KAZAKÇA MASALLAR (KAZAKÇA HAYVAN MASALLARI ÖRNEKLERİ)

KAZAKÇA MASALLAR (KAZAKÇA HAYVAN MASALLARI ÖRNEKLERİ)

SOME EXAMPLES FROM KAZAKH TURKISH AND KAZAKH ANIMAL LEGENDS

Yrd. Doç. Dr. Hülya SAVRAN*

Öz

Makalede, Kazakçada 'ertegi' diye adlandırılan masallara örnekler verilmiştir. Konuya geçmeden önce Kazaklar ve bugünkü Kazakistan hakkında genel bilgiler verilerek tanıtılmıştır. Daha sonra, Türk Dilinin 'kuzey batı' kolunu temsil eden Kazak Türkçesrnin fonetik ve morfolojik dil özelliklen, masallarda yer aldığı sürece verilmeye çalışılmıştır. Bu özellikler verilirken, Türkiye Türkçesi ile ve yeri geldiğinde de Eski Türkçe ile karşılaştırma yapılmıştır. Özelliklerin daha iyi anlaşılabilmesi için örnekler de verilmiştir. Daha çok çocuklara ders ve öğüt vermek amacıyla , hayvan karaterleri kullanılarak yazılmış masalların, önce transkripsiyonu, sonra da Türkiye Türkçesine çevirisi verilmiştir. Çeviri, kelime kelime çeviri şeklinde olmuş, bazı yerlerde anlatımı düzgün kılabilmek için rahat çeviri yoluna gidilmişti

Abstract

this paper, some examples from Kazakh legends which are called as 'ertegi' in Kazakh Turkish, are given. Before this, some information about Kazakh Turks and today's Kazakhstan is reported. Then, the phonetic and morphological tongue characteristics of Kazakh Turkish which is the 'Northwest' sector of Turkish language, are attmpted to be showed. Whilst these are given, Kazakh Turkish is compared to Turkey Turkish and also Old Turkish. Some examples are presented to reveal these characteristics. Firstly, trascnption of the legends which used animal characters and are written for children to teach some lessons and give advice, is introduced. Then, their translation into Turkey Turkish is presented. The translation is generally word by word but, in some places it ıs in the free style in order to ensure successful narration.


KAZAKÇA VE KAZAKÇA HAYVAN MASALLASIN A ÖRNEKLER

Biz bu makalemizde 'Kazak Ertegileri' adlı küçük bir dergiden2 seçtiğimiz masalların önce transkripsiyonunu, sonra da Türkiye Türkçesine çevirisini vermeye çalıştık. Masallar daha ziyade çocuklara yönelik öğüt ve ders verici nitelikte, hayvan karakterleri üe işlenmiştir. Çeviriyi yaparken, kelime kelime çeviri yapmaya çalıştık ama bazı yerlerde edebi endişe de gözettik. Kelime kelime çeviri yapmamızın nedeni, Türkiye Türkçesmden farklı olsa da Kazak Türkçesinin de nihayetinde Türk Dili ailesinden bir şive olup, fonetik ve morfolojik değişikliklere rağmen, sağlam bir Türk cümle yapısına sahip olduğunu göstermeye çalıştık. Masal örneklerine geçmeden önce, Kazaklar ve bugünkü Kazakistan hakkında, ayrıca Kazak Türkçesinı ilk bakışta Türkiye Türkçesinden ayrı kılan dil bilgisi özellikleri hakkında bilgiler vermek yararlı olur görüşündeyiz.

Kazaklar en büyük göçebe Türk halklarıdır. Konup göçtükleri bölge geniş Kırgız bozkrrlan olup doğuda İrtiş ırmağının kaynaklarına kadar, güneyde eski Orta Asya Hanlıklarına kadar, kuzeyde İrtiş mecrasının orta kısımlarına, İşim bozkırlarına ve Ural dağlarının eteklerine kadar yayılır.

Bugünkü Kazakistan batıdan doğuya 2 bin 500 yüz km., kuzeyden güneye bin 700 km. uzunlukta bir ülkedir. Yüzölçümü 2 milyon 853 bin km. karedir. Bu yüzölçümü üe Türkiye'nin yaklaşık 3.7 katı büyüklüğünde bir ülkedir. Nüfusu yaklaşık olarak 18 milyon kişidir. Ülkenin başkenti önce Almatı iken, daha sonra ülkenin daha kuzeyinde yer alan Akmola olmuştur.

