Tanzimat Şiirinin Genel Özellikleri, Tanzimat Tiyatrosunun Genel Özellikleri, Tanzimat 2. Dönem Edebiyatının Genel Özellikleri, Tanzimat 1. Dönem Edebiyatının Genel Özellikler

Tanzimat Şiirinin Genel Özellikleri, Tanzimat Tiyatrosunun Genel Özellikleri, Tanzimat 2. Dönem Edebiyatının Genel Özellikleri, Tanzimat 1. Dönem Edebiyatının Genel Özellikleri, Tanzimat Edebiyatı ile Servet-i Fünun Edebiyatının Karşılaştırılması

Tanzimat Şiirinin Genel Özellikleri, Tanzimat Tiyatrosunun Genel Özellikleri, Tanzimat 2. Dönem Edebiyatının Genel Özellikleri, Tanzimat 1. Dönem Edebiyatının Genel Özellikler

Tanzimat Dönemi Türk Edebiyatı Genel Özellikleri

Tanzimat Dönemi Türk Edebiyatı Genel Özellikleri, Tanzimat Şiirinin Genel Özellikleri, Tanzimat Tiyatrosunun Genel Özellikleri, Tanzimat 2. Dönem Edebiyatının Genel Özellikleri, Tanzimat 1. Dönem Edebiyatının Genel Özellikleri, Tanzimat Edebiyatı ile Servet-i Fünun Edebiyatının Karşılaştırılması

Tanzimat Dönemi Türk Edebiyatı Genel Özellikleri

Tanzimat edebiyatı nesir (düz yazı) ve nazımda (şiirde) köklü bir zihniyet ve bakış açısı değişikliği meydana getirmiştir. Bu edebiyat, asıl büyük yeniliği nesirde yapmıştır.

Tanzimat Roman ve Hikaye Genel Özellikleri

Roman, Şemsettin Sami ile başlamış, Ahmet Mithat'la gelişmiştir.

Tanzimat devri romanlarının bir kısmı geniş kitlelere (A. Mithat, Şemsettin Sami vs.) bir kısmı aydınlara (N. Kemal, Recaizâde Ekrem, Samipaşazade Sezai) hitap eden romancı ve hikayecilerdir.

Esirlik, aşırı Batı hayranlığı (züppelik), görmeden evlenmenin fenalıkları, kötü kadınlarla düşüp kalkmanın ailede ve karakterlerde meydana getirdiği yıkımlar gibi o devre ait sosyal hâdiseler bu roman ve hikâyelerin çoğunda esas tema alınmıştır.

Devrin roman ve hikâyelerinde Romantik akım benimsenmiş bulunmaktadır. Yalnız Sami Paşazade ve Nâbizâde gibi son Tanzimatçılarda ve A. Mithat'ın bazı eserlerinde; yine romantizmle karışık olarak realizm etkileri görülür.

Tanzimatçılar, şiirde ve tiyatroda olduğu gibi roman ve hikâyelerde de, toplumu yükseltme, uyarma ve kalkındırma davasını ön safa almışlar, güzellik ve sanat değerini geri plâna atmışlardır. Bunun için sık sık olayın gidişine müdahale etmiş; romanın akışı arasına bilgiler, mülâhazalar karıştırmış; kişi, aile ve kurumları ıslâh edici, eğitici telkinlerde bulunmuş; kahramanlarının kimisine sevgi, kimisine nefret göstermiş; ilim, ahlâk, din, fazilet, medeniyet vaizliği yapmışlardır.

Konular günlükyaşamdan veya tarihten alınmıştır.

Duygusal ve acıklı konular, rastlantı aşkları ön plandadır.

Bireyi eğitme, toplumu düzeltme amacı güdülmüştür.

Gözleme yer verilmiş, gerçekçi bir bakış açısı sergilenmiştir.

Anadolu ihmal edilmiş, İstanbul ve çevresi işlenmiştir.

Hikâye ve romanlar teknik ve kompozisyon bakımından ilk örnek olmanın eksikliklerini taşıdıklarından roman tekniği zayıftır.

