Fecri Âti Şiiri'nin Şekil Özellikleri, Fecri Âti Şiiri'nde Dil ve Üslûp, Fecri Âti Şiirleri

Fecri Âti Şiiri'nin Şekil Özellikleri, Fecri Âti Şiiri'nde Dil ve Üslûp, Fecri Âti Şiiri ve Özellikleri

Fecri Âti Şiiri'nin Şekil Özellikleri, Fecri Âti Şiiri'nde Dil ve Üslûp, Fecri Âti Şiirleri

Fecri Âti Şiiri ve Özellikleri (1909-1912)

Fecri Âti Şiiri ve Özellikleri (1909-1912)

Her türlü edebî yönelişin gerek şekil, muhteva, gerekse dil ve üslup ile ilgili birtakım tercihleri vardır. Fakat bu tercihler hiçbir edebî oluşumda mutlak özellik olarak görülemez.

Bir metin bazı taraflarıyla bir oluşumu tam anlamıyla temsil ederken diğer bazı taraflarıyla ilgili grubu temsilde zayıf kalabilir. Söz gelişi Fecr-i Âtî'nin siyasi temaları tercih ettiği asla söylenemez. Fakat şiirlerindeki genel tema görünümüyle Fecr-i Âtî'yi temsil edebilen bir şairin siyasi bir şiir yazdığı görülebilir. Tahsin Nahit ve "Menfadan Avdet" (Tahsin Nahit, 1909) şiiri bu durum için örnek gösterilebilir.

Aşağıdaki özellikler, Fecr-i Âtî için genel eğilimi belirleyecek türdendir.

Fecri Âti Şiiri'nin Şekil Özellikleri

a. Fecr-i Âtî şiirinde daha önceki dönemlerden gelen bütün nazım biçimleri kullanılmıştır. Fakat özellikle serbest müstezat ve soneyi daha çok tercih etmişlerdir. Fikret, müstezadı klasik edebiyatımızdaki biçiminden uzaklaştırmış, Cenap ise Fransız şiirinin tanıtıcı nazım şekli olan soneyi çokça kullanmıştır. Fecr-i Âtî mensupları ise müstezadı "serbest müstezat" haline getirerek adına "nazm-ı serbest" (serbest nazım) demişlerdir. Onların dilinde bu terim, günümüzdeki gibi vezin ve kafiye kayıtlarını tamamen atmış nazmı değil, her bir mısraı aruzun ayrı bir kalıbı veya tef'ilesiyle yazılabilen şiiri ifade ediyordu. Onların serbest müstezada çok değer vermeleri -yukarıda kısmen belirtildiği gibi- türü birbirinden bütünüyle farklı, hatta birbirinin zıddı olan her anı, her olayı ve her türlü ifadeyi dile getirmek için yatkın görmelerindendir. Fransız sembolistleri de serbest şekli aynı gaye ile tercih etmişlerdir. Fecr-i Âti şairlerinin soneyi severek kullanmaları da yine Fransız şairlerine duydukları hayranlık dolayısıyladır.

b. Fecr-i Âtî şairi bir duygulanma anını tasvir eder. Böyle bir an uzun sürmeyeceği için, onların şiiri hacim itibarıyla genellikle kısadır. Her bir mısraı ayrı uzunlukta olan serbest müstezadı sıkça kullanmaları da hem nitelik hem devamlılık bakımından birbirinden tamamen farklı bir yığın duyguyu aynı şiirde hissettirebilmek içindir.

Fecri Âti Şiiri'nin Muhteva Özellikleri

1. Fecr-i Âtî şairi marazi, melankolik ve platonik, maddeden uzak bir beşerî aşkı terennüm eder. Fecr-i Âtî şairinin en çok işlediği iki temadan biri aşk, diğeri tabiattır. Onun dilindeki aşk, doğrudan doğruya beşerî bir aşktır. Yani edebiyatımızın önceki dönemlerinde varlığı ifade edilen Tanrı aşkı, vatan aşkı, millet aşkı gibi toplumsal bir anlamı bulunduğu söylenemez. Bu aşk tamamen beşerîdir ve sadece ferdî plandadır. II. Meşrutiyet gibi cemiyetimizi topyekûn değişikliğe sürükleyen bir sosyal hadise eşiğindeki bir nesil için "aşk"ın daima ferdî planda olması ve fildişi kulesine çekilmiş bir edip tavrı, ilk bakışta tuhaf görünebilir. Gerçi onlar içinde de "Asker" şiiri yazan (M. Behçet), Girit Müslümanlarına şiir ithaf eden (E. Bülent) şairler vardı. Fakat bu nadirattan sayılacak manzumeler, genel görünüşe renk vermekten pek uzak kalıyordu.. İlham perileri hep kamer gibi soluk çehreli, hasta, saf, leylî kadınlardır.

