TANZİMAT EDEBİYATI BİRİNCİ DÖNEM SANATÇILARI: İBRAHİM ŞİNASİ EFENDİ

TANZİMAT EDEBİYATI BİRİNCİ DÖNEM SANATÇILARI, İBRAHİM ŞİNASİ EFENDİ, Tercüme-i Manzume (Fransızca’dan çeviri şiirleri); Şair Evlenmesi (bir perdelik komedi); Durub-ı Emsali Osmaniye (atasözleri derlemesi);Müntehabat-ı Tasvir-i Efkar (“Tasvir-i Efkar” gazetesinde yayımlanmış makalelerinden seçmeler. Ölümünden epey sonra Ebuzziya Tevfik Bey derleyip bastırmıştır.

TANZİMAT EDEBİYATI BİRİNCİ DÖNEM SANATÇILARI: İBRAHİM ŞİNASİ EFENDİ

TANZİMAT EDEBİYATI BİRİNCİ DÖNEM SANATÇILARI, ÖZELLİKLERİ VE ESERLERİİBRAHİM ŞİNASİ EFENDİ

TANZİMAT EDEBİYATI BİRİNCİ DÖNEM SANATÇILARI, ÖZELLİKLERİ VE ESERLERİ, İBRAHİM ŞİNASİ EFENDİ, Tercüme-i Manzume (Fransızca’dan çeviri şiirleri); Şair Evlenmesi (bir perdelik komedi);Durub-ı Emsali Osmaniye (atasözleri derlemesi);Müntehabat-ı Tasvir-i Efkar (“Tasvir-i Efkar” gazetesinde yayımlanmış makalelerinden seçmeler. Ölümünden epey sonra Ebuzziya Tevfik Bey derleyip bastırmıştır.

Diğer edebiyat yazılarımız için lütfen tıklayınız.

Tanzimat edebiyatının genel özellikleri, Tanzimat döneminde hikaye ve roman, Tanzimat döneminde şiir, Tanzimat döneminde Türk tiyatrosu, Tanzimat döneminde gazete

TANZİMAT EDEBİYATI BİRİNCİ DÖNEM SANATÇILARI, ÖZELLİKLERİ VE ESERLERİ, İBRAHİM ŞİNASİ EFENDİ

(1826-1871)

İBRAHİM ŞİNASİ EFENDİ HAYATI

İBRAHİM ŞİNASİ EFENDİ HAYATI, edebi kişiliği, eserleri, şiirleri

Batı’ya yönelmiş Türk edebiyatının şuurlu öncüsü ve 19. yüzyıl başından beri görülen edebi yenilik isteklerinin temsilcisi olan İbrahim Şinasi Efendi, İstanbul’da doğmuştur. Şumnu kuşatmasında şehit düşen Bolulu Mehmet Ağa’nın oğluydu. Küçük yaşta yetim kalan Şinasi’yi annesi ve akrabaları büyütmüştür. Bir halk çocuğu oluşunun izleri hayat ve eserlerinde görülecektir.

İlk öğretimini tamamlayan küçük Şinasi bazı tanıdıkların yardımıyla, Tophane’deki devlet dairelerinden birine memur adayı olarak girmiştir. O zamanlar bazı devlet daireleri bir çeşit mesleki okul niteliği de taşımaktaydı. Buraya devam eden gençler, gelecek için , çeşitli yönlerden yetiştirilmekteydiler. Çalışkan ve zeki bir genç olan Şinasi kısa zamanda kendisini çevresine tanıtmış ve sevdirmiştir. Dairedeki amirlerinden büyük destek görmüştür. Bunlardan kimilerinden Arapça ve Farsça, kimilerinden de Fransızca ders almıştır. Artık doğu ve batı kültür ve edebiyatları konusunda oldukça yetenek sahibi genç bir memur olmuştur.

