Türkçenin doğru kullanımı, Türkçe sevgisi Türkçenin doğru güzel ve kurallara uygun kullanılması,  Türkçeyi doğru konuşmak

Türkçenin doğru kullanımı, Türkçenin doğru kullanımı proje ödevi, türkçenin doğru kullanımı ile ilgili uyarı levhaları, Türkçe sevgisi Türkçenin doğru güzel ve kurallara uygun kullanılması, Türkçeyi doğru konuşmak, türkçeyi doğru güzel ve etkili kullanma slayt, türkçenin yanlış kullanımı ile ilgili örnekler, doğru türkçe yazımı,

Türkçenin doğru kullanımı, Türkçe sevgisi Türkçenin doğru güzel ve kurallara uygun kullanılması,  Türkçeyi doğru konuşmak

Türkçenin doğru kullanımı, Türkçe sevgisi Türkçenin doğru güzel ve kurallara uygun kullanılması,  Türkçeyi doğru konuşmak

Türkçenin doğru kullanımı, Türkçenin doğru kullanımı ile ilgili deneme yazıları, Dilimizi Niçin Doğru Kullanmalıyız? Türkçenin doğru kullanımı, Türkçenin doğru kullanımı ile ilgili deneme yazıları, Türkçenin doğru kullanımı ile ilgili uyarı levhaları, TÜRKÇENİN DOĞRU KULLANIMI, Dilimizi Niçin Doğru Kullanmalıyız

Türkçenin Doğru Kullanımı

Türkçenin Doğru Kullanımı: İletişim, Etkili Konuşma Yazma Ve Okuma Kılavuzu

BİRİNCİ BÖLÜM: TÜRKÇENİN DOĞRU KULLANIMI

A. Dilimizi Niçin Doğru Kullanmalıyız?
B. Seçme ve Sıralama Eksenleri
C. Sözcük Bilgisine Sahip Olmak
Ç. Cümle Bilgisine Sahip Olmak
D. Doğru ve Güzel Bir Türkçeye Ulaşmanın Yolları

İKİNCİ BÖLÜM: İLETİŞİM

A. İletişimin Tanımı ve İnsan Hayatındaki Önemi
B. İletişimde Dil Unsuru
C. Etkili İletişimin İlkeleri
Ç. TSK’de İletişim ve İletişimin Önemi

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: İLETİŞİMİN TEMEL BECERİ UNSURLARI

A. Konuşma
1. Konuşmanın Tanımı ve Genel Özellikleri
a. Konuşmanın Tanımı
b. Konuşmanın Yaşamımızdaki Yeri
c. Konuşma Güçlüğü Çekiyor muyuz?
ç. Konuşma Gücümüzü Geliştirebilir miyiz?

2. Güzel ve Etkili Konuşmanın Nitelikleri
a. Güzel ve Etkili Konuşabiliyor muyuz?
b. Güzel ve Etkili Konuşmanın İlkeleri Nelerdir?
c. İyi Bir Konuşmacının Niteliklerini Taşıyor muyuz?

3. Etkili Konuşmada Dikkat Edilmesi Gereken Konular
a. Yüz Yüze Konuşma
b. Her Şey Konuşma Tarzında Başlar
1) Sözlü İletişim
2) Sözsüz İletişim

4. Konuşma Biçimi: Doğaçlama, Hazırlıklı ve Yazılı Metin

5. Konuşma Türleri
a. Günlük Konuşmalar
b. Özel Durumlar İçin Özel Konuşmalar

B. Yazma
1. Yazının Önemi
2. Doğru ve Güzel Yazmanın Önemi
3. Güzel Yazı Yazmanın Altın Kuralları
4. Güzel Yazı Yazmayı Öğrenmek
5. Yazıya Nasıl Başlanmalı?

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: İLETİŞİMİN DESTEK UNSURLARI

A. Okuma
1. Okumanın Tanımı
2. Niçin Okuyoruz?
3. Okumaya Güdüleme
4. Okuyucu Türleri
5. Güdünün Göstergesi Olarak Başlıca Okuma Tipleri
6. Okuma Zevki ve Kişilik
7. Okumanın Kuralları ve Okuma İle İlgili Öğütler
8. Okuma Yanlışları
9. İyi Okuma Konusunda Bazı Öneriler
10. Hızlı Okuma
11. Hızlı Okuma Tekniği İle İlgili Kavramlar
12. Hızlı Okuma Yöntemleri