2. Fecr-i Âtî şiirindeki varlıkların hemen hepsi bir aşk unsurudur. Çünkü onun nazarında her şey, asli varlığından sıyrılarak, insan hüviyetine bürünür. Onlar tabiat varlıklarına kendi ruh hallerini izafe etmede çok usta ve ısrarlıdırlar.

Yüzün sarardı kamer, saçlarında pür-esrâr,
Acıklı, nâ- mütenâhî yabancı hisler var...
Nasıl da lerze-i rûhunda bir elem titrer
Sen ey ipekli çocuk, ey zavallı hasta kamer...
(M. Behçet, "Kamer")

diyen şair aslında kendi ruhunu "kamer"e izafe etmiştir.

3. Bu topluluğun şiirinde mevsim ve vakit önemli bir yer tutar. Mevsim, özellikle kış veya sonbahardır. Kış, kardan dolayı tabiatın değiştirilmesi anlamına gelir. Sonbahar, hüznün ve onunla beslenen romantizmin ilham kaynağıdır. Bazen doğrudan doğruya bu vaktin adı zikredilerek onun insan ruhunda yapacağı çağrışımlar ve ilhamlar verilmeye çalışılır. Ahmet Haşim'in şiirlerinin çoğu, başlıklarıyla bile aynı ilhamı verirler: Akşam, Gece, Gece Yarısı, Seher, Mehtapta Leylekler, Karanlıkta Beyaz Kuşlar, Zulmet, Batan Ayın Kenarına Satırlar gibi... Haşim'in bazı şiirlerinde bu vakit isimleri, farklı yorumlamalara müsait yarı aydınlık-yarı karanlık atmosferin bir unsuru olarak vardır:

(...)
Altın kulelerden yine kuşlar
Tekrarını ömrün eder ilân
Kuşlar mıdır onlar ki her akşam
Âlemlerimizden sefer eyler

Akşam, yine akşam, yine akşam,
Bir sırma kemerdir suya baksam;
Akşam, yine akşam, yine akşam,
Göllerde bu dem bir kamış olsam!

(Ahmet Haşim, "Bir Günün Sonunda Arzu")

Daha ziyade yarı aydınlık yarı karanlık vakitleri tercih eden Fec-i Âtî şairi, akşam ile şafak arasındaki bir atmosferi hasta kamerle, elmas nücumla (yıldızlarla) süsler; böylece aydınlıkta olmayan manzaranın kalan kısmını okuyucunun yorumuna bırakarak, ondan alacağı yardımla edebî metnin zenginlik kazanacağına inanır. Ahmet Haşim'in şahsi damgasını taşıyan ilk şiirleri "Şii'r-i Kamer" serisi böyledir.

Tahsin Nahid'in

"Zehebî bir sükût içinde deniz
Sessiz
Uyuyor...
Peçe altında titreyen enzâr
Gibi bir şi'r içinde hülyâdâr
Parlar;
Ezhâr-ı semâ hepsi o elmaslı nazarlar...
Neftî rü'yâlarıyla meşcerler
Nûrlu hülyâlarıyla çehre-i mâh..."

mısralarında belli bir vakit adı geçmemektedir. Fakat denizin altın renkli olması(zehebî), ay ışığından (çehre-i mah) dolayıdır. Etraftaki sessizlik ve uyuma geceyi çağrıştırırken bu tabloyu bütünleyen ve kısmen aydınlık hâle getiren, elmaslı bakı şlara benzeyen gökyüzü çiçekleridir (ezhar-ı sema).

4. Tabiatın en küçük teferruatına varıncaya kadar şiire girmesi Recaizâde ile başlamış, Edebiyat-ı Cedide ile yaygınlaşmıştı. Fecr-i Âtî şairi tabiatı altın renkli denizinden gümüş renkli böceklerine varıncaya kadar her şeyiyle şiire sokar. Bu tablo, ressam hassasiyetiyle, renk israfıyla meydana getirilir.

5. Sanatı "şahsî ve muhterem" kabul eden Fecr-i Âtî şairi, daima ferdî konuları işler. Bu konular arasında, yarı aydınlık yarı karanlık bir atmosferde idrak edilen tabiatten başka aşk da vardır.

6. Fecr-i Âtî şâiri hayallerinde daima hassasiyetin en üst seviyesindedir. Bu hayaller hep zarif ve nezîh olmalıdır. Ruh kabalığı onların semtine bile uğrayamaz.

