Sümerli Alfabesi, Sümerce ile Türk Dilinin Tarihi İlişkisi, Sümerce ve Türkçe Arasındaki Benzerlikler

Sümerli Alfabesi, Sümerce ile Türk Dilinin Tarihi İlişkisi, Sümerce ve Türkçe Arasındaki Benzerlikler

Sümerli Alfabesi, Sümerce ile Türk Dilinin Tarihi İlişkisi, Sümerce ve Türkçe Arasındaki Benzerlikler

Sümerli AlfabesiSümerce ile Türk Dilinin Tarihi İlişkisi, Sümerce ve Türkçe Arasındaki Benzerlikler

Konu: Sümerce ile Türk Dilinin Tarihi İlişkisi, Sümerce ve Türkçe Arasındaki Benzerlikler, Sümerce ile Türk Dilinin Tarihi İlişkisi, Sümerce ve Türkçe Arasındaki Benzerlikler, Sümerce kelimeler, Sümerce öğrenmek, Sümerce cümleler, Sümerce çeviri, Sümerce yazı, Sümerce alfabesi, Sümerce türk ne demek, Sümerce nasıl öğrenilir?

Sümerce ile Türk Dilinin Tarihi İlişkisi, Sümerce ve Türkçe Arasındaki Benzerlikler

Sümerce, insanlık tarihinin bugün için bilinen en eski yazı dilidir. Milattan önce üç bin yıllarında güney Mezopotamya’da yüksek kültürleri ile yaşamış olan Sümerler, üçüncü bin yılın sonlarına doğru da tarihî ufuklarımızdan kaybolmuşlardır.

Sümerce

Sümerce, Sümerlerin Güney Mezopotamya'da M.Ö. 4. binyıldan itibaren konuştukları dildir. Bilinen ilk yazılı dildir. M.Ö. 2000 yıllarında Akadca bölgede konuşma dili olarak Sümercenin yerini almış, Sümerce ise bilimsel ve dinsel bir dil olarak M.S. 1.yy'a kadar varlığını sürdürmüştür.

Gramer

Sümercede eril-dişil ayırımı yoktur. Bu dil, heceli bir dildir ve yapısal olarak diğer bir çoğuna (örneğin Türkçeye ) benzemektedir.Fakat ses değeri, fonetik bakımdan ölü veya yaşayan hiçbir benzeri yoktur.”

Osman Nedim Tuna

Sümerce ile Türki diller arasında tarihi bir ilgi bulunduğu iddiasını 168 kelime ve gerekli açıklamalarla destekleyen Osman Nedim Tuna 1962’de doktora için gittiği Amerika’da, bu konudaki çalışmalarını yoğunlaştırmış ve 1982’de çalışmalarını topladığı Sümer ve Türk Dillerinin Tarihi İlgisi ve Türk Dilinin Yaşı Meselesi adlı eseri, altı başlık altında toplanmıştır: 1. Giriş; 2. Sümerce Türkçe Ses Denklikleri ‘Kurallar’; 3. Malzemenin Tartışılması, Metod ve Yorum; 4. Sonuç; 5. Son Söz; 6. Bibliyografya ve Kısaltmalar.[1]
 

Bilimadamlarının Sümerce ile ilgili düşünceleri

Hartmut Schmokel, Sümer dili konusunda şöyle demektedir:

Kelime yapısı bakımından Sümerce, heceli bir dildir. Bu tip bir dil Avrupa’da Fin-Uygur ve Asya’da da Türk dilleri tarafından temsil edilir. Genellikle tek heceli ve değişmez bir kökün, kendi başına anlamı olmayan eklerle kullanımından oluşur. Bu dilin bir diğer ayırt edici karakteri,aynı kelimenin çok anlamlı olmasıdır ki örneğin Çin dilinde olduğu gibi,inişli-çıkışlı, ince ve kalın sonlama biçiminde vurgulama gerektirir.[2]

Leonard Woolley ise Sümer dili konusunda şöyle der:

(Mezopotamyaya) gelen sonuncu göçmenler Sümerler oldular.Bunlar yazılara ‘kara kafalar” diye aktarılan siyah saçlı bir halktı ve etimolojik bakımdan değilse bile,yapısı bakımından eski Turan türkçesine benzeyen heceli bir dil konuşuyorlardı.
 

