Kazan Tatarlarının fikir savaşçısı Ayaz İshaki

Kazan Tatar edebiyatı, Türk kültür tarihi dairesine sağlam köklerle bağlı kendine has bir edebiyat oluşturabilmiş, güçlü yazar ve fikir adamlarına sahip bir edebi muhittir. Türk tarihinin önemli beşiklerinden olan İdil, sadece Kazan Tatar edebiyatı içersisinde değil, bütün Türk dünyasında kabul edilen bir yazar ve fikir adamı yetiştirmiştir. Ayaz İshaki, edebiyatın birçok dalında eser veren bir sanatçı olması yanında devrinin bireyi silikleştiren/pasifize eden baskıcı Sovyet zihniyetine karşı da bir mücadele sergilemiştir. Musabay: “Onun, millî kurtuluş fikirlerinden ve o fikirlerin halk arasında yayılmasından korkan ve korunan Sovyet-Komünist yöneticileri önünde dehşetli bir addır” (Musabay 1979: 35). Söylemiyle Ayaz İshaki’nin Sovyetler karşı gösterilen psikolojik savaşta önemli bir fikir adamı olduğunun altını çizer.

Ayaz İshaki’yi oluşturan edebi çevreye yakından bakıldığında onu Türk dünyası edebiyatları ve ezilen Türk halklarının kurtuluş mücadelesi için önemi daha iyi anlaşılacaktır. 23 Şubat 1878’de Kazan ilinin Çistay ilçesinin Yevşirme köyünde dünyaya gelen Ayaz İshaki, iyi bir eğitim hayatı geçirir. Gençliğinde okuduğu, İsmail Gaspıralı’nın çıkardığı Tercüman Gazetesi onun hürriyet fikirlerinin oluşumunda etkili olur. Ayaz İshaki, pek çok hikâye ve roman okuduğu Türk edebiyatını da yakından tanır (Kamelieva 2009: 46). Daha sonra Rus ve Batı edebiyatı ile yakından tanışır. Bu sentez; onun roman, hikâye ve piyeslerinde derinliğe kavuşmasında etkili olur. Bunların dışında Tatar Türklerinin hatta Rusya’daki bütün Müslümanların haklarını ve bağımsızlığını savunan makaleler yazar. Müslüman şûralarının organizasyonunda bulunur. Ancak 1917 Ekim İhtilali’ni ve Bolşeviklerin iktidarını benimsemez. Bu yüzden fikirleri ve faaliyetleriyle idealist bir Pantürkist olarak mücadeleye devam eder. Bu yolda hayatının yarısını sürgünde geçirir (İshaki 2014: V). Sürgünde kaldığı dönemlerde dahi yazma eyleminden vazgeçmeyen Ayaz İshaki, M. Emin Resulzâde’nin dediği gibi, “Daima Türk Birliğinin, Türkçülük his ve cereyanının bütün Türk illeri ileri gelenlerinin düşünce ve çalışmaları üzerinde müessir olmasını özlerdi” (Aküzüm 1979: 110). Mekân onun için dar anlamda Türkistan, geniş anlamda Turandı. Bu bakımdan bulunduğu yerin pek önemi yoktur; ister bir hapishane koğuşunda ister izbe bir otel odasında eline kalem geçen her yerde İsmail Gaspıralı’dan, Yusuf Akçuralı’dan miras aldığı “Türk Birliği” fikrini kâğıda dökmüştür. Ayaz İshaki, hayatı boyunca çıkardığı Terakki, Hürriyet, Tan, Tan Yulduzu, Tavış, İl, Söz, İl Sözü, Mayak ve Millî Bayrak gazeteleri ile Millî Yul ve Millî Bayrak dergilerinin başyazarı ve kurucusu olmuştu (Akış 1979: 12). Bu dergiler vasıtasıyla halkının varoluş mücadelesinde Ruslaştırmaya karşı mücadele etmiştir.

Ayaz İshaki’nin Ruslaştırmaya karşı verdiği mücadelenin işlendiği piyesi Züleyha’dır. Züleyha dramı yüzyıllardan beri Rusların Tatarları Hıristiyanlaştırmak için her türlü yola başvurarak uğraşmalarını konu almıştır. Eserde anlatılan olay gerçekten yaşanmıştır (Çağatay 1979: 179). Eserleri vasıtasıyla millî bilinci ayakta tutmaya çalışan Ayaz İshaki, Ahmet Mithat Efendi’nin kitaplarını, risalelerini getirtiyor, Mısır’da yayımlanmakta olan dinî ıstılahlar hakkındaki kitapları, risaleleri mütalâa etmeye çabalıyordu (İshaki 1979: 203). Okuduğu kitaplarla kendi benliğini yeniden kuran ve Ruslaştırmaya karşı bir duruş sergilemede fikir altyapısını oluşturan Ayaz İshaki’nin bu yönünü Devletşin şu şekilde vurgular: “Rusya’da XX. Yüzyılda Müslüman halkların millî-kurtuluş hareketinin doğuş ve gelişimini A. İshaki olmadan tasavvur etmek güçtür. Bu davaya en aktif surette katılan ve sık sık bu faaliyetin öncülüğünü yapan İshaki, Türk halkları kurtuluş hareketinin ideolojik yönünü tayin ediyordu” (Devletşin 1979: 23).