Kazakça, fonetik hususiyetleri ile Kıpçak dü grubu içerisinde kabul edilir. Tarihi gelişmesi itibariyle Kazak Türkçesi, daha çok 'kuzey batı' Türk şiveleri çevresinde inkişaf etmiş sayılır. Son derece eski ve zengin bir halk edebiyattan vardır.. Edbi dü, 19. yüzyıl ortalarına kadar daha çok sözlüdür. Yazıya geçmiş ilk mahsüllen Çağatay Türkçesiyledir.

Modem Kazak edebiyatının temelini atanlar, Kazak Türkçesi ile eserler vücuda getiren Çokan Velıhanov (1873-1865), İbray Altaısarın (1841-1889), ve Abay Kunanbay (1845-1904) gibi aydınlardır.

Kazak arkadaşımız sayın Kayrat Sanbay tarafından hediye edilen dergide, herhangi bir bibliyografik bilgi yoktur. Bu nedenle yalnızca adını verebileceğiz.

Kazaklar 1929'a kadar Arap alfabesini, 1929-39 arasında Latin alfabesini, 1939'dan sonra da Kiril alfabesini kullanmaya başlamışlardır.

Kazakçanın Kısaca  Dilbilgisi  Özellikleri

  • Aşağıda ana hatlarla vermeye çalıştığımız dilbilgisi özellikleri, daha ziyade masallardaki örnekler gözönünde tutularak verildi:
  • -Türkiye  Türkçesinde  kelime  başındaki y'ler,   Kazakçada  j'dir:  jat-   'yat-'
  • -Eski  Türkçede  kelime  başındaki  t  ve  k'ler,  bizde  umumi   olarak ötümlüleşirken  Kazakçada  korunmuştur:  tur-  'dur-',   tüye   'deve;   kıl-   'kıl-', kel- 'gel-'
  • -Türkiye  Türkçesinde  bütün ç'ler,  Kazak  Türkçesinde  ş  olmuştur:  şöp   'çöp'
  • -Türkiye  Türkçesinde  bütün ş'ler,  Kazak  Türkçesinde  s  olmuştur:  tüs-  'düş'
  • -Türkiye Türkçesinde v-, 0' a karşılık  gelen  Eski  Türkçe  b,  Kazakçada korunur: bar 'var', bar- 'var-', ber- 'ver-', bol- 'ol-'
  • -Eski Türkçe g'ler, Kazakçada w olmuştur: taw   'dağ', bawir   'bağn'
  • -İki  ünlü  arasında  kalanp ve  k  ötümlüleşmiştir: jabıs-  'yapış-',  egiz  'ikiz'
  • -Kazak  Türkçesinde  ileri  derecede  ünsüz   uyumu   vardır.   Eğer   bir   kelime i ya  da  ötümlü bir ünsüz  ile  bitiyorsa,  bu kelemeye  eklenen  ek  de  ötümlü bir  ünsüz  ile  başlar.  Kelime  ötümsüz  bir  ünsüzle  bitiyorsa,  kelimeye  eklenen ek de ötümsüz ünsüzle  başlar.:  sebepti  'sebepli',  taldın  Malm',  aldanba 'aldanma', balapannan 'balabandan'
  • -Yükleme  hali:  +NI:  balanı  'çocuğu',  sizdi  'sizi',  tastı  'taşı'
  • -Yönelme halı: +Ga: jazga  'yaza', atka 'ata'
  • -Bulunma  hali:  +DA:   balada   'çocukta',  jurtta   'yurtta'
  • -Ayrılma  hali:    +DAN:  jerden   'yerden',  bekten   'beyden',  kimnen  'kimden'
  • -İlgi              :   +NIr|: ananın  'annenin', bizdin  'bizim', şöptirj  'çöpün'
  • -Geçmiş   zaman :-D+kişi:    kördim   'gördüm'
  • -GAN+kişi:  bolgan   'olmuş'
  • -(I)p+kişi:  beripti  'vermiş'
  • -Şimdiki zaman:-y/A,    -(I)p  yardımcı  fiil  -(V)r+kişi:  batıp  otır  'batıyor',
  • kelip  turmm   'geliyorum'
  • -Şimdiki  zaman  ve  Geniş  zaman      -y/A+kişi:  boladı  'oluyor',