Tanzimat ilanından bir süre sonra –ilk kez olarak- Avrupa’ya öğrenci gönderilmeye başlanmıştır. Zeka ve kabiliyeti ile dikkati çeken Şinasi, 1949’da tahsil için Büyük Reşit Paşa’nın yardımı ile Paris’e yollanmıştır. Burada sadrazamın isteği üzerine maliye öğretimi yapmıştır ama öte yandan ve daha büyük istekle dil, edebiyat üzerine çalışmıştır. Orada zamanının bazı ünlü Fransız edebiyatçıları ile tanışmıştır. Sacy ve Lamartine bunlar arasındadır. Şinasi’nin bulunduğu yıllar, Fransa’da Romantik akım en civcivli devrini yaşıyordu. Buna rağmen, yazarımız en çok 17. yüzyılın (Descartes gibi) akılcı ve 18. yüzyılın (Montesquieu gibi) hukukçu, inkılapçı filozofların etkisinde kalmıştır. Romantiklerden yalnız Lamartine’e olan hayranlığı onun Souvenirs şiirini çevirmek suretiyle göstermiştir.

Şinasi’nin Reşit Paşa’nın ve onun hukuki, sosyal yeniliklerine olan hayranlığı daha ilk gençliğinde başlamış, Avrupa’yı gördükten sonra büsbütün artarak ömrü boyunca devam etmiştir. Buna karşılık, Reşit Paşa da onu iktidarı süresince korumuştur. Şinasi, Reşit Paşa’yı çekemeyenlerin kötülüklerine de çarptırılmış, velinimeti iktidardan ayrıldığı sıralarda memuriyetten uzaklaştırılmıştır.

1849’da Paris’e giden, orada dört yıl kalan Şinasi İstanbul’a döndükten sonra, kendisine hem maliye, hem maarif nezaretlerinde önemli görevler teklif edilmiştir. Şinasi maarifte çalışmayı yeğlemiştir. “Meclis-i maarif” üyeliğine atanmıştır. Ancak bir süre sonra, Reşit Paşa’nın yerine sadrazam olan Âli Paşa onu bu görevinden uzaklaştırmıştır. Âli Paşa’dan sonra tekrar sadrazamlığa gelen Reşit Paşa Şinasi’yi yeniden görevini iade etti ama hassas ve alıngan bir kişi olan Şinasi, artık devlet işlerinden soğumuştur. Özellikle Reşit Paşa’nın ölümünden sonra bir daha resmi görev almak istememiştir. Kendisine karşı düşmanlıkları azalmış, sönmüş bulunan Âli ve Fuat Paşaların bu konudaki ısrarlarına karşı koymuştur. Özel teşebbüse girişti ve arkadaşı Âgah Efendi ile birlikte, 1860 sonbaharında “Tercüman-ı Ahvâl” gazetesini çıkarmaya başlamıştır. Bu, Türkiye’de çıkarılan ilk özel gazeteydi. Ancak Şinasi’nin Âgah Efendi ile ortalığı uzun sürmemiştir. Altı ay sonra “Tercüman-ı Ahvâl” den ayrıldı, iki yıl sonra da, yalnız başına, “Tasvir-i Efkâr” gazetesini kurmuştur. Gazete kısa zamanda tutundu. Baştan Namık Kemal olmak üzere, zamanın eli kalem tutar değerli gençlerini gazetesinin çevresine toplayan Şinasi, bir yandan Türk gazeteciliğini gerçek temeline ve görevine oturturken, bir yandan da çevresindeki bu gençlere yeniye, batıya ve öz benliğe dayalı ulusal bir edebiyatın ilkelerini öğretip aşılamıştır. Bu verimli çabalardan dolayı bazıları o döneme “Şinasi Okulu” adını vermişlerdir.

“Tasvir-i Efkar” –o zamanın imkanlarına göre- bir gazetenin üzerine düşen çeşitli görevleri başarıyla yürüterek, üç yıl kadar çıkmıştır. 1865 yılında Şinasi –çeşitli kaynaklarda çeşitli biçimlerde yorumlanan fakat gerçek nedeni kesinlikle bilinmeyen- ani denilebilecek bir kararla gazetesini Namık Kemal, Recaizade Mahmut Ekrem, Ebuziya Tevfik bey’lere bırakarak memleketten ayrılmıştır. Paris’e gidip orada dil ve edebiyat çalışmalarına koyulmuştur. Orada geçirdiği yıllar içinde siyasetle hiç uğraşmamıştır. 1867’de Paris’te toplanmış olan Jeunes Turc’lere (Genç Osmanlılar’da aralarında Namık Kemal olmasına rağmen) katılmamıştıır. Sürdürmekte olduğu yalnız ve çekingen hayatı büyük bir Türkçe Lügat hazırlamakla doldurmuştur. Dil çalışmalarında ünlü Fransız lügatçisi Littre’den faydalandığı söylenmektedir.

