MAH, MA, ME, MEH BAK (?) > MAH, MA, ME, MEH

MAH, MA, ME, MEH
BAK (?) > MAH, MA, ME, MEH

“Yöre Ağızlarımızdaki Türkçe kökenli sözleri belirleyerek ortaya çıkarma, diriltme ülküsü yolunda sekiz yıldır işbirliği yaptığımız”
Gönüllü Türkbilimci, Türk Birliği Ülkücüsü
DR. BAKİ DÖKME Beğ’e saygılarımla
Bir dilin söz varlığı “YAYGIN KULLANILAN (ayrı kollarda (lehçelerde), yörelerde kullanılan)” sözler ile “YAYGIN OLMAYAN (ayrı kollarda, yörelerde kullanılmayan)”;
SIKLIKLA KULLANILAN (freceancy used words) ile SEYREK KULLANILAN (rarely used words) sözlerden oluşur.
Türkçe kökenli olan sözlerin çağdaş Türkçe kollarında “YAYGIN OLARAK” kullanılması;
Günlük kullanımda “SIKLIKLA KULLANILAN SÖZLER” durumuna getirmek için çalışmalı, çabalamalıdır.
Bunun için ilkin, başlangıçta: Değişik durumlar, inançlar, akımlar, ayrı yurtlarda yaşayışlar.. yüzünden az kullanılmaya başlanan, unutulmaya başlamış “Türkçe kökenli sözleri” ayrıntılı birer “DİL YAZISI” ile göz önüne sermeli;
Sonra: Yırcılar (şairler) yırlarında, yazarlar öykü, roman, senaryo ile genel olarak yazılarında bu Türkbilim ölçütleriyle belirlenerek seçilmiş, özgün sözleri kullanmalı, basın - yayında, eğitim - öğretimde.. “alıntı, yad sözlerin Türkçe karşılıkları” olarak sıklıkla kullanarak işlekleştirmelidirler.
BİÇİM BİLGİSİ (İLM-İ SARF, MORFOLOJİ):
“ma / mah / me / meh” ünlemi tek boğunlu (heceli) bir sözdür. Tek sözden oluşmuş bu sözün başka bir sözden türeyip türemediğini belgelere dayalı olarak “kesin olarak” belirleyememekle birlikte Eski Uygur Türkçesindeki “BAK” buyruk kipi kökenli olabileceğini “Söz Kök Bilgisi” bölümünde işledik.
≡--- --- ---
ANLAM BİLGİSİ, ANLAM BİLİM (İLM-İ MAÂNÎ, SEMANTİK):
KAVRAM BOŞLUĞUNU TÜRKÇE KÖKENLİ KARŞILAMA BAKIMINDAN
BELİRTME, BELİRGİNLEŞTİRME:
“ma / mah / me / meh” ünlemi, bir nesnenin “VARLIĞINI, DURUMUNU, KONUMUNU BELİRTMEK, BELİRGİNLEŞTİRMEK” için kullanılır.
Bu ünlemin kullanılışına tanık olduğum söyleşmeleri yazıyorum:
Rahile Turan (1965 doğumlu):
--- Sarı yün yumağı nerede, bulamadım?!
Aysel Kır (1966 doğumlu, Uruş’ta komşumuzun kızı):
--- Ma, körpenin (kuzu kürkünün) altında! - “Uruş bucağı - Beypazarı - ANKARA; 30.Kasım.1984.”
KIZGINLIK, ÜSTELEME:
“ma / mah / me / meh” ünlemi, “kızgınlık, öfkelenme” ile birlikte “bir konuyu, bir nesnenin varlığını, var olduğunu üsteleme” durumunda da kullanılır:
Sücaatin Şen (1946 doğumlu, “dayım”):
--- Tırpanlar Sarı Çiçek yaylasında kaldı.
Mehmet Garip Er (1886 doğumlu, “dedem”):
“Binek taşının yanındaki ağaca bağlı atı göstererek”
--- Mah, sana at! Git, getir! - “Uuzlu mahallesi, Arapkir - MALATYA; 06.Mayıs.1980.”
≡--- --- ---
SES BİLGİSİ (SAVTİYAT, FONETİK):
“ma / mah / me / meh” ünleminde vurgu son sestedir. Ünlüsü kısa ünlüdür, uzatılarak seslendirilmemekle birlikte kişinin anlatış biçimine bağlı uzatıldığı görülebilmektedir.