B. Dinleme
1. Etkili Dinleme Stratejileri
a. Duymayı ve Dinlemeyi Anlama
b. Dinlemenin Önemi
c. İyi Dinlemenin Önündeki Engeller
ç. Dinleme Çeşitleri
2. Dinlemeyle İlgili Son Düşünceler: Güdülenme
a. Dinlemenin Neden Önemli Olduğunu Hatırlamaya Çalışın
b. Dinleme Güdülenmesi İçin Engelleri Belirleyin ve Kaldırın
c. Ortak Bir Zemin Araştırın
ç. Dinlemeyi Bir Öğrenme Fırsatı ve Entelektüel Fırsat Olarak Görün

BEŞİNCİ BÖLÜM: ETKİLİ İLETİŞİMİN BASAMAKLARI

A. Yazma ve Konuşmaya Hazırlanmak: İlk Dört Basamak
1. Amaç ve Dinleyici / Hedef Kitlenin İrdelenmesi
2. Konunun Araştırılması
3. Düşüncelerinizin Desteklenmesi
4. Düzenleme, Planlama ve Ana Başlıkları Ortaya Koyma

B. Taslak Oluşturma ve Yazma: Diğer Üç Basamak
1. Taslak Oluşturma
2. Yazıya Dökme
3. Geri Besleme ve Onay

C. Etkili İletişimin Ayrıntıları
1. Amaç ve Hedef Kitlenin İrdelenmesi
a. Anahtar Sorular
b. Amacım Ne?
c. Ana Düşünceniz Konusunda Açık Olun: Amaç Cümlesinin Yazılması
ç. Diğer Konular
d. Hedef Kitlenin İrdelenmesi

2. Konunun Araştırılması
a. Araştırma Planının Yapılması
b. Bilgi Toplama Kaynaklarının Belirlenmesi

3. Düşüncelerin Genel Hatlarıyla Ortaya Konulması ve Düzenlenmesi
a. Amaç Cümlesinin ve Ana Düşüncenin Sonlandırılması
b. Ana Düşüncenin Başlangıçta Ortaya Konulması
c. Genel Hat: Neden İhtiyacım Var?
ç. Genel Hat: Üç Parçalı Yapı
d. Genel Hat Biçimleri: Resmî Genel Hatlarda Kullanılan Yapı ve Başlıklar
e. Gelişmenin Genel Hattı: Bir Yöntem Seçin

4. Yazma
a. Başkasından Yardım Almaktansa Kendin Düzenle
b. Hızlı ve Etkili Düzenleme – Üç Adım Yaklaşımı
c. Geri Besleme ve Onay

ALTINCI BÖLÜM: YAZIŞMALARDA DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN KONULAR

A. Genel Esaslar
B. Askerî Yazışma Esasları
C. İfade Usulü
Ç. Yazım Kuralları
D. Askerî Kısaltmaların Türetilme ve Kullanılma Esasları
E. Sözcük Kısaltmalarını Türetme ve Kullanma Esasları
F. Terim ve Sözcüklerden Oluşan Bir İbarenin Kısaltması
G. Diğer Konular

TÜRKÇENİN DOĞRU KULLANIMI

A. Dilimizi Niçin Doğru Kullanmalıyız?

Dil ekmek gibi, su gibi günlük yaşamımızın içindedir ve soluduğumuz hava gibi bizi sarar; bundan dolayı onun varlığını hemen hemen hissetmeyiz. Gerçekten dil, üzerinde yaş adığımız toprak gibi ürünlerini sessizce bize sunar ve bizler bu sonsuz bahçenin meyvelerini sadece toplarız. Aslında dile, insanlığın en büyük buluşu olduğu için daha fazla ilgi göstermemiz gerektiği kanısındayız. Çünkü insanlarla, düşüncelerle, nesnelerle aramızdaki en önemli iletken dildir.

İnsanları, düşünceleri, nesneleri, dilin aracılığıyla kavrarız. Dil aracılığ ıyla kendimizi ifade ederiz. İşte dilin önemi burada ortaya çıkıyor. Türkçemizi niçin doğru kullanmalıyız, sorusunun cevabı da buradadır. Dili doğru kullandığımızda o iyi bir iletkendir; yanlış kullandığımızda ise kötü bir iletkendir.