1869 yılı sonlarına kadar Paris’te yaşayan, günlerinin çoğunu kitaplıklarda geçiren Şinasi, o yılın sonlarında kendiliğinden İstanbul’a dönmüştür. Artık tek bir isteği vardı: hazırladığı sözlüğü bir yandan bitirmeye çalışırken bir yandan da bastırmaya başlamaktır. Bunun için yeniden bir basım evi kurma çabasına koyulmuştur. Kendisini her yönden desteklemek isteyen zengin, hatırlı kişiler vardır. Mustafa Fazıl Paşa, Yusuf Kamil Paşa bunlardan ikisiydi. Fakat o bunların ısrarlı yardım tekliflerinden yararlanmamakta direnmiştir. Fakirce denilebilecek bir yaşamla çalışmalarını sürdürmüştür. Zihince yorgun, vücutça yetersizdir. Kısa zamanda sağlık durumu bozulmuştur. Son ayları başının arka tarafında bir de ur belirmişti. Bütün bunların sonucu olarak, en verimli çağında, 1871 yılı eylülünde, kırk beş yaşında iken Cihangir’de ölmüştür.

EDEBİ KİŞİLİĞİ

İBRAHİM ŞİNASİ EFENDİ HAYATI, edebi kişiliği, eserleri, şiirleri

Şinasi, karakteri, fikirleri, teşebbüs ve davranışları ile batılı denmeye layık ilk insanlarımızdan biridir. Öz ve ahlaki değerlerini yitirmeye başlayan toplumumuzda bilhassa kötü aydınlar arasında görülen iki yüzlülük, çıkarcılık, çekememezlik, dolapçılık gibi fenalıklara karşı şuurlu nefret tepkilerini onda buluyoruz.

Şinasi, Türk Edebiyatını doğulu olmaktan çıkıp batılı anlayışla gelişmeye ve ilerlemeye başlama hareketinin ilk öncüsü ve uygulayıcısıdır. Yeni Türk Edebiyatının ilk halkası odur; başka bir deyimle Yeni Türk Edebiyatı onunla başlar. Çağdaş dünya karşısında Tanzimat hareketi, Türk toplumunun türlü yönlerini ve kuruluşlarını batılı metotlara adapte ederken, bunların sorumluluğunu genellikle hep devlet mekanizması kendi üzerine yüklenmiş durumdadır. Öte yandan fikir ve edebiyat alanındaki sorumluluğu ise Şinasi omuzlarına almıştır ve bunu başarılı olarak sonuçlandırmıştır. Gerçi Türk edebiyatında batıdan esinlenmelere, özellikle batılı şairlerden şiirler çevirme denemelerine Şinasi’den öncede rastlamak mümkündür. Ancak bunlar belirli bir adım değil, bir çeşit heves, bir çeşit deneme niteliğindedir. Yani bu denemeleri yapanlar konuyu bir dava olarak benimsemiş ve bütün olarak yürütmeye koymuş değillerdir. Konuyu dava olarak benimseyen ve bütün olarak yürüten, buna ağırlığını koyan, bunun için –gücü yettiğince- örnekler veren, bu örnekleri gününün kabiliyetli gençlerine göstererek: “işte artık bundan sonraki edebiyatımız, bundan sonraki namımız nesrimiz, sorunlarımız, konularımız bunlar olmalıdır.”diyen, o gençleri ellerinden tutup bu yola yönelten Şinasi’dir. Kendisinden çok genç olan Namık Kemal ve Recaizade Mahmut Ekrem’le kendisinden bir yaş büyük olan Ziya Paşa gibi kimseleri başlangıçta girmiş oldukları “eski tarz” dan yeniye çevirten, bunları ve benzerlerini Tanzimat Dönemi Türk Edebiyatı’nın gönüllü öncüleri yapan yine odur. Şinasi Yeni Türk Edebiyatı’nın atılım ve aşama ürünlerinin elinden geldiği oranda kendisi vermiş ve elinden gelmeyenleri de zamanın genç şairlerine, ediplerine verdirmiş, amaca ulaşmak için onları sonuna kadar korumuş ve desteklemiştir.

