İNTİBAH ÖZETİ, İNTİBAH, NAMIK KEMAL

İNTİBAH ÖZETİ, İNTİBAH, NAMIK KEMAL

İNTİBAH ÖZETİ, İNTİBAH, NAMIK KEMAL

İNTİBAH ÖZETİ, İNTİBAH, NAMIK KEMAL

KİTABIN ADI : İNTİBAH

KİTABIN YAZARI : NAMIK KEMAL

BASIM YILI :1997

SAYFA SAYISI : 294

1.KİTABIN KONUSU: İki güzel kadın, bir yakışıklı ve zengin delikanlı, delikanlının ailesi ve çevresi ile olan olaylar anlatılıyor. Delikanlı bu kızlardan birine âşık olur ama kız bir fahişedir. Delikanlıyı kandırmak ve onun servetine sahip olmak için elinden geleni yapar.

2.KİTABIN ÖZETİ: Ali Bey, zengin bir ailenin tek evladı, yirmi bir yaşlarında zeki, çalışkan ve yakışıklı bir delikanlıdır. Babası oğlunun eğitimine çok önem vermiştir. Babası oğlunu, oğlu da babasını çok sevmektedir. Ama babasını kaybettikten sonra hayatında büyük değişiklikler oldu. Annesi, babasının ölümünü unutması için Ali Bey’i Çamlıca’ya gezmeye götürmeye başlar. Ali Bey bu gezilere iyice alışır ve arkadaşları ile Çamlıca’ya eğlenmeye gider. Orada güzel bir kadın görür. Adı Mehpeyker’dir. Ali Bey Mehpeyker’i gördükten sonra onu düşünmekten geceleri uyuyamaz, işlerini ihmal eder. Âmâ Mehpeyker’in bir fahişe olduğunu bilmez. Arkadaşları kadının bir fahişe olduğunu Ali Bey’i ikna etmeyi başarırlar. Âmâ kadın okadır büyük bir etki bırakmıştı ki; Ali Bey onu bırakmak istemez. Âmâ annesi de bunu öğrenmiştir. Eve bir cariye satın alır. Adı Dilsu’dur. Kız Mehpeyker’den daha güzeldir. Ali Bey Dilsu’lar evlenmeyi kabul eder ve de evlenir. Mehleyken bunu öğrenir ve Ali Bey’den intikam almak için yemin eder. İlk önce Dilsu’nu bir fahişe odluğunu ortaya atar ve de Ali Bey’i buna inandırır. Ali Bey Dilsu’mu evden kovar. Mehleyken kızı evine alır ve kızın fahişe olmasını ister. Ama kızı kandıramaz ve kız kadının evinde kalır ama namusuyla. Mehpeyker’in intikam ateşi hala sönmemiştir. Ali Bey’i öldürmesi için bir kiralık katil tutar. Katil ve kadın herzeyi planlamışlardır. Ama Dilsu herzeyi duyar. Ali Bey’i kurtarmak için onun yerine geçer. Katil Ali Bey zannederek Dilsu’mu sırtından vurur. Ali Bey de polislerle gelir ve yerde Dilsu’nu cesedini görür. Çok üzülmüştür. Ali Bey de Mehpeyker’i yakalar ve öldürür. Hapse girdikten altı ay sonra hayata veda eder.

3.KİTABIN ANA FİKRİ: Doğruyu öğrenmeden ve tam bir soruşturma yapmadan hiç bir işe kalkışmayınız yoksa hayatınızla ödeyeceğiniz hatalar yaparsınız. Ve de iş işten geçmiş olur. Şunu unutmamalıyız; SON PİŞMANLIK FAYDA ETMEZ.

4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE KİŞİLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ:

ALİ BEY: Zengin bir ailenin tek evladıdır Yirmidir, yirmi iki yaşlarında yakışıklı bir delikanlı. Ailesinden iyi bir eğitim görmüştür.

MEHPEYKER: Feleğin çemberinden geçen ve dünyada şehvetten başka bir şey tanımaktan ateşli bir kadındır. Alçak ve namussuz bir aileden yetişmiş; daha ondurt on beşine gelmeden rezaletin her çeşitlini öğrenmiş bir fahişedir.

ATIF BEY: Ali beyin arkadaşıdır. Her zaman doğruyu söyleyen Ali Bey’in kendisine güvendiği birisidir.

MESUT BEY: Atıf Bey’in dayısıdır. Ali Bey’e gerçekleri anlatan kişidir.

DİLAŞUB: Saçları sırma gibi parlak sarı; alnı bembeyaz, kavisli ve kalınca kaşı, mavi gözlü. Boyu bir kadına yakışacak kadar uzun ve har erkeği meftun edecek derecede narindir. Mehpeyker’den daha güzeldir.

5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER: Kitabın gerçek adı, Son Pişmanlık ’tır. Namık Kemal’in büyük hikâye vadisinde ilk tecrübesidir. Kitap ahlaki tez ve tenkit romanıdır. İntibah sürükleyici bir kitaptır. Kitaba başladığımda ne zaman bitiririm diye düşünüyordum. Ama arkadaşlar inanın kitabı üç-dört saat içinde bitirdim. Kitabı herkese tavsiye ediyorum. Herkes tarafından okunması gereken bir kitap.