Biz dili ne kadar iyi tanıyor, dili ne kadar iyi kullanıyorsak iletişimimiz o kadar iyi olacaktır. Dil bizi baş kalarına, başkalar ını ve başka nesneleri bize yansıtan bir aynadır. Dili doğru kullanmak, doğru anlamak bu aynayı mükemmelleştirmek demektir. Kullandığımız çağda ş araçlardaki göstergelerin, ekranların, ibrelerin bir an için bozuk olduğunu düşünün. Bu bir felakettir. Fakat bir toplum için ondan daha büyük bir felaket vardır ki o da insanlar arasında, bir iş bölümü içinde görev alan kişiler arasında, fikir ve görüş alışverişinde bulunanlar arasında dil aynasının görevini tam yapamamasıdır. Düş üncelerimizin anlaşılmasını istiyorsak, bunun en kestirme yolu dile hâkim olmaktır.

Dil üzerinde düşünür ve dili bir düşünce oda ğı gibi kabul ederseniz dilin düşünce yaşamımızı zenginleştireceğini göreceksiniz. Dil düşüncenin evidir; binlerce yıll ık insan zekâsı sözcüklerde, deyimlerde, ifade kalıplarında gizlidir. İnsanlık tarafından bilgilerimizi depolamak için kullanılan ilk araç dil olmuştur. Bugün aynı işi daha sistemli yapması için bilgisayarı yarattık. Buna rağmen günümüz için şunu söyleyebiliriz: Dile yüklenmiş bilgi, bilgisayarlarımıza yüklenmiş bilgiden fazladır. Dil, bilgisayarlardan fazla olarak bilgilerin sadece yüklendiği yer değildir, aynı zamanda bilginin üretim alanıdır. Kısaca üzerinde durulması gereken konu, dilin dü şüncelerimizi yansıtan bir araç olduğu gibi düşüncelerimizi geliştiren bir alan olduğudur. Basit bir örnek verelim: Bir insanın bildiği sözcük sayısıyla, düşünce zenginliği doğru orantılıdır. Bildiğimiz sözcük sayısı ne kadar fazlaysa

1

düşünce alanımız da o kadar geniştir. İlk bakış ta bu düşünce pek doğru görünmese de olgular incelendiğinde doğruluğu ortaya çıkmaktadır. Rönesans dönemi bilgin ve ressamları bak ış açısı (perspektif) kavramını yaratmasalardı, gözümüzle görmemize rağmen önümüzde uzayan ağaçlı yolun bir bakış açısı yarattığını göremeyecek ve ilk çağların insanları gibi ağaçları resmimizde aynı boyda çizecektik. Rönesans bilgin ve ressamlarının gözlemini bize ulaştıran şey “bakış açısı” sözüdür.

Dil üzerinde derin bir düşünce geliştirmeden doğru düşünmemiz olanaklı değildir. İnsanlar, nesneler vasıtas ıyla değil sözcükler aracılığıyla düşünür. Bundan dolayı düş üncenin iki aracının olduğunu söyleyebiliriz. Bunlardan birincisi dil, diğeri mantıkt ır. Bilimlerin sunduğu bütün bilgiler bize sadece iki kaynaktan gelir. Dil üzerinde düşünmek ve doğayı incelemekten. İş in ilgi çekici yanı doğadan gelen bilgilerin de dil kalıbına döküldükten sonra bize ulaşıyor olmasıdır. Anlaşılmak, mesleğimizde başarı elde etmek, yarat ıcı olmak, yaradılışımızdan getirdiğimiz ve sadece kendimize ait olan yeteneklerimizi yurdumuzun ve insanlığın hizmetine sunmak istiyorsak işe dilimize ilgi göstermekle başlayabiliriz.

Önce, dilin oluşturduğu sistemden, daha sonra da söz ve yazıdan bahsedelim.

Dil, soyut bir sistemdir; buna karşılık onun kişisel kullanımı olan söz ve yaz ı somuttur. Çağdaş dil bilimi, sözün altında yatan soyut bir dil sistemi olduğunu ortaya ç ıkarmış bulunmaktadır. Batılılar, dil biliminin bu keşfinden sonra okullarında dil bilgisinin yanında öğrencilerin dillerini daha yetkinlikle kullanabilmelerini sağlamak amacıyla, çağdaş dil bilimiyle birlikte dil sistemine yönelik bilgiler de vermeye başlad ılar. Dilin oluşturduğu bu sistemi tanımak, bizlere dili daha derinden kavrama ve daha başarılı kullanma olanakları kazandırmaktadır. Dilin nasıl bir sistem oluş turduğunu birkaç örnekle açıklamaya çalışacağız. Ayrıca Türkçemizin sistematik yapısını bir iki küçük örnekle anlatacağız.

