25.11.2021, 17:32

GÖKTÜRK ANITLARININ KEŞFİ VE YAYIN SERÜVENİ

25 KASIM 1893’TEN 25 KASIM 2021’E. 128 YIL SONRA 

GÖKTÜRK ANITLARININ KEŞFİ VE YAYIN SERÜVENİ.

Türk milletinin tarih içerisindeki yeri Milâttan Önce Hunlar ile başlamaktadır ancak Hun dili ile yazılan bir yazıt bu güne kadar bulunamamıştır. Buna karşılık Çincede geçen bazı kelimelerin Türkçe kökenli olduğu Çinli bilginler tarafından söylenmiş ve yazılmıştır. 

Milâttan sonra 6. yüzyılın sonlarında bir yüzü Brahmi harfleri ile yazılan, diğer üç yüzü ise Soğd harfleri ile Sogdça yazılan ve Bugut yazıtı diye isimlendirilen, aynasında ise Kurttan süt emen bir çocuğun kabartmasının yapıldığı ilk beş Göktürk kağanının devrini anlatan bir yazıt ile Brahmi Harfleriyle Türkçe-Moğolca yazılan iki yazıt bulunmuştur. Sonra, bir yüzleri Çince olan Köl Tigin ile Bilge Kagan yazıtları, Sogdça ve Göktürkçe olarak iki dilli olan Sevrey yazıtı, üç dilli olan Karabalgasun yazıtı olmak üzere 800 civarında irili ufaklı Türkçe yazıt bulunmuştur. Önce 6. ile 11. yüzyıl arasında yazılan bu yazıtların bulunmaları ve bilim âlemine duyurulmaları ile ilgili bilgileri kısaca verelim.

Nikolay Gavriloviç Mileski Spafariy adı ile tanınan şarkiyatçı ve elçi, Romen asıllı Nicolaie Milescu Rus çarı Aleksi Mihailoviç’n elçisi olarak Çin İmparatoru K’ang Hsi’nin sarayına giderken, 1675 yılının yaz aylarında Yenisey nehrinin kanyonunda, şimdilerde pek iyi görülmeyen kaya yazılarını görmüş ve tasvir etmiştir. Milescu’nun bu bilgileri Semen Ul’yanovç Remezov’a kaynak olmuş ve Remezov 1697’de yayımladığı Sibirya Atlasında bu ilgileri kullanmış ve İsveçli bilginlere “Rusya’daki runik taşlar” diyerek Yenisey yazıtlarını duyurmuştur.

Rusya’ya harp esiri olarak düşen harita subayı Philipp Johann von Tabbert-Strahlenberg, Rus çarının Sibirya araştırıcısı olarak görevlendirdiği Daniel Gottlieb Messerschmidt ile birlikte 1721 yılında Taşeba’dan Uybat’a giderken daha sonra E-32 olarak numaralanan üçüncü Uybat yazıtını görerek incelemişler, İsveçli Strahlenberg Messerschmidt’e dönerek “bu yazıtın yazısı İsveç runalarına benziyor demiş ve bu sözlerini 1730’da yayımlanan Das Nord- und Ostliche Theil von Europa und Asia adlı kitabında yazmıştır. İsveç dilinde runa kelimesi “harf” demektir. Bu yüzden Strahlenberg’den beri Göktürk metinlerine bilim âleminde yazısından dolayı “Runik metinler” denilmiştir. Strahlenberg-Messerschmidt ikilisi Uybat III (E 32), Uybat I (E 30) ve E-121 olarak numaralanan Yenisey yazıtlarını buldu. Peter Simonoviç Pallas Oznaçennaya (E 25) yazıtını bularak tanıttı. 