En önemli temalar ise Fransız İhtilali ile birlikte dünyaya yayılan "vatan, özgürlük, adalet, milliyetçilik ve esarettir.

Kişiler genelde tek yönlü; iyiler hep iyi, kötüler hep kötüdür. Eserin sonunda iyiler ödüllendirilir, kötüler ceza görürler.

İkinci kuşak sanatçıları realizmin etkisiyle gözleme önem vermişler, daha gerçekçi bir bakış açısıyla eserleri yazmışlardır.

Tanzimat devri roman ve hikâye yazarlarının başlıcaları: Ahmet Mithat, Şemsettin Sami, Namık Kemal, Sami Paşazade Sezai, Mehmet Murat, Recaizâde Mahmut Ekrem, Nabizâde Nâzım'dır.

Tanzimat Şiirinin Genel Özellikleri

Tanzimat şiiri, Divan şiirine karşı tam bir tepki manzarası göstermektedir. Bu tepki, biçimden ziyade muhtevada aranmalıdır.

Tanzimat şiiri ile Divan şiiri arasındaki temel farklılık, Divancıların çoğunlukla fertçi ve özcü olmalarına karşılık bunların toplumcu olmalarıdır. Sanatlarında güzelden ziyade doğru ve iyiyi kollamışlardır. Onlara göre şiirin kendi dışında bir amacı vardır. Edebiyat aracılığı ile milleti uyarmak ve yükseltmek gerekir. Şair zulümle, kötülükle, gerilikle didişmelidir. Çünkü topluma karşı bir görev ve sorumluluk yüklenmiştir.

Eski şair, saray ve konakların yanında ve himayesi altında olduğu hâlde, Tanzimat şairi, sırtını kamuoyuna dayamak istemiştir. Bazen sarayı bile tenkit etmişlerdir. Bilhassa Fransız ve İngiliz taraftarı olarak gördükleri iktidar (Babıâli) Âli ve Fuat Paşalar, bu yolda en çok hücuma uğrayanlardır.

Tanzimat şairinden özellikle Namık Kemal Balıâli'ye cephe almıştır. Namik Kemal, halka hizmet için kendini fedaya kadar varan bir yiğitlik tavrındadır. "Milletin dertleri dururken şair kendi üzüntüsünü hesaba bile katmamalıdır." görüşündedir.Bu yüzden Divan şiirinin baş teması olan "Aşk" burada en arkaya itilmiştir.

Tanzimat şiirini eskilerden ayıran ikinci nokta, dünyaya bakış tarzındadır. Divan şairi, din ve tasavvufun koyu tesiri altında olduğu için dünyayı hiç önemsemez. Dünya; fâni, aldatıcı, kötü bir âlemdir. Ona bel bağlamaya gelmez. Onun için mücadele etmeye, gaileye düşmeye lüzum yoktur. İdeal âlem ahrettir veya "Fenafillâh"tır. Böyle düşünen Divan şairi hayata, tabiata ve topluma sımsıkı bağlanmaktan uzaktır. Bu boş şeylere ilgisiz ve kötümserdir. Tanzimatçı ise hayata daha dünyevî ve faydacı açıdan bakar. Yaşamayı sever, onu ancak pekyüce bir ülkü için feda edebilir. Tabiata hayrandır; Tanrı'yı bile tabiatın içinde arayanlar görülmektedir. Dini inkâr etmez. Allah'a inanırlar ama eskiler gibi mutlak itaat ve teslimiyet içinde olmayışları onlardan bazılarının Allah'ın varlığını ispat etmeye kalkmaları ile de anlaşılır. Bu hâl yüzyıllar boyu itirazsız kabul edilen din ilkeleri üzerinde zıt düşüncelere, inkârlara, kabullere karşı bir tartışmanın ilk defa açılması demektir.