Fecri Âti Şiiri'nde Dil ve Üslûp

1. Fecr-i Âtî'nin en göze çarpan özelliklerinden birisi kelime kadrosunda seçici olmalarıdır. Edebiyatın asıl malzemesi olan dil bahsinde onlar da Edebiyat-ı Cedideciler gibi davranarak, kelimelerin milliyetine değil ses kıymetine ve anlatılmak istenen kavramı ifadedeki kudretine önem verdiler. Böyle bir tercih onları da Edebiyat-ı Cedideciler gibi ahenk uğruna Arapça ve Farsça sözlüklerin kıyısında köşesinde kalmış bir yığın kelime kadrosunu Türkçeye sokma gayretine götürdü.

2. Fecr-i Âticilerin severek kullandıkları özel kelime kadrosu, ahenktar olmanın yanı sıra nezaket, nezahet ve zarafet ifade eden son derece yumuşak, zarif kelimelerdir. Söz konusu kelimelerden çok kullanılanları sayalım: Mesa(akşam), şeb (gece), melâl (hüzün), matem, miyah (sular), "lahn" (nağme), mîna (şarap şişesi, cam, billur, gümüş üzerine nakşedilen lacivert veya yeşil renkli sırça), cevf (boşluk), nücûm (yıldızlar), erganun, erguvanî, neftî (neft renkli), zehebî (altun renginde), zulmet, mehtâp, rüya, rûh, ervâh, riyâh(rüzgâr), elmas, çiçek, ye's, nûr, akşam, ilâhe, mülhime (ilham perisi) gibi kelimeler onların çok severek kullandıkları söz servetindendir. Özellikle "kamer", muhayyilelerini daima harekete getiren "alçak gönüllü fakat hasta bir ilham perisidir" (Levend, 1938, 288). Bu kelimelerin ortak tarafı sıfat olmaları veya sıfat gibi kullanılmalarıdır. Bundan dolayı Fecr-i Âtî şairleri, daima renkli hayat sahnelerini, tabiat manzaralarını dille canlandırmaya gayret etmişlerdir.

Her birinin şiirinden rastgele seçilecek mısralar bile bu özelliği gösterebilir. "Melâl-i mesâ" terkibi Köprülüzâde Mehmet Fuat ve Celâl Sahir'in birer şiirine, "erganun" Mehmet Behçet'in kitabına, "mina" Tahsin Nahid'in ve "mülhime" Emin Bülend'in kızına isim olmuştur. Kamer ve zulmet (karanlık) şiiri yazmamış Fecr-i Âtî şairi yoktur. Ahmet Haşim'in "Şi'r-i Kamer" serisi, hepsi için örnek metinlerdir.

Severek kullandıklarını söylediğimiz diğer kelimeler ise zaten bu şiirlerin atmosferini tamamlayacak cinstendir.

Ahmet Haşim'in "Nehir Üzerinde" şiirinden:

Yorgundu o gözlerle bakan rûh-ı melûlün
Gûyâ ki kamer!.. Sendin onun rûh-ı necîbi,
Sendin eden hüznünü mehtâba müşâbih

Mehmet Behçet'in kitabına ismini veren "Erganun" şiirinden:

Gel, dinle, mülhimem! Negamât-i leyâlimi;
Cevv-i müfekkiremde derin, gizli mâtemî
Bir ergânûn-ı rûh-ı şebâb...

Tahsin Nahit zaten "kamer şairi" diye tanınır. Onun "Ye's-i Kamer"i şöyle başlar:

Leb-i nâzım gibi cebhemde riyâh-ı eylül
Hiss-i aşkınla yanan alnımı şefkatle öper
Ah bilsen ne kadar hasta dün akşamki kamer!

Topluluğun diğer başarılı bir şairi Emin Bülend'in çoğu şiiri de aynı kelime kadrosuyla doludur. Onun "Kış Gecesi" şiirinden birkaç mısra:

Kamer, o hasta kadın, gâze-i leyâli-i örer,
Kamer, harabelerin bir nihan zâiridir
Ki daima gecikir, nısf-ı leyl olunca gelir.
...
Hitâb-ı şi'r-i kamer arza katre katre iner,
O münzevî dolaşan lahni, gölgeler dinler...

Topluluğa mensup diğer şairlerden alınacak örnekler de muhakkak ki aynı kelime zevkinin aynası olacaktır.

3. Fecr-i Âtî mensuplarına göre meydana getirilen edebî metinde "muhakkak surette bizim faaliyet-i dimağiyemize (beyin faaliyetimize) bir hisse, bir hissei sa'y (çalışma payı) tefrik edilmelidir (ayrılmalıdır)." (fiahabettin Süleyman, 1911, 35-36) Buna göre şiirde her şey apaçık söylenmemeli, yarı kapalı bir atmosfer bulunmalıdır.

