Ataol Behramoğlu Kimdir? Hayatı, Edebi Kişiliği, Eserleri

Ataol Behramoğlu Kimdir? Hayatı, Edebi Kişiliği, Eserleri

Ataol Behramoğlu Kimdir? Hayatı, Edebi Kişiliği, Eserleri

Ataol Behramoğlu Kimdir? Hayatı, Edebi Kişiliği, Eserleri, yazarlar, şairler, düşünürler, biyografiler, kim kimdir?

Biyografi, kısa biyografiler, biyografi, biyografi eserleri, ilginç biyografiler, önemli biyografiler, yazarlar, şairler, düşünürler, kim kimdir, yaşam öyküsü, yazarlar, şairler, düşünürler, biyografiler, kim kimdir? Ataol Behramoğlu Kimdir? Hayatı, Edebi Kişiliği, Eserleri

biyografi, kısa biyografiler, biyografi, biyografi eserleri, ilginç biyografiler, önemli biyografiler, yazarlar, şairler, düşünürler, kim kimdir, yaşam öyküsü, yazarlar, şairler, düşünürler, biyografiler, kim kimdir?

Bütün yazar, şair ve düşünürleri şu bağlantıdan okuyabilirsiniz.

Lütfen tıklayınız: Yazarlar-Şairler-Edebiyatçılar-Düşünürler

...

Ataol Behramoğlu Kimdir? Hayatı, Edebi Kişiliği, Eserleri

13 Nisan 1942'de İstanbul Çatalca'da doğdu. İlköğrenimini Kars ve Çankırı'da yaptı. 1966'de Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Rus Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. 1962'de Türkiye İşçi Partisi'ne girerek ilk örgütlenme çalışmalarına katıldı. "Fikir Kulüpleri Federasyonu"nun (FKF) kurucuları arasında yer aldı. "Dönüşüm" dergisininin kuruluş çalışmalarına katıldı, sahipliğini üstlendi. 1970'te İsmet Özel'le birlikte "Halkın Dostları" dergisini çıkardı. Aynı yıl İngiltere'ye, daha sonra Fransa'ya gitti. Paris'te gece kulübü bekçiliği, otel katipliği, öğretmenlik yaptı.

1972'de Moskova Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde Sovyet edebiyatı üzerine inceleme yaptı. 1974'te Türkiye'ye döndü. İstanbul Şehir Tiyatroları'nda dramaturg olarak çalıştı. 1975'te kardeşi Nihat Behram'la birlikte "Militan" dergisini kurdu. "Sanat Emeği" dergisinin kurucuları arasında yer aldı. 1979'da Türkiye Yazarlar Sendikası'nın genel sekreteri oldu. Yayınevlerinde çalıştı. 12 Eylül harekatından sonra 1982'de Barış Derneği Davası nedeniyle 10 ay tutuklu kaldı. 1984'te Fransa'da Sorbonne Üniversitesi'ne bağlı Centre de Poetique Comparee bölümünde Türk ve Dünya Şiiri üstüne seminerler izledi, çalışmalar yaptı.

İlk şiirleri "Ataol Gürus" takma adıyla Yeni Çankırı, Yeşil Ilgaz, Çağrı gibi yerel gazete ve dergilerde yayınlandı. Yükseköğrenimi sırasında Yapraklar, Dost, Evrim, Ataç gibi dergilerde çıkan şiirleriyle dikkat çekti. Bu dönemin şiirlerini biraraya getiren ilk şiir kitabı "Bir Ermeni General" 1965'te basıldı.

Gençlik dönemi şiirlerinde Orhan Veli, Attilâ İlhan ve İkinci Yeni şiirinin ortak özellikleri etkin. Gerçek şiir kimliği 1965 -1971 arasında Papirüs, Şiir Sanatı, Yeni Gerçek, Yeni Dergi ve Halkın Dostları'nda çıkan şiirleriyle oluştu. Bu şiirlerde toplumcu, etkin bir edebiyat anlayışının örnekleri yer aldı.

Toplumcu gerçekçi şiir ilkelelerine yöneldi, şiirini yeni biçim ve tema arayışlarıyla besledi.

