

Sen ey Kars’lar, Antep’ler, Erzurum’lar, Maraş’lar

Dördünden bir ikisi şehit düşen kardaşlar

Ey zeybekler, seymenler, dadaşlar diyarı hey!

11. İSTİFHAM (Soru sanatı)

Duygu ve düşüncelerin daha etkili olabilmesi için soru biçiminde anlatımdan yararlanma sanatıdır. Amaç soru sormak değil, okuyucunun dikkatini devamlı kılmaktır. İlk bakışta tecahül-i Arif sanatına benzerse de birbirinden apayrı sanattır.

Beni candan usandırdı cefadan yar usanmaz mı

Felekler yandı ahımdan muradım şemi yanmaz mı

Benim de mi düşüncelerim olacaktı

Ben de mi böyle uykusuz kalacaktım,

Sessiz, sedasız mı olacaktım böyle?

12. RÜCU (Cayma, dönme, vazgeçme)

Önceden söylenen sözden cayma ya da birbiriyle çelişir görünen düşünceleri ileri sürmektir. Rücu sanatına önceki söylenenlerden vazgeçmek anlamı yoktur, tersine önceki söylenenleri geliştirme amacı vardır.

Erbab-ı teşaür çoğalıp şair azaldı

Yok öyle değil şairin ancak adı kaldı

(Erbab-ı Teşaür Şiirle uğraşanlar)

Ferda senin, dedim beni alkışladın

Senin değil ferda sana vediadır. (emanet)

13. TERDİD (Beklenmezlik)

Bir olayı, bir düşünceyi beklenmedik bir biçimde sonuçlandırarak okuyucuyu şaşırtmayı amaçlayan bir sanattır.

Dişin mi ağrıyor?

Çek kurtul

Başınmı ağrıyor?

Bir çeyreğe iki aspirin

Verem misin?

Üzülme onunda çaresi var

Ölür gidersin!

14. KAT’I (Kesiş)

Anlamın daha da etkili olması için sözü yarıda kesme sanatıdır.

Gün, öylesine güzel ki!

Öylesine güzel ki dünya

Yaşadıkça

Akşam öylesine güzel ki!

Öylesine güzel ki akşamda ay

Ayda kadın…

15. SEHL-İ MÜMTENİ

İlk bakışta kolay gibi görünen, ama benzeri söylenmeye çalıştığı zaman ne kadar güç olduğu anlaşılan yalın anlatımlara denir.

Ete kemiğe büründüm

Yunus diye göründüm

Beni bende demen bende değilim

Bir ben vardır bende benden içeri

16. AKİS

Cümle ya da dizedeki söz sırasının bir öncekinin tersi olarak düzenlenip tekrarlama sanatıdır.

Yaşamak için yemeli

Yemek için yaşamamalı

İzmrin

Sokakları hem kız, hem deniz kokar

C) SÖZLE İLGİLİ SANATLAR

Sözcüğün yapısına, söylenişine ve yazılışına dayanarak yapılan sanatlar şunlardır:

1. CİNAS

Seslen aynı, anlamları farklı sözleri bir arada kullanma sanatıdır. Yani sesteş sözcüklerin ayrı ayrı anlamlarda kullanılmasıdır. Cinaslı sözcükler daha çok manilerde kullanılır.

Al beni, ele beni

Kül edip ele beni.

Seveceksen kendin sev

Sevdirme ele beni.

“Beni kül edip elekte ele” ve “Beni ele (başkasına) sevdirme.” diyerek ele sözcüğünü iki ayrı anlamda kullanarak cinas yapmıştır.

Her nefeste eyledik yüz bin günah

Bir günaha etmedik hiçbir gün ah

Bu beyitte “günah ve gün ah” sözcükleri cinaslıdır.

Hey oynayan yavrular

Ağaçta kuş yavrular

Ellerin derdi biter

Benim derdim yavrular

Bu dörtlükte “yavrular” sözcüğü, 1. dizede gerçekten “yavru”, 2. dizede “kuşun yavrulaması”, 4. dizede “derdin çoğalması” anlamında kullanılarak cinas sanatı yapılmıştır.