≡--- --- ---
SÖZ DİZİMİ (İLM-İ NAHV, SİNTAKS):
“ma / mah / me / meh” ünlemi genellikle söylem (cümle) ile yarım söylemlerin başında yer alır: MA, ŞURADA!; MEH, O DA GELDİ.. gibi.
Me (ﻤﻪ) bir dinarı, meni ko, var git, dedi. (Ferec. XV. 466)
Me(ﻤﻪ) bu hisarın miftahını, ne gerekse eyle… (Kesir. XV. 219)
Ancak, duygulu, komunuşlu (heyecanlı), korku, ürkünç, çıkışma, yakınma, kızgınlık.. anlamları yüklenmiş söylemlerin ortasında, yer yer en sonda yer alabilmektedir:
& Efendisi eydür: Me (ﻤﻪ), on dört akçanun yerine bin dirhem.
(Yüz. Ha. XIV. 24)
Canın kanı dirlerse di üşte ma (ﻤﺍ). (Ferh. XIV. 34)
Bu ünlemin söylem başında, söylem ortası ile sonunda kullanılmasına bakarak söyleyenin duygusu kolayca sezilebilmektedir.
“ma / mah / me / meh” ünleminin söylem içerisindeki kullanımı genel Türkçedeki söz diziminin kullanımını yansıtır. Olağan, doğal söylemlerde daha çok başta, korku, duygu, ürkünç yüklü söylemlerde ortada, sonda yer alır.
≡--- --- ---
SÖZ KÖK BİLGİSİ, KÖKEN BİLİM (İLM-İ İŞTİKAK, ETİMOLOJİ):
“ma / mah / me / meh” ünleminin ilk, ilkçil biçimi nedir, nasıldır?
Bu soruyu yanıtlayabilmek için “Türkçenin En Eski Döneminden” kalmış elimizde yeterli belge yok.
Eski Türkçenin (Köktürkçe ile Eski Uygur Türkçesinin) Eski Uygur dönemi söz varlığında “BAKMAK - GÖRMEK” eylemi işleyişinde:
“KARAMAK(doğrudan, dosdoğru bakmak, görmek için bakmak)”,
“KÖRMEK(görmek, görebilmek) ile bu iki eylemin “DOLAYLI YAKIN ANLAMLI”sı “BAKMAK (görmek için bakmak)“ var. Çok seyrek kullanılmış olsa da “bakmak” eylemi Eski Uygur Türkçesin kullanılmıştır.
“mah ( > ma / meh / me” ünleminin ilkçil biçiminin “BAKMAK“ eyleminin kökü, buyruk biçimi olduğunu düşünüyorum.
Bu söz (ünlem) Genel Türkçede “BAK“ > “MAH“ biçiminde değişime uğramıştır.
Bu kanıya biraz da AZERBAYCAN Türkçesindeki
AL, BA! (ünlem) = Al, işte!
GÖR, BA! (ünlem) = Bak, işte!
YAT, BA! (ünlem) = Yat, işte!; Uyu, işte!... ünleminin biçim ile anlam benzerliğini göz önüne alarak bu yargıya vardım.
SES BİLGİSİ BAKIMINDAN İRDELEME, BELİRLEME
“B” İLE BAŞLAYAN SÖZLER – B > M
Eski Türkçenin başlangıç döneminde “B” ünsüzü ile başlayan sözler Türkiye T.si ile Gagauz T.si dışında “M” ünsüzüne dönüşmüştür.
Genel Türkçede: BAK > MAH (> MA; MEH, ME) dönüşümü olmasına karşılık Azerbaycan Türkçesindeki bu ünlem öbeğinde “B > M” dönüşümü gerçekleşmemiştir.
BEN > men
BEÑ > meñ “deri üstündeki kara, sarı et”
BEÑGÜ > meñgü, mengü “sonsuz”
BEÑİZ > meñiz, meniz
BÉZ > mäz “deri ile et arasındaki doku. -Türkmen T.”
*BOYUNÇAK “1. Gerdanlık, kolye, 2. Gerdanlık, kolye bezeği, süsü” > monçuk; munçuk -Türkmen T.”
* BÖÇEK > möçek; möcek -Türkmen T.”