Çevirileriyle de dikkat çekti. Edebiyat ve kültür üzerine yazdıkları, antoloji ve diğer çalışmalarıyla kuşağının önde gelen yazarları arasına girdi.

Ataol Behramoğlu'nun Eserleri

Şiir:

Bir Ermeni General (1965)

Bir Gün Mutlaka (1970)

Yolculuk Özlem Cesaret ve Kavga Şiirleri (1974)

Ne Yağmur... Ne Şiirler... (1976)

Kuşatmada (1978)

Mustafa Suphi Destanı (1979)

Dörtlükler (1983)

İyi Bir Yurttaş Aranıyor (1983)

Şiirler 1959-1982 (1983)

Türkiye Üzgün Yurdum, Güzel Yurdum (1985)

Kızıma Mektuplar (1985)

Eski Nisan (1987)

Bebeklerin Ulusu Yok (1988)

Bir Gün Mutlaka (1991)

Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var (1991)

Sevgilimsin (1993)

Aşk İki Kişiliktir (1999)

Yeni Aşka Gazel (2002)

İki Ağıt (2007)

Beyaz İpek Gibi Yağdı Kar (2008)

Okyanusla İlk Karşılaşma (2008)

Hayata Uzun Veda (2008)

Düzyazı (Deneme-İnceleme)

Yaşayan Bir Şiir (1986, eklerle yeni basım 2007)

Şiirin Dili-Anadil (1995 eklerle yeni basım 2007)

Utanıyorum (1996)

Mekanik Gözyaşları (1997)

Nazım'a Bir Güz Çelengi (1997, eklerle yeni basım: Nazım Hikmet-Tabu ve Efsane (2008)

İki Ateş Arasında (1998)

Kimliğim İnsan (1999)

Başka Bir Açı (2000)

Gerçeklik Duygusunun Kaybolması (2001)

Rus Edebiyatı Yazıları (2001)

Rus Edebiyatında Puşkin Gerçekçiliği (2001)

Kendin Olmak ya da Olmamak (2003)

Yeni Ortaçağın Saldırısı (2004)

Biriciktir Aşk (2005)

Rus Edebiyatının Öğrettiği (2008)

Sivil Darbe (2009)

Benim Prens Adalarım (2010)

Yolculuk,cesaret ve kavga şiirleri

Anı:

Aziz Nesin'li Fotoğraflar (1995)

Gezi:

Başka Gökler Altında (1996)

Yurdu Teninde Duymak (2008)

Tiyatro:

Lozan (1992)

Mektup:

Genç Bir Şairden Genç Bir Şaire Mektuplar (İsmet Özel'le mektupları,1995)

Şiirin Kanadında Mektuplar (M.Demirtaş'la mektupları,1997)

Antoloji:

Büyük Türk Şiiri Antolojisi (2 cilt,1987)

Dünya Şiiri Antolojisi ( 4 cilt,1997 Ataol Behramoğlu-Özdemir İnce)

Çağdaş Bulgar Şiiri Antolojisi (1983,Özdemir İnce-Ataol Behramoğlu, eklerle yeni basım 2008)

Çağdaş Rus Şiiri Antolojisi (eklerle yeni basım, 2008)

Uçur Diye, Ey Aşk (Tematik Aşk Şiirleri, 2007)

Çeviri:

Anton Çehov-Büyük Oyunlar (İvanov-Orman Cini-Vanya Dayı-Martı-Üç Kızkardeş-Vişne Bahçesi)

Aleksandr Puşkin-Bütün Öyküler, Bütün Romanlar

Aleksandr Puşkin-Seviyordum Sizi (şiirler)

Aleksandr Puşkin-Erzurum Yolculuğu

Maksim Gorki-Yaşanmış Hikâyeler

Maksim Gorki-Bozkırda

İvan Turgenev-Arefe

Mihail Lermontov-Hançer (şiirler)

Jose Marti-Göklerde Eriyip Gitmek İsterdim (şiirler)