Her dil, farklı bir dünya görüşünü yansıtır. İngilizce, Türkçe, Fransızca dünyayı farklı biçimde alg ılar. Bu algılama farkı aynı nesneleri adlandıran sözcüklerin farklı anlamlar taşıması sonucunu doğurur. Türkçe yürek, Arapça kâlp, Fransızca “coeur”, sözcüklerinin anlamları aynıdır, ancak kapladıkları anlam alanı yönünden dilsel değerleri farklıdır. Bu olguya somut bir örnek verelim:

2

Gökkuşağ ı, somut bir gerçeklik alanıdır. Bize değiş meyen bir ışık tayfı sunar. Bu tayfta yer alan renkler örneğin Türk dili tarafından yediye bölünerek, bir Bantu dili tarafından üçe bölünerek adlandırılmaktadır. Bu durumda bir rengin değeri, yani gerçeklik alanı Türk dilinde 1 / 7, Bantu dilinde 1 / 3’tür. Yani gökkuşağındaki renkleri yedi sözcükle karşılayan Türkçede bir sözcüğün payına düşen gerçeklik alanı daha küçük, gök kuşağındaki renkleri üç sözcükle karşılayan Bantu dilinde bir sözcüğün payına düşen gerçeklik alanı daha büyüktür. Bunun anlamı şudur: Bir sözcüğün geniş bir anlama gelmesini bir dilin zenginliği olarak düşünüyorsanız, Bantu dilindeki renk adları anlam yönünden daha zengindir. Ancak, düşündüğ ümüzün aksine bir dilde bir sözcük, anlam yönünden ne kadar dar bir gerçeklik alanını dile getiriyorsa o dilin anlatma yeteneği o kadar gelişmiştir.

Her dilde sözcüklerin farklı değerlerde olması tercüme konusunu yakından ilgilendirmektedir. Sözcüklerin değer farklılığı hiçbir dilden hiçbir dile tam tercüme yapılamaması sonucunu doğurmaktadır. En iyi yapılmış tercümelerde bile konusuna göre az veya çok mutlaka bir kayıp söz konusudur. Yurdumuz göz önünde bulundurulduğunda çağın bilgilerini edinmek için tercüme çalışmaları çok büyük bir öneme sahiptir. Ancak bu tercümeler, biraz önce sözünü ettiğimiz sözcüklerin değer farklılıkları göz önüne alınmayarak yapıldığından, yani Batı dillerindeki bilgiler Türk dil sistemi içinde anlatılamadığından, edindiğimiz bilgiler eksik kalmakta, yurdumuzda gerçek bir bilim yaşamı kurulamamaktadır. Daha önce dilin düşüncenin evi olduğunu söyledik. Şimdi şunu ekleyelim: Düşünce ancak ve ancak ana dilin bahçesinde çiçek açar. Bilimi Türkçede kuramıyorsak, ona sahip değiliz demektir. Her dilin sözcükleri farklı bir dünya algılaması yansıtır. Bu algılama tarzı dil sisteminin bir parçasıdır.

Dilde Kirlenme, Tabela Kirliliği, Dilde Yozlaşma


Dilde Kirlenme, Tabela Kirliliği, Dilde Yozlaşma

TÜRKÇENİN YOZLAŞMASI

Suat Özer


(Türkçenin Yozlaşmasıyla İlgili Sunumu İndirebilirsiniz:TurkDili)

Türkçemizin ne denli yozlaştığını, kirlendiğini, bozulduğunu artık anlamayan ve dillendirmeyen kalmamıştır. Herkesin bildiği bu acı ve yalın gerçeği uzaktan izlemeyi bırakıp; akıntıya kürek çekmeye, olanaksız denilenleri başarmaya girişmek ise Türkçenin Diriliş Hareketinin görevi ve önderliği olmuştur. Çetin işleri başarmaya soyunmak kolay değildir ancak nasıl ki Atatürk’ümüz “kolay değil” diye ülkülerinden vazgeçmemişse bizler de bu çetin ödevimizden kesinlikle vaz geçmeyeceğiz!