Eski şair şüpheyi tanımaz, mutlak bir iman içindedir. Tanrı ve Peygamber'i sade övmekle, şükretmekle yetinir. Tanzimat ile Batı düşüncesi ve dolayısıyla şüphe başlamıştır. Şinasî'nin Münacaat şiirinde önce Tanrı'dan şüpheler belirtilir, sonra Dekartçı bir yolla, onun varlığı ispat edilmek istenilir. Bu ise iman ile akıl, din ile ilim, tabiat ile fizik ötesi arasında açık bir tartışma başlangıcıdır.

Gerçi eski dünyamızın tasavvuf ve din çevrelerinde bazı aykırı görüşlere rastlanmaz değildir. Ancak o çekişmeler Tanrı'nın varlığı, Kur'an'ın niteliği gibi temel meselelerden ziyade, ayrıntılar üzerinde yapılmaktadır. Hâlbuki Batı'nın hür, lâik, maddeci, hatta inkârcı felsefelerinin ilhamıyla Tanzimat devrinin açtığı bu tartışma, dinin bütün meselelerini içine almak ister. Nitekim gittikçe daha koyulaşarak günümüze doğru yol almıştır.

Tanzimat şiirinde söyleyiş değil, fikirler ve yeni konular önem kazanmıştır.

Dilde sadeleşme fikri savunulmuş; fakat bunda da başarılı olunamamıştır. Divan edebiyatını kıyasıya eleştirmelerine rağmen bu sadece düşünce planında kalmıştır.

Her iki dönemde aruz ölçüsü kullanılmış, hece ölçüsü denenmiştir. Nazım birimi beyittir.

Divan şiirindeki parça bütünlüğü yerine konu bütünlüğü esas alınmıştır.

İlk dönemde siyasal ve toplumsal sorunlar, ikinci dönemde bireysel ve duygusal sorunlar şiire yansımıştır.

Birinci dönem şiiri dışa, ikinci dönem şiiri içe dönüktür.

İlk dönemin şiir dili, ikinci döneminkinden sadedir.

I. dönem şairleri Divan edebiyatını eleştirerek yıkmaya çalışmış; II. dönem şairleri ise şiiri sanat açısından ele alıp estetiğe önem vermişlerdir.

Fransız İhtilali'nin etkisiyle dünyaya yayılan kanun, düzen, medeniyet, adalet, millet, vatan, bayrak, hak, hukuk gibi kavramlar şiire konu edilmiştir.

Göz için kafiye anlayışı yerine kulak için kafiye anlayışı getirilmiştir.

Doğa betimlemelerinin (pastoral) ilk örneklerini Abdülhak Hamit Tarhan vermiştir.

Tanzimat Tiyatrosunun Genel Özellikleri

Tanzimat'a değin geleneksel Türk tiyatrosu(Karagöz, Ortaoyunu, Meddah) dışında ürün verilmemiştir.

Batılı anlamda tiyatronun gelişimi Tanzimat'la başlar. Şinasi'nin 1859'da yazdığı Şair Evlenmesi Batılı tiyatronun ilk örneğini oluşturur.

Tanzimat tiyatro sanatçıları halkı eğitme amacı gütmüşler, konular toplumsal yaşamdan, geleneklerden ve tarihten seçilmiştir.

Bütün Tanzimat tiyatro sanatçıları, tiyatronun eğlence olduğu kadar eğitim aracı olduğunda birleşmişlerdir.

Komedilerde klasisizmin, dramlarda ise romantizmin etkileri görülür.

Tiyatro, doğrudan halka seslenen ve konuşmaya dayanan bir tür olduğu için yapıtlar, genellikle konuşma diliyle yazılmıştır.

Tanzimat 1. Dönem Edebiyatının Genel Özellikleri

Edebiyatı halkı eğitmek ve bilinçlendirmek için bir araç olarak görürler. Sanatçılar edebiyatın yanında siyasetle de uğraştılar.

"Toplum için sanat" anlayışı benimsenmiştir.

Sade bir dille yazmak amaçlanmışsa da tam bir başarı sağlanamamıştır.

Süslü, sanatlı anlatım yerine düşüncenin özünü veren yeni bir anlatım oluşturulmuştur.

Roman, öykü, makale, fıkra, eleştiri, tiyatro, gazete... gibi türler ilk kez edebiyatımıza girmiştir.