Türkiye’de ilk özel gazeteyi çıkaran, zaman zaman edebi yazılarla donattığı bu gazetede halk ve devlet ilişkilerine yeni ve olumlu biçimlerde yön vermeye çalışan, basın olarak –çok sınırlıda olsa- hükümet işlerini denetleme denemesi yapan, gazeteyi bizde de dünyaya açılan bir pencere haline getiren, yeni bu araçla edebiyat dilini halka indirmeye çabalayan hep Şinasi’dir. Şinasi şiirde gerek iç yapı, gerek dış yapı yönlerinden büyük değiştirmeler de yapmış, onu altı yüz yıllık Divan Edebiyatı’nın katı klişe ve kalıplarından kurtarmıştır. Köhne şark riyacılığını kırmaya çalışmıştır. Öte yandan batıdan çeşitli türlerde şiir çevirileri yapmak, zaman zaman bunların yerlilerini de meydana getirmek gibi gayretleri de Yeni Türk Edebiyatı’nın oluşmasında büyük faydalar sağlamıştır. Şinasi’nin kültürü ve dolayısı ile kişiliği, Doğu ve Batı’nın sağlam kaynaklarına dayanmıştır. Her iki alemin bilgilerine sahip oluşu yenilik yapma gücünü arttırmıştır. O zaten iyi bir Türk aydınının her iki kültüre vakıf olması gerektiğini düşünür. Türklerin medeniyete yapacakları hizmeti: “ Asya’nın ihtiyar aklı ile Avrupa’nın taze fikirlerini birleştirmek” şeklinde formülleştirir.

Evlenmesi” adlı küçük oyunu –basit- fakat belirli başarıları da bir yana Türk edebiyatının ilk yazılın tiyatro ürünüdür; ancak bunun yayınlanmasından sonradır ki öteki kimselerde bu yolda denemeler yapma ve yürüme gücünü kendilerinde bulmuşlardır. Ölümüyle yayınlanması duran ve müsveddelerinin büyük bir kısmı kaybolan sözlüğü için bu gün herhangi bir yargıya varmak mümkün değilse de, bu önemli çalışması da onun Türk dilinin gelişmesi ve evrimleşmesi için nasıl bilinçli bir yolda olduğunun kesin bir belgesi sayılabilir. Daha ortada Türk folklor çalışmalarının en küçük bir izi eseri bile yokken Şinasi’nin Türk atasözlerinin derleyip bir kitap halinde yayımlaması, kendisinin bu alanda da ne denli uyanık ve sezgili bulunduğunu ispatlar, sonuçta Şinasi önünde ulusal ve öz benliğe yönelik ve batılı metotlara dayalı hemen hiç bulunmadığı halde bunların hepsini kısa bir ömre sığdırmış; yapabildiklerini yapmış, yapamadıklarını onları yapabilecek kimselere ısmarlamış büyük bir Türk aydını ve yurt severidir.

Şinasi, eserleriyle değil, yolu yordamı ve yenilikçiliğiyle büyük bir edebiyatçıdır.

FİKİRLERİ

İBRAHİM ŞİNASİ EFENDİ HAYATI, edebi kişiliği, eserleri, şiirleri

Şinasi bir fikir adamıdır. Bütün eski edebiyata tepki yaparcasına duyguyu bir yana iterek akılcı ve mantıkçı olmuştur. Fikirlerinin birazı felsefi, daha çoğu sosyaldir. Şiirlerinde ve bilhassa nesirlerinde yeni Türk toplumunu yaratacak görüşler üstünde durur.

Fikirleri yaymak için en güzel vasıtanın gazete olduğunu görmüştür. Onun Tercüman-ı Ahval ve Tasvir-i Efkar gazeteleri bugün ve her zaman ideal sayılabilecek gazetecilik ilkeleri ile çıkarılmıştır.

Şinasi her şeyden önce Halkçı’ dır: Biraz aile muhitinden ve daha çok Fransız kültüründen gelen etkilerle, halkın diline, atasözlerine ve düşüncesine ilgi duymaktadır. O zamana kadar bizde tanınan tek kuvvete, yani Devlete karşı millet kavramı üstünde durmuş ve halkın avukatlığını yapmıştı. Tasvir-i Efkar ön sözünde der ki:

“Halk kendisini ilgilendiren bütün meseleler hakkındaki düşüncelerini gazeteler vasıtasıyla bildirir. Zaten Devlet bir vekil gibi idare etmekle mükellef olduğu millet topluluğunun varlığı ile ayakta durabilen ve ancak onun iyiliğine çalışmakla kuvvetlenen bir müessesedir.”

