Hüseyin Rahmi Gürpınar Kimdir? Hayatı, Edebi Kişiliği, Eserleri, yazarlar, şairler, düşünürler, biyografiler, kim kimdir?

Hüseyin Rahmi Gürpınar Kimdir? Hayatı, Edebi Kişiliği, Eserleri, yazarlar, şairler, düşünürler, biyografiler, kim kimdir?

Hüseyin Rahmi Gürpınar Kimdir? Hayatı, Edebi Kişiliği, Eserleri, yazarlar, şairler, düşünürler, biyografiler, kim kimdir?

Hüseyin Rahmi Gürpınar Kimdir? Hayatı, Edebi Kişiliği, Eserleri, yazarlar, şairler, düşünürler, biyografiler, kim kimdir?

Biyografi, kısa biyografiler, biyografi, biyografi eserleri, ilginç biyografiler, önemli biyografiler, yazarlar, şairler, düşünürler, kim kimdir, yaşam öyküsü, yazarlar, şairler, düşünürler, biyografiler, kim kimdir? Hüseyin Rahmi Gürpınar Kimdir? Hayatı, Edebi Kişiliği, Eserleri

biyografi, kısa biyografiler, biyografi, biyografi eserleri, ilginç biyografiler, önemli biyografiler, yazarlar, şairler, düşünürler, kim kimdir, yaşam öyküsü, yazarlar, şairler, düşünürler, biyografiler, kim kimdir?

Bütün yazar, şair ve düşünürleri şu bağlantıdan okuyabilirsiniz.

Lütfen tıklayınız: Yazarlar-Şairler-Edebiyatçılar-Düşünürler

...

Hüseyin Rahmi Gürpınar Kimdir? Hayatı, Edebi Kişiliği, Eserleri

Hüseyin Rahmi Gürpınar (1864-1944)

19 Ağustos 1864'te İstanbul'da doğdu. 8 Mart 1944'te Heybeliada'da yaşamını yitirdi. Heybeliada'daki Abbas Paşa Mezarlığı'na defnedildi. Roman ve öykü yazarı.

Eserlerinde 19 ve 20'nci Yüzyıl başındaki İstanbul yaşamını gerçekçi bir biçimde yansıttı. Hünkar yaveri Mehmet Sait Paşa'nın oğlu. 3 yaşında iken annesinin ölümü üzerine Girit'te bulunan babasının yanına gönderildi. İlkokula burada başladı. Babası tekrar evlenince 6 yaşında İstanbul'a anneannesinin Aksaray'daki Konağı'na döndü. Yakubağa Mektebi, Mahmudiye Rüşdiyesi ve İdadide öğrenim gördü. 1878'de Mekteb-i Mülkiye'ye girdi. 1880'de hastalık nedeniyle ikinci sınıfta iken okulu bıraktı. Kısa bir süre Adliye Nezareti Ceza Kalemi'nde memur, Ticaret Mahkemesi'nde Azâ Mülazımı olarak çalıştı. 1887'de Ahmed Mithad Efendi'nin Tercüman-ı Hakikat gazetesinde yazmaya başladı. Batı uygarlığının yaşantısını taklit ederken gülünç duruma düşen insanları anlattığı ilk romanı "Şık" aynı yıl bu gazetede tefrika şeklinde yayınlandı. Paul Bourget, Paul de Kock, Alfred de Musset gibi Fransız yazarlardan çeviriler yaptı. 1894'te İkdam gazetesine geçti. Kendisine büyük ün sağlayan ilk eseri "Mürebbiye" ile "Metres", "Tesadüf" ve "Nimetşinas" bu gazetede tefrik edildi. Sansürün "Alafranga" (1911'de "Şıpsevdi" adıyla basıldı) romanını yasaklaması üzerine yazarlığı bıraktı. 1908'e kadar suskun kaldı.

İkinci Meşrutiyet döneminde Ahmet Rasim ile birlikte 37 sayı süren "Boşboğaz ile Güllâbi" adlı mizah dergisini çıkardı. Sabah ve Vakit gazetelerinde çalıştı. 1912'de Heybeliada'ya taşındı. Kütahya milletvekili olduğu 1936-1943 dışında tüm yaşamını Heybeliada'da geçirdi. 1924'te Son Posta gazetesinde tefrik edilen "Ben Deli miyim" romanı ahlaka aykırı bulunarak yargılandı, beraat etti. Anneannesinin yalısında dadılar arasında geçirdiği çocukluk ve gençlik yılları, İstanbul yaşamı ve insanlarını tüm detaylarıyla öğrenmesini sağladı. Ev kadınlarının çeşitli konulardaki düşüncelerini öğrendi. Batılı yazarların yanısıra Türk halk edebiyatından da yararlandı. Romanı ahlakın aynası olarak gördü. Geniş bir okur kitlesine ulaşabilmek için yalın bir dil kullandı. Çok okunan bir yazar olmasını da bu yalınlığına bağladı.