* BÖG > böğ, böğü, böy, böyü (lycosidae tarantula) > möy-Türkmen T.”
BUÑ > “üzüntü, sıkıntı, keder” muñ.
*BUNÇAK > (bunca, bu denli, bu kadar) bunça; munça -Türkmen T.”
ESKİ UYGUR TÜRKÇESİNDE “BAKMAK” EYLEMİ
& BAKMAK (durum eyl.) = Bakmak.
ALTUN YARUK - Ceval Kaya. T. D. K. Yayınları. 1994 - Ankara:
IX. TEGZİNÇ
600 (IX) 28b.)
“BAKA” = bakarak, bakıp. -317. s.
(1) amtı m(e)n bolarnıng basasınta barıp (2) sınayu baka köreyin tip sakınıp … ötrü (3) olarnıng basasınta iderü ..
[(1) emdi (şimdi) ben bunların arkasından varıp (2) sınayıp bakarak göreyim diyip .. böylece (3) onların arkasından izleyerek (takip ederek)..]
637/ 2 (X. 20a.) ONUNÇ ÜLÜŞ Y(İ)GİRMİ ..
“BAKAR ERTİ” = Bakar idi. -332. s.
(8) körgeli bolmak umınçın .. törtdin (9) yıngakdın telmire .. bakar erti kamagda ..
[görmek umudu ile .. dört yıngakdın (köşeden) özlemle, istekle bakar idi hepsinde (?) ..]
KÖRGELİ : Görmek için; BARGALI : Varmak için, gitmek için.
Aşağıda Ceval Kaya’nın “BAK (?)” biçiminde yazmış olduğu ESKİ UYGUR TÜRKÇESİ “ALTUN YARUK” adlı kaynaktaki sözcüğün “BAK” BUYRUK KİPİ “olduğunu sanıyorum:
ALTUN YARUK - Ceval Kaya. T. D. K. Yayınları. 1994 - Ankara:
bak (?) < ? :
425 (VI. 12a.) 243. s.
… yir katununı-(7)-nıng sançanaçavı urungutnung (8) kamag BAK (?) t(e)ngrilerning …
[… yer katununun sançanaçavı savaşçının hepsi BAK (BAK, İŞTE -?-) tengrilerning …]
448 (VI. 25b.) 253. s.
… monçulayu ök ming (13) BAK (?) yekler kuvragım ..
[… böylece de bin BAK (BAK, İŞTE -?-) şeytanlar öbeğim …]
Bu “bak” sözü Altun Yaruk adlı kaynakta beş ayrı yerde birbirine çok benzer, çok yerde ortak sözlerin kullanıldığı söylemlerde kullanılmış.
Bir “varsayım (hipotez)” olarak, Ceval Kaya’nın bu soru imi ile yazdığı “bak” sözünün: BAK > MAH (> ma ; meh / me) biçimine dönüşerek “BAK, İŞTE”, “AL, İŞTE” anlamları yüklendiğini sanıyorum.
ANLAM BİLGİSİ, İŞLEYİŞİ: “BAKMAK(burada: K = “Ḳ)” eylemi Eski Uygur Türkçesinde de günümüzde olduğu gibi “KÖRMEK (GÖRMEK)” eyleminin “anlamdaşı (sinonimi)” değil, “yakın anlamlısı”dır.
Türkçenin en eski yazılı belgelerinden Eski Uygur Türkçesi ile Karahanlı Türkçesi Kutadgu Bilig’de “BAK” buyruğu ayrıca “kör > gör”, “bak”, “bak, işte” anlamında kullanılmıştır:
méni kör ata erdim emdi saña
atım erdi ay toldı bak kör maña
[Bana bak, baban idim senin
Adım Ay Toldı idi, şimdi (de şu durumuma bir) bak, gör beni.] - 1168. koşa
ayur ay ögdülmiş bak emdi maña
atañ emgeki kirmedi bir saña.
[Der: Ay Ögdülmüş, bak şimdi bana,
Atanın (babanın) bir emeği geçmedi sana.] - 1792. koşa
ayâ ilçi begler ilig kolsa sak
bu saklık bile sen tüzü ilke bak.
[Ey devlet yöneticisi beğ, devletin korunmasını istersen
Bu saklık (ihtiyat, korunma) ile sen bütün İLE (ülkeye, devlete) bak.] - 2020. koşa
bayat bérdi kulka iki köz kulak
biri dünyâ baksa biri ‘ukbî bak.