Edebiyatta hak, adalet, eşitlik, özgürlük gibi kavramlar ilk kez yer almıştır.

Yeni düşünceler eski biçjmlerle dile getirilmiştir.

Ortaya konulan ürünler taklit olduğu için teknik yönden zayıftır. Romancı romana, kahramanlara sık sık müdahale etmiş, (öznel bir tutum içinde) eserin araç olarak görülmesi sanat yönünden ihmal edilmesine neden olmuştur.

Divan edebiyatını eleştirdiler, Halk edebiyatını savundular; ama bunu pratikte gerçekleştiremediler.

Divan şiirinin nazım biçimleri, aruz ölçüsü aynen kullanılmış; fakat şiirin içeriği değişmiştir. Nazım birimi yine beyittir.

Şiirde parça güzelliği yerine bütün güzelliği esas alınmış ve şiirlere ilk defa konuyla ilgili isimler verilmiştir. Şiirde estetik güzellik yerine içerik ön plâna çıkmıştır.

Halkı eğitmede bir araç olarak görülen tiyatroda dil diğer eserlere göre oldukça sadedir.

Şinasi ve Ahmet Vefik Paşa Klasisizmden; Namık Kemal, Ahmet Mithat Efendi ve Şemsettin Sami ise Romantizmden etkilenmişlerdir.

Veremli olma, hastalıklı oluş, duygusallık... gibi konularla birlikte özellikle Fransız edebiyatı örnek alınmıştır.

Tanzimat 1. Dönem Sanatçılarının Genel Özellikleri

Toplumun zengin kesiminden çıkmış, iyi yetişmiş, eğitimli kişilerdir. Halk kökenli olmamalarına rağmen halkı bilinçlendirip eğitmeyi amaç edinmişlerdir.

Batı ile Doğu medeniyeti arasında kalan bu sanatçılar çoğu kez bocalamış, Batı hayranı, yenilikçi ve gelişmeden yana bir anlayışı benimsemişlerdir.

Batı'nın burjuva sınıfına özenen bu sanatçılar, gerçekte Doğu'nun kültür ve gelenekleriyle büyüdüler. İdealleri ile uygulamaları, inançları ile yaşamları arasında büyük farklılıklar olduğundan hep bir "ikilem" söz konusudur.

18. yüzyılın devrimci geleneğinden etkllenerek sanattan çok fikir ve ideal peşinden koştular.

Sanatçılar yoğun bir bocalama, taklit, yozlaşma ve gösteriş içinde olduklarından bireysel çıkışları edebiyat alanında tutarsızlıklara neden olmuştur.

Divan edebiyatı sanatçılarının aksine halka seslenmeye, edebiyat yoluyla halkı yüceltmeye ve edebiyatı toplumu değiştirmenin bir aracı haline getirmeye çalıştılar.

Önyargıları ve dönemin edebî anlayışları nedeniyle çok sevdikleri ve iyi bildikleri Divan edebi yatı anlayışını yıkmaya çalıştılar.

İç ve dış siyaseti iyi bilen önemli devlet memurlarıdır.

Halka ulaşmanın temel aracı saydıkları gazeteyi çok önemsediler.

Türk edebiyatında önlerinde örnek olmadığı için ilk olmanın tecrübesizliği ile geçiş edebiyatı olmanın yetersizliğini yaşadılar.

Tanzimat 2. Dönem Edebiyatının Genel Özellikleri

Bu dönem sanatçıları devrin siyasi baskıları yüzünden topluma yönelik sanat yapamamışlar; ferdi konuları işlemiş, "sanat için sanat" anlayışını benimsemişlerdir.

Birinci dönemdeki sade dil anlayışı terk edilmiş, eserlerde kullanılan dil ağırlaşmış, sanatlı söyleyişe önem verilmiştir.

Romantizmin etkisi görülen şiir, aruz ölçüsüyle yazılmıştır.

Gazetecilik eski işlevini yitirmiş, siyasal ve toplumsal sorunlardan söz etmek yerine günlük olaylar aktarılmıştır.