Kalem böyle çalınmıştır yazıma

Yazım kışa uymaz, kışım yazıma

Bu iki dizedeki söz sanatı aşağıdakilerden hangisidir? (1986/II)

  1. benzetme (teşbih) B)cinas C) kişileştirme
  2. abartma (mübalağa) E) istiare

Çözüm: yazılışları (sesleri) bir, anlamları tümüyle farklı sözcüklere eşsesli sözcükler, bunlarla yapılan edebiyat sanatına da “cinas” denir.“Yazma” sözcüğü iki anlamlıdır. Yani sesteştir.

Yanıt: B’dir

2. ALİTERASYON (ses ve hece yinelemesi)

Düzyazıda ya da manzumede, bazı ses ya da hecelerin tekrarıyla ses güzelliği yaratmadır.

Kargayı kuzgunun kovardı kondurmazdı

Bu cümlede, “k” sesinin tekrarlarıyla bir ses güzelliği meydana getirilmiştir.

Karşı yatan karkara dağlar, kararıptır, otu bitmez.

Bu cümlede de , “kar” hecelerinin yinelenmesiyle aliterasyon yapılmıştır.

Dest busi arzusuyla ölürsem dostlar

Kuze eylen toprağım sunun anınla yare su (Fuzuli)

Bu beyitte, “s” sesinin yinelenmesiyle aliterasyon sanatı yapılmaktadır.

Aziz dost! Günler günleri, aylar ayları, yıllar yılları kovaladı. (Erenlerin Bağından)

3. SECİ (İç Uyak)

Düzyazı cümleleri içinde ya da sonlarında yapılan uyaklara seci denir. Divan edebiyatının süslü düzyazı örneklerinde secilere bolca rastlanır.

Alimsin, ilmine gayet yok.

  1. kudretine nihayet yok. ( Sinan Paşa)

Bu cümlelerde, “gayet” ve “nihayet” sözcükleri iç uyak: “yok” sözcükleri de rediftir.

Dedim: Beratımın mazmunu ne içün süret bulmaz?

Dediler Zevaiddir, husulü, mümkün olmaz (Fuzulî)

Bu cümlelerde geçen “bulmaz” ve “olmaz” sözcüklerinde seci (iç uyak) vardır.

Öyle olacak dünya kişiye hoşdar olur;

Uçtan uca gül ü gülzar olur.

At ölür meydan kalır, yiğit ölür şan kalır

4. İRSAL-I MESEL (Örnekleme)

Şiir ya da düzyazıda, konuya uygun düşen ata sözlerinin kullanılmasıdır. Böylece düşüncenin daha da inandırıcı olması sağlanır.

Dünyada ahrete gidip gelmemek

Olmasa iktiza eder ölmemek

“Balık baştan kokar”, bunu bilmemek

Seyrani gafilin ahmaklığından

Bu dörtlükte, 3. dizede “balık baştan kokar”, atasözü dörtlüğe uygun biçimde söylenmiş ve irsal-i Mesel sanatı yapılmıştır.


SÖZ SANATLARI EK AÇIKLAMALAR

İfadenin gücünü artırmak, etkisini kuvvetlendirmek, monotonluğunu engellemek, hafızada kalmasını kolaylaştırmak gibi pratik faydaları olan edebî sanatların asıl fonksiyonu; duygu, düşünce ve hayal unsurlarının estetik yorumunu kurmak üzere tercih edilen bilgiyi ve heyecanı taşıma basamağında ortaya çıkar.

Edebi sanatlar, kalıpların ışığında, orijinal bir söyleyiş ve buna bağlı orijinal bir çağrışım zinciri oluşturur. Sanatların kullanımında geleneğin kalıplarını taşıyan belirtiler olduğu gibi sanatkârın psikolojik yönlerini gösteren ipuçları da mevcuttur. Asırların şiir örneklerine akseden edebî ifadenin birbirinden farklı yanı, birbirinden farklı güzellikleri bulunması, biraz da edebiyat sanatlarına borçlu olduğumuz bir keyfiyettir.