Louis Huot

Bizim yazıları anlamaya başladığımızdan beri, MÖ. 2500 yılları boyunca yazılan sümercenin dil kökeni belirsizliğini korumaktadır. Daha 1869’da, Fransız Jules Oppert, ne assurca ve ne de babilce olan bu tablet diline sümerce demişti. Fakat bu dilin bilimsel bakımdan varlığını temellendirmek ancak 1923 yılında Arno Poebel’in Sümer Gramerini yayınlamasıyla olmuştur. Bu dil, heceli bir dildir ve yapısal olarak diğer bir çoğuna (bu arada örneğin Türkçeye ) benzemektedir. Fakat ses değeri,fonetik bakımdan, ölü veya yaşayan hiçbir benzeri yoktur.

Sümerce ile başka diller arasında akrabalık ve kaynak birliği üzerine pek çok çalışma yapılmış olmasına rağmen, şimdiye kadar bunların hiçbiri ispat edilebilmiş değildir. Önceleri Akatça ile bu dilin akrabalığı düşünülmüş, daha sonra Akatçanın Sami dillerine mensup olduğu anlaşılınca, bu fikir kendiliğinden unutulmuştur. Sümerce ile, (birbirinden tamamen farklı olan) Mısır, Çin, Etrüsk, Ural-Altay, Sami gibi dillerin akrabalığını savunan görüşler de inandırıcı tanıklar ortaya koyamamıştır.

XIX. yüzyılda, Sümerceyi Ural-Altay dil ailesi ile ilgili gören J. Oppert, bu dil ile Macar, Moğol, Mançu ve Türk dilleri arasında karşılaştırmalar yapmıştır. Ancak bu dille en çok ilgilenen F. Hommel olmuştur. Hommel yaptığı araştırmalar sonucunda ilk önce Sümerceyi Altay dillerinden biri saymış, 1884’te ise daha ileri giderek Sümerlerle Akatları ortak bir Altay kavmi olarak kabul etmiştir.1 Sümerce ile Ural-Altay (özellikle de Türk) dilleri arasında lengüistik ve morfolojik benzerliklere değinen Hommel, Kaşgarlı Mahmut’un “Divanu Lügati’t-Türk”ünden de kelimelerle karşılaştırmalar yapmıştır.2 Davasına en uygun örneklerden birkaçı şunlardır:

Sümerce ai = Türk dili ay
dingir = tengri
ab = eb/ev

Sümerce ile Türk Dilinin Tarihi İlişkisi

Ancak, bu tür kelime benzerliklerine dayanan akrabalık tezleri yöntem açısından zayıf bulunduğundan, bilim dünyasında pek kabul görmemiştir. Çünkü, kelime benzerliklerine dayanılarak karşılaştırılması yapılan iki dil arasında dört bin yıl kadar bir zaman aralığı bulunmaktadır (Sümerce M.Ö.3100/Divanu Lügati’t-Türk M.S. 1072).

İnsanlık tarihinin şu anda bilinen en eski yazılı dili olması dolayısı ile, Sümerce ile kurulabilecek dil akrabalığı bütün bilim adamlarını iştahlı bir şekilde meşgul etse de, sağlam lengüsitik yöntemler kullanılmadığından, sorun henüz çözülememiştir.

Sümerce ile yaşayan diller arasındaki en inandırıcı tezi, XX. yüzyılın sonunda, merhum hocam Osman Nedim Tuna ortaya koymuştur. Daha önce başka lengüistik keşifleri de olan O.N.Tuna, ilk olarak 1947 yılında tespit ettiği bir ses denkliğinden hareketle elli yıl bu konu üzerinde yoğunlaşmıştır. 1961’de Amerika’da N. Poppe’nin yanında Türkoloji, Mongolistik, Altayistik ve Lengüistik alanlarında doktora eğitimine başlayan O.N.Tuna, 1970’te Philadelphia Oriental Club’de bu konu ile ilgili bir konferans vermiştir. Dünyanın muhtelif yerlerinde Sümerolog, Altayist, Türkolog ve antropologların bulunduğu ortamlarda çeşitli konferanslar veren ve tartışan O.N.Tuna, çalışmalarının son hâlini 1989’da “Türk Sovyet Kollokyumu”nda bir bildiri ile sunmuştur. O toplantıda büyük heyecan yaratan bu lengüistik keşif, 1990 yılında Türk Dili Kurumu tarafından yayımlanmıştır.

Osman Nedim Tuna’nın Sümer ve Türk Dillerinin Tarihî İlişkisi Konusundaki Tezi Kitabında “Sümerce ile Türkçe çok daha eski bir devirde birbiri ile akraba olmuş olabilir veya olmayabilir. Bu konu bizi burada ilgilendirmiyor.” diyen O. N. Tuna, bu iki dilin birbiri ile akraba olduğunu iddia etmemektedir. O halde, Sümerce ile Türk dilinin akrabalığını iddia etmeyen O.N. Tuna’nın tezi nedir, neyi iddia etmektedir?