Daha öncede Tercüman-ı Ahval’in ön sözünde şunları söylemişti: “ Bir toplulukta yaşayan halk, madem ki bunca kanuni vazifeler mükelleftir, söz ve yazı ile vatanın menfaatlerine dair fikir beyan etmeyi, elbette kazanılmış bir hak sayar.” Bu iki ön sözün ana fikirleri, hem halkçılık ilkesini savunmakta, hem halkoyu (Efkar-ı Umumiye) fikrini ortaya koymakta, hem de demokratik (en azından meşruti) bir düzeni telkin etmektedir.

Şinasi, Türkiye’nin o zaman ki manevi durumunu iyi biliyordu. Hayranı olduğu halk, vatan, millet kelimelerini bugün bildiğimiz anlamda, ilk defa ve bol bol kullananlardandır. “Vatan şairi, şeref-i millet, gayret-i milliye, meb’us,, reis-i cumhur, mahkeme-i vicdan, devlet-i meşruta” gibi Namık Kemal’in, sonradan heyecanla kullandığı terkipler de önce Şinasi’de görülmektedir.

Şinasi Türkiye’nin dış siyasetini de iyi biliyordu. Hayranı olduğu Reşit Paşa gibi o da Batı Avrupa’ya (İngiltere, Fransa vb.) bağlı idi. Fakat her şeyden önce milli eğitimin yükselmesini, halkın okumasını istiyordu. Sanayinin bilhassa tarım sanayisinin kurulmasını bir ölüm dirim konusu saymaktaydı. Bütçe ve başka mali konularında, pratik teklifleri vardı.

Şinasi felsefede akılcıdır. Meşhur münacat şiirinde:

“vahdet-i zatına aklımca şahadet lazım” diyerek , mutlak iman konusu olan Allah’ı bile akıl yoluyla ispatlamaya kalkmıştır. Reşit Paşa’yı da akıllı olduğu için övmektedir.

“sen gibi akil olan kan dökerek gün mü sürer?”

Akla verdiği bu aşırı değer, şinasi’nin mizacı ile birlikte, Fransız klasik yazarlarını çok okumuş olmasından ileri gelmektedir.

YAZDIĞI TÜRLER

İBRAHİM ŞİNASİ EFENDİ HAYATI, edebi kişiliği, eserleri, şiirleri

Şinasi, şiir, tercüme, fabl, tiyatro, makale, tenkit türlerinde eserler vermiştir. Ayrıca sözlük ve folklor alanlarında çalışmaları vardır. Bütün bu sayılan türlerde verdiği mahsuller, sayıca azdır, doyurucu değildir. Kısa ve huzursuz bir ömür sürmüş olması, bu verimsizliğine bir sebep olabilir. Şinasi’nin eserlerini verdiği süre 1858 ile 1865 arası gibi birkaç yıla sıkışmaktadır.

Tenkit ve tartışmalarında, bir taraf gibi olmaktan çok bir hoca gibi davranmış, karşısındakilere münazara adabını telkin etmeğe çalışmıştır. Tenkitlerde, kişiler üstüne değil, üslup ve fikirler üstününde durulması gerektiğini bize ilk söyleyen ve (daha önemlisi) bunu ilk defa uygulayan Şinasi’dir.

ŞİİRLERİ

Şiirlerini, 1862’de Müntehbat-ı eş’ar’ım (şiirlerimden seçmeler) adı ile yayınlamıştır. İsminden anlaşılacağı gibi, bu küçük kitabı dolduran manzumeler, şiirlerinin hepsi değildir. Bu eksiklik şinasi’nin şiir yolunda hangi konaklardan geçtiğini anlamamız bakımından güçlük doğurmaktadır. Bu halde onun şairlik değerini hükme bağlamak da kolay değildir.

NAZIM ŞEKLİ

Nazım şekli olarak kaside, gazel, kıt’a gibi eski şekilleri kullanmıştır. Ama plan, dil ve üslupta eskiye bağlı değildir. Şiirlerinde, genel olarak konu –üslup- uygunluğu gözetmiştir. İki üç gazeli bir yana, her şiirinde konu birliği ( yek-avazlık) vardır. Bilhassa Reşit Paşa için yazdığı kasidelerde eskilerden iyice ayrılır. Nitekim bu kasidelerin üçünde nesip, girizgah, fahriye gibi bölümleri atmıştır. Övgülerini Reşit Paşa’nın şahsından çok, yaptığı işlere yönelmiştir. Eskilerin kaside de belli ve basma kalıp teşbihlere dayalı övgülerinden sakınmıştır.

