ORHAN KEMAL, Baba Evi Özeti, Baba Evi, Baba Evi Özet

ORHAN KEMAL, Baba Evi Özeti, Baba Evi, Baba Evi Özet

ORHAN KEMAL, Baba Evi Özeti, Baba Evi, Baba Evi Özet

ORHAN KEMAL, Baba Evi Özeti, Baba Evi, Baba Evi Özet

ORHAN KEMAL, Baba Evi Özeti, Baba Evi, Baba Evi Özet

1914 yılında Adana’nın Ceyhan ilçesinde doğdu. Orta öğrenimine başladığı yıllarda, siyasi sebeplerle, yurt dışına çıkan babasıyla birlikte bir süre Lübnan'da kaldı. Yurda döndükten sonra öğrenimini tamamlamak imkânı bulamadan hayata atıldı. Çeşitli yerlerde işçilik, küçük memurluklar yaptı. Hayatını yazıları ve film - senaryo çalışmaları ile kazandı. Orhan Kemali 1970 yılında, bir gezi için gittiği Sofya’da öldü.

Yazı yazmaya şiirle başlayan Orhan Kemal, kısa bir süre sonra başarılı hikâye denemelerine girişti. Bu alanda isim yaptıktan sonra da romana geçti. Özlü bir gözlem gücüne sahip bulunan Orhan Kemal; dağda, kırda veya şehirde, küçük veya büyük yerleşme merkezlerinde yaşamakta olan ve geçinme savaşı içinde yuvarlanan her türlü ve her sınıf insanların kaderini -bunlara fazla edebiyat katmadan - olduğu gibi ve çok rahat bir anlatım havası içinde veren yazarlardan biridir. Onun başarısı okuyucularına ilettiği insanları çok iyi tanıyabilme gücüne dayanmaktadır. Bizzat içinde yaşadığı, tanıdığı olaylar ve insanlar fazla olduğundan, Orhan Kemal'in eserleri de - bu sebeple - fazladır.

Orhan Kemal’in, kitabın sonunda verilen romanları dışındaki başlıca eserleri: Ekmek Kavgası, Çamaşırcının Kızı, 72. Koğuş, Arka Sokak, Babil Kulesi, Kardeş Payı, Önce Ekmek, İşsiz adlı hikâye kitapları ile İspinozlar, 72. Koğuş adlı tiyatroları ve Senaryo Tekniği’dir. Yazarın romanlarından bir kısmı sinemaya da aktarılmıştır.

(Kitaba alman Baba Evi adlı romanında yazar, kendi çocukluk ve gençlik hayatını -usta bir roman tekniği içinde - canlı ve özlü olaylar dizisi şeklinde anlatmaktadır.)

BABA EVİ

- Romanın Özeti -

Baba evi, Türkiye'nin milyonlarından birinin çocukluk ve gençlik yıllarını hikâye ediyor. Romanın kahramanı, adını vermeden, fakat olanca samimiyeti ile bu yıllarını, acı tatlı olaylarını dile getiriyor. Daha doğduğu zaman büyükbabası, Çanakkale cephesinde subay olarak çarpışmakta olan babasına, kendi ağzından: "Dünya dertlerini çekmek üzere ben de doğdum" gibilerden bir tel çekiyor. Sonra kahraman - biz ona Orhan diyelim - başından geçenleri sıralamaya başlıyor.

Beş altı yaşlarında, artık kendisini ve çevresini tanımaya başladığı zaman, büyükçe bir evde kalabalıkça bir aile içindedir. Aşın otoriter, hatta sert, haşin bir babası vardır. Baba, kendisinin okumak yazmak hususunda çok küçük yaşta gösterdiği başarılarının oğlunda da gözükmesini arzulamakta, bunu baskı ve dayakla sağlamaya çalışmaktadır. Oysa o, okumayı, hele böyle okumayı benimseyememiştir. Okula gittindi, gitmedindi, çalıştındı, çalışmadıındı... derken, bulundukları şehrin düşman orduları tarafından işgale uğraması üzerine aile iç Anadolu'ya doğru yola çıkar. Eziyetli bir tren ve araba yolculuğundan sonra Konya'ya gelip oraya yerleşirler. Babası, Kurtuluş Savaşı'na katılmak üzere Ankara'ya gider. Konya’nın o yıllarda Orhan üzerinde bıraktığı etki "Mustafa Kemal'in kurmak istediği gavur hükümetini" istemeyen halkın ikide birde sokağa dökülüp bağırıp çağırmaları, gece gündüz orada burada patlayan silahlar, adam öldürmeler, zaman zaman darağaçlarında sallanan ölülerdir.

Savaştan sonra aile yeniden güneyde, mutlu bir vatan parçası üzerinde yerleşmiştir. Orhan'ın hayatının en mutlu günleri, buradaki evlerinde, kardeşi ile geçirdiği oyunlu, eğlenceli dönemdir. Ne var ki babalarının hiddetliliği daha da artmıştır.