[Tanrı verdi kula iki göz, kulak
Bir dünyaya bakıyorsa, öbürü ukbaya, bak.] - 3657. koşa.
baka kör kitâbnı bu térgen kişi
hünerlığ er ermiş kişiler başı.
[bakıp gör (işte) bu kitabı derleyen kişi
Uzman kişi imiş, kişiler başı.] - Kutadgu Bilig - 54. koşa.
--- --- ---
MOĞOLCA - TÜRKÇE BENZERLİĞİ
MOĞOLCA: MA, MAY, MAN ≡  TÜRKÇE: MAH, MA, MEH, MEH.
MOĞOLCA - TÜRKÇE SÖZLÜK
Ferdinand D. LESSING 1 “A - N”
Çeviren : Günay KARAAĞAÇ
Türk Dil Kurumu Yayınları - ANKARA - 2003
MA, MAY, MAN (I) (ünlem) (I) = İşte! Aha!
--- karş. Türkçe: mah, ma, me, meh : Al, al, işte!
MA, MAY, MAN (II) (bel.) (II) = Ta.
May - ab! = İşte, ta yukarıda!
--- EK BİLGİ: Moğolca “MA, MAY, MAN” ünlemi ile Türkçe “MAH, MA, ME, MEH” ünleminin anlamdaşlığı ile biçim benzerliğini Moğol dilcilerle birlikte irdeledik. “Geçişme (difüzyon)” olasılığının daha gerçekçi, Moğolca belgelerde “BAKMAK” biçiminde bir eylemin varlığını belirleyemediğimiz için Ortak Kökenlilik (orijinizm) olasılığının gerçekçi olamayacağı sonucuna vardık.
--- --- ---
Farsça
“BÂK[ﺑﺍﻙ] (ince k, ön damak k’si) = Korku; Kaygı; Sakınma” sözcüğü ile Türkçe “mah / ma / meh / me” ünleminin köken ilişkisini Fars dili ile Türk dili tarihindeki belgeleri irdeleyerek araştırdık, anlam ile köken bakımından kökteşlik ilintisi bulamadık.
---  --- ---
BENZER SÖZLER:
TÜRKÇE ile BAŞKA DİLLERDE
TÜRKÇEDE
Türkçede “mah / ma / meh / me” ünlemine biçim (morfoloji) bakımından benzer söz “NAH” yardımcı sözüdür (edatıdır).
T. D. K. SÖZLÜĞÜ - 1989 YILI
NAH (edat) : İşte.
"Birader, bir ağızlık kullanıyor, nah, asgari bir endaze boyunda." - Attila İlhan
EK BİLGİ:
Bu “NAH” sözünü
Türkçe ile bağlantılı, ilişkili dillerle Eski - Çağdaş Türkçe kollarında bulamadık.
“NAH” sözü ulaşabildiğimiz Türkçenin Söz Köken Bilgisi Sözlüklerinde de yok.
RUSÇADA:
“NAH” sözü biçimdeş, anlamdaş olarak Rusçada da var:
НА [na] = Al!, İşte!
=A= ART DÖNEMLİ SÖZ VARLIĞI: ESKİ TÜRKÇE KOLLARI (LEHÇELERİ)
“DİVÂNÜ LÜGÂT’İT-TÜRK” (1072) - Kaşgarlı Mahmut:
Çeviren: Besim Atalay
Türk Dil Kurumu Yayınları - 1940 yılı. ANKARA
MA (ünlem) = “Al” ile “işte” anlamında ünlem (nidâ).: III. 213. bkz. mah, meh.
MAH (ünlem) = “Al” ile “işte” anlamında ünlem (nidâ).: III. 118. bkz. ma, meh.
MEH (ünlem) = “Al” ile “işte” anlamında ünlem (nidâ).: III. 213. bkz. ma, mah.
≡--- --- ---
ESKİ TÜRKİYE TÜRKÇESİ (13. - 15. y. y.]
ME, (MA) : 1. Nah, işte, al.
Eğer âşık isen eteğin koma
Canın kanı dirlerse di üşte ma (ﻤﺍ). (Ferh. XIV. 34)
[Eğer aşık isen (aşık olduğun kimsenin) eteğini bırakma
Canın hani, nerede derlerse de: İşte, ma (ﻤﺍ).]