Edebî sanatlar; eserdeki estetik zemin ve girift anlam ilgileriyle zengin bir geri planı barındıran bir varlık bilgisi ve bir kültür taşıyıcısıdır. Varlık, evrensele; kültür, millî olana cevaz verir; sanatkâr, fert aynasında iki dünyayı birleştirir. Bu terkip, günlük dil ile anlatılamaz. Böylece özge bir iklim ve renkli bir hayal sistemi başlar ki hüküm, edebî sanatlarındır.

Sınıflama, gruplama, sıralama, seçme ve ayıklama gibi işlemleri öngören bilimsel metotların yanında hemen hemen aynı işlemleri zihinde gerçekleştiren; ispat etmeyen, sadece hissettiren ve bir çırpıda sübjektif sınıflamalara ulaştıran; güzel aktarımı, manzum bir ifadeye taşıyan edebî sanatlar, zekâ ile heyecanın keşfettiği bir yorumdur.

Edebî sanatın bir şiirde ortaya çıkmasında, kelimelerin anlam kapasitesi artar; çağrışımın yönü çeşitlenir; genel heyecan dozuna başka heyecan çeşitleri yüklenir. Bazen bir kelime ile (gül) bin yıllık bir gelenek temsil edilir. Bu temsil, tercih edilen tekniğe göre teşbih, istiare, telmih gibi adlar alır. Bu isimlendirmeler kültür taşıyıcısı olan edebî eserin hangi teknik ve hangi alaka merkezi ile bize ulaşacağını gösterir.

Şiir atmosferinde, geleneğe yaslanan sanatkâr çoğu kere, “bu mısraa teşbih konulmalı, şurada bir istiare olsa iyi olur, buraya telmihi yerleştirmeliyim” gibi planlar yapmaz. Böyle bile olsa edebî sanatların zuhuru bir kendiliğinden oluştur.

Divan edebiyatımızda edebî sanatların dokusu, hayatı algılayışın ve mazmunların terkibinde kurulur. Bir sanatkâr, önce ustaların örneklerini nazmeder, onları taklit ile nazireler yazar. Geleneğin mazmun anlayışını öğrenir ve sonra bikr-i mazmun (bulunmamış, el değmemiş mazmun) keşfi ile bir üst makama geçer, mizaç yoluyla orijinal kurguya ulaşır, yeteneğin ve birikimin süzgeciyle ifadeye aktarılan tabiî bir zuhuratı verir.

Sanatkâr, aldığı kültür ve yetiştiği muhitin zemininde, irfan ve şiir iklimlerine girerken aktarmanın ve benzetmenin sarayını estetik yapı bloklarıyla inşa edebilecek bir meşk ve nazire talimine başlamıştır.

Edebî sanatlardaki aktarmalar, vahdet-i vücut prensibinin veya ondan bir iki farkla ayrılan panteizmin var oluş yorumundaki aktarmalara benzer.

İster Klasik Türk Edebiyatı’ndaki tasavvuf lügatine bağlanılsın istersek Yeni Türk Edebiyatına daha çok akseden felsefi ve mistik kavramlarının çağrışımlarına danışılsın edebî sanatlar yoluyla şu hüküm, farklı farklı değerlendirebilir. Görünen, görünen değildir; söylenen de başka bir şeydir. Tıpkı söylenen, edebî sanatlar yoluyla başka bir şey anlatıyorsa görünen de hep başka bir şey anlatacaktır. Varlık, edebî sanatlar gibi, ince nüktelerle doludur.

Edebî sanatların fonksiyonu, bu yolla hayata akabilir. İnsanoğlu çeşitli uyarıcılar karşısında algılama ve anlama süreçleri yaşarken bir birikimi bir başka sahaya taşıyabilecek şekilde yaratılmıştır ve bu gücünü de çok sık kullanır. Günlük hayatta misal göstermek, birikimi somuta indirgemek, objeyi tanınan bir şeye benzetmek veya daha başka bir açıdan ifade etmek gibi faaliyetler, edebî eserde estetik ifadenin içine gizlenmiş bir edebî sanat olarak yerini alır.

Edebi sanat, kuvvetli bir anlatıma kavuşmak amacıyla, edebî dilde meydana gelen estetik bir yorumdur. Bu yorum, hayata açılmalıdır. Yaşarken öğrenilen bilgiler insanın anlayışını geliştireceği gibi kelimeleri ifadedeki pratikleri de geliştirir.