Eserlerinde toplumsal ve ekonomik eşitsizlikleri, kadın-erkek ilişkilerini, din sorunlarını konu aldı. Zeki ve kurnazların, saf ve cahilleri kandırarak işlerini yürüttükleri çarpık bir düzenden kurtulmak için akılcı düşüncenin gelişmesi gerektiğini savundu. Dar sokakları, ahşap evleri, konakları, yalıları ve çarşılarıyla hep İstanbul'u işledi. Romanlarında döneminin İstanbul'un her kesiminden, sınıfıntan insana yer verdi. Külhanbeyler, züppeler, fahişeler, hanımefendiler, mahalle kadınları, paşalar, memurlar, beslemeler, imamlar, esnaf. Çevre betimlemeleri üzerinde durmaktansa karakterlerini güçlendirmeyi tercih etti. Bu karakterleri yerel şivelerle konuşturmakta ustalaştı. Emile Zola'nın deneysel roman yöntemini benimsedi ve uyguladı. Ömrünün son otuz yılını Heybeliada'daki köşkünde yazarak geçirdi. En çok ürün veren, en çok okunan ve sevilen yazarlardan biri oldu.

Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın Edebi Kişiliği (Özet)

1887'de Ahmed Mithat Efendi'nin Tercüman-ı Hakikat gazetesinde yazın yaşamına başlamıştır. Batı uygarlığının yaşantısını taklit ederken gülünç duruma düşen insanları anlattığı ilk romanı "Şık" aynı yıl bu gazetede yayımlanmıştır.

Anneannesinin yalısında dadılar arasında geçirdiği çocukluk ve gençlik yılları, İstanbul yaşamı ve insanlarını tüm detaylarıyla öğrenmesini sağlamış; yapıtlarında İstanbul'un mahallelerindeki yaşam tarzını gerçekçi bir biçimde dile getirmiştir. Bu yönüyle "sokağı edebiyata getiren sanatçı" olarak kabul edilmiştir.

Yapıtlarını herkesin kolayca okuyup anlayabileceği bir dille yazmıştır.

Edebiyatımızda natüralizmin temsilcisi sayılmıştır.

Yapıtlarında Ahmet Mithat geleneğini sürdürmüş; anlatımın akışına karışarak kendi duygu ve düşüncelerini aktarmıştır.

Yapıtlarında, kahramanları çevrelerinin diliyle konuşturmuş, taklitlere yer vermiştir.

Romanlarının önemli bir özelliği de toplumsal bir yergi taşımasıdır.

Eski İstanbul yaşamının geleneklerini yansıtan belge değerindeki romanlarında; "Şık", "Şıpsevdi", "Gulyabani", "Mürebbiye", "Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç" ince bir mizah da göze çarpar.

Yapıtlarında halk deyimleri geniş yer tutar.

Yapıtlarında, Tanzimat'tan Cumhuriyet sonrasına kadar, toplumsal değişimin bütün evrelerini İstanbul'un gündelik yaşamını temel alarak işlemiştir.

Yapıtlarının önemli başka bir yönü de yoksul çevrelerin kadın yaşamını dile getirmesi, onların çilesini işlemesidir. "İffet, Tesadüf, Nimetşinas, Sevda Peşinde" adlı yapıtları bunun en güzel örnekleridir.

Romanlarından birkaçının kısa özeti:

Şık (1889)

Şöhret Bey alafranga meraklısı bir gençtir. Bu merakı yüzünden sürekli gülünç durumlara düşer. Madam Potiş adlı hafifmeşrep bir kadınla ilişkisini sürdürebilmek için annesinin küpelerini çalar. Madam Potiş, Şöhret Bey'in zaaflarının farkındadır ve onu kullanır. Şöhret Bey, Madam Potiş ile ilişkisini sürdürebilmek için en sonunda arkadaşı olan Maşuk Bey'in arkadaşlarının paralarını ve değerli eşyalarını çalar. Romanın sonunda da hırsızlık suçuyla hapse atılır.

Mürebbiye (1899)

Dehri Efendi, altmış beş yetmiş yaşında zengin bir adamdır. Ölen karısından biri kız diğeri erkek; odalığından da yine biri kız diğeri erkek olmak üzere dört küçük çocuğu vardır. Çocukların eğitimi için Anjel adlı Paris'ten İstanbul'a gelmiş, düşük ahlaklı olduğunu bilmediği ecnebi bir kadını mürebbiye olarak işe alır. Anjel yalıda, Dehri Efendi'nin büyük oğlu Şemi'yi, Dehri Efendi'nin yirmi yaş kadar küçük kardeşi olan Amca Bey'i, Dehri Efendi'nin kızı Melahat'ın eşi Sadri'yi "paralarından yararlanmak için" baştan çıkarır. Bu üç kişiyi de yalı içinde idare eder. Sonunda, Anjel'i kıskanan Şem'i bir gece amcasıyla eniştesinin planları ile mürebbiyenin odasına hücum eder. Rakibini öldürmek için odayı ararken açtığı bir dolapta babasıyla karşılaşır.