Tuna, Sümercede geçen, ancak Sümerologlar tarafından “Sümerce değildir, Sümerceye yabancı bir dilden alınmış ödünçlemelerdir” denilen kelimeler üzerinde çalışmış ve bunlardan 165 tanesinin Türk dilinden Sümerceye verildiğini kanıtlamıştır. Bunu şöyle bir benzetme ile açıklayabilirz: Nasıl biz Türkiye Türkçesindeki “jambon” kelimesinin başındaki “j” ve “ikinci hecedeki o” seslerine bakarak Türk dili kaynaklı olmadığını anlayabiliyorsak, büyük Sümerolog Landsberger de, Sümerce metinlerde geçen birtakım kelimelerin Sümerce olmadığını tespit etmiştir. Bu kelimelerin, Sümerceye yabancı bir “alttabakaya (substrat)” ait olduğunu, bu tabakayı temsil eden kavmin, bir çok Sümerce kültür kelimesinin asıl sahibi bulunduğunu, bu kavmin Sümerlerin daha kuzeyinde yaşamış olması gerektiğini iddia ediyor. Sonra da “kök+ek” tipli kelimelerin iki türde olmasına dayanarak, bunlardan birincisine “Proto-Euphrates (Ana-Fırat)”, ikincisine de “Proto-Tigris (Ana-Dicle)” adlarını veriyor. Yani Lansberger, Sümercede geçen kelimeleri iki ana grupta düşünüyor: Bunlardan ilki, Sümerce asıllı kelimeler, ikincisi ise, Sümerce olmayıp, Sümerlerin kuzeyindeki bir kavimden alınan ödünçleme kelimeler.4 İşte, O.N. Tuna, Sümerce olmayıp, fakat Sümerlerin kuzeyindeki bir kavimden geçmiş olan alıntı kelimeler üzerinde çalışıyor.

O.N. Tuna, kitabına aldığı 165 kelimenin Türk dilinden Sümerceye geçtiğini ispat etmiştir. Bunun için de, “düzenli ses denklikleri (regular sound correspondence)” yöntemini kullanmıştır. Bu yöntem, iki ayrı dönem ve dilde tespit edilen kelimelerin (varsa) aynılığını ispat için kullanılabilecek tek ve kesin ölçüdür. Lengüistik araştırmalarda sık kullanılan bu yöntemi açıklamak için günümüz Türk dilinden bir örnek vermek istiyoruz: Türkiye Türkçesindeki “yol” kelimesi Kırgız Türkçesinde “col” olarak bulunur. Burada bir “kelime başı y = c” denkliği söz konusudur. Elbette böyle bir denkliğin, tek bir kelimede tesadüfî olarak görülmesi ihtimali de vardır. Peki, iki dil arasındaki ses denkliğinin tesadüfî olmayıp bir münasebetin varlığını kanıtlaması için kaç tane “benzer çift” olan örneğe ihtiyaç vardır? Bu sorunun cevabını lengüistler hesaplamıştır. Cowan’a göre, böyle yalnız “üç çift”, Groenberg’e göre ise “üç-dört çift” olması, iki ayrı dildeki kelimelerin tarihî münasebetini kanıtlamaya yeter. Zaten Türkiye Türkçesi ile akraba olduğu bilinen Kırgızcada, aynı düzenli ses denkliğini gösteren yüzlerce örnek de bu münasebeti kanıtlar:

TTk. y- = Krg. c-
yat- = cat-
yıl = cıl
yaş = caş
yok = cok, vs.

O.N. Tuna, dillerin ilişkisini en net ve kesin kanıtlayabilen bu “düzenli ses denklikleri” yöntemini, Sümerce (metinlerde geçen, ancak Lansberger’e göre Sümerce olmayıp kuzeydeki bir kavimden alındığı söylenen) kelimeler ile Türk dilinin kelimeleri arasında uygulamıştır. İlk olarak 1947 yılında Sümerce gud ‘öküz, sığır’ kelimesi ile Eski Türkçe ud ‘öküz’ arasında bir ilgi olabileceğini düşünmüştür:

Sümerce (deki alıntı kelimeler) de g- = Türk Dili Ø- gud = ud

“Eğer, bu bir tesadüf değil de Sümer ve Türk dillerinin tarihî bir ilgisinden ileri geliyorsa, o takdirde Sümerce kelime başı ‘g’lerinin Türkçede ‘Ø-‘a tekabül etmesi gerekir” diye düşünüp, Sümerce sözlüklerde ‘g’ ile başlayan maddeleri taramıştır. Bu şekilde başlayıp 1989’a kadar süren çalışmaları sonucunda, O.N.Tuna, bu g-= Ø-denkliği için 15 örnek bulmuştur. Bunlardan birkaçı (Örnek kelimeler ilgili kitaptan alınmıştır. Bilgin, örnek kelimelerin anlamlarını, aldığı sözlüklerdeki orijinal dilleri ile vermiştir):

Sümerce g- = Türk Dili Ø-
gud ‘ox’ = ud ‘sığır, öküz’
gig ‘to be ill” = ig ‘hastalık, hasta’
gişig ‘door’ = eşik ‘kapı’
gid ‘entfernen’ = ıd-‘salmak, göndermek’
gaz ‘to crush’ = ez-‘to crush’
gur ‘ernten’ = or-‘kesmek, biçmek, vurmak
Dilbilim ölçülerine göre, Türk dili ile Sümerce arasındaki bu tür denk çiftin tesadüfî olarak bulunma ihtimali şudur:
1. çift için 1: 5000 X 5000 = 1: 25 000 000
5. çift için 1: 24 X 25 X 106 = 1: 400 X 106
10. çift için 1: 29 X 25 X 106 = 1: 12 000 X 106‘dır

Kısaca söylemek gerekirse, g-= Ø-gibi bir ses denkliğini gösteren 15 çiftin bulunmasında “tesadüfîlik ihtimali” yoktur. Yani, iki ayrı dildeki bu kelimeler, aynı kelimelerdir ve tarihî bir ilişkiyi gösterirler.

O.N.Tuna’nın kitabından bir başka düzenli ses denkliği verelim:

Sümerce D-(d-/t-) = Türk Dili y-
dar ‘spalten’ = yar ‘yarmak’
dib ‘Band’ = yip ‘ip’
tab ‘verschlissen’ = yap ‘örtmek, kapamak’
tir ‘country’ = yir ‘yer, toprak, yeryüzü’
tu ‘waschen’ = yu-‘yıkamak’
Bu denkliğin de kitapta 16 çift örneği verilmiştir.

Sümercedeki alıntılar üzerinde bugüne kadarki en sağlam ve tutarlı tezi ortaya koyan O.N.Tuna, düzenli ses denkliklerini eserinde şu ana başlıklarda vermiştir:

A. Kolay Tanınamayan Kelimelerle İlgili Ses denklikleri
a. Kelime başı ünsüzleri: D, g, m, n, S, Ş, Ø (yedi denklik, toplam 82 çift)
b. Kelimenin ilk ünlüsünden sonraki ünsüzler: d, d, m, r, ş (beş denklik,toplam 43 çift)
c. Kelime sonu: ae, g, m, Vr/z (dört denklik, toplam 23 çift)
B. Doğrudan Görülebilen denklikler (toplam 52 çift)

“Karşılaştırmalarda, niçin Ana Altayca değil de Eski Türkçe kelimeler kullanılmıştır”, “Türk dilinden geldiği anlaşılan bu kelimelerin, onun hangi devresine ait bulunduğu” gibi sorular da, kitabın “Metod ve Yorum” bölümünde ayrıntıları ile açıklanmıştır.

Osman Nedim Tuna’nın düzenli ses denklikleri ile kanıtlamış olduğu şey, Sümercede alıntı olarak bulunan bu 165 kelimenin Türk dilinden ödünçlenmiş olduğudur. Bu gerçek, bizleri birbirinden önemli şu sonuçlara götürür:
1. Sümercedeki ödünçleme kelimeler, Türk dilinden alınmıştır.

2. Landsberger’in, “Sümerlerin kuzeyinde, dağlık bölgelerde yaşayan ve Sümerceye kelimeler vermiş bulunan Proto-Euphrates (Ana Fırat) ve Proto-Tigris (Ana-Dicle) olarak nitelediği dil, Türk dilidir.

3. Bugün için insanlık tarihinin bilinen en eski yazılı belgeleri Sümerce metinlerdir. Sümerlerin ve dillerinin kimliği, yaşayan veya tarihî bir milletle akrabalıkları henüz tespit edilememiştir. Ancak, dünyanın en eski yazılı metinleri olan Sümerce belgelerde alıntı sözler olarak geçen ve Türk diline ait olduğu kanıtlanan bu 165 kelime, dilimizin belirlenebilen en eski şekillerini de temsil etmektedir. O halde, şu anda, dünyada en eski yazılı belgeye sahip olan dil de Türk dilidir.