Tiyatro eserleri oynanmak için değil, okunmak için yazılmıştır.

"Güzel olan her şey"in şiire konu olabileceği kabul edilmiş; şiirin konusu genişletilmiştir. Şiirde bireysel duygulanmalar ağırlık kazanmıştır, (aşk, ölüm, karamsarlık, tabiat, felsefe, metafizik...)

Bu dönemde roman ve öykü tekniği iyice gelişmiş, Batı standartlarına yakın eserler verilmiştir. Konular genelde İstanbul'un belli yerlerinden, Batılılaşma yolundaki ailelerden seçilmiş; cariyelik, esirlik, yanlış Batılılaşma işlenmiştir.

Muallim Naci, bu dönemde Divan edebiyatını savunan tek önemli sanatçıdır.

--------------------------------------------------

* Bu dönem edebiyatının en belirgin özelliği sosyal hayata dönük olmasıdır. Bunun sebeplerinden biri, Tanzimat Fermanı'ndan itibaren Osmanlı ülkesinde başlatılan ve halkın da katılımının hedeflendiği yeni bir rejime doğru geçişin hazırlıklarıdır. Diğeri ise reel hayatı ve insanı esas alan bir tavrın benimsenmesidir. Tanzimat Fermanı'nda haklarından ve yetkilerinden vazgeçtiğini, bunları kurumlar ve kanunlarla paylaşacağını bir yeminle beyan eden padişah, aynı zamanda bu rejim değişikliği için ilk adımı da atmış olur. Tanzimat Fermanı'ndan 17 yıl sonra, 1856'da ilan edilen Islahat Fermanı'yla bu yeni düzenle ilgili esaslar genişletilerek tekrarlanır. Osmanlı ülkesi monarşik bir rejimden meşrutiyet rejimine doğru adım adım ilerlemektedir. Hedeflenen bu yeni rejim anlayışında halkın katılımı söz konusudur.

Tanzimat Devri Türk Edebiyatı neden sosyal hayata dönük bir edebiyattır?

Edebiyatın bu değişimdeki rolü, devletle halk arasındaki ilişkiyi kurmak, halka yeni rejim anlayışı içerisindeki yerini ve katılımını öğretmek ve yeni düzenin kendisini daha kolay kabul ettirmesine yardımcı olmaktır. Bu durum, dönem edebiyatının doğal olarak aynı zamanda siyasal bir içerik kazanmasına yol açar. Bu sebeple dönem edebiyatı, divan edebiyatına kıyasla, hayat ve insanla ilgili konularla daha çok ve gerçekçi bir biçimde ilgilenir.

* Edebiyatın insanı ve sosyal hayatı esas almış olması, değerler dünyasının değişmesini ve merkeze insanın yerleştirilmesini getirir. Böylece insan siyasal hedeflerin de dışında hayatın merkezi olur. Bu defa yeni düzen onun etrafında ve onun istekleri doğrultusunda kurulur.

* Bu durum edebiyata, aynı zamanda soyuttan somuta diğer bir söyleyişle -şimdilik Batılı anlamda değilse de - realist bir anlayışın edebiyata yerleşmesine yol açar. Tanzimat Devri Edebiyatı, divan edebiyatının o çok soyut dünyasıyla kıyaslanırsa realist bir edebiyattır. Ancak Batılı edebiyat dünyasının değerleri açısından ancak romantik bir edebiyat sayılabilir.