Çöplerle, atıklarla dolu bir gölde yüzülemeyeceği gibi “sözcük çöpleri” ile dolu bir dilde de arılık ve duruluk aranamaz, bu dille ulusal birlik sağlanamaz. Dilde özleşme, durulaşma bu nedenle çok önemlidir. Özleşmenin kısırlaşma anlamına gelmemesi için her alanda sözcük türetimine ya da diriltilmesine ağırlık ve öncelik vermek en önemli ilkemiz olmalıdır. Türkçemizin milyonlarca sözcük türetebilme özgücü (potansiyeli) taşıdığı bilimsel olarak kanıtlanmış bir olgudur. Bireysel ve toplumsal olarak beynimizi bu konularda daha fazla yorma zamanı çoktan gelmiştir, geçmektedir…

Bu betiği (kitabı) alarak okuyan siz saygıdeğer Türkçe gönüllüsüne, dilimiz ve ülkemiz için duyduğunuz kaygı ve taşıdığınız üstün sorumluluk duygusu için en derin saygılarımızı sunarız. Olayların akışına seyirci kalmayı bırakıp sorumluluk üstlendiğiniz için, “Bu soylu yürüyüşte ben de varım.” dediğiniz için sizi yürekten kutlarız… Bu kutlu yürüyüşte bizimle birlikte yol alan gençlerimizi ve çocuklarımızı özel olarak alkışlıyor ve onları baş tacı ediyoruz çünkü Türkçemizi geleceğe taşıyacak olanlar onlardır.
“Adını ben verdim, yaşını Allah versin!” diyen Dede Korkut’umuz gibi “Adını biz verdik, yaşını sizler verin!” diyerek Türkçenin Diriliş Akımını gençlerimizin ve çocuklarımızın koruyucu ve sevecen ellerine ve ışıltılı beyinlerine teslim ediyoruz…


DİLİN ÖNEMİ


Bir insanın yaşadığı toplum dilini konuşabildiği kadar vardır. Henüz 1911 yılında Selanik'te başta Ömer Seyfettin, Ziya Gökalp, Ali Canip, Âkil Koyuncu gibi yazarların oluşturduğu genç kalemlerin ''Milli bir edebiyat milli bir dille yaratılabilir'' görüşüyle başlatmış oldukları yeni lisan hareketiyle Türkçenin sadeleştirilmesine büyük bir özen gösterilmiş ve Türkçenin daha sade bir dil haline gelmesi konusunda en kalıcı atılımları gerçekleştirmişlerdir.

Bu dönemlerde bazı Farsça, Arapça sözcükler yerine Türkçe olanları benimsenmiş, dil ve edebiyatın doğu-batı taklitçiliğinden kurtarılması sağlanmıştır.

Ne yazık ki günümüzde gelişen yabancı özenticiliği sayesinde ortaya çıkan kültür kirliliği kendini göstermiş ve tıpkı diğer yönlerde olduğu gibi dilimizi de zaman içinde kirletmeye başlamıştır.

Dilimizde ki bu yabancılaşma ve yozlaşma öyle bir boyuta ulaşmış ki günümüzde artık birçok kişi,  birçok alanda kendi öz dilini kullanmak yerine yabancı kökenli sözcükleri kullanmaya yönelmiştir.

Özellikle son yıllarda gelir düzeyi yüksek semtlerde kullanılan argoyla karışık İngilizce-Türkçe arası bir dil Türkiye'de Türkçe den uzak bambaşka yabancı bir kitlenin oluşmasını sağlamıştır. Öte yandan oluşan bu öteki Türkiye'de sırf dikkat çekmek adına kullanılan yabancı sözcüklerde Türkçenin yozlaşmasındaki en çarpıcı örneklerden biridir. Maalesef televizyonlarda yapılan kalitesiz programlarda Türkçeyi kirleten en önemli etkenlerin başında gelmektedir.

Dil, ülkenin kimlik kartıdır. Kimliği bozulursa ülke sömürge olur. Dil, bir ülkenin birliğinin ve bağımsızlığının en önemli simgesidir. Türkiye'de dilin kullanımı konusunda ciddi sıkıntılar yaşanmaktadır. Bu konuda toplum hayatında önemli bir yere sahip olan yazılı ve görsel basının da Türkçe konusunda duyarlı olması beklenirken ne yazık ki dilin düzgün kullanıma çok az önem vermesi ve son derece üzücü bir durumdur.

Osmanlı döneminin de yaşayan bazı sözde aydınlar Türkçenin bilim konusunda yetersiz olduğunu düşünüp halktan farklı bir Arapça-Farsça karışık dil kullanarak halktan kopmaya başlamışlardır. Bu durumun günümüzde aynı biçimde yinelendiğini açıkça görüyoruz. Öyle ki bilim yoluyla Türkçeye giren yabancı sözcüklerin Türkçe karşılığını bulmak yerine onları doğrudan okuyup, olduğu gibi yazmaya kalkıyoruz. Bu da durumumuzun daha da kötüleşerek işin içinden çıkılmaz bir hal almasına neden oluyor.