4. Lansberger’in, Sümerlerin kuzeyinde yaşamış olan Ana-Fırat ve Ana-Dicle diye düşündüğü dil aslında Türk dili olduğundan, en pinti hesaplamalara göre, Türkler, M.Ö. 3500 yıllarında Anadolu’nun güney doğu bölgelerinde yaşamakta idiler.

Sümerce ve Türkçe Arasındaki Benzerlikler

Sümerce Karaçay Türkçesi Türkiye Türkçesi
az az Az
baba ata Baba (ata)
gaba gabara Yünlü yelek
daim dayım Doyum, doyma
me men Ben
mu Bu, ol Bu, o
ne ne Ne
Ru ur Vur
Er er Er, asker
Tu Tuv- Doğ-
Tud tuvdu doğdu
Ed öt geç
Çar çarh çark
guruvaş karavaş Kadın köle
üç üç
üd ot Od, ateş
Uzuk uzun uzun
Tuş tüş- in-, aşağı inmek
Eşik Eşik Eşik ,kapı
Aur avur ağır
Jau Jav/cav Yağ
Jen Jer/cer Yer
Egeç egeç kızkardeş
Or or Orak çalmak
Kal kal- Kal-
Kız kız Kız
Kuş kuş Kuş
Uat uvat- Ufala-, kır-
Jarık Jarık/carık Aydınlık, ışık
Jaz Jaz/caz- Yaz-
Jün Jün/cün Yün
Jol Jol/col Yol
Jır Jır/cır Türkü, şarkı (Ir)
Jarım Jarım/carım Yarım
Çolpan çolpan Sabah yıldızı
Çibin çibin Sinek (cibin-lik)
İrik İrk/irik 5 yaşındaki koç
Kur kur Kur-
koru koru Koru-
küre küre Küre-
Kadau kadav Sürme kilit
Kan kan Kan
San san Sayı
ikki eki İki
Buz buz Boz
Üz üz Kopar
Süz süz Süz
Ez öz Öz, kendi
Ör öl Öl
ul ul Oğul

AVRUPA DİLLERİNDEKİ SAYI ADLARININ TURAN KÖKENİ

Arif Cengiz Erman

1. Sümercenin Etrüskçe ile karşılaştırılması:
Sümercede aş, diş, dit, deşşu, eşda, ur ve mer sözleri bir anlamına gelir (bunlardan mer sözü, dilimize bir olarak evrimiştir).

Sümerce
dit min eş limmu ia aş imin ussu ilimmu u
Etrsükçe
thun zal/dual ciş huth mac sa semph cezp nurph sar

Sümerce ve Etrüskçe 1, 3, 4, 5 ve 6 sayı adlarının köken birliği vardır.

2. Etrüskçenin Korece ile karşılaştırılması

Etrsükçe
thun zal/dual ciş huth mac sa semph cezp nurph sar
Korece
hana dul set net daseot yeoseot ilgop yeodeol ahop yeol

Etrüskçe ve Korece 1, 2 ve 4 sayı adlarının köken birliği vardır.

3. Etrüskçenin Türkçe ile karşılaştırılması

thun zal/dual ciş huth mac sa semph cezp nurph sar
bir iki üç dört beş altı yedi sekiz dokuz on

Etrüskçe ve Türkçe 3 sayı adının köken birliği vardır.

4. Etrüskçenin Yuğra dilleriye karşılaştırılması

Etrsükçe
thun zal/dual ciş huth mac sa semph cezp nurph sar
Macarca
egy ket harom negy öt hat het nyolc kilenc tiz
Mansice
akva kitig xuram nila at hot sat nolov ontolov lov
Khantice
yig kat tam nyate wet xut tapet nevet yaryan yan

Etrüskçe ve Yuğra dillerinde 5, 6, ve 7 sayı adlarının köken birliği vardır.

5. Etrüskçenin Latince ile karşılaştırılması

Etrsükçe
thun zal/dual ciş huth mac sa semph cezp nurph sar
Latince
unus duo tres quattuor quinque sex septem octo novem decem

Latincedeki unus (1), duo (2), quattuor (4), quique (5), sex (6), septem (7), octo (8) ve novem (9) sayı adları Etrüskçeden kalmadır.

6. Latincenin Yuğra dilleriyle karşılaştırılması

Latince
unus duo tres quattuor quinque sex septem octo novem decem
Macarca
egy ket harom negy öt hat het nyolc kilenc tiz

Latincedeki tres (3) ve decem (10) sayı adları Ön Yuğra dilinden kalmadır.