E. Babayev-Nâzım Hikmet

V. Tulyakova-Nâzımla Son Söyleşimiz

A. Fevralski-Nâzım'dan Anılar

S. Viladimirov, D. Moldvaski-Mayakovski

A. M. Şamsuddinov-Türkiye Ulusal Kurtuluş Savaşı Tarihi

Fyodor Dostoyevski-Puşkin Üzerine Söylev

Şiirlerinden Örnekler

BİR GÜN MUTLAKA

Bu gün seviştim, yürüyüşe katıldım sonra 
Yorgunum, bahar geldi, silah kullanmayı öğrenmeliyim bu yaz 
Kitaplar birikiyor, saçlarım uzuyor, her yerde gümbür gümbür bir telaş 
Gencim daha, dünyayı görmek istiyorum, öpüşmek ne 
güzel, düşünmek ne güzel, bir gün mutlaka yeneceğiz! 
Bir gün mutlaka yeneceğiz, ey eski zaman sarrafları! Ey kaz 
kafalılar! Ey sadrazam! 
Sevgilim on sekizinde bir kız, yürüyoruz bulvarda, sandviç 
yiyoruz, dünyadan konuşuyoruz 
Çiçekler açıyor durmadan, savaşlar oluyor, her şey nasıl 
bitebilir bir bombayla, nasıl kazanabilir o kirli adamlar 
Uzun uzun düşünüyor, sularla yıkıyorum yüzümü, temiz bir gömlek giyiyorum 
Bitecek bir gün bu zulüm, bitecek bu han-i yağma 
Ama yorgunum şimdi, çok sigara içiyorum, sırtımda kirli bir pardesü 
Kalorifer dumanları çıkıyor göğe, cebimde Vietnamca şiir kitapları 
Dünyanın öbür ucundaki dostları düşünüyorum, öbür ucundaki ırmakları 
Bir kız sessizce ölüyor, sessizce ölüyor orda 
Köprülerden geçiyorum, karanlık yağmurlu bir gün, yürüyorum istasyona 
Bu evler hüzünlendiriyor beni, bu derme çatma dünya 
İnsanlar, motor sesleri, sis, akıp giden su 
Ne yapsam...ne yapsam her yerde bir hüzün tortusu 
Alnımı soğuk bir demire dayıyorum, o eski günler geliyor aklıma 
Ben de çocuktum, sevgililerim olacaktı elbette 
Sinema dönüşlerini düşünüyorum, annemi, her şey nasıl 
ölebilir, nasıl unutulur insan 
Ey gök! senin altında sessizce yatardım, ey pırıl pırıl tarlalar 
Ne yapsam...ne yapsam...Dekart okuyorum sonradan... 
Sakallarım uzuyor, ben bu kızı seviyorum, ufak bir yürüyüş Çankaya'ya 
Bir pazar, güneşli bir pazar, nasıl coşuyor yüreğim, nasıl karışıyorum insanlara 
Bir çocuk bakıyor pencereden hülyalı kocaman gözlü nefis bir çocuk 
Lermontov'un çocukluk fotoğraflarına benzeyen kardeşi bakıyor sonra 
Ben şiir yazıyorum daktiloda, gazeteleri merak ediyorum, 
kuş sesleri geliyor kulağıma 
Ben mütevazi bir şairim, sevgilim, her şey coşkulandırıyor beni 
Sanki ağlayacak ne var bakarken bir halk adamına 
Bakıyorum adamın kulaklarına, boynuna, gözlerine, kaşlarına yüzünün oynamasına 
Ey halk diyorum, ey çocuk, derken bende bir ağlama 
İlençliyorum bütün bireyci şairleri, hale gidiyorum portakal almaya 
İlençliyorum o laf kalabaklıklarını, kurumuş yürekleri, 
bireyin kurtuluşunu filan 
İlençliyorum o kitap kurtlarını, bağışlıyorum sonradan 
Uzun kış gecelerinden sonra kim bilir nasıl olur her şey 
Uzun kış gecelerinden sonra, masallarda anlatılan 
Durup durup bunları düşünüyorum, bir sevinci bir hüzün izliyor arkadan 
Yüreğim ipe sapa gelmez bir bahar göğü, Türkçe bir yürek kısaca 
Beklemek usandırıyor, telaşlı telaşlı bir şeyler anlatıyorum sağda solda 
Bir otobüse biniyorum, inceliyorum bir böceği tutarak kanatlarından merakla 
Yürürdüm eskiden baharda, o yıkıntıların ve çayırların olduğu alanlara 
Aklıma şiiri gelirdi o yaşlı Amerikalının, sonbaharı anlatan şiiri 
Çayırlar vardı o şiirde, baharı anımsatan ne de olsa 
Böylece yeniden hazırlanıyorum bir coşkuya, yeniden sokaklara fırlamaya 
Kendimi atmak için bir uçurumdan balıklama 
Büyük ve mavi bir şey izlenimi var bende, gördüğüm filmlerden mi ne 
Bir şapka, telaşlı bir gök, sıcak yapay bir dünya 
Anlat anlat bitmiyor, bitmiyor bendeki daüssıla 
Bütün sevgilerimi harcayabilirim bir çırpıda, yağmurlu o yollar geliyor aklıma 
Benzin kokuları, ıslak direkler, babamın esmer bir somun gibi tombul ve sıcak elleri 
Uyurdum. Bir de bakmışsın yeni bir film sinemada, şehirde 
yeni bir kız, kahvede yeni bir garson 
O üzgün ve sabahlıklı dururdu balkonda... 
Şimdi ne var hüzünlenecek burda, nedir bu çatlatan yüreğimi bu telaş 
Sanki ölecek gibiyim, sanki birazdan polisler gelecek ya da 
Gelip alacaklar kitaplarımı, bu şiiri, sevgilimin fotoğrafını duvarda 
Soracaklar babanın adı ne, nerde doğdun, teşrif eder misiniz karakola 
Dünyanın öbür ucundaki dostları düşünüyorum, öbür ucundaki ırmakları 
Bir kız sessizce ölüyor, sessizce Vietnam'da 
Ağlayarak bir yürek resmi çiziyorum havaya 
Uyanıyorum ağlayarak, bir gün mutlaka yeneceğiz! 
Bir gün mutlaka yeneceğiz, ey ithalatçılar, ihracatçılar, ey şeyhülislam! 
Bir gün mutlaka yeneceğiz! Bir gün mutlaka yeneceğiz! 
Bunu söyleyeceğiz bin defa! 
Sonra bin defa daha, Sonra bin defa daha, çoğaltacağız marşlarla 
Ben ve sevgilim ve arkadaşlar yürüyeceğiz bulvarda 
Yürüyeceğiz yeniden yaratılmanın coşkusuyla 
Yürüyeceğiz çoğala çoğala...