* Edebiyatın merkeze insanı alması, sosyal bir edebiyat olması ve halka yönelmesi, yayın organı olarak öncelikle gazeteyi seçmesine yol açar. Tanzimat Devri Türk Edebiyatı, gazetede gelişen bir edebiyattır. Gazete, okuma yazma oranının düşük, dolayısıyla okuma alışkanlığının olmadığı bir ülkede halka kolayca ulaşmada en kısa yollardan biridir. Aydınlar, devletle halk arasındaki köprüyü gazeteler aracılığıyla daha kolay kurarlar. Bugünkü kadar değilse de kısa aralıklarla çıkan gazetelerle halka yeni medeniyet dairesi ve rejimle ilgili bilgiler aktarılarak yavaş yavaş bir taraftan Batılılaşma hareketi hızlandırılmaya, bir taraftan da yeni rejimle ilgili olarak kamuoyu oluşturulmaya çalışılır. Fakat bu yıllarda gazetenin edebiyat açısından iki önemli katkısı daha vardır. Bu katkılar; Batı edebiyatından yapılan tercümelerin yayımlanması, dolayısıyla halkın Batı edebiyatının ilk örnekleriyle karşılaşmasının, diğer yandan da bu örnekler doğrultusunda üretilen ilk yerli örneklerin yayımlanmasının sağlanmasıdır.

Tanzimat Devri Türk Edebiyatı niçin gazetede gelişen bir edebiyattır?

* Tanzimat Devri Türk Edebiyatı, eğitimi öncelemiş bir edebiyattır. Bu eğitim, Batılı bir hayat düzenini benimsemiş Türk insanının ortaya çıkarılması açısından gereklidir. Bu sebeple öncelikle gazeteler halka en kolay, en yaygın ve en sık ulaşabilen vasıtalar olarak Batı medeniyetinin değerler dünyasını anlatırlar. Diğer yandan bütün edebî türlerde yeni insan tipinin yaşama biçimi örneklenirken yanlışlıkları ve aşırılıkları da tenkit edilir.

* Tanzimat Devri Türk Edebiyatı, divan edebiyatına tepki olarak doğmuş bir edebiyattır. Hayatın her safhasında başlayan yenileşme hareketi hayata, insana, tabiata farklı şekilde bakan ve bunları anlatan bir insanın doğmasını ve bu insanın ürettiği ve zevk aldığı bir edebiyatın meydana gelmesini sağlamıştır. Bu, divan edebiyatının fazla sanatlı, hayattan uzak, soyut dünyasından farklı bir edebiyattır. Doğrudan doğruya ve olduğu gibi insanı, hayatı ve tabiatı anlatan bir edebiyattır. Özellikle edebî dönemin başında Nâmık Kemâl gibi kurucular, divan edebiyatını tenkit ederek yeni edebiyatın değerler sisteminin kurulmasına ve kabullenilmesine yardımcı olmaya çalışırlar.

* Tanzimat Devri Türk Edebiyatı'nı, divan edebiyatından ayıran en önemli özellik dil anlayışıdır. Divan edebiyatının aşırı sanatlı, bu sebeple de anlaşılması zor dil anlayışı Tanzimat sanatçıları tarafından benimsenmez. Çünkü halka edebiyat yoluyla da ulaşmak, eğitmek ve mesajlar vermek isteyen sanatçılar, mümkün olduğu kadar anlaşılır bir dili kullanmak durumunda olmuşlardır. Bu iç içe birleşik, fiili az, edatlarla birbirine bağlanmış, Arapça ve Farsça unsurlarla kurulmuş cümle anlayışından uzaklaşma; kısa, düşüncenin kendisini anlatan, fiille tamamlanmış cümleye geçiş demektir. Böylece henüz okuma alışkanlığı olmayan okuyucu, dili anlama ve asıl fikre ulaşma zorluklarından da kurtarılmış olur.

Tanzimat Devri Türk Edebiyatı nasıl bir dil anlayışını benimser?

* Tanzimat Devri Türk Edebiyatı, divan edebiyatının tersine tür olarak nazım (şiir) yerine, nesri (düz yazı) daha çok tercih etmiştir. Tanpmar nesrin, insanın kendini daha kolay ifade biçimi olduğunu belirtir (Tanpmar, 2006). Aslında bu dönemde nesir, şiirin dar ve yoğun anlatma biçimine göre daha rahat, uzun ve geniş anlatma fırsatlarını vermesi sebebiyle tercih edilmektedir.