Örneğin ‘'Provakatör'' sözcüğü yerine ‘'kışkırtıcı'', ‘'Provakasyon'' sözcüğü yerine ‘'kışkırtma'' gibi Türkçemizde kullanılabilecek güzel sözcükler varken yabancı bir sözcükle olası bir durumu açıklama gayreti son derece gereksizdir. Ne yazık ki birçok köşe yazarının ve televizyonlara çıkan birçok sözde aydın'ın bunu çok sık yaptığı acı bir gerçektir. Aynı şekilde Müzikte ve özellikle de pop müzikte yapılan Türkçe olmayan sözler adeta Türkçenin yavaş yavaş yok olmasına olanak sağlıyor. Bütün bu durumlar ister istemez halka yansıyor ve onları dolaylı olarak da olsa etkileyebiliyor.

Bugün Türkiye'de yaşayan yaşlı dedelerimiz, atalarımız, büyüklerimiz artık yolda gördükleri yabancı mağazaların isimlerini, yabancı sözcükleri ve torunlarından duydukları yabancı içerikli Türkçe sözcükleri anlayamıyorlarsa ve onları uğruna savaşını verdikleri bu ülkede yabancılığa mahkum ettiysek bu yeni neslin atalarına yaptığı çok büyük bir ayıptır.

Ünlü filozof Konfüçyüs bir sözünde; ‘'Bir ülkeyi yıkmak istiyorsunuz önce dilini tahrip edin'' demiştir. Bu bağlamda eğer biz hala bir şeyleri sezip, hissedemiyorsak sadece dilimizde değil bizi biz yapan ve birbirimize bağlayan tüm öğelerimizde tehlike çanları çalıyor demektir.


Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk bu tehlike çanlarını sanki yıllar öncesinden görüyormuşçasına bizlere Türk dilinin yabancı dillerin etkisinden korunması konusunda ne kadar hassas olmamız gerektiğini şu güzel sözleriyle bakın nasılda belirtmiştir;

 

“Milli duygu ile dil arasındaki bağ çok güçlüdür. Dilin milli ve zengin olması milli duygunun gelişmesinde başlıca etkendir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir. Yeter ki bu dil bilinçle işlensin. Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk ulusu, dilini de yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarmalıdır.”


 
Tarih'te de bakacak olursak yıkılan bütün devletler ilk olarak dillerini kaybetmiştirler. Çünkü dilini kaybeden bir millet, milli benliğini, değerlerini, özünü ve daha da doğrusu her şeyini kaybetmiş, yitirmiş demektir. Bu yüzden Türkiye'yi Türkiye yapan ve sahip olduğumuz en güzel değerlerden biri olan Türkçeye gereken önemi vermeye özen gösterelim.

Türkçenin Yozlaşmasının Nedenleri


Türkçede yozlaşma, dilin işleyiş özellikleri olan geçerli kurallarını bir tarafa atıp dili gelişigüzel kullanarak, yapı ve işleyişindeki kuralların işlemez hale getirilmesi, dilin işleyiş özelliklerini kaybedip bozulmasıdır.

Özellikle Gençlerin özenti kesimi tarafından yozlaştırılan güzel Türkçemiz unutulmakta ve yanlış kullanılmaktadır. Türkçenin yozlaştırılması da özünden uzaklaşmasına ve bozulmasına neden olmaktadır.Türkçenin yozlaşması ilk olarak dükkan, market ve iş yerlerinin İngilizce olarak adlandırılmasıyla başlamıştır. Bu da batı dillerine özenmemize neden olmuştur. Son yıllarda telefonla mesajlaşmanın çoğalması ve internetin bilinçsiz kullanımı sonucu dilimiz, kelimeler değiştirilerek hatta gereksiz harf eklenerek yozlaştırılmaya başlanmıştır. Özellikle genç kesimin kullandığı anlık mesajlaşma programları ve bazı sosyal siteler bu yozlaşmanın temeli olmuştur.

Daha hızlı yazmak için kelimelerden harf çıkartılarak yapılıyordu. Örnek verecek olursak: Tamam, ne haber, selam gibi kelimeler tmm, slm, nbr şeklinde yazılıyordu. Fakat şimdi kısaltmak yerine daha da uzatılarak Türkçe karakterlerden olan ş, ç harfleri sh, ch, j şeklinde değiştiriliyor. Son olarak harflerin yerine rakam koyarak yazma gibi saçma sapan bir alışkanlık çıktı. A harfi yerine benzer olan 4 rakamını yazmak bu bozulmanın en basit örneği.