Şıpsevdi (1911)

Meftun Bey, okumak için gönderildiği Paris'te yıllarca kalmasına rağmen hiçbir şeyden yapamadan geri döner. Fransa dönüşü, babasından kalma Erenköy'deki köşkte alafranga bir hayat sürmek ister. Komşusu Kasım Efendi çok zengin; fakat cimri bir adamdır. İstediği gibi bir hayatı yaşayabilmek için çok paraya ihtiyacı olan Meftun Bey, Kasım Bey'in kızıyla evlenebilmek için kendisine piyangodan büyük ikramiye çıktığı söylentisini yayar. Başlık parası ile kızını evlendiren Kasım Bey, Meftun'un kız kardeşi Lebibe'yi de oğlu Mahir'le evlendirir. Lüks yaşantısı ve kalabalık ailesinin masrafları nedeniyle büyük borca giren Meftun Bey, kayınpederinin parasına göz koyar. Öte taraftan evlendikten sonra şıpsevdiliği bırakmayan Meftun Bey, McFerlan adlı Fransız bir kadınla birliktedir. Kayınbiraderi Mahir Bey'in de bu kadına zaafını fark ederek bu durumu kullanır. McFerlan, Mahir'den babasının parasını isteyerek vaatlerde bulunur. Babasının parasını çalan Mahir, Meftun ve McFerlan arasındaki gizli aşkı öğrenir ve intihar eder. Meftun Bey ise Fransa'ya kaçar ve oradan yazdığı bir mektupta kayınpederinin ölümünü beklediğini yazar.

Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç (1912)

Babasından yüklü bir servet kalan İrfan Galip, Aksaray'da oturan kültürlü bir gençtir. Kadınları küçük gören İrfan Galip, Halley Kuyruklu Yıldızı'nın dünyaya çarpacağı söylentileri ile mahalle halkını korkutur ve kadınlarla alay eder. Fakat Halley'in göründüğü gün mektuplaştığı bir kadınla düğün yaparak evlenir. Aralarında geçen bilimsel konuşmalardan sonra aradığı kültürlü kadını bulduğunu anlar ve ona âşık olur.

Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın Eserleri

ROMAN:

Şık (1889)

İffet (1896)

Mutallâka (1898)

Mürebbiye (1899)

Bir Muadele-i Sevda (1899)

Metres (1900)

Tesadüf (1900)

Şıpsevdi (1911)

Nimetşinas (1911)

Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç (1912)

Gulyabani (1913)

Cadı (1912)

Sevda Peşinde (1912)

Hayattan Sayfalar (1919)

Hakka Sığındık (1919)

Toraman (1919)

Son Arzu (1922)

Tebessüm-i Elem (1923)

Cehennemlik (1924)

Efsuncu Baba (1924)

Meyhanede Hanımlar (1924)

Ben Deli miyim (1925)

Tutuşmuş Gönüller (1926)

Billur Kalp (1926)

Evlere Şenlik, Kaynanam Nasıl Kudurdu (1927)

Mezarından Kalkan Şehit (1928)

Kokotlar Mektebi (1928)

Şeytan İşi (1933)

Utanmaz Adam (1934)

Eşkıya İninde (1935)

Kesik Baş (1942)

Gönül Bir Yeldeğirmenidir Sevda Öğütür (1943)

Ölüm Bir Kurtuluş mudur (1954)

Dirilen İskelet (1946)

Dünyanın Mihveri Para mı Kadın mı (1949)

Deli Filozof (1964)

Kaderin Cilvesi (1964)

İnsanlar Maymun muydu (1968)

Can Pazarı (1968)

Ölüler Yaşıyor mu (1973)

Namuslu Kokotlar (1973)

ÖYKÜ:

Kadınlar Vaizi (1920)

Namusla Açlık Meselesi (1933)

Katil Bûse (1933)

İki Hödüğün Seyahati (1934)

Tünelden İlk Çıkış (1934)

Gönül Ticareti (1939)

Melek Sanmıştım Şeytanı (1943)

Eti Senin Kemiği Benim (1963)

OYUN:

Hazan Bülbülü (1916)

Kadın Erkekleşince (1933)

Tokuşan Kafalar (1973)

İki Damla Yaş (1973)

Gülbahar Hanım

TARTIŞMA:

Cadı Çarpıyor (1913)

Şekavet-i Edebiye Tartışmaları (1913)

Sanat ve Edebiyat (Ölümünden sonra H. A. Önelçin derledi, 1972)

YORUM EKLE