Öte yandan eski bir öğretmen olan anneleri çok uysal, çok alçakgönüllü bir kadındır. Kocasının "bunlarla yüz göz oluyorsun" demelerine aldırış bile etmeden, evdeki hizmetçilerle haldeş yoldaş olmaktan çekinmez. Bir gün burada önemli bir olay meydana gelir: Oturdukları evin mahzen kısmında kapalı bir yer vardır. Konu komşu bu kapalı yerde, vaktiyle yurttan kaçan bir Ermeni ailesinin zengin eşyaları bulunduğunu duymuşlardır. Baba seyahatta iken, komşular Orhan'ın annesini kandırıp "alt ev" denilen bu mahzeni açarlar, orada ne var ne yoksa yağmalarlar. Baba seyahatten dönüp de durumu öğrenince küplere biner; hiddetle karısını boşar. Neyse ki yaptığına pişman olarak, kısa bir süre sonra yeniden nikâhlar.

Cumhuriyetin üzerinden beş on yıl geçmiştir. Aile artık Adana'da yerleşmiştir. Orhan'ın babası, Atatürk yönetimine karşı muhalefete geçmiştir. Bu yüzden evde yeni tedirginlikler doğar. Nihayet siyasi sebepler yüzünden baba Beyrut'a gidip orada yerleşir; bir süre sonra ailesini de oraya aldırır.

Ailenin elinde avucunda fazla bir şey yoktur. Baba avukatlık yapmak istemiş, fakat Lübnan kanunları buna izin vermemiştir. Uzun süre düşünülüp taşındıktan sonra annenin birkaç altın - avadanlığı satılarak küçük bir lokanta açarlar. Dışarıdan fazla adam almak imkânları bulunmadığı için lokantanın ayak işlerini Orhan'la kardeşi görmektedir. Kardeş garsonluk, Orhan ise bulaşıkçılık yapmaktadır.

Çocuklar artık delikanlılık çağma girmişlerdir. Buna rağmen babalarının onlar üstündeki, hele Orhan üstündeki baskısı, hareketi, hatta dayağı kalkmamıştır. İşsizlikten, hele Türkiye'deki gelişmelerden ve bunları hazmedemeyişinden dolayı babanın sinirliliği büsbütün artmıştır. Durum, bir ara, Orhan'ın babasına karşı diklenmesine kadar varır.

Lokantayı çekip çevirememişler, batırmışlardır. Kardeşi işportacılığa başlar. Orhan da - sözüm ona - balık tutmaktadır. Şimdi gencin yüreğinde yeni duygular düşünceler filizlenmeye başlamıştır: Niçin bu kahırlı baba evinde kahrolmaktadır da asıl baba evi olan yurduna dönmemektedir? Sonra şu etrafındaki, çevredeki kızlar, hele Ermeni kızları da adamın zihnini nasıl da kurcalamaktadır.

Orhan bir gün, nasılsa tuttuğu irice bir balığı, annesi hasta olan Ermeni kızı Virjin'e hediye eder; durum evden duyulunca yine başına gelmedik kalmaz. Baba, bir ara ağır bir hastalık geçirir. Ailenin geçim durumu daha da sarsılmıştır.

Orhan’a eski bir aile dostu bir basımevinde iyi kötü bir iş bulmuştur. Delikanlı bir süre de burada çalışırsa da bunda da dikiş tutturamaz. Açtır, tedirgindir, ayrıca tam gün ışığına çıkamamakla birlikte, türlü sevgilerin de susuzudur.

Ruhuna tohum gibi düşen "yurduna dönmek" düşüncesi, kısa zamanda dal budak salmış, serpilmiştir. Babasını da razı eder ve bir gün Adana istasyonuna iner.

Burada da kendisini yeni hayal kırıklıkları karşılar ama Orhan kısa zamanda yurdunun gerçeklerine uyar. Arkadaşlar edinir, buldukça şarap içer, kızlara sarkıntılık eder, futbol oynar. Bir futbol takımları vardır ki - kendisi dâhil - bütün arkadaşları açtırlar.

Ama ne zarar: "Orhan'ın müşfik ve rahim olan soyu, insan soyu bir gün – er geç - ebedi tokluğu fethedecektir."

TÜRK ROMANLARI, Ş.KUTLU

Ana fikri: İnsanların en büyük sorunlarından biri, belki de en önemlisi açlıktır. Ayrıca açlık, Dünya'da en yaygın olan sorundur. Açlık, özellikle insanları küçükten yakaladığı için, toplumsal yaralara, aile bağlarının kopmasına, eğitimsizliğe, kötü davranışlara sebebiyet vermektedir. Bu yüzden de açlık; kötü alışkanlık ve eğitimsizliğin kaynağıdır. Açlığa karşı tüm insanlar, ellerinden geleni yaparak, bu sorunun halline çalışmalı ve topluma daha iyi, daha eğitimli insanlar kazandırmalıdır.

Romanın mekanı: Olay; Konya'da, Ankara'da ve daha çok da Beyrut ve Adana'da geçmektedir. Mekan olarak ise varoş yerler ağır basmaktadır.

Romanın kahramanları:

Babası: İri yapılı, yakışıklı.

Annesi: Orta boylu.

Pavli Dayı: Kambur.

Kendisi: Uzun boylu ve ince yapılı.

YORUM EKLE