GEZİ YAZISI PARAGRAFLARI, GEZİ YAZISI PARAGRAF ÖRNEKLERİ, GEZİ YAZISI ÖRNEKLERİ

GEZİ YAZISI PARAGRAFLARI, GEZİ YAZISI PARAGRAF ÖRNEKLERİ, GEZİ YAZISI ÖRNEKLERİ

GEZİ YAZISI PARAGRAFLARI, GEZİ YAZISI PARAGRAF ÖRNEKLERİ, GEZİ YAZISI ÖRNEKLERİ

GEZİ YAZISI PARAGRAFLARIGEZİ YAZISI PARAGRAF ÖRNEKLERİGEZİ YAZISI ÖRNEKLERİ

GEZİ YAZISI PARAGRAFLARI, GEZİ YAZISI PARAGRAF ÖRNEKLERİ, GEZİ YAZISI ÖRNEKLERİ

1.

Taşkent'i yakından tanımak için, akşama doğru sokağa çıkabildik. Günlerden pa­zardı. Dışarıda nefis bir hava vardı. Rast-gele yürümeye başladık. Büyük ve güzel parklardan geçtik. Büyük ve güzel mey­danlar gördük. Büyük ve güzel fıskiyeli havuzlar, ruhumuzu bir sonsuzluk türkü­süyle kucakladılar. Geniş kaldırımlı cad­delerde, yer yer açılıp saçılan zarif çiçek­likler, yüreğimizi sevdalandırdı. Birdenbi­re Taşkent'i bu haliyle de sevmeye başla­dım. Taşkent bana, sessiz ve sakin bir sayfiye şehriymiş gibi geldi. Müthiş bir sessizlik, müthiş bir ıssızlık, şehrin bütün caddelerini, bütün meydanlarını kucağı­na çekmişti. Görünürlerde, hemen he­men hiç kimse yoktu. Güzelim Taşkent, sanki bir hava hücumuna uğramış veya terk edilmiş bir şehir kaderiyle, derinden derine kendisini dinliyordu. Geniş yap­raklı ağaçların arkasında yükselen blok apartmanlar, pencerelerin ve balkon ka­pılarını sıkı sıkıya kapayarak esrarengiz hâllerini gözlerimizden kaçırmaya çalışı­yorlardı. Bizi, zaman zaman olduğumuz yere çivileyen bazı büyük binaların mi­marileri, Türk - İslâm medeniyetinin nakışlarıyla süslüydü. Ben, modern binala­rın ön cephelerinin büyük bir kilim gibi boydan boya işlendiğini, ilk defa Taş­kent'te gördüm. Bu çarpıcı güzellikler içinde, birkaç Özbek'e rastlamak, konuş­malarına kulak kabartmak, yüzlerine, gözlerine, kıyafetlerine bakmak için can atıyordum. Hayret! Kilometrelerce yürü­düğümüz halde, karşılaştığımız kimseler ancak 5-10 sayısı içinde kaldılar. Kırmızı yanan trafik lambaları önünde 3-5 araba ya var; ya yoktu. Her köşe başında, her cadde üzerinde, her meydan ortasında, sessizlik âdeta taş kesilmiş.

2.

Asıl İstanbul, yani surlardan beride olan minareyle camilerin şehri, Beyoğlu, Bo­ğaziçi, Üsküdar, Erenköy tarafları, Çek­meceler, Bentler, Adalar, bir şehrin içinde âdeta başka başka coğrafyalar gibi ken­di güzellikleriyle bizde ayrı ayrı duygular uyandıran, hayalimize başka türlü yaşa­ma şekilleri ilham eden peyzajlardır. Bey­lerbeyinde, Emirgan'da, Kandilli veya İstinye'de günün her saati birbirinden ayrı şeylerdir. Beykoz, Çubuklu, ağaçlarının serin gölgesinde henüz son rüyalarını üstlerinden atmaya çalışırken Yeniköy ve Büyükdere gözlerinin ta içine batan gü­neşle erkenden uyanırlar. Kuzguncuk'ta sular, sahil boyunca, arasına tek tük sümbül karışmış bir menekşe tarlası gibi mahmur külçelenirken, ince bir sis taba­kasının büyük zambaklar gibi kestiği İs­tanbul minareleri kendi hayallerinden da­ha beyaz bir aydınlığa benzer.

3.