KAZAKÇA MASALLARIN TRANSKRİPSİYONU

TÜLKİ MEN KOYAN

Âvelı tülkinın kuyrugı jok edi. Ârkaşan kaskırmenen tatuw turmagan sebepti kuyngınır, joktıgı jürgen izin jasıra almay, ogan bek kattı zalal keltirgen. Sonın üşın kaslar ardayım müdıun artman tüsip, an dip jürip, bir küni kaskır banp omn inme kirgen. Eğerde tülki innir] başka jagmdagı awzman şıgıp ketpese, öltirip tastar edı. Âlden son tülki agaş işine kirip ketip, agaştın tübinde turgan koyandı köredı. Ol mezgilde koyandardın kuyngı uzm bolıp, şapşan jürgenderine ıngaysız bolıp turuwsi edi. Sol jerde tülki koyandı ustap alıp, öltirmekşi bolıp jatkanda, koyan suraptı:"Meni ölturme, sağan kuyrıgrmdı sıyga bereyin", -dep uwagda kıladı. Munısma tülki könip, ekewi sol jerde kuyrıktarm ayırbastaydı. Sonan ben tülkinin kuyrıgı uzm bolıp, koyannın kuyngı kıska bolıp kalgan eken.

ARIŞTAN KÜŞİGİN ASIRAGAN MISIK

Bir mısık kan girip jürip, anası ölip kalgan arıstannın küşigine kez boladı. Mısık küşıkti bawirma basıp, ernizip asıraydı. Anstan ösip, azuwli jırtkış an bolıp, öz azıgm özi tabatın halge jetedi. Biı küni aşıkkan arıştan özin asıragan mısıJctı jemek boladı. Mısık omn bul oym sezip, örmelep agaş basma şıgıp ketedı.

Sonda anstan turıp:

-O, menin ak sürin emizgen asirawsrm! Magan sen tuwgan anamday ıstıksın. Bar kılıktardı üyretkende, agaşka ormelewdi nege üyretpegensiı? -deydi.

-Kısılganda kerek bolar değenim edi, -deptı sonda mısık.

JETİM KOZINI KASKIR JEGENİ

Ertede köktem küründe köşerşilik zamanında bir kozı koydan adasıp jatıp kaladı. El jönkilip uzap ketipti. Kozı jalgız özi jayılıp jürdi de, bir küm bir kölşikke kez kelip, suw işip jatkanda bir kaskır kelip suw işti de, kozmın rzm körip, kozrmn artman izdep jürip tawip aladı. Kozı kaskırdı körip korkıp turdı.

Kaskır kozıga: "Men seni jeymın", -deydi. Kozı:

-Ne jazıgım bar, taksir, -deydi. Kaskır:

-Üş jıldan beri ışrp jürgen suwimdi laylap jürsİT), koyadı desem, koymaysır],

-deydi. Kozı;

-Menin, tuwgamma üş ay bolgan jok, üş jıldan beri suwır|dı kalay laylaymın,

-dedi. Sonda kaskır:

-Sen bolmasan senin enen, bolmasa seniT]atalanrı, -dedi de kozmı kenırdeginenaiıp jerge bir sogıpjep koydı.

-Fü

Bir tülki jügirıp kele jatıp, abaysızda bir tererj apanga tüsip ketiptı. Şıga almay turganda, bir eski suw izdep jürip, algi apanga kez bolrp, tülkım köredi.

-Ey, tülki batır, ne kılıp hırsın,? -depti.

-Oy, ne kılasır), jamm jay tawip tur. Kırda arı suwsap, ân ıstıktan ölip edim, apanniT] işi âri salkın, âri tübinde tup-runık suwi bar eken, -deptı.

Mum estip eski: "Men de salkmdayın, âri suw işeyin, -dep oylap sekırip apanga tüsipti. Sonda tülki ken sekırip eşkinin üstine rnınip, onan müyizine şıgıp, ırgıpdalaga şıgıp. Jönine ketiptı.

"Ötirikke aldanba, basır] bâlege duwsar bolar" değen osıdan kalıptı.

EKİ BUGI

Bir küni tawda jayılıp jürgen eki bugı şöpke talasrp kalıptı.

-Men jeyrnin mum, men bunn kördün, -depti biri.

-Men jeyrnin, men bunn kelgenmin bul jerge, -depti ekinşisi.

Ekewi janjaldasıp, birin-biri süze bastaptı. Keyın şegine tüsıp sartıldata kep müyizdese süzisipti. Azdan son tipti krzık bolıptı. Bugunn müyızın bilesir|der, taldır) butagı siyaktı boladı. İlımskenşe abden süzisken körinedı.

Bir kezde müyizderı ilınisıp kalgan bugılar bırinen-bin ajıray almay ârli- berli tartısıptı.

Mum ötip bara jatkan ansılar körip kalıptı da kuwamp, derew kelrp bugılardı arbasına salıp üylerine karay jönele beriptı.

KAJRLIGAŞ PEN ŞÖJE TORGAY

Bir maweli bakta biyik kâri karagay ösip tunptı. Köktemde onır) basma karlıgaş pen şöje torgay üy salıp, balapan şıgarıptı.