Dilimizi yozlaştıran Türk gençleri bu yozlaştırma merakından en kısa sürede arınmazsa ve özentiliği bırakıp özüne dönmezse, bu özenti sadece dilimiz ile kalmayıp kültürümüzü, benliğimizi hatta beynimizi etkileyecektir.Lütfen konuşurken ve yazarken Türkçeyi doğru kullanmaya dikkat edelim. Kültürümüz, benliğimiz için.

Son yıllarda gelir düzeyi yüksek semtlerde kullanılan argoyla karışık İngilizce-Türkçe arası bir dil Türkiye’de Türkçe den uzak bambaşka yabancı bir kitlenin oluşmasını sağlamıştır. Öte yandan oluşan bu öteki Türkiye’de sırf dikkat çekmek adına kullanılan yabancı sözcüklerde Türkçenin yozlaşmasındaki en çarpıcı örneklerden biridir. Maalesef televizyonlarda yapılan kalitesiz programlarda Türkçeyi kirleten en önemli faktörlerin başında gelmektedir.

Türkçenin Yozlaşmasıyla İlgili Örnekler

Aşağıdaki saçma adlar İngiltere'den değil, ne yazık ki Türkiye'den.


Dedem sandwich
Bulteks
Bulka Pizza& Kumpir
Veroni
Bulka Patisserie
Burger King
Tefal
Cafe Simao
Punch Cafe
Adrenal
Sport House
Line a Decor
Hosta Piknik
Mystical
Cottonland
T&T
Vivet
Denim’s
Tea House
Party7
Classic Cafe
Monopoly Cafe
Polo
Agelo
Denta
Surf
OZ
Classic Cafe
Reve

Destine Kız Öğrenci Yurdu
Happy Days Cafe & Patisserie
Pampero Cafe
Eskomed
Lotus Kuaför
Ice Salad Bar
Este Life
Rejuvi
Jolly Tours
Bosh
Jesebel
D&D Perfumum
Best
Chima
Journey
Day Light
Hobby Cafe
B&Ç Collection
Hobby Academie
Demonroe
Esk Sun
Kayer
Chicken Last Stop
Blouse
Cosso
Friend Hip
TeknoAr
Puzzle
Tita
Miss Cafe
 

DİLİN ÖNEMİYLE İLGİLİ SÖZLER


  1. Dili elinden alınmış bir ulus, usu (aklı) elinden alınmış bir ulus demektir. (Suat Özer)

  2. Arkadaşlar, bizim ahenkli, zengin dilimiz, yeni Türk harfleriyle kendini gösterecektir. Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk ulusu, dilini de yabancı dillerin boyunduruğundan kurtaracaktır. (Atatürk)

  3. Türkçenin derinliklerine dalınca, gözlerime on sekiz bin evrenden daha yüksek bin evren göründü. (Ali Şir Nevai)

  4. Mademki Türk’üz, o halde bir Türk gibi görür, bir Türk gibi düşünür, bir Türk gibi davranırız ve bir Türk gibi yazarız. (Ömer Seyfettin)

  5. Kuşlar, ayaklarıyla; insanlar dilleriyle yakalanırlar. (T. Fuller)

  6. Türkçe atalarımızın dili; anadil, diller güzeli. Yerine göre kılıçtan keskin, çelikten sert, kayadan sarp, boradan hızlı, bürümcükten ince, kelebekten uçucu, çiçekten renkli, kokudan tatlı, altından parlak, sudan duru Türkçe! (Ruşen Eşref Ünaydın)

  7. Dilin cirmi (kendisi) küçük, cürmü (suçu) büyüktür. (Atasözü)

  8. Dil sürçeceğine, ayak sürçsün daha iyidir. (Herbert)

  9. Dilin kemiği yok, nereye çekersen oraya gelir. (Atasözü)

  10. Dillerini jntiren uluslar, ulusal bilinçlerini de yitirirler. (O. Hançerlioğlu)

  11. Dil, bir ulusun aynasıdır. (Schiller)

  12. Kendi dilini tam bilmeyen, başka bir dil de öğrenemez. (Bernard Shaw) Konfüçyüs’e: “Eğer bir ülkede yönetici olsaydınız, ilk iş olarak ne yapmak isterdiniz?” diye sormuşlar”