* Edebiyatta daha çok Fransız tesirleri vardır. Aslında bu yıllarda nasıl Batı medeniyeti derken Fransa kastediliyorsa Batı edebiyatı derken de daha çok Fransız edebiyatından söz edilmektedir. Bunun için edebiyatın en çok kullanılan konuları, Fransız edebiyatının konularıdır. Gericiliğe, zulme, eşitsizliğe, adaletsizliğe, esarete ve haksızlığa karşı tepki gösterilir. Hürriyet, kanun, eşitlik, meşrutiyet, adalet, hak, millet ve vatan gibi kavramlar yayılmaya başlar. Bu kavramlar dönem edebiyatının en çok kullanılan kavramlarıdır.

* Klasik bir söyleyişle 'toplum için sanat' fikri hakimdir. Amaç edebiyat yoluyla topluma hizmet etmektir.

* Divan edebiyatında güçlü bir şiirinin olması, Tanzimat sonrası gelişen edebiyatın ortaya koyduğu şiirin kendisini kabul ettirmesi için epeyce uzun süre mücadele vermesini gerektirir. Bu sebeple Tanzimat sonrasındaki edebiyatta asıl tartışma ve tenkitler şiir etrafmdadır. Başlangıçta bizde örneği olmadığı düşünülen roman, hikâye, makale gibi türler Batı edebiyatından olduğu gibi alınıp benimsenmiş ve kullanılmış, etrafında şiirde olduğu gibi bir tartışma yapılmamıştır.

* Tanzimat Devri Türk Edebiyatı, sanata ve topluma olan yaklaşımları açısından iki ayrı dönem hâlinde değerlendirilir. Birinci dönemde sanatı sadece araç olarak seçmiş ve toplumu öncelemiş bir edebiyat söz konusudur. İkinci dönemde ise sanat, sanat için yapılır. Bu iki devreden birincisi için 'Şinâsî - Ziya Paşa - Nâmık Kemâl Nesli', ikincisi içinse 'Ekrem - Hamid - Sezâî Nesli' de denmektedir. Fakat bu iki edebiyat devresinin de öncesinde bir hazırlık devresinin varlığından söz edilmelidir. Çünkü Batılı Türk Edebiyatı'nın bizdeki ilk örnekleri 1859'dan itibaren verilmeye başlanır. Tanzimat'ın ilanından hatta biraz daha öncesinden 1859'a kadar geçen hazırlık devresinde ilk gazetelerin yayımlanması ile ilk tercümeler vardır.

Tanzimat Edebiyatı ile Servet-i Fünun Edebiyatının Karşılaştırılması

Hem Servet-i Fünun hem de Tanzimat edebiyatı Batı etkisindeki Türk edebiyatının dönemleridir. Bu iki dönemin çok ortak yönü yoktur.

Her iki dönemde de Fransız edebiyatı örnek alınmıştır.

Tanzimat döneminde ve Servet-i Fünun döneminde şiirlerde kullanılan asıl vezin aruzdur; sınırlı sayıda şiirde hece vezni kullanılmıştır.

Servet-i Fünun edebiyatı ile Tanzimat dönemi arasında önemli farklılıklar vardır:

Tanzimat döneminde Batı'dan alınan roman, hikâye, tiyatro gibi türlerde ilk örneklerverilmiştir; ancak bu ilk örnekler pek başarılı değildir. Birer deneme olmanın ötesine geçememiştir.

Servet-i Fünun döneminde yazılan roman ve hikâyeler oldukça başarılıdır, Batılı nitelik taşır.

Tanzimat dönemindeki eserlerde toplumcu bir anlayış vardır. Kölelik, esir ticareti, yanlış Batılılaşma, görücü usulü evlilik roman ve hikâyelerdeki başlıca konulardır.

Servet-i Fünun döneminde ise romanlarda aşk, hayal-gerçek çatışması, karamsarlık gibi kişisel konular işlenmiştir.

Tanzimat'ta toplum için sanat düşüncesi, Servet-i Fünun'da sanat için sanat düşüncesi vardır.