Şöje torgay balapamna kuwray basın sındırtpay, erke totay kılıp ösirıptı.

Balapan tentek, oyındı gana biledi eken. Kamı aşsa, şeşesıne kelip, awzin aşadı, anası tapkan-tayanganm balapamna beredi.

Al karlıgaştiT| balapanı elgezek, erıbekkor bolıp ösıpti.

Uwakit zımırap öte beredi. Küz tüsedi. Eki balapan da er jetedi. Endi olar öz betterimen kün köriske kırisedi. Kanatı kataygan sorı, karlıgaştın balapanı jol kıyrnşılıgrnan korikpay, jılı jakka uşıp ketedi.

Şöje torgaydın balapanı jerden terip jeytin dânge senip, bakta kaladı. Kıs tüsedi. Jerdi kar basadı. Ne azığı, ne bas sugar panası jok şöje torgay âbden aşıgadı. Akırı üskirik ayaz sogıp, eşter|ege ebi jok, togışar balapandı büristirıp tastaydı.

Kaytadan köktem keledi. Kayta oralgan karlıgaştır| balapanı şırıldap, kurdasın izdey bastaydı.

-Jılama, -deydi ogan kâri karagay.

-Şöje turgaydın balapanı er|bek etpedi. Öytip, aştan öldi. Enbeksiz tirşilik jok, som bilip koy.

TÜRKİYE TÜRKÇESİNE ÇEVİRİ

TİLKİ İLE TAVŞAN

Eskiden tilkinin kuyruğu yok idi. Her zaman kurt ile iyi geçinememesi sebebiyle, kuyruğunun yokluğu, yürüdüğü izi kapatamamış ona pek çok zarar getirmiş. Bunun için kurt her zaman tilkinin ardına düşüp, arayıp bulurmuş, bir gün kurt varıp onun inine girmiş. Eğer tilki inin başka tarafındaki ağzından çıkıp gitmese, öldürüp bırakır idi. Sonra tilki ağaç içine girip gidip, ağacm dibinde duran tavşam görür. O zamanda tavşanların kuyruğu uzun olup, hızlı yürümelerine elverişşsiz olup durur idi. O yerde tilki tavşanı tutup alıp, öldürmek niyetinde olduğunda, tavşan yalvarır: "Beni öldürme, sana kuyruğumu hediye edeyim." ,-diye vade kılar. Buna tilki razı olup, ikisi o yerde kuyruklarını değiştirir. Ondan beri tilkinin kuyruğu uzun olup, tavşanın kuyruğu kısa olup kalmış imiş.

ARSLAN YAVRUSUNU BESLEYEN KEDİ

Bir kedi aylak aylak dolaşıp yürürken, anası ölüp kalan arslanrn yavrusuna rast gelir. Kedi yavruyu bağrına basıp, emzınp besler. Arslan büyüyüp, azılı, yırtıcı vahşi hayvan olup, kendi yiyeceğini kendi bulacak hale gelir. Bir gün acıkan arslan kendim besleyen kediyi yiyecek olur. Kedi onun bu düşüncesini sezip, tırmanıp ağaç tepesine çıkıp gider.

Sonra arslan durup:

-O, benim ak sütünü emziren besleyicim! Bana sen, doğuran anam kadar yakınsın. Bütün maharetleri öğrettiğin halde, ağaca tırmanmayı niye öğretmedin? - der.

-Zorda kaldığımda gerek olur dedimdi. -demiş orada kedi.

YETİM KUZUYU KURDUN YEMESİ

Eskiden bahar gününde göç zamanında bir kuzu koyundan yolunu şaşırıp kalır. Sürü yola koyulup uzaklaşıp gitmiş. Kuzu yalnız kendisi yayılıp giderdi de, bir gün bir gölcüğe tesadüf edip, su içip kaldığında bir kurt gelip su içti de, kuzunun izini görüp, kuzunun ardından giderek bulup yakalar. Kuzu kurdu görüp korkup kaldı.

-Kurt kuzuya: "Ben seni yiyeceğim.", -der. Kuzu:

-Ne günahım var, efendi, -der. Kurt:

-Üç yıldan beri içip durduğum suyumu bulandınp durursun, bırak desem, bırakmazsın, der.

Kuzu:

-Ben doğalı üç ay olmuş değil, üç yıldan beri suyunu nasıl bulandırırım, - dedi. Sonra kurt:

-Sen değilsen senin anan, değilse senin ataların, -dedi de kuzuyu nefes borusundan kavrayıp yere çalıp yiyip bırakır.