Matthias Aleksander Castren Tuba I (E 35), Kostrov Açura (E 26) ve Oya (E 27), Adrianov Kemçik Kaya Başı / Kaya uçı (E 25), Korçakov Altın Köl I ve II (e 28 ve E 29), Kuznetsov-Krasnoyarsk Uybat II (E 31), Savenkov Tuba II (E 36), Proskuryakov Ak yüs (E 38) yazıtlarını buldu. Böyece arazide metinleri okunmamış 15 Yenisey yazıtı bulunmuş oldu. Bu yazıtlar Minusinsk şehrinde yapılmış olan N. M. Martiyanov Müzesine getirilmeye başlandı. Böylece müze zenginleşti. Bu arada Fin Arkeoloji Cemiyeti Johan Reinhold Aspelin başkanlığında bir heyeti görevlendirdi. Bu heyet arazide 17 yeni yazıt daha buldu ve bu 32 yazıt Inscription de l’Iénissei (Yenisey Yazıtları) başlığı ile 1889’da Stockholm’de yayımlandı.

Bu 32 taşa Taşeba (E 40) ve Kemçik-Cirgak (E 41) yazıtlarını ekleyen Otto Donner 34 taştaki runik metinlerin grafik indeksini Wörterverzeichniss zu den Inscription de l’Iénissei başlığı ile 1892’de Helsinki’da yayımladı. Henüz Yenisey yazıtları okunmamıştı. 

Bu arada Moğolistan’da da Cografya araştırmaları yapılıyordu. Nikolay Mihayloviç Yadrintsev 1889 yılında Orhon nehrinin eski kıyısında Köl Tigin ile Bilge Kağan yazıtlarını buldu. Fin-Ugor Derneği de Axel Olai Heikel’i göndererek bu iki anıtın kopyelerini aldı. Çince uzmanı Georg von der Gabelentz Köl Tigin yazıtının Çince yüzünün çevirisini, yine Çince uzmanı Gabriel Deveria da Bilge Kağan ile Kara Balgasun yazıtlarının Çince yüzündeki metnin çevirisini yaptılar. Böylece Köl Tigin ile Bilge Kağan yazıt metinlerinin Çin kaynaklarında tu-kiu adı ile bilinen bir kavme ait olmasının anlaşılması bu runik metinlerin Türklere ait metinler olması ihtimalini doğurdu. 

Metinlerin çözümü hakında bilim dünyasında bir yarış başladı. Ancak bu yazıtı Danimarkalı bir dilci olan Vilhelm Thomsen kazandı. Thomsen, Büyük anıtların Çince metinlerindeki bilgilerden dolayı runik metinlerin dilinin Türkçe olduğunu tahmin ediyordu. Bu yüzden önce iki büyük anıtta yani Köl Tigin ile Bilge Kağan anıtlarında tekrar edilmeyen runa miktarını aradı. 38 işaret buldu. Sonra satırların Çincede olduğu gibi yukarıdan aşağıya yazıldığını ve sağdan sola doğru sıralandığını tespit etti. İki yazıtta birbirinin eşi olan kelimelerde kimi runaların bazan yazıldığını, bazan da yazılmadığını görünce, bu sistemde daima yazılan runaların Sami dillerindeki gibi ünsüzleri ifade ettiğini düşündü. Böylece bazan yazılan bazan da yazılmayan runalardan, kelime sonlarında sık sık yer alan bir tanesini iyelik eki olan ı ~ i runası olarak kabul etti. Önce k(a)g(a)n sonra da sonunda bu işaret bulunan t(e)ŋri kelimesini okudu. Bu iki kelimedeki harfler vasıtası ile kül tig(i)n ve kök t(e)ŋri kelimelerini söktü. Yeni okunan harfler başka kelimelerin de okunmasını sağlıyordu. İlk dört kelimeden sonra sırası ile türk, tört, kün, y(i)g(i)rmi, yir, (a)ltı, (e)rti ve başka kelimelerin okunuşu takip etti. Böylece Vilhelm Thomsen 25 Kasım 1893 gününün akşamında, bir saat içerisinde Göktürk yazısının alfabe sistemini çözmüş oldu ve bu keşfini Danimarka Bilimler Akademisi’nin 15 Aralık 1893 günkü toplantısında Déchiffrement des inscriptions de l’Orkhon et de l’Iénissei. Notice preliminaire [Yenisey ve Orhon yazıtlarının çözümü. İlk açıklama] başlığı ile dünyaya duyurdu ve Türk milletinin gönlündeki yerini aldı.