"Güneş şehrine" giden yolda hayal âle­mine dalmışken geçtiğiniz yollar sizi bu kıtanın gerçekleri ile de yüzleştirmeyi ih­mal etmiyor. Sun City'e giden yolda iler­lerken bu ülkenin farklı dokularını bir ara­da görme şansına sahipsiniz. Yolunuz başta Johannesburg'un zengin ve yeşil kuzey mahallelerinden geçiyor. Sokakta yürüyen yoksul siyahları saymazsak her yer bakımlı ve zevkli, geniş yollar ve son model arabalar size Afrika'da olduğunu­zu unutturuyor. Kuzeye doğru yol alırken pencerede şehir görüntüleri yavaş yavaş kayboluyor. Bu sefer de ortaya Afrika'ya özgü bitki örtüsü, palmiye ağaçları ve kaktüslerle bezenmiş tepeler, suyu kuru­maya yüz tutmuş "Timsah Nehri", "Fil Ba­rınağı" ve "Devekuşu Sirki" çıkıyor. Arada sokak pazarları ve dört yol ağzında mey­ve satan siyah çocuklar, köyün futbol ta­kımına para toplayan delikanlılar derken yol, küçük bir Afrika köyünün içine doğru kıvrılarak uzuyor. Geçilen köy, sefalet iz­leri taşımasına rağmen neşeli bir dokuya sahip, yol kenarında görülen çocukların yüzü gülüyor, açık hava berberlerinde müşteriyle muhabbet koyulaşmış. "Gü­neş Şehri" belli ki buraları kalkındırıyor. Köyün caddeleri reklam billboardlarıyla bezenmiş, her ne hikmetse dünyaca ün­lü bir cep telefonu markası, yeni metalik modelini buralarda tanıtmaya heves et­miş.

4.

Dubai bir alışveriş cenneti. Zaten turistlerin çoğunu bu şekilde çekiyorlar. Yılın belli zamanlarında alışveriş fuarları düzenliyorlarmış. Devlet bir indirim oranı belirliyor ve tüm alışveriş merkezleri bu indirime katılıyormuş. İkinci gün yine kahvaltının ardından, iki saat süren bir otoban yolculuğundan sonra Abu Dabi şehrine ulaştık. Abu Dabi, Dubai'ye göre çok daha oturmuş, daha zengin, daha yeşil ve modern bir emirlik. Aslında her iki emirlik de çok modern. Yabancılar istedikleri kıyafetlerle istedikleri gibi dolaşıyorlar. Kimsenin dönüp baktığı bile yok. Bir yanda yüzü peçeli, kara çarşaflı bayanlar; bir yandan da şortlu, mini etekli yabancılar. Ayrıca, Abu Dabi daha zengin bir emirlik. Çünkü burada çok fazla petrol var. Dolayısıyla, paranın yaptırabileceği her şeye sahip olmuşlar. Özellikle geçtiğimiz yerler arasında bulunan Emirates Palace Otel'ini görmelisiniz. Yapımının maliyeti tahmin bile edilemeyen, yıllarca odalarını en yüksek fiyatla satsa bile maliyetini karşılayamayacak, krallığın zenginliğini dünyaya göstermek için yapılmış, gösterişli kelimesinin anlatmak için az geleceği bir şaheser.

5.

Fas usulü krepli ve omletli güzel bir kahvaltıdan sonra Old Medina olarak bilinen tarihi kent merkezinden başladılar yolculuklarına. Mahalle sakinlerinin meraklı bakışları arasında dar ve oldukça karmaşık sokaklarda dolaştılar. Yerliler sanki her adımlarını izliyor gibiydiler. Video kamerasını doğrulttukları sokaklardaki insanlar bir anda yüzlerini kapatma telaşına giriyorlardı. Cami önünde bekleyen kalabalık bir kadın grubu da aynı tepkiyi verdi. Çekim yapmakta olan kahramanlarımı­zı yüksek sesle uyaran kadınların her halinden sinirli oldukları anlaşılıyordu. Belli ki görüntülerinin çekilmesini istemiyorlardı. Portre çekimlerini iptal edip genel görüntülerle yetindiler. Old Medina'nın dar ve birbirine benzeyen sokaklarında saatler geçiren kahramanlarımı­zın yolu bir anda Kazablanka'nın en ünlü camisiyle kesişti. 5 yıllık inşaat çalışma­larının sonunda 1993 yılında biten II. Hassan Camii dünyanın üçüncü büyük dini yapısı olarak biliniyor. Tasarımında yerden ısıtma, otomatik kapı ve sürme çatı gibi günümüz teknolojisi kullanılmış. Caminin çatısı kubbe şeklinde değil düz olarak tasarlanmış, minaresi de kare şeklinde.

YORUM EKLE