6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ: Kitabın yazarı Nam5ık Kemal’dir.1840-1888 yılları arasında yaşamıştır(48yıl). Vatan şairi olarak bilinmektedir. Çocukluk ve gençliğini dedesinin yanında geçirmiştir. Henüz ondurt yaşındayken koca bir defteri dolduracak kadar şiir yazmış, on altı yaşındayken evlenmiş, yirmi iki yaşındayken divan düzenlemiş, yirmi beş yaşlarındayken de dönemin en ünlü adlarından olmuştur. Kısaca Namık Kemal değişmeyi yaşamanın zorunlu koşullarından biri olarak kabul eden ve millilik karakterini yitirmeden Avrupalılaşmanın çarelerini arayan bir fikir ve sanat adamıdır. Eserler;

Şiir: Hayatı ve şiirleri(1933)

Roman: İntibah / Sergüzeşt-I Ali Bey(1876);Cezmi(1880)

Oyun: Vatan Yahut Silistre(1873);Zavallı Çocuk(1873);Akif Bey(1874); Gülnihal (1875); Celalettin Harzemşah(1885);Kara Bela(1910)

Eleştiri: Tahrip-i Harabat(1886);Takip-i Harabat(1886)

7.ROMANDAN BİR PARÇA:

Annesi Ali Bey'i, içinde bulunduğu durumdan kurtarmak ve eve bağlamak için ilgisini Dilaşub'un üzerine çekmeğe çalışmaktadır:

"... Aradan bir yarım saat geçer geçmez, Ali Bey dahi uyanarak, kahve içmek için, validesinin odasına gelmişti. İkisi tenha kalınca hanım söze başlayarak aralarında şöyle bir muhavere cereyan eyledi:

- İki gözüm Aliciğim; yeni aldığım cariyeyi beğendin mi?

- Güzel.

- Yalnız güzel değil oğlum; terbiyesi simasına fâik. Oldukça okumak yazmak da biliyor.

- Güzel piyano çalıyor. İğne işlerinin hepsinde Avrupa kızları kadar marifetli. Hele tabiatı melek gibi.

- İşte pek âlâ ya valideciğim. Bendeniz burada bulunmadıkça sizi eğlendirir.

- Bana, geleceğin vakitleri bekletmekten başka eğlence mi olur? Onu ben senin için aldım.

- Ben cariyeyi ne yapacağım?

- Şunun söylediği lakırdıya bak! Allaha emanet, yaşın yirmi ikiye basıyor. Ev bark sahibi olacak zamanın geldi. Şimdi sana bir kibar kızı bulsam almadan göremeyeceksin. Aldıktan sonra şayet hoşlanmazsan, ömrün oldukça azab içinde kalırsın bu bir... Evde iki hanım peyda olur birbirimizle geçinemezsek yine sen rahatsız olursun, bu iki. Ama bu cariyendir; beğenirsen yarıma alacaksın, istediğin gibi terbiye edeceksin.

- Bana lazım değil.

- Niçin? Kız tabiatıma mutabık gelmediyse - ne derler - güzel istersen tarif et, öyle bulayım.

- Hayır, ben kıza bahane bulmuyorum; daha güzeli belki huriler - melekler içinde de güç bulunur. Fakat lüzum yok. Beni evlendirmeye neden bu kadar merak ettiniz?

- O nasıl lakırdı? İşte ihtiyarlıyorum; ben dünyada bir tanecik ciğerparemin yavrularını kendi elimle büyütmek istemez miyim? Şimdi şurada bir iki tane ufacık melek gezinse, yüzlerine baktıkça insanın ne kadar ömrü ziyadeleşir düşünmüyor musun?

- Daha yaşınız ne ki ihtiyarlayacaksınız? İnşallah yine torunlarınızı istediğiniz gibi büyütürsünüz; arzu ettiğinizden ziyade safalarını sürersiniz. Birkaç sene sonra olmakla dünyanın sonu erişmez ya!...

- Etme Aliciğim; mademki şu kızcağızı beğendin, kıymetli validenin hatırı için olsun onu odana al da biraz rahat edeyim.

- Acaip bir huy peyda etmişsiniz. Evvelleri böyle olmayacak işlere hatır falan karıştırmazdınız.

Muhavere buralara gelinceye kadar, hanımın keyifsizlik münasebetiyle asabında olan hiddet, sözlerinin tesirsizliğinden dolayı gönlüne gelen ızdırap ile bir kat daha ziyadeleşerek ağlar gibi hazin bir ses ile:

"Yaa!.. bir fahişe için, validenin istediği şeyler münasebetsiz oluyor, hatırı ayaklar altında kalıyor öyle mi?.." diyecek oldu.