İshaki romanları, hikâyeleri ve piyesleri yanında her fırsatta kaleme aldığı makaleleri vasıtasıyla Müslüman halkların millî-kurtuluş hareketini yönlendirmeye çalışırdı. Ayaz İshaki’nin millî bilinci ayakta tutan yönlendirici tarafına dikkati çeken isimlerden biri de kendisi gibi fikir adamı olan Yusuf Akçuralı’dır. O, Ayaz İshaki’nin ilk eserleri yayımlanıp, topluma hitap etmeye başlayınca Kazan Muhbiri gazetesinin (1906 yılı 179. Sayısındaki) makalesinde, “Yeni büyük bir istidat doğdu” diyerek takdirlerini belirtmiştir. Ayaz İshaki’nin fikir adamı kişiliği yanında, yaşanan trajedilere dikkati çeken çok yönlü yazarlık kabiliyeti hakkında da çeşitli görüşler vardır. Cemalettin Velidi, Vakit gazetesinde basılmış olan makalelerinin birinde Ayaz İshaki’nin edebi kudretini şu cümlelerle değerlendirmiştir: “Ayaz Efendi, sanat sanat içindir, diyenlerden değildir. O, sanatı ahlâk için bir yol diye bilenlerdendir. Onun her edebi eserine ahlâki ve içtimai bir ideal esas olmaktadır. O ne yazdıysa hepsi de ahlâki ve içtimai bir noktaya getirilip işlem görmüştür. Ayaz efendi, ahlâkçı ve düşünür bir ediptir. Buna kuşku yok. Ünlü şair, gazeteci Sait Rami, 1907 yılında İshaki için yazdığı makalelerin birinde, “Ayaz efendi gibi seyrek rastlanan bir edip ve muharririn, az bulunan bir şahsın her zaman için varoluşu bizim Tatar halkımız için her dakikada gereklidir.” Diyerek onu edebileştirmiştir. Alimcan İbrahim de inkilaba kadar ve ondan sonra da yazdığı ilmi çalışmalarında, siyasi ve içtimai meseleler üzerinde İshaki ile tamamiyle karşı fikirde oldu ise de onu “Büyük ve mümtaz” bir yazar olarak tanımıştır. Ünlü edebiyat âlimi A. Sadi, Tatar Edebiyatı Tarihi adlı eserinde İshaki’nin edebi kişiliğine, yazarlık hizmetlerine 20 sayfaya yakın yer ayırmıştır. Gerek Sadi, C. Velidi, Alimcan İbrahim, gerekse başkaları olsun, A. İshaki’nin edebi kişiliğine ve muharrirlik hizmetlerine daima tarafsız yönden yaklaşarak değerlendirmişler, başarılarını göstermekle birlikte, başarısızlıklarını da tenkit etmişlerdir (Musabay 1979: 36-37).

Sadece Tatar Türkleri için değil, bütün Türk halklarının kurtuluşu için mücadele eden Ayaz İshaki için yukarda söylenenler sadece bir özettir. Kültürel birikimini kendi kaynaklarından ziyade Türkiye’deki kaynaklara ulaşarak edinen Ayaz İshaki, kendi ağzından bu ruhsal gelişimini şu şekilde aktarır:

“Bendeniz şu hususiyetlere malik olan Türk Tatar edebiyatının bir muharriri, edibi, dramaturguyum. Büyük Türk milletinin bir dalının edebiyatı olan edebiyatımızı, Türkiye Türklerine tanıtmak ve onların hususiyetlerine dikkati celbetmek için epeyceemek sarfetmişsem de Türkiye son devirlerde fena filecnebîlik (Yabancı etkisi altında kaybolmuş) hastalığıyla malûl olarak millî benliğinden uzaklaştığından, bu emeklerim boşa gitmiştir. Lakin ben Türkiye’de, bu senelerde hâkim olan şu karışık hâleti ruhiye geçecek bir hastalık diye itikad ettiğimden, istikbalde Türkiye Türkleri meyanında kendi kendini aramak, özlüğünü bulmak cereyanlarının doğacağına ve bu ayrı ülkelerde yerli renklerde meydana gelen Türk dalları edebiyatının yekpare bir Türk Edebiyatı haline sokulacağına eminim” (İshaki 1979: 254).

Böyle bir fikir dünyasına sahip yazarın, en önemli eseri Türkiye Tükçesine aktarılan ilk Tatar romanı olan Üyge Taba okuyucusunu beklemektedir. Üyge taba yani eve doğru “Ev”inden ayrı geçirdiği onca yıldan sonra evine dönen bir generalin hikâyesi olan roman bir yönelişi ifade eder. Ev, dar anlamda insanın aidiyet duygusu hissettiği içtenlik mekânı, geniş anlamda “Turan” arzusudur. Orhan Söylemez: “Bu kelimede bir yönelme, bir ülkü, bir amaç için adım atma; ama henüz gerçekleştirememe durumu söz konusudur” (Söylemez 2005: 133). der. Bu yöneliş bireyin kaybettiği millî ve dinî değerlerinedir. Miralay, romanda kimliksizleştirme siyasetine uğrayan kendisi gibi milyonlarca Türk’ün temsilcisi konumundadır. 

http://dergipark.gov.tr/download/article-file/151576

YORUM EKLE