[FERHENGNAME-İ SA’Dİ TERCÜMESİ (ﺘﺭﺠﻣﻪﺳﯽ- ﺳﻌﺩﯽ ﻓﺭﻫﻦﻜﻦﺍﻣﻪﺀ-): 14. / XIV. yüzyıl bilginlerinden Hoca Mesut’un, Şirazlı Şeyh Sa’di’nin BUSTAN’ından seçerek dilimize çevirdiği manzum eserdir. Türkçe söz varlığı bakımından çok bay, çok varsıl bir kaynaktır.
Kilisli Rifat Bilge’nin Millet kitaplığının Ali Emiri bölümünde 300 numara ile kayıtlı nüshadan göçürüp (kopya edip) çıkıntılar eklediği bu eser 1924’te Maarif Vekâletince yayımlanmıştır.
Tarayan: Edebiyat öğretmenlerinden Behçet Yazar’dır.] (Ferh. XIV.)
≡--- --- ---
& Yâ İlâhâ dünyada bana ancak bunu verdün, me (ﻤﻪ) yine, dek hisap eyleme diyiserem.  (Yüz. Ha. XIV. 128)
[YÜZ HADİS TERCÜMESİ (ﺘﺮﺠﻣﻪﺲ ﺣﺍﺩﻴﺚ ﯿﻮﺰ) : xıv. y.y.; 15. yy. bilginlerinden  Erzurumlu Yusuf oğlu Darir’in eseridir. Darir, Peygamberin özlü sözlerini gereğince anlatabilmek için eserine yer yer din ile ahlak hikayeleri de katmıştır.
Millet kitaplığının Ali Emiri - Şer’iyye bölümünde 1154 / 133 numara ile kayıtlı 140 yapraklı basması taranmıştır.
Tarayan: Bu kitaplık işyarlarından Süut Yavsı’dır.) (Yüz. Ha. XIV.)
& Efendisi eydür: Me (ﻤﻪ), on dört akçanun yerine bin dirhem.
(Yüz. Ha. XIV. 24)
--- --- ---
& Delle bir gün şehirde yürürdü. Bir har-bende bunu bilip dutdu.
Delle eyitdi : Ey âzade, Tanrıdan kork, halimde yürür bir garibem, kime niderem, meğer beni bir kimseye benzettin ola.
Har-bende eyitdi: Ey mel’ûne bana zerkın faide etmez, dutdum seni halifeye iledürem.
Delle eyitdi: Ey hoca, me (ﻤﻪ), sana on dînar ve bir katır
Har-bende eyitdi:
On dînar ve bir katırı alayın, bununla halk ne gerekse eylesin, bana ne, dedi. (Ferec. XV. 483)
[FEREC BA’DE’ş-ŞİDDE (ﻓﺭﺝﺑﻌﺪﺍﻝﺸﺪﺓ): Yaşarken karşılaşılan sıkıntı ile güçlüklerden kurtuluş olabileceğini anlatmak için yazılmış kırk öyküdür.
IX. X. (9. 10) yüzyıllarda Arap yazarların (Ferec Ba’de’ş-Şidde) başlığıyla yazmış oldukları eserleri vardır. Bunlardan bir bölümü gene (Ferec Ba’de’ş-Şidde) ile (Câmiü’l-Hikâyat).. gibi adlarla dilimize çevrilmiştir.
Tokatlı Molla Lütfi’nin (Sarı Lütfi’nin) çevirdiği sanılan bu eserin Türk Dil Kurumu kitaplığında 5777 / 432 numara ile kayıtlı 546 yapraklı nüshası taranmıştır.
Tarayan: Dehri Dilçin’dir] (Ferec. XV.)
& Haccam.. kiseden bir bileği çıkardı usturayı çaldı, eyitdi:
Ben bu taşı Mekke’den getiriptururam… Halit gerü feryat eyledi:
Me (ﻤﻪ) bir dinarı, meni ko, var git, dedi. (Ferec. XV. 466)
--- --- ---
& … filhal hisardan indi miftahları bile getirdi, Karakuş’a eyitdi:
Me(ﻤﻪ) bu hisarın miftahını, ne gerekse eyle… (Kesir. XV. 219)
[O anda hisardan indi açkıçları (anahtarları) birlikte getirdi, Karakuş’a dedi:
Me (al) bu hisarın açkıcını, ne gerekse eyle…]
[TARİH-i İBNİ KESİR TERCÜMESİ (ﺖﺍﺮﯿﺥﺍﺑﻥﮐﺚﺮﺗﺮﺠﻤﻪﺴﻰ):  XIV. yüzyılda Şamlı İmadüddin İsmail bin Ömer’in Arapça yazdığı tarih kitabını 1438 (842)de Hızır bin Celâlüddin’in Türkçeye çevirisidir.