Runik Göktürk alfabesini Vilhelm Thomsen okudu ancak metinlerin ilk yayımını 1895 yılında Die alttürkischen Inschriften der Mongolei (Moğolistandaki Türk Yazıtları) başlığı ile Wilhelm Radloff yaptı. (St. Petersburg, 460 s.). Vilhelm Thomsen’in Köl Tigin ile Bilge Kağan metinlerinin transkripsiyonu ile çevirisinin yayımı Radloff’tan bir yıl sonra 1896’da Helsinki’de Inscriptions de L’Orkhon (Orhon Yazıtları) başlığı altında yayımlanmıştır.

Türkiye’de bu konuda ilk çalışan kişi Şemsettin Sami olmuştur. Ancak Şemsettin Sami’nin bu çalışması ani ölümü üzerine yayımlanamamış ve torunu Teoman Erel tarafından Arnavutluğa hediye edilmiştir. Şemsettin Sami’nin çalışması müsvedde olarak Tiran’da Milli Müze’de bulunmaktadır. 

Şemsettin Sami’nin asistanı Darülfünûn’un Türk Dili Tarihi müderrisi (profesörü) Necib Asım En Eski Türk Yazısı başlığı ile 1897’de Göktürk harflerini yayımladı. 1921 (1340) yılında da Köl Tigin ve Bilge Kağan yazıtlarını Orhon Abideleri başlığı ile neşretti. 

Necib Asım’dan 15 yıl sonra Hüseyin Namık Orkun Eski Türk Yazıtları adlı abidevi eseri ile 1940 yılına kadar yayımlanan runik metinleri Türk milletine duyurmuştur. Hüseyin Namık Orkun’u daha sonra bu sahada Osman Nedim Tuna, Talat Tekin, Muharrem Ergin gibi üstadlar takip ettiler.

Vilhelm Thomsen Köl Tigin ile Bilge Kağan yazıtlarında dördü 8 ünlüyü 34’ü de 34 ünsüzü karşılayan 38 runa bulmuştu. Sonra buna Yenisey yazıtlarında geçen “kapalı ė” olduğunu söylediği bir runayı daha ekledi.

Yıllar geçti. Runik alfabe ile yazılı olan metin yayımları çoğaldı. İlk yayımlardaki acele ile yapılan bazı yanlış okumalar düzeltildi. Çeviri olarak yapılmış olan yayınlarda çevirilen dile ait runaların bulunması runa sayısını artırdı. Göktürk harfleri ile yazılan iki yeni alfabe parçası ile 50’yi aşkın kağıda yazılı metin bulundu. Alfabe parçalarından Göktürk harflerinin belirli bir alfabe sırası olduğu anlaşıldı. Vilhelm Thomsen’in Eski Türk yazısını okumasından ve bir çok yeni metin yayımının yapılmasından 100 yıl kadar sonra 1994’te Osman Fikri Sertkaya “Kâğıda Yazılı Göktürk Metinleri ve Kağıda Yazılı Göktürk alfabeleri” başlıklı Türk Dili Araştırmaları Yıllığı-Belleten 1990 da yayımladığı yazısında (s. 167-181) Vilhelm Thomsen’in iki yazıtta bulduğu 38 Göktürk runasının sayısını 52’ye yükseltti ve metinlerde olması gereken 14 işaret ile birlikte 66 runalık bir Göktürk alfabesi olması gerektiğini yazdı. 

Saygılarımla arz ediyorum. Osman Fikri SERTKAYA

Yorumlar (0)
açık