Edebi sanatların tanımlarını, fonksiyonlarını bir tasnif altında inceleyebilmek için birçok araştırıcı önemli çalışmalar yapmıştır. Bu sınıflamalar, birbirini doğrulamayan bazı veri karışıklığı ortaya çıkarır. Çeşitli bakış açılarına göre değişik tasnif grupları görülür.

Edebiyat araştırıcılarının edebî sanatları hangi ölçütlere göre sınıflandırdıkları tam olarak anlaşılamamaktadır. Bu konuda ölçütten çok gelenek ön plândadır. Diğer sanatlar bir kenara bırakılıp sadece mecaz sanatının sınıflandırılmasının yapılması bile yüzlerce girift dehlize açılır. Belirsizliğin veya çok yönlülüğün, sanatın ve şiirin tanımında karşılaşılan bilinmezlerle ilgisi olsa gerektir.

Bilinen ölçüler ise, altı asırlık divan şiiri geleneğiyle birlikte beş bin yıllık Türk kültürünün tetkik ve tasnif edilmesindeki zorluklarla sistemleşememektedir.

Bu bilgiyi gerçekleştirmek için çalışacak insanlara ne kadar çok ihtiyacımız olduğunu bir kere daha ifade etmek isteriz, Kaynaklarda görülen edebî sanatlar sınıflandırmalarından biri Ali Nihad Tarlan’a aittir

Bir devrin, bir neslin zevk ve irfan anlayışını gösteren bu sınıflama, günümüz insanı için ayrıca açıklanmaya muhtaçtır. Daha yeni kaynaklarda edebî sanatlar, Anlam Sanatları ve Söz Sanatlarıolarak ikiye ayrılıyor. Anlam sanatları, kelimelerin anlamlarıyla ilgili olup gerçek anlam ve mecaz anlam sınırlarıyla incelenir. Diğer anlam grupları, bu iki anlama dayalı olarak değerlendirilir. Söz sanatları ise, kelime anlamını ilgilendirse de daha çok, ses, ahenk ve biçimlerini kapsar.

Tarlan’ın tasnifi:

Heyecana bağlı sanatlar

– Doğrudan doğruya heyecan mahsulü olan sanatlar

Mecaz-ı Mürsel, Mübalağa, İltifat, Tekrir, Rücu, Hüsn-i Talil, Tecahül-i Arif, Kat, Nida, Tariz

– Heyecanın doğurduğu 1. ve 2. derecedeki tedailere istinat eden sanatlar:

Birinci derece: Teşbih, Açık İstiare, Kapalı İstiare, Teşhis ve İntak, irsal-i Mesel, Telmih;

İkinci derece: Müraat-ı Nazir, Tezat

Fikre bağlı sanatlar

Bir kelime veya terkibin iki veya daha ziyade manası üzerine bina edilir:

– Her iki mananın kastedildiği sanatlar: İham, İstihdam, Müşakele

– İkinci mananın göz ardı edildiği sanatlar: İham-ı Tenasüp

– Bir terkibin İki türlü manası üzerine istinat eden sanatlar: Kinaye, Tariz

– İki kelime üzerinde kurulan sanatlar: Cinas, Ittihad, İştikak, Kalb

– Akılda bir intibah bırakan sanatlar: Akis, Tardid

Edebi sanatların işlevleri ve kriterleri nasıl ortaya çıkıyor? Acaba edebî sanatları neye göre anlayalım? Nasıl ölçüt geliştirelim? Bu soruların bir başka soru ile pekiştirildiğini hissediyoruz: Edebi sanatlar niçin vardır?

Görünen başka şeydir; görünen, duyulan kelimelerle ifade de başka bir anlam taşıyabilir.

Varlıkta transfer, oluşum, gelişim, kendini gerçekleştirme olduğu gibi kelimeyle ifadede de bunun yansıması bulunur.

Kelimeler, transfer zemininde bir ifade süreci yaşayabilir.

İnsan zihnindeki hayalî tasarruflar, insanın kelimelerle ifadesine de yansır.