Dil bakımından pek önemli olan bu eserin Süleymaniye kitaplığında 896 numara ile kayıtlı nüshası taranmıştır.
Tarayan: Kıvamettin Burslan’dır.] (Kesir. XV.)
--- ---  ---
& İlerü vardı ol taam satanların birine belindeki akçadan çıkarıp verdi dedi ki: Me (ﻤﻪ), üşbuna bana taam ver. (Leys. Ar. XV. 788)
[TEFSİR-i EBİLLEYS TERCÜMESİ (ﺘﺮﺠﻣﻪﺲ ﺍﺒﻯﺍﻝﻝﻴﺚ ﺘﻓﺴﻴﺮ) : 997 (387) yılında ölen Semerkant’lı Ebulleys Nasır bin İbrahim’in yazdığı Arapça Kuran tefsirinin çevirisidir. Çeviren 1450 (854)de ölen ünlü Türk bilgini İbni Arapşah Ahmed’dir.
Çevirinin İstanbul kitaplıklarından birçoğunda nüshaları vardır.
Bayezit kitaplığının Veliyüddin Efendi bölümünde 73 numara ile kayıtlı nüsha taranmıştır.
Tarayan: Atıf Tüzüner’dir.] (Leys. Ar. XV.)
--- --- ---
& Sürâka dedi ki: Yâ Muhammed me (ﻤﻪ) tirkeşimden bir ok vereyin, var benim develerime uğra nişan göster sana bir deve gerek … virsünler.
(Leys. Ar. XV. 523)
--- --- ---
& Yâ Muhammed me(ﻤﻪ) tirkeşimden bir ok vereyin. (Enfes. XV. 257)
& Bilesindeki akçadan çıkarıp verdi, dedi ki: Me (ﻤﻪ) işbuna bana taam ver. (Enfes. XV. 640)
[Bilesindeki (yanındaki) akçadan (paradan) çıkarıp verdi, dedi ki: Me (ﻤﻪ) işbuna bana yemek ver.]
[ENFES-ÜL-CEVÂHİR. (ﺍﻥﻓﺲﺍﻝﺠﻮﺍﻫﺮ)] : 1429 (833) yılında kendi yöresinde ölen bilgin İznikli Musa bin Hacı Hüseyin’in yaptığı “TEFSİR-İ HÂZİNΔ çevirisidir.
Bu eserin Bursa’da Ulucami kitaplığında 63 - 397, 64 - 398 numaralarla kayıtlı iki ciltlik nüshası taranmıştır.
Tarayan: Emekli öğretmen Atıf Tüzüner’dir”) (Enfes. XIV. - XV.)
≡--- --- ---
Cânâ bu naz ü gance acep nolusar meâl
Dil hot senindürür dileğin can ise me (ﻤﻪ) al.
(Nizami. XV. 34)
[NİZAMİ DİVANI (ﻥﻈﺍﻤﻰﺪﯿﻮﺍﻥﻰ): XV. yüzyıl şairlerinden Karamanlı Veliyüddin oğlu Nizamî’nin divanıdır. Daha 18 - 20 yaşlarındayken Fatih Sultan Mehmed’in çağrısı üzerine Karaman’dan İstanbul’a giderken yolda öldüğü söylenen şairin Millet kitaplığının Ali Emiri manzum eserler bölümünde 451 numara ile kayıtlı Divanı taranmıştır.
Tarayan Kilisli Rifat Bilge’dir.] (Nizami. XV.)
--- --- ---
OSMANLI TÜRKÇESİ [16. - 19. y. y.]
& Üşte me (ﻤﻪ) sana beş tane altun var. (Rahat. XVI. 427)
[RAHATÜ’L-ERVAH(ﺮﺍﺣﺔﺍﻻﺮﻮﺍﺡ): 16. yüzyıl bilginlerinden Burdurlu Şeyh Mahmut Raufi bin Âmâ Vâiz Murad’ın İslâm ahlâkı, dini ile âdap - erkânından söz eden mensur kitabıdır.