YAŞADIKLARIMDAN ÖĞRENDİĞİM BİRŞEY VAR

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği

İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
Kopmaz kökler salmaktır oraya

Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin

İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına

İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına

Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın

Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara,göğe,bütün evrene karışırcasına 
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana.

AŞK İKİ KİŞİLİKTİR

Değişir rüzgârın yönü, 
Solar ansızın yapraklar; 
Şaşırır yolunu denizde gemi, 
Boşuna bir liman arar.
Gülüşü bir yabancının, 
Çalmıştır senden sevdiğini; 
İçinde biriken zehir, 
Sadece kendini öldürecektir; 
Ölümdür yaşanan tek başına
Aşk iki kişiliktir.

Bir anı bile kalmamıştır, 
Geceler boyu sevişmelerden; 
Binlerce yıl uzaklardadır, 
Binlerce kez dokunduğun ten; 
Yazabileceğin şiirler, 
Çoktan yazılıp bitmiştir; 
Ölümdür yaşanan tek başına, 
Aşk iki kişiliktir.

Avutamaz olur artık
Seni bildiğin şarkılar; 
Boşanır keder zincirlerinden
Sular tersin tersin akar; 
Bir hançer gibi çeksen de sevgini
Onu ancak öldürmeye yarar: 
Uçarı kuşu sevdanın
Alıp başını gitmiştir; 
Ölümdür yaşanan tek başına, 
Aşk iki kişiliktir.