Bazı olayları anlamak için sebep-sonuç ilişkisi kurulmalıdır. Edebî ifade de sebep- sonuç ilişkisini bazen gerçek bazen mecaz dokusuyla kullanabilir.

Bir heyecan, ifade edilmek istenir. İnsanoğlunun heyecanlarını sınıflamak, psikoloji ilmi için belki mümkündür ama onun heyecanlarını ifade etme biçimlerini sınıflandırmak çok zordur. Edebî sanatlar, bir bakıma heyecanların şahsa mahsus ifadesi gibi düşünülmelidir.

Eğitimli insanın zerafet, nükte, espri gibi güzel ifadeyi araması, edebî sanatlar ile bir kere daha gündeme gelir.

Söylenen sözün etkisini artırabilmek için edebî sanatlar kullanılabilir.

Orijinal olmak, daha önce kullanılmamış bir ton ile bilinen bir edebî sanatı kullanmayı gerektirebilir.

Güzel ve etkili ifade ile sanatkâr zamana direnebilir.

Varlığın ve mukaddes yaratmanın beşerî tasarrufu, insan eliyle ve kelimelerle ifadede devam etmektedir.

Edebi sanatları üç ana kümede inceleyebiliriz:

A) MECAZ ANLAMA DAYALI SANATLAR

Mecaz (Değişmece)
Mecaz-ı Mürsel (Düzdeğişmece)
Teşbih (Benzetme)
İstiare (Eğretileme)
Kinaye (Değinmece)
Teşhis (Kişileştirme)
İntak (Konuşturma)
Tariz (İğneleme)

B) GERÇEK ANLAMA DAYALI SANATLAR

Tezat (Karşıtlık)
Tevriye (İki anlamlılık)
Mübalağa (Abartma)
Hüsn-i talil (Güzel neden bulma)
Tenasüp (Uygunluk)
Tecahül-I arif (Bilmezlikten gelme)
İstifham (Soru sorma)
Terdit (Şaşırtma)
Telmih (Anımsatma)
Leff ü neşr (Sıralı açıklama)
Tedriç (Dereceleme)
Tekrir (Yineleme)
Rücu (Geriye dönüş)
Irsâl-i mesel (Atasözü söyleme)
Kat (Kesme)

C) SÖZE (SESE) DAYALI SANATLAR:

Cinas (Sesteşlik), Seci (içuyak), İştikak (Türetme sanatı), Akis (Çaprazlama), krostiş, Lebdeğmez(Dudakdeğmez), Aliterasyon (Ses Yinelenmesi)

Edebiyatla ilgili tüm yazılara şurada ulaşabilirsiniz: EDEBİYAT

  • Edebi Sanatlar
  • Mecaz (Değişmece) Sanatı
  • Mecaz-ı Mürsel (Ad Aktarması)
  • Benzetme (Teşbih) Sanatı
  • İstiare (Eğretileme) Sanatı
  • Kinaye (Değinmece) Sanatı
  • Teşhis (Kişileştirme) Sanatı
  • Konuşturmaca (intak) Sanatı
  • Tariz (iğneleme-sitem) Sanatı
  • Tezat (Karşıtlık) Sanatı
  • Mübalağa (Abartma) Sanatı
  • Hüsn-i Talil (Güzel Nedene Bağlama) Sanatı
  • Tenasüp (Uygunluk) Sanatı
  • Tecahül-i Arif
  • İstifham (Soru Sorma) Sanatı
  • Terdit (Şaşırtma) Sanatı
  • Telmih (Anımsatma) Sanatı
  • Leff ü Neşr Sanatı
  • Tedric (Dereceleme) Sanatı
  • Tekrir (Yineleme) Sanatı
  • → Rücu (Geriye Dönüş) Sanatı
  • İrsal-ı Mesel (Atasözü Söyleme) Sanatı
  • Cinas (Sesteşlik) Sanatı
  • Seci (iç uyak) Sanatı
  • İştikak (Türetme) Sanatı
  • Akis (Yansıma) Sanatı
  • Akrostiş Sanatı
  • Leb Değmez (Dudak Değmez) Sanatı
  • Aliterasyon Sanatı
  • Tevriye Sanatı
Güncelleme Tarihi: 04 Mayıs 2019, 21:21
YORUM EKLE