Böylece Latincedeki sayı adlarının sekizi Ön Türkçeden [unus (1), duo (2), quattuor (4), quique (5), sex (6), septem (7), octo (8) ve novem (9)], ikisi de Ön Yuğra dilinden [tres (3) ve decem (10)] kalmadır.

7. Latincenin Avrupa dilleriyle karşılaştırılması

Latin: unus duo tres quattuor quinque sex septem octo novem decem

Kelt: aon da tri ceithir coig sia seachd ochd naoi deich

Rus: adin dva tri çetire pyat şest syem vosem devit desit

Sırp: jedan dva tri çetri pet çest sedam osam devet deset

Arnavut: një dy tre katër pesë gjashtë shtatë tetë nentë dhjetë

Yunan: ena dio tria tessera pente exi epta octo ennea deka

İngiliz: one two three four five six seven eight nine ten

Alman: eins zwei drei vier fünf sechs sieben acht neun zehn

İsveç: en två tre fyra fem sex sju åtta nie tie

Kelt dillerindeki tüm sayı adları Latinceden kalmadır.
Rusça ve diğer Slav dillerindeki pyat/pet (5) dışındaki tüm sayı adları Latinceden kalmadır.
Arnavutçadaki pesë (5) dışındaki tüm sayı adları Latinceden kalmadır.
Yunancadaki pente (5) dışındaki tüm sayı adları Latinceden kalmadır.
Germen dillerindeki four/vier/fyra (4) ve five/fünf/fem (5) dışındaki tüm sayı adları Latinceden kalmadır.

8. Türkçenin Avrupa dilleriyle karşılaştırılması

  1. ... dört beş ...
    Arnavutça: ... ... pesë ...
    Yunanca: ... ... pente ...
    Rusça: ... ... pyat ...
    Sırpça.: ... ... pet ...
    İngilizce: ... four five ...
    Almanca: ... vier fünf ...
    İsveççe: .....fyra fem ...

Arnavutçadaki pesë (5), Yunancadaki pente (5), Slav dillerindeki pyat/pet (5) ve Germen dillerindeki four/vier/fyra (4) ile five/fünf /fem (5) sayı adları Eski Türkçeden kalmadır.

Böylece Avrupa dillerdeki tüm sayı adları Turan dillerinden kalmadır.

- Tevrat’ta Sümer (Kenger)

Tevrat’ın Yaradılış kitabının 11.1 bölümünde Sumerceye atıf yapılarak tüm dünyanın tek dil konuştuğu, 11.28-31 bölümünde Hz. İbrahim’in Şınar’ın (Sümer’in) Ur şehrinde doğup büyüdüğü, ilk adının Abram olduğu, Tanrı’dan aldığı buyruk ve vaat ile kalabalık bir grup halinde Ur şehrinden Harran’a (MÖ 2000) göçtüğü belirtilir.

Hz. İbrahim yıllar sonra Ur şehrinde yaşayan yeğeni Sumerli Rebecca’yı oğlu İzak’a gelir getirecektir. O yıllar Sümer ülkesinin istila ve yağma edildiği yıllardır. Sümer’in son dönemleridir. Ayrıca binlerce yıl üzerinde tarım yapılan Sümer toprağı tuzlanmış, verimliliğini yitirmiş, göçler başlamıştır.

Hz. İbrahim’in anadilinin Kengerce/Sumerce olduğu düşünülürse, Tanrı’nın Hz. İbrahim ile Sumerce konuştuğu ve ona inen fakat kaybolan kitabın da Sumerce olduğu anlaşılmaktadır. “Vaat Edilen Topraklar” yani KENAN da zaten Sumerce bir kelimedir; “Sümer Ülkesi”nin adıdır.

Tevrat’ın ve bilimsel bulguların belirttiği gibi Kenger Uygarlığı’nın ilk 1500 yıllık döneminde (MÖ 4000-2500) Kengerceden başka dünyada yazılı dil yoktur. MÖ 2500’de Dravida ve Eski Mısır dili görülür. Sanskritçe MO 1200’de, Grekçe MÖ 700’de, Arapça MS 400’de, Fransızca MS 900’de ortaya çıkar. İlk İngilizce sözlük -Kaşgarlı Mahmut’tan 500, Sumerce sözlüklerden 4000 yıl sonra- MS 1604’te görülür.

Sümer tarih sahnesinden çekildikten sonra bile Hz. İsa’ya kadar Ortadoğu’da dualar, ayinler, eğitim Sumerce yapılacaktır. Sumerce kelimeler Ortadoğu dillerinin dokularına işleyecektir. Bunun somut örneği Tevrat’ta da görülebilir.