4. Şiiri yarı kapalı olarak söylemek, dilin fizikî dünya ile bağını mümkün mertebede koparması anlamına gelir. Edebiyat-ı Cedide şairlerinin de severek kullandıkları bazı kelimeler ve kendi buldukları, yeni imajları ifade için uydurdukları bir takım terkipler vardı. Ancak Edebiyat-ı Cedideciler "en müphem ve en karanlık şiirlerinde bile gerçekle olan bağlılıklarını muhafaza ederler. Fecr-i Âtî şairlerinde dil ile gerçek arasındaki bağ kopar. Onların eserlerinde kelimeler, (...) ancak kendilerinin müphem tesiriyle var olan bir his ve hayâl dünyası yaratırlar" (Kaplan, 1981, 154) Mesela "bahar-ı muattar-ı hülyâ" (hülya kokulu bahar) diyen şair önce maddi varlığı olmayan "hülya" kavramını, bir varlık gibi düşünmüş sonra ona koku izafe ederek "bahar"ın sıfatı yapmıştır. Burada şairin (Fuat Köprülü) tam olarak neyi kastettiğini fiziki dünyada gösteremeyiz. Sadece onu aldığımız tesirle yorumlayabiliriz. Halbuki Edebiyat-ı Cedide şairinin (C. fiahabettin), neyi kastettiği belli değil diye çok tenkide uğrayan "sâat-i semen-fâm" (yasemin kokulu saatler) terkibini, günün herhangi bir vakti olarak anlamak mümkündür.

Yukarıda temas edildiği üzere kelime seçimindeki tercihleriyle konuşma dilinden hayli uzaklaşmış bulunan şiir dili, Fecr-i Âtîcilerin elinde, diğer edebî türlerin lisanından da epeyce ayrılmıştır.

5. Fecr-i Âtî mensubu, şiiri öncelikle kelimelerle yapılmış bir musiki parçası olarak görür. Kelimelerin ses kudretine çok değer vermeleri bu musikiyi yakalayabilme çabasının tabii bir sonucudur. Nitekim çok saygı duydukları Cenap fiahabettin kar yağışında bir "elhan-ı şitâ" buluyor, Fransız sembolisti Paul Verlaine de "Herşeyden evvel musıkî"diyordu.

6. Renkli tablo ve ahenk tutkusu onları sıfat bolluğuyla bezekli, hareketsiz, ancak birkaç mısrada bir fiili bulunan, fiil soylu kelimelerin fiilimsi (sıfat fiil veya zarf fiil) şeklinde kullanıldığı bir cümle yapısına götürmüştür. Ahmet Haşim'in "Geldin" şiiri bunun güzel örnekleri arasındadır.

Birgün
Akşamın ölgün
Duran o nâmütenâhî ziya denizlerine
Gark olan eşcar
Gark olan ovalar,
Oluyorken sükût-ı hüzne makar
Geldin âlâm-ı kalbi teskine...
Ey şebâbın hayâl-i câvîdi
O melûl akşamın havası kadar
Gelişin bir sükûn-ı sâriydi

7. Duygu yoğunluğuna önem vermeleri ise, Edebiyat-ı Cedide'den çok iltifat gören "ah!", "of!", "ey!", "heyhât" gibi nidaları çok kullanmalarını gerekli kılmıştır:

Âh öyle yakından
Bilmem ne fısıldardı âlihem!...
Oh! Öyle bütün bûse, bütün bûse mesâfât
Ey mülhime, heyhât!
Bir şi'r-i hazîn-i ebediyyet okuyorduk
Oh! Öyle benim oldu bütün sîne-i rûhum
Bir ma'bed-i bûse..:'
(M. Behçet: "Negamât-ı Bûse")

Kaynakça: Prof.Dr. Nâzım Hikmet POLAT, II.Meşrutiyet Dönemi Türk Edebiyatı

TDH-KOLAY ERİŞİMİ

Türkçe

Göktürkçe

Edebiyat

Türkçe Adlar

Tarih

Kökenbilgisi

Lehçeler

Yazım Kılavuzu

Türk Dünyası

PDF-DOC

Sınav-Deneme

Sözlüklerimiz

DİL BİLGİSİ KOLAY ERİŞİMİ

Dil Bilgisi

Sıfatlar

Belirteçler

Anlam Bilgisi

Kompozisyon

İlgeçler

Cümlede Anlam

Nasıl yazılır?

Bağlaçlar

Paragrafta Anlam

Noktalama İş.

Ünlemler

Sözcükte Anlam

Sözcük Bilgisi

Eylemler

Ses Bilgisi

Yapım Ekleri

Eylemsiler

Yapı Bilgisi

Adıllar

Dil -Anlatım

Yazım Bilgisi

Adlar

Edebiyat

Anltatım Bozuklukları

Ana Bet

Atasözleri

TDH-Instagram

TDH-Tvitır

TDH-Feysbuk

Güncelleme Tarihi: 20 Ekim 2018, 13:16
YORUM EKLE