TİLKİ İLE KEÇİ

Bir tilki yürüyüp gidiyorken, aniden bir derin çukura düşüp gitmiş. Çıkamayıp kaldığında, bir keçi su arayıp gidip, sözü geçen çukura tesadüf edip, tilkiyi görür.

-Ey, tilki efendi, ne yapıp durursun? -demiş.

-Oy, ne edersin, canım münasip yer bulmuştur. Kırda bir taraftan susayıp, bir taraftan sıcaktan ölmüş idim, çukurun içi hem serin, hem de dibinde besberrak suyu var imiş, -demiş.

Bunu duyup keçi: "Ben de serinleyeyırn, ayrıca su içeyim." , -diye düşünüp atlayıp çukura düşmüş. Sonra tilki uzunca zıplayıp keçinin üstüne binip, oradan boynuzuna çıkıp, sıçrayıp ovaya çıkmış. Yoluna koyulmuş.

"Yalancıya aldanma, başın belaya girer." sözü oradan kalmış.

İKİ GEYİK

Bir gün dağda yayılıp duran iki geyik ot için dalaşıp kalmış.

-Ben yiyeceğim bunu, ben önce gördüm, -demiş biri.

-Ben yiyeceğim, ben önce geldim bu yere, -demiş ikincisi.

İkisi iddalaşrp, bubirini toslamaya başlamış. Sonra kenara düşüp hızla vurup boynuzlaşarak taşlaşmışlar. Biraz sonra tamamen enteresan bir hal almış. Geyiğin boynuzunu bilesinler, ağacm budağı gibi olur. Birbirine dolaşmca tamamen boynuzlaşmış görünür.

Bir ara boynuzlan birbirine dolaşıp kalaa geyikler bubirinden aynlamayıp ileri geri çekişmiş.

Bunu farkedip gideduran avcılar görüp kalmış da sevinip, derhal gelip geyikleri arabasına yerleştirip evlerine doğru yola koyulmuş.

KIRLANGIÇ İLE MİNİK SERÇE

Bir meyveli bahçede büyük yaşlı çam ağacı yetişip kalmış. İlkbaharda onun başına kırlangıç ile minik serçe yuva yapıp, yavru çıkarmış.

Minik serçe yavrusuna ihtimam gösterip başım incitmeden, nazlı tembel kılıp yetiştirmiş. Yaramaz yavru, oyunu da bilir imiş. Karnı açsa, anasına gelip, ağzını açar, anası bulup-buluşturduğunu yavrusuna verir.

O kırlangıcın yavrusu hareketli, işcanlısı olup yetişmiş.

Vakit hızla geçip gider. Güz gelir. İki yavru da büyür. Şimdi onlar kendi yüzleri ile gün yüzüne çıkmaya başlar. Kanadı güçlendikten sonra, kırlangıcın yavrusu yolun zorluklarından korkmaz. ılık yere uçup gider.

Minik serçenin yavrusu yerden toplayıp yiyeceği tohuma güvenip, bahçede kalır. Kış gelir. Yeri kar kaplar. Ne azığı, ne başını sokacak sığmağı olmayan minik serçe hepten acıkır. Sonunda çok soğuk rüzgâr esince, yapacak hiç bir şey kalmaz, uzağı göremeyen yavruyu buruşturup bırakır.

Yeniden ilkbahar gelir. Geri dönen kırlangıcın yavrusu heyecanla yaşıtını aramaya başlar.

-Ağlama, -der ona yaşlı çam,

-Minik serçenin yavrusu emek harcamadı. Öyle olunca, açlıktan öldü.

Emeksiz hayat yok. bunu bilip koy.


KAYNAKÇA

Kenesbayoğlu başkanlığında (Çeviren: H. Oraltay, N. Yüce, S. Pınar), Kazak Türkçesi Sözlüğü, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, İstanbul 1984 Redhouse, İngilizce Türkçe Sözlük, Redhouse Yayınevi, İstanbul 1986 Savran, Hülya, Kazak Türkçesi Korkıt Ata Kitabı. İnönü Üniversitesi Sosyal

Bilimler Enstitüsü, Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi Ana Bilim Dalı, Basılmamış Doktora Tezi, Malatya 1994

Shnitnikov, Boris N., Kazakh-English Dictionary, Indiana University Publications Uralic And Altaic Series, Vol. 28, Mouton & Co, London, The Hague, Paris 1966

Tuna, O. Nedim, Türk Halkları I. (Modern), İnönü Üniversitesi Eğitim Fakültesi

Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi Bölümü Ders Notlan: 1, Malatya 198S

Yorumlar (0)
10°
parçalı bulutlu