Yazar, “MELÂZÜ’L-MÜTTAKÎN” adlı eserinin önsözünde kitabını 1566 (974) yılında yazdığını belirtiyor. Buna göre “RAHATÜ’L-ERVAH”ın bu tarihten sonra yazılmış olması gerekir.
Eserin Millet kitaplığının Reşit Efendi bölümünde 379 numara ile kayıtlı 573 yapraklı nüshası taranmıştır.
Tarayan: Kilisli Rifat Bilge’dir.] (Rahat. XVI)
--- --- ---
& Ol toprağı bana gösterdi ve buyurdu ki: Me (ﻤﻪ) bu hâki alıp bir şişede hıfzet. (Raufi. XVI. 27)
[HADİKATÜ’s-SÜADA(ﺤﺪﯿﻗﺔﺍﻝﺴﻌﺪﺍ): Hüseyin Vâiz’in “Ravzatü’ş-Şüheda” adlı ünlü eserinin Fuzuli’den sonra Burdurlu Mahmut Raufi’nin yaptığı çeviridir.
Raufi, Fuzuli’nin bulamadığı bölümleri de bulup çevirmiştir. Bir adı da “KERBELÂNAME” olan bu eseri 1573 (981)te bu dilmecin (tercümanın) yaptığı, şimdi Millet kitaplığının tarih bölümünde 232 numara ile kayıtlı 609 yapraklı nüshası taranmıştır.
Tarayan: Kilisli Rifat Bilge’dir.] (Raufi. XVI.)
--- --- ---
Sevindirdi o sevdiğim bu gönlüm
Bana sunup bir alma dedi al ma (ﻤﺍ). (D. B. XVI. 28)
[DİVAN -I TÜRKİ -İ BASİT (ﺒﺴﻴﻄ-ﺘﻭﻜﻯﺀ-ﺩﻴﻭﺍﻦ): XVI. yüzyıl şairlerinden Edirneli Nazmi Mehmet Beğ’in 45 - 50 bin beyitlik divanındaki münacaat, na’t, kaside, mersiye ile gazelleri arasına öz Türkçeyle yazıp serpiştirerek “TÜRKİ-İ BASİT” adını verdiği, Prof. Fuat Köprülü’nün toplayıp “MİLLİ EDEBİYAT CEREYANININ İLK MÜBEŞŞİRLERİ VE DİVAN -I TÜRKİ -İ BASİT” adı altında 1928 yılında Devlet matbaasında bastırılmış olan bu bölümler taranırken, divanın İstanbul Üniversitesi kitaplığının Türkçe yazmalar bölümünde 1636 numara ile kayıtlı bulunan ilk biçimi deı da göz önünde bulundurulmuştur.
Tarayan: Kilisli Rifat Bilge’dir.”] (D. B. XVI.)
Ele alıp o sevdiğim bir alma
Dedi kim gel elimden şunu al ma (ﻤﺍ). (D. B. XVI. 29)
--- --- ---
& Pilavı me(ﻤﻪ) al deyü çiniyi önüne sürüp bast-ı makaal eyledi.
(Mevahib. XVI. 211)
[MEVAHİBÜ’L-HALLAK Fİ MERATİBİ’L-AHLAK (ﻤﻮﺍﻫﺐﺍﻝﺧﻻﻖﻓﻰﻤﺮﺍﺖﺐﻻﺧﻼﻖ):
Kanuni Sultan Süleyman’ın uzun yıllar buyruğunda bulunduğu için “Koca Nişancı” sanı ile ünlenen Tosyalı Celaalzade Nişani Mustafa Çelebi’nin 1556 (964) yılında yazıp bitirerek Kanuni’ye sunduğu siyaset ile ahlaak üzerine mensur eseridir. Elli beş bölüm olarak düzenlenmiştir.
Eserin Nuruosmaniye kitaplığında 2629 numara ile kayıtlı nesihle yazılmış, 726 sayfalı nüshası taranmıştır.
Tarayan Kilisli Rifat Bilge’dir.] (Mevahib. XVI.)
--- --- ---
Devr-i İskender’de olsa Hızr dirdi gösterip
İşte ma (ﻤﺍ) aynü’l-hayatı buldum ey İskender iç.