Tevrat, Hz. İbrahim ve ailesinin Sumerce olan özgün isimlerinin aşağıdaki gibi “Semitik” leştiğini belgeler:

Abram (Komutan, yönetici): Avram ve Abraham (Kuran’da İbrahim)

Karısı Sara (Işık, sarı, kızıl): Sarah

Babası Tara (Töre): Tarah (Kuran’da Azer)

Sumerce TARA(R) (TÖRE): İbranice’de TARAH, Arapçada TEVRAT olur.

Sumerce KANANG (Ülke, konak): “G” harfi düşerek İbranice KENAN olur.

Sumerce EBER (ÖBÜR): İbrani, Hebrew olur. (Fırat’ın öbür yakası kastediliyor.)

II- Sümer’in Sumercesi:

Tevrat’ta ŞINAR olarak geçen ülke Akadcada “ŞUMER(U)”, Eski Mısır yazıtlarında “SNGR” (Sangar? Sungur? Senger?), Hititçede “ŞANHAR(A)”, Sümer tabletlerinde “KENGER(Ü), Kenge, Kanga, Kengerü”, günümüzde “Sümer, Sümer” olarak adlandırılır.

Sümer kelimesinin anlamı bugüne kadar çözülememiştir. Çünkü böyle bir kelime Sümer (!) dilinde ve tabletlerinde var olmamıştır. Büyük olasılıkla KENGER kelimesi komşu uygarlıklara fonetik değişikliklere uğrayarak geçmiş ve yukarıdaki adlar ortaya çıkmıştır. Akadca tabletlerdeki ŞUMAR kelimesinin başlangıçta yanlışlıkla SUMER, diye okunması sonucu bir “galat-ı meşhur” olarak bu kelime günümüzde hâlâ kullanılmaktadır.

Türk tarihinde boy, yer ve devlet olarak en çok adı geçen kelime “KENGER”dir.

Basra Körfezi’nin eski adı Kenger Denizi’dir.

Harzem, Harezm diye geçen ülke ve krallığın özgün adı KENGER’dir. Antik dönemlerden Moğol istilasına kadar varlığını sürdürmüştür.

Çankırı’nın 1925’ten önceki adı KENGERÜ’dür.

KENGERİS ve KENGÜ Orhun Yazıtları’nda geçen yer adlarıdır.

KANGAL köpeği Anadolu’ya KENGER (KANGAR)’den gelmiştir.

KENGER adı, Manas ve Oğuz destanlarında geçer.

KENGER, Manisa-Kula’nın bir köyüdür.

KENGER içinden süt çıkan, sakızı ve yemeği yapılan bir bitkidir.

KENGER, en eski Türk boylarından biri olup Selçuklular, Azeriler KENGER kökenlidir.

Farabi, KENGER’in antik kenti olan Otar’da doğmuştur.

KENGER kelimesi, büyük olasılıkla Sumerce (!) Kİ (yer, ülke) ve ENGUR (Sümer kozmogoni evreni aoguran Kozmik deniz/rahim, Yaradan) kelimelerinden oluşur; (kir, çır, yir, şir, jer, şer, hir, çer) değişik Türk dillerinde “yer, yurt” anlamındadır ve TANRI YURDU demektir.
Nitekim tarihin ilk yasalarını yapan Kenger Kaanı UR-ENGUR’un adı “Tanrı eri, Allanın askeri” demektir.

Bazı Sumerologlar KENGER’i (Ki en gir) “Yüce Krallar Yurdu” olarak yorumlarlar.

ANKARA, ANGORA, ONGEARA (Niyagara), SANGAR-ia (Sakarya) kelimeleri ENGUR’un değişik kültür ve coğrafyalardaki adlarıdır. Kengerce ANGARIN (rahim) günümüz Türkçesine KARIN olarak ulaşmış, Batı dillerine ise EN-KARNASYON olarak geçmiştir.

III- Günümüz ve Kengerler

Özgün adıyla KENGER (Sümer), “UYGARLIĞIN BEŞİĞİ” olarak bilinir. Yeryüzünde matematik, geometri, cebir, astronomi, hukuk, tıp, edebiyat, şehircilik, muhasebe, mühendislik kütüphanecilik ve sistemli eğitim; kısaca bilim, sanat, uygarlık ve tarih Kenger’de başlar.

