Gezi Yazısı Örnekleri, BALKAN'DA SEYAHAT, YAHYA KEMAL BEYATLI

Gezi Yazısı Örnekleri, BALKAN'DA SEYAHAT, YAHYA KEMAL BEYATLI

Gezi Yazısı Örnekleri, BALKAN'DA SEYAHAT, YAHYA KEMAL BEYATLI

Gezi Yazısı Örnekleri, BALKAN'DA SEYAHAT, YAHYA KEMAL BEYATLI

Gezi Yazısı Örnekleri, BALKAN'DA SEYAHAT, YAHYA KEMAL BEYATLI

İstanbul'dan Sofya'ya kadar küçük bir seyahat, mazinin kalbinde kalan haya¬lini sileceği yerde, daha ziyade alevlendirdi. Türklük, cezir ve meddi biten bir de¬niz gibi, o dağlardan çekilmiş, lâkin tuzunu bırakmış. Bütün o toprak Türklük ko¬kuyor. Bu tuz, Bulgar vatanının toprağında mı kalmamış? Kanında mı, huyunda mı, yaşayışında mı, giyinişinde mi, doyup düşünüşünde mi, oturup kalkışında mı; lisanında mı kalmamış? Daha nerelerinde Yarabbii... O toprakta gezdiğim müd¬detçe hep bunu hissettim.
Bulgar yaratılıştan politikacı ve çok hırslı. Bizden aldığı beş yüz senelik elas¬tikiyet de, bu unsuru elle tutulmaz bir kaplan etmiş, ilk bakışta göründüğü kadar basit değil; içindekini saklamasını biliyor. Dostuna karşı cana yakın, kurnaz; düş¬manına karşı cana kıyasıya zalim. Siyaset oyunlarında gayet hünerli.
En seçkin siyasileri, mutlaka, rovelvler, bomba ve bıçak oyunuyla sahneden çekilen bu memleketin halkı, az çok, bir şahıs etrafında birleşmiş görünüyor: Şâ¬ir İvon Vazof, elli seneden beri, Bulgarlığı, domuzundan kırmızı biberine kadar, bütün millîlikleriyle anan bu ihtiyar şâiri, akşamüstleri, Sofya'nın Tokatlıyan'ı olan Panap Bahçesi'nin taraçasında oturur görüyordum. Önünde akan bu halk, ona Hâlik'ına bakar gibi bakıp geçiyordu. O halkı bir havari gözleriyle süzüyordu.
Bütün hayâlinde milletinin Victor Hugo'su olmaya özenen bu şâirin tercüme edilmiş bazı parçalarını okudum, hiç sevemedim. Bana, örneğinin soluk bir göl¬gesi göründü. Lâkin közü itibariyle Bulgar mı Bulgar... Ziyaretine gitmemi teklif ettiler: "Beşi Bir Süngüde "adlı parçasını gördüğüm için, gitmek istemedim.

Ben orada iken âni bir ölümle öldü. Derhal, şehrin sokakları siyahlara bürün¬dü. Hükümet, resmî matem ilân etti. Bütün Bulgaristan şehirlerinde, köylerinde kasabalarında çanlar çalmıyor, pencerelerden siyah bayraklar sarkıyor. Hudut¬suz bir matem haftası. Bütün gazeteler Vazof la dolu.
Ah esaret! Ne feci cilvelerin var! O gün cenazede (tabiî mecburen) Vazofun nefret ettiği Türkler'in de heyetleri vardı. Ben o fesli kafileye hüzünle bakarken gafil Türklerimizden biri: "Bizde yazık ki, böyle büyük şâirler yetişmedi!" dedi. Fuzulî'yi, Bakî'yi, Nefî'yi, Nedim'i; Galib'i, Hâmid'i, Vazof a göre, bu Himalaya te¬pelerini düşündüm. Yüzüne baktım; sustum, Cehalet, gözüme esaretten bile bin kat feci göründü...
Sofya'nın iç bahçeleri çok kötü, can sıkıcı. Bir de meşhur Boris Bahçesi var: bizim eski mezarlıklarımızdan birinde, pek ziyade itina ile yetiştirilmiş bir bahçe. Bir kaç defa gidilince, o da nazarda ilk tesirini kaybediyor. Bana öyle göründü ki: tarihi olmayan bir şehrin canı da yok. Bu yepyeni şehrin başlıca kusuru bu!
Dönüşte Filibe'ye vardığım zaman, bunaltan bir Amerikan kasabasından, şirin bir Türk şehrine geçmiş kadar sevindim. Bu eski şehir; o yeni şehirden ne kadar güzel! Memleketime dönmüş gibiyim...

(Yahya Kemal Beyatlı, Dergâh Mecmuası)

YORUM EKLE