Yitik bir ezgisin sadece, 
Tüketilmiş ve düşmüş, gözden.
Düşlerinde bir çocuk hıçkırır
Gece camlara sürtünürken; 
Çünkü hiç bir kelebek
Tek başına yaşayamaz sevdasını, 
Severken hiçbir böcek
Hiç bir kuş yalnız değildir; 
Ölümdür yaşanan tek başına, 
Aşk iki kişiliktir.

BU AŞK BURADA BİTER

Bu aşk burada biter ve ben çekip giderim
Yüreğimde bir çocuk cebimde bir revolver
Bu aşk burada biter iyi günler sevgilim
Ve ben çekip giderim bir nehir akıp gider

Bir hatıradır şimdi dalgın uyuyan şehir
Solarken albümlerde çocuklar ve askerler
Yüzün bir kır çeçeği gibi usulca söner
Uyku ve unutkanlık gittikçe derinleşir

Yan yana uzanırdık ve ıslaktı çimenler
Ne kadar güzeldin sen! nasıl eşsiz bir yazdı!
Bunu anlattılar hep, yani yiten bir aşkı
Geçerek bu dünyadan bütün ölü şairler

Bu aşk burada biter ve ben çekip giderim

Yüreğimde bir çocuk cebimde bir revolver
Bu aşk burada biter iyi günler sevgilim
Ve ben çekip giderim bir nehir akıp gider

1965 (Bir Gün Mutlaka)


BEBEKLERİN ULUSU YOK

İlk kez yurdumdan uzakta yaşadım bu duyguyu 
Bebeklerin ulusu yok 
Başlarını tutuşları aynı 
Bakarken gözlerinde aynı merak 
Ağlarken aynı seslerin tonu 

Bebekler çiçeği insanlığımızın 
Güllerin en hası, en goncası 
Sarışın bir ışık parçası kimi 
Kimi kapkara üzüm tanesi 

Babalar çıkarmayın onları akıldan 
Analar koruyun bebeklerinizi 
Susturun susturun söyletmeyin 
Savaştan yıkımdan söz ederse biri

Bırakalım sevdayla büyüsünler 
Serpilip gelişsinler fidan gibi 
Senin benim hiç kimsenin değil 
Bütün bir yeryüzünündür onlar 
Bütün insanlığın gözbebeği 

İlk kez yurdumdan uzakta yaşadım bu duyguyu 
Bebeklerin ulusu yok 
Bebekler, çiçeği insanlığımızın 
Ve geleceğimizin biricik umudu...

BU DERT BENİ ADAM EDER

Gece gündüz dolaşırım tenhalarda menhalarda
Benim annem güzel anem beni koyver
Sağ yanımda bir sızı var, sol yanımda yandım aman altıpatlar
Bu dert beni verem eder

Eğri büğrü bakar oldum 
boyunbağı takar oldum 
şaşkın oldum
sakar oldum
İkide bir yüreğimi dağa taşa diker oldum
Şunca yıl karanlıkta göz kırpmaktan bıkar oldum
Benim annem şeker annem gençlik elden gitti gider

Dama çıktım damdan düştüm kılıç kestim esrar içtim
Şahin oldum keloğlanın külahını kaptım kaçtım
Yâre ağlar güler uçtum yarı yolda yorgun düştüm
Benim annem kadın annem bu nasıl iş bana deyver

Gece gündüz düşünürüm tenhalarda menhalarda
Aman annem güzel anem beni koyver
Sağ yanımda bir sızı var, sol yanımda dağlar duman altıpatlar
Bu dert beni adam eder. (1963)

BEN ÖLÜRSEM AKŞAMÜSTÜ ÖLÜRÜM

Ben ölürsem akşamüstü ölürüm 
Şehre simsiyah bir kar yağar 
Yollar kalbimle örtülür 
Parmaklarımın arasından 
Gecenin geldiğini görürüm

Ben ölürsem akşamüstü ölürüm 
Çocuklar sinemaya gider 
Yüzümü bir çiçeğe gömüp 
Ağlamak gibi isterim 
Derinden bir tren geçer

Ben ölürsem akşamüstü ölürüm 
Alıp başımı gitmek isterim 
Bir akşam bir kente girerim 
Kayısı ağaçları arasından 
Gidip denize bakarım 
Bir tiyatro seyrederim