İki dönemin şiirleri ve şiir anlayışı da birbirinden çok farklıdır. Tanzimatçılar Divan edebiyatı nazım biçimlerini kullanarak vatan, hak, kanun, medeniyet, hürriyet, adalet gibi siyasi ve sosyal konuları işlemişlerdir. Servet-i Fünuncular eski nazım biçimlerini tümüyle bırakmış, serbest müstezadın yanı sıra Fransız edebiyatından alınan sone, terzarima gibi nazım biçimlerini kullanmışlardır. Şiirlerinde işledikleri başlıca temalar aşk, doğa, üzüntü, umutsuzluktur.

Tanzimat edebiyatında tiyatro önemli bir yer tutar. Tanzimat yazarları tiyatroyu, toplumu eğitmenin ve yönlendirmenin bir aracı olarak görmüşler, çok sayıda oyun yazmışlardır. Bu oyunlarda halka seslenmek amacıyla sade bir dil kullanmışlardır.

Servet-i Fünuncular, tiyatro türünü ihmal etmiş, ikinci plana atmış, bu türle pek ilgilenmemişlerdir.

Tanzimatçılarda toplumcu bir sanat anlayışı vardır. Onlar Batı'dan aldıkları kavram ve görüşleri halka aktarmaya çalışmışlar; bunun için de dilin sade olması gerektiği düşüncesini benimsemişlerdir. Şiirde kullandıkları dil ağırdır; nesir türündeki eserlerinde sade bir dil kullanmaya çalışmışlardır.

Servet-i Fünuncuların topluma yönelik bir hedefleri yoktur; sanat anlayışları bireycidir. Servet-i Fünuncular hem şiirde hem de romanda süslü, sanatlı, ağır bir dil kullanmışlardır. Onlar seçkin bir zümre için eser vermişlerdir.

Tanzimat edebiyatının ilk dönem sanatçıları genel olarak romantizm akımından etkilenmişlerdir. Tanzimat edebiyatının ikinci döneminde şiirde romantizm, romanda ise realizm akımının etkileri görülür.

Servet-i Fünun edebiyatında roman ve hikâyede realizm ve natüralizm akımlarının; şiirde ise sembolizm ve parnasizm akımlarının etkisi vardır.

Tanzimat dönemi yazarları anlatım sırasında öznel davranır, taraf tutar, kişiliğini gizlemez. Okura öğüt verir, yol gösterir; olayın akışına müdahale eder, konu ile ilgisi olmayan gereksiz ayrıntılara girer.

Anlatılanlar çoğu zaman masal karakteri taşır. Roman ve hikâyelerde, sözlü edebiyat ürünleri olan halk hikâye­si ve masalın etkileri görülür.

Servet-i Fünun dönemindeki roman ve hikâyeler teknik yönden oldukça başarılıdır. Yazar, kişiliğini gizler, kesinlikle olaya karışmaz, taraf tutmaz. Psikolojik tahliller ve tasvirler başarılıdır.

Tanzimat dönemi eserlerinde olay ön plana çıkar. Servet-i Fünun'da ise tasvir ve tahlillere de önem verilir.

TDH-KOLAY ERİŞİMİ

Türkçe

Göktürkçe

Edebiyat

Türkçe Adlar

Tarih

Kökenbilgisi

Lehçeler

Yazım Kılavuzu

Türk Dünyası

PDF-DOC

Sınav-Deneme

Sözlüklerimiz

DİL BİLGİSİ KOLAY ERİŞİMİ

Dil Bilgisi

Sıfatlar

Belirteçler

Anlam Bilgisi

Kompozisyon

İlgeçler

Cümlede Anlam

Nasıl yazılır?

Bağlaçlar

Paragrafta Anlam

Noktalama İş.

Ünlemler

Sözcükte Anlam

Sözcük Bilgisi

Eylemler

Ses Bilgisi

Yapım Ekleri

Eylemsiler

Yapı Bilgisi

Adıllar

Dil -Anlatım

Yazım Bilgisi

Adlar

Edebiyat

Anltatım Bozuklukları

Ana Bet

Atasözleri

TDH-Instagram

TDH-Tvitır

TDH-Feysbuk

Güncelleme Tarihi: 20 Ekim 2018, 13:22
YORUM EKLE