Biçare kadın ne bilsin ki bu nimetleri tepen çocuk; kendisini ruhu gibi kamında taşıyan, vefakâr kucağında besleyip büyüten müşfik bir valideyi sahiden bir fahişenin yalancı gülüşlerine feda edecek kadar şehvetine mağluptu. Zavallı valide nereden idrak etsin ki; bu hak tanımayan sefih, haysiyetini korumak ve selâmetini sağlamak için canını bile feda etmekten çekinmeyen koruyucu bir meleği, kusurlarını görmemezlikten gelmediği için tahrike cesaret edecek kadar kibirliliğinin esiri haline gelmiştir?..

Ali Bey, validesinin bu sözlerini işitince ne yapsa beğenirsiniz? Hizmetkârına karşı söz söyler gibi serkeş bir tarzda: "Kabahat bende ki, taciz olacağımı bildiğim halde, kalkar da evimdir diye buraya gelirim" yollu söylenerek hiddetle yerinden fırladı, gitti.

Hanımefendinin ise, uğradığı elemli şaşkınlık içinde, arkasından hayran hayran etrafına bakınmaktan başka bir harekete mecali kalmadı. Ne de "Kaderimde bu günleri görmek de mi vardı?" feryadı meyusânesinden başka bir söz söylemeye lisanı varmadı.

"Mahpeyker'in yalısında olan süsler ve zenginlikler, elbette yukardaki ifadelerimizden anlaşılmıştır. Yalnız şurasını söylememiştik ki kız, bey ile görüştüğü günden beri kendinden bir haber almamış ve hatta bir akşam, getirdiği birkaç okka turfanda meyve için "Ne lüzumu vardı? " gibilerden bir münakaşa bile çıkarmıştı. Vakıa bu hareketinin en büyük sebebi, göstermek istediği iyi niyeti pekiştirmekti. Fakat Ali Beye meyli sırf şehvâni bir hâl olarak, arada menfaat arzusunun bütün bütün yokluğu dahi o yolda davranmasına hayliden medar olmuştu.

Mamafih öyle muazzam bir konağın yalnız iş ve işret ve vuslat zevki ile yürütülmesi kabil olmadığı gibi, Mahpeyker zaten büyük bir servetin sahibi de değildi. Bir müddetten beri kendisini tamamen beye hasrettiği için, güzelliğini ve cilvelerini satarak sürdürdüğü hayatın devamına da imkân kalmamış ve geçimi sadece, daha başlangıçtan beri aşığı olan Abdullah Efendi adında bir adamın, haraç verir gibi takdim edegeldiği paraya inhisar etmişti.

Abdulluh Efendi, Suriye'nin, ahlaksızlığı ile tanınmış aşağılık adamlarından biri olarak, intisap ettiği birkaç taciri desiselerle batırmak sayesinde bir hayli servet peyda etmiş ve bilhassa Mısır'da yaptığı ticarette yanılmaz bir meharet, azalmaz bir direnme göstererek zenginlikte adı dillere destan olan insanlar arasına girmişti.

Yaşı yetmişi aşkın olduğu halde kadınlarla düşüp kalkmaktan kendini alamadığı gibi, çehresi pek ziyade çiçek bozuğu olmakla beraber rengi melez sayılacak derecede esmer; gözleri, birkaç defa çektiği hastalık neticesi hem perdeli, hem çipil. Burnu, hiç bir vakit temrinden kurtulamadığı frengi illetiyle çürümüş frenk inciri gibi hem iri hem çentik; birkaç çürük diş ile çirkinliği bayağı iğrençlik derecesine vasıl olan ağzı gayet geniş. Bıyığı sakalı ise, uyuz hayvan tüyü kadar seyrek bir şey olarak; ahlak düşkünlüğünün usta bir sanatkâr elinden çıkmış canlı örneği gibi, o müstekreh kıyafetiyle, para kuvveti dahi kadınlarca hüsnü kabulüne kifayet edemediğinden, musallat olduğu kötü kadınları altınlara gark etmekle beraber her türlü eğlencesinde serbest bırakmak ve yalnız ara sıra birkaç saat iltifatıyla kanaat etmek gibi aşağılık hâli rahatlıkla benimsemişti.

İşte böylece ibtilâların en şiddetlisi ile esiri olduğu Mahpeyker’i dahi - üç senede yalnız iki defa İstanbul'a gelmiş ve binaenaleyh çehresini ancak dört beş defa görebilmiş olduğu halde - yine ayda bir iki yüz altın sarfiyle, naz ve nimetler içinde yaşayan hanımefendileri kıskandıracak derecelerde debdebe ve tantana ile beslerdi..."

İLGİLİ İÇERİK

ŞİİRLER

NAMIK KEMAL ŞİİRLERİ

NAMIK KEMAL'İN HECEYLE YAZDIĞI ŞİİRLER

NÂMIK KEMAL HAYATI ve ESERLERİ

NAMIK KEMAL'İN TİYATROLARININ ÖZETLERİ

NAMIK KEMAL- İNTİBAH İNCELEMESİ

NAMIK KEMAL - HÜRRİYET KASİDESİ İNCELEMESİ

YORUM EKLE