Kenger uygarlığını anlamadan günümüzü anlamak mümkün değildir. 6000 yıllık insanlık tarihinin 4000 yılı Kenger kültürünün bilfiil etkisi altında biçimlenmiştir. Günümüz uygarlığının altyapısında Kenger Uygarlığı, Batı kültürünün dip katmanlarında Kenger kültürü vardır. İşte bu yüzden Amerika’nın sembolü olan “Özgürlük Heykeli”, Kenger Tanrıçası Göklerin Kraliçesi Ninanna’dan başkası değildir. AB Bayrağının 12 yıldızı -12 kabile, 12 havari, 12 imam gibi- Kengerin büyülü sayısı 12’den çıkmıştır. Kenger takviminde yıl 12 ay, gün 12 saat, gece 12 saat, Kenger Tanrılar Meclisi’nde 12 tanrı, Etrüsk Federasyonu’nda 12 şehir, Kenger icadı olan astrolojide 12 burç, Madonna’nın başındaki halede 12 yıldız olması bir rastlantı değildir. (Madonna Kengerce “kırlarda dolaşan dişi eşek” demektir.)

5000 yıl önce Kenger Uygarlığı’nda var olan değerlere bugün AB ve ABD -kendi keşifleri imiş gibi- sahip çıkmaktadır. Oysaki “demokrasi ve laiklik” Kenger’de başlar. (MÖ 3000) İnsan Hakları, “özgürlük ve adalet” kavramları tarihin ilk yasaları olan Er-Engur (MÖ 2112-2195) yasaları ile Kenger’de başlar. İbrahimi/semavi dinler Kenger’de başlar (MÖ 2000).

Gerçeğin ta kendisi olan bu savlar ilk anda marjinal düşünceler olarak algılanabilir. Çünkü yüzyıllardır süren propagandalar sonucu, beyinler -Sümer’in yanında dünkü çocuk kalan -Grek ve Roma safsataları ile enfekte ve iğdiş edilmiştir Kenger Uygarlığı’nın- Sümer adıyla- okul kitaplarımızda yarım sayfa ile geçiştirilmesi bu beyin enfeksiyonunun bir başka dışavurumudur.

Öte yandan bilim üzerinde bugün Galileo döneminin engizisyon mahkemelerini aratmayan gizli bir entelektüel terör baskısı bu gerçeklerin su yüzüne çıkmasını engellemektedir. Avrupa parlamentolarında çıkartılan soykırım yasaları bu entelektüel terörün en somut örnekleridir, Bir diğer örnek, Fransa’daki etimolojik ve etnik araştırma yasağıdır. Diğer Batı dilleri gibi Fransızca da kökü olmayan, değişik dillerin harmanlanmasıyla bin yıl önce ortaya çıkmış toplama bir dildir

Gariptir ki Fransa’da Fransızcanın ve Fransızların kökenini araştırmak yasaklanırken Türkiye’de ağızlarda sakız olan bir “etnisite” modası çıkartılmıştır. Etnik araştırmalar (!) için A ülkemizde belli üniversiteleri ve kurumları paraya boğmaktadır. Etrüsk ve Sümer uygarlıklarına müfredatında hiç yer vermeyen bu “etnisite bağımlısı” kuruluşlar kime ve neye hizmet ettiklerini düşünüyor ve vicdan muhasebesi yapıyorlar mı?

Tüm üniversitelerimizin Sümerlerle ilgili araştırma ve yayınları toplansa bir tek Muazzez İlmiye Çığ’ın araştırmaları kadar etmez. Etrüskler konusunda tüm üniversitelerimizin araştırmaları Adile Ayda’nın araştırmaları kadar yoktur. Ülkemizdeki eğitim sistemi düzeltilmezse ecdadı tanımayan, geçmişini bilmeyen, özüne yabancılaşan bir toplum ortaya çıkacaktır ki böyle bir toplumun varlığını uzun süre koruyabilmesi günümüz koşullarında mümkün değildir.

TDH - KOLAY ERİŞİMİ Türkçe Göktürkçe Edebiyat Türkçe Adlar Tarih Kökenbilgisi Türk Lehçeleri Yazım Kılavuzu Türk Dünyası PDF-DOC Sınav-Deneme

DİL BİLGİSİ KOLAY ERİŞİMİ Dil Bilgisi Sıfatlar Belirteçler Anlam Bilgisi Kompozisyon İlgeçler Cümlede Anlam Nasıl yazılır? Bağlaçlar Paragrafta Anlam Noktalama İşaretleri Ünlemler Sözcükte Anlam Sözcük Bilgisi Eylemler Ses Bilgisi Yapım Ekleri Eylemsiler Yapı Bilgisi Adıllar Dil-Anlatım Yazım Bilgisi Adlar Edebiyat Anlatım Bozuklukları Ana Bet Atasözleri ve Deyimler TDH-Instagram Tivitır Feysbuk

YORUM EKLE