  13. “Kuşkusuz ilk iş olarak dili düzeltirdim.” diye karşılık vermiş. Dinleyiciler şaşırmışlar. “Niçin?” demişler. Konfüçyüs’ün karşılığı şu olmuş: “Çünkü dilde bozukluk varsa, söylenen şey, söylenmek isteneni anlatmaz; eğer söylenen, istenen anlamı yansıtmazsa, yapılması istenen eylem yapılmaz; eğer istenilen yapılmazsa, sanat ve ahlâk bozulmaya uğrar; eğer ahlâk ve sanat bozulursa, adalet doğru yoldan çıkar; eğer adalet doğru yoldan çıkarsa; halk çaresiz, bir bunalıma sürüklenir. Sonunda söylenen hakkında doğru karar verme olanağı ortadan kalkar. Böyle bir durumu önlemek için dil her şeyden önemlidir.” (Rider’s Diges’tan)

  14. Birçokları kendi öz dillerine hâkim olamaz, ihmal ederler; meramlarını beylik sözlerle veya herkesin ağzında dolaşan tabirlerle ifade etmek isteyerek buna, kendilerine özgü bir mümtaziyet ve asalet vermeyi düşünmezler. Halbuki insanlar, birbirlerinin sözüne bakarak birbirlerinin kıymetini ölçerler. (Dale Carnegie)

  15. Dilim seni dilim dilim dileyim; başıma geleni senden bileyim. (Deyim)

  16. Dilim giydirir bana kilim. (Deyim)

  17. Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır. (Atasözü)

  18. Bülbülün çektiği dili belâsıdır. (Atasözü)

  19. El yarası geçer, dil yarası geçmez. (Atasözü)

  20. Kötü bir adamın dökeceği tatlı dil, tilkinin kargaya döktüğü tatlı bir dil gibidir.(Montaigne)

  21. Dilimizi daima iyi kullanmalıyız. O, sizi mutluluğa götürdüğü gibi felakete de götürebilir. (Hz. Ali)

  22. Dil düşüncenin aracıdır. Dilsiz düşünülemez. (Nurullah Ataç)

  23. Türkçe, çok uyumlu bir dildir. Sanırım dünyada bundan uyumlu bir dil yoktur. (L. Olivier)

  24. Dil devrimin amacı. Türk dilinin kısırlaştırılması değil, genişletilmesidir.

  25. “Başka dile uymaz annesinin, sesi

  26. Her sözün ararsan vardır Türkçesi”. (Ziya Gökalp)

  27. Dil kurumu, en güzel ve verimli bir iş olarak türlü bilimlere ait Türkçe terimleri belirlemiş ve bu suretle dilimiz yabancı dillerin etkisinden kurtulma yolunda esaslı adımını atmıştır. (Atatürk)

  28. Dil, herkesin birer taş eklediği bir yapıdır. (Emerson)

  29. Dil. bayrak gibi devletin de simgelerinden biridir. (Ö. Asım Aksoy)

  30. ” Bir milleti yok etmek istiyorsanız işe önce dil ile başlayın” Konfüçyüs

  31. Dili bilimden ayrı mütalaa etmek veya bilimi dilden ayrı düşünebilmek imkansızdır.

  32. İnsanoğluna konuşmayı öğrenebilme si için iki yıl,dilini tutmasını öğrene bilmesi için altmış yıl gereklidir.

  33. İnsan,dilinin ve arzularının hakimi değildir.

  34. Dilin ağır, gözün çabuk işlesin.

  35. Dil bir halkın gerçek anlamda millet olduğunu gösteren en önemli etkendir. Türkçe konuşmayı bıraktığımız anda Türk diye bir milletin yok olduğunu göreceksiniz. Milletimizin devamı için Türkçeyi korumak esastır.

  36. “Türkiye’nin yeni bir Türk dünyası ile karşı karşıya gelmesi, Avrupa, Amerika, Avustralya’da yetişen Türk nesillerinin olması, Türkçe’nin bir dünya dili haline getirilmesini zorunlu kılmaktadır.

  37. “Bugünden sonra divanda, dergahta, bargahta, mecliste ve meydanda Türkçe’den başka bir dil kullanılmayacaktır”.

  38. “Türk dili, Türk milletinin kalbidir, zihnidir.”

  39. Buğday ekmeğin yoksa buğday dilin de mi yok?

Türkçenin yozlaşmasının nedenleri, Türkçenin yozlaşmasının nedenleri maddeler halinde, Türkçenin yozlaşması ile ilgili yazılar, dilin yozlaşması nasıl önlenir, Dilin yozlaşması nasıl önlenir? Dilde yozlaşma örnekleri.

Güncelleme Tarihi: 30 Aralık 2018, 21:19
YORUM EKLE
YORUMLAR
Aleyna nur öztürk
Aleyna nur öztürk - 2 ay Önce

Şunu biraz kisaltin ya çok uzun lütfen