Ben ölürsem akşamüstü ölürüm 
Uzaktan bir bulut geçer 
Karanlık bir çocukluk bulutu 
Gerçeküstücü bir ressam 
Dünyayı değiştirmeye başlar 
Kuş sesleri, haykırışlar 
Denizin ve kırların 
Rengi birbirine karışır

Sana bir şiir getiririm 
Sözler rüyamdan fışkırır 
Dünya bölümlere ayrılır 
Birinde bir pazar sabahı 
Birinde bir gökyüzü 
Birinde sararmış yapraklar 
Birinde bir adam 
Her şeye yeniden başlar (1972)

ANNEM YOK ARTIK

Annem yok artık. Beni düşünen kalbi yok. Bitti. 
Umutsuz olmak istemiyorum. 
Umutsuzluğun bir çıkar yol olmadığını biliyorum. 
Annem yok artık, yeryüzü çok gördü onu, 
Kalabalığın arasında kuş gibi çırpınan varlığını 
Çok gördü 
Dalgın yüreğini çok gördü 
Bizim için çarpan, kaygılarla dolu yüreğini. 
Annem yok artık. Bu kesin. Gelinecek bir yere gitmedi. 
İşte geldim çocuklar, demeyecek 
Nasılsın yavrum, demeyecek 
Sobanın yanında oturup uzatmayacak yorgun ayaklarını, 
Sabah kahvaltılarının masası olmayacak artık, 
Yine gel demeyecek, 
Çıkarken ben kapıdan, çıkıp karanlığa karışırken 
Yeni bir dönemi başladı ömrümün, 
Annemin olmadığı dönemi, 
Onu yüreğimin üstüne nasıl bastırmak 
İstediğimi bilemeyecek artık. 
Gençlik dönemleri birşey anlatmıyor bana, 
Aklımda hep son dönemlerinin annemi 
Hayatım sürüp gidecek, annem olmadan, 
Çocuklarım olduğunda onlara annemi anlatabileceğim 
Sadece. 
Fotoğraflarına bakacaklar, 
Ufarak, biraz mahsunca bir kadın 
Küçücük tozlu pabuçlarıyla merdivenleri tırmanıp 
Kapımı açıp girmeyecek 
Yüreği dopdolu, trafikten insanlardan şaşkın, 
Kocasına sığınan biraz bütün fotoğraflarında 
Hayatım rüzgâr gibi akıp geçiyor, 
Uğultulu bir rüzgâr gibi akıp geçiyor hayatım...

ANNEM YOK ARTIK - 2

Anne diyemeyeceğim artık bir başkasına,
Sesimin anneme seslenirkenki tonuyla
Tatil dönüşlerinde annemin ugrayacağım evi yok,
Beni seven birileri olacak mı yine de
Gidip koşulsuz uzanacağım bir yatak,
Saçlarımı okşayacak bir el
Ama ben anneme de bütün bütüne
Bırakamadım kendimi
Saçlarımı okşarken, yorulur şimdi
Bırakır şimdi diye düşünürdüm
Ve çılgınca yaramaz, beyni boş
Denecek kadar yaramaz,
Ve hastalıklı denecek kadar duyarlıklı
Bir çocuktum çocukluğumda
Dizlerine oturduğum birgün, indim utanarak,
Kısa pantolonumdan fırlayan
Ve bana artık büyümüş gelen dizlerimle
Oysa ilkokul ikide, ya var ya yoktum daha
O zaman tanıdım sonsuz geniş caddelerini Kars'ın,
Sonsuz geniş göğünü ve o zamanlardan kaldı
Yüreğimde sonsuz bir uçurum duygusu
Annem hiçbir zaman bilmedi bunları
Yüreği büyümüş bir çocuktum ben
Gizli gizli ne kadar çok ağladım,
Bir gün öleceğini düşünerek onun.
Annem yok artık,
Onun yüreğindeki ben de yokum,
Yani annemle tanımlanan ben de öldüm onunla
Şimdi,
Yeni bir tanıma alıştırmalıyım kendimi,
Şimdi,
Ben kendimi düşünmezken bile
Kim düşünür beni.

YORUM EKLE