Şinasi’nin bütün şiirlerinde vezin aruzdur. Fakat aruzu Türkçe’ye hatta halkın Türkçe’sine uyarlamak arzusu daima sezilir.

ŞİİR DİLİNDE

Divan edebiyatının, çok bilinen sözlüğünü kullanmaktan kaçınma kaygısı görülür. Zaten Şinasi’nin nesir ve nazımda yaptığı büyük yenilik, dile verdiği önemle başlar. Her iki tarzda düşünce ve bilgiye dayanan anlatım yolunu araştırır. Dolayısıyla sadeliğe gider. Şiiri mecazlardan arıtıp yalın hale koymaya çalışır. Soyut anlatımdan somut ifadeye geçer. Türkçeleşmek yolunda eski “Türki-i basitçiler” tarzında ve kendisinin “ Safi Türkçe” adını verdiği şöyle beyitler, kıt’alar söylemiştir.

Eşi yok bir güzeli sevdi beğendi gönlüm

Kıskanır kendi gözümden yine kendi gönlüm.

MUHTEVA YÖNÜNDEN

Şinasi’nin nesirdeki kudretine karşılık, zayıf bir şair olduğu fikri oldukça yaygındır. Bu ise şartları düşünmeden verilen bir hükümdür. Şinasi, hem nesirde hem nazımda öyle değildir. Divan şiirinin büyük üstatları karşısında yenilik yapmaya kalkışan Şinasi, devlerle güreşmek zorunda kalmış ve elbette sönük ve silik görünmüştür.

Şinasi’nin muhtevada yaptığı asıl yenilik, mecazlarında aranmalıdır. Nitekim divan şiirini mazmunlarından kaçarak birazı batı şiirinden alınmış, fakat çoğu kendi buluşları olan hayal, teşbih ve istiareler kullanmıştı. Bir yandan da eskilere tepki olarak şiiri, mecazdan arıtmaya çalışmıştır. Bütün bunlar Şinasi ile yeni bir nazım üslubunun belirmiş olduğunu göstermektedir.

Şuurlu olarak “sanat için sanat” ilkesini bırakıp “sanat halk için” ilkesini benimsediğinden nesirle ve makale tarzında yazılması gereken bir çok konuları (kanun, hak, adalet, millet, vatan, akil, medeniyet vb.) şiire sokmuştur.

TERCÜME ŞİİRLERİ

Şinasi Batı (Fransız) edebiyatından Ethem Pertev Paşa ile birlikte ilk şiir çevirilerini yapan şairimizdir. La Fontaine, Lamartine, Racine, Jil Bert ve Fenelon’dan Türkçeleştirdiği bazı parçaları Tercüme-i Manzume adlı küçük bir kitap halinde 1858 yılında yayımlamıştır. Ancak bu manzumelerde güzel mısra yapısına ulaştığı söylenemez.

FABL

Fransız klasikleri ve bu arada en çok La Fontaine’le meşgul olan Şinasi, başarılı fabl denemeleri de yapmıştır. La Fontaine’den Kurt ve Kuzu hikayesini çevirdikten başka kendiside ona benzeterek üç fabl yazmıştır. Bunlar Eşek ile Tilki, Karakuş Yavrusuyla Karga, Arı ile Sivri sinek hikayeleridir.

BAŞLICA ESERLERİ

Müntehabat-ı Eş’ar (şiirlerini içine alan kitap); Tercüme-i Manzume (Fransızca’dan çeviri şiirleri); Şair Evlenmesi (bir perdelik komedi);Durub-ı Emsali Osmaniye (atasözleri derlemesi);Müntehabat-ı Tasvir-i Efkar (“Tasvir-i Efkar” gazetesinde yayımlanmış makalelerinden seçmeler. Ölümünden epey sonra Ebuzziya Tevfik Bey derleyip bastırmıştır.

Güncelleme Tarihi: 05 Ocak 2019, 19:26
YORUM EKLE