[İskender döneminde olsa Hızır derdi göstererek
İşte, ma (al) dirlik gözesini, pınarını buldum, ey İskender, iç.]
(S. Vehbi. XVIII. 379)
[SEYYİT VEHBİ DİVANI (ﺴﯿﺪﻮﻫﺑﻰﺪﯿﻮﺍﻥﻰ): 1736 (1149) yılında İstanbul’da ölen değerli şairlerimizden Seyyid Hüseyin Vehbi’nin divanıdır. Bu divanın hattat Baharizade Mehmet Sait’in ta’lik ile yazdığı, İstanbul Üniversitesi kitaplığının Yıldız bölümünde 5506 numara ile kayıtlı 398 sayfalı nüshası taranmıştır.
Tarayan: Kilisli Rifat Bilge’dir.] (S. Vehbi. XVIII.)
--- ---  ---
2. me (al) = Bırak, elleme:
Serv gördü çınar el uzatmış
Eğilip naz ile dedi me (ﻤﻪ) beni.  (Nihani. XVI. 13)
[Selvi baktı çınar el uzatmış
Eğilip naz ile dedi me (bırak) beni.]
[NİHANİ DİVANI (ﻥﻬﺍﻥﯽﺪﯿﻮﺍﻥﯽ): XVI. yüzyıl şairlerinden Kastamonulu Nihani’nin divanıdır. Nihani birçok ilde kadılık yapmıştır. Bu divanın 1551 (959) yılında Recep bin Hoca Mehmet eliyle yazılan, şimdi Millet kitaplığının Ali Emiri bölümünde 473 numara ile kayıtlı 102 yapraklı nüshası taranmıştır.
Tarayan Kilisli Rifat Bilge’dir.] (Nihani. XVI.)
≡--- --- ---
=B= EŞ DÖNEMLİ SÖZ VARLIĞI: ÇAĞDAŞ TÜRKÇE KOLLARI (LEHÇELERİ)
ÇUVAŞ TÜRKÇESİ:
ÇUVAŞ SÖZLÜĞÜ:
H. PAASONEN - Helsinki Üniversitesi Fin - Ugur dilleri profesörü
İlk yayını : Kangasala (FİNLANDİYA) 1908 yılı Eylül - 14
2. yayın: Türk Dil Kurumu - C. III. 7.
Çeviri: T. D. K. Dilmeçlerince çevrilmiştir
İSTANBUL - 1950 yılı
87. s. ME sp. İşte! Al!
87. s. me il id. İşte! Al!
≡---  --- ---
OĞUZ - TÜRKMEN ÖBEĞİ:
Türkiye T.si, Gagauz T.si, Azerbaycan T.si, Türkmen T.si
TÜRKİYE TÜRKÇESİ
TÜRK DİL KURUMU SÖZLÜĞÜ:
Bu sözlükte “MAH, MA, ME, MEH“ ünlemi yok.
--- ---  ---
TÜRKİYE TÜRKÇESİ YÖRE AĞIZLARI:
ANADİLDEN DERLEMELER - I. Cilt - 1932 YILI -
Hamit Zübeyir, İshak Refet - Halk Evleri Dil ve Edebiyat gurupları mesaisine yardım için - C. H. F. Neşriyatından - Hakimiyeti Milliye Matbaası - ANKARA.
268. s. ma, me = Al, işte, mah!.: KÜTAHYA.
274. s. me = Al, işte, nah!.: KÜTAHYA, MALATYA.
275. s. meh! Me! = Al, işte, nah! Tut!.: Sivrihisar, ANTALYA; BOLU; ANKARA köylüsü; Tavas.
≡--- --- ---
Türkiye’de Halk Ağzından SÖZ DERLEME DERGİSİ - III. CİLT:
- Türk Dil Kurumu yayınları; - İstanbul Cumhuriyet Matbaası - 1942 yılı.
“L - Z”
1031. s. MA [ed.] = 1. İşte, nah. (BALIKESİR ile çevresi) [Bak. Me]
1046. s. ME [ed.] = Al, nah, işte. (Kaleyaka <<Perşembe - ORDU>>; BOLU; Sofular <<Çerkeş - ÇANKIRI>>; Beydağı <<Uluborlu - ISPARTA>>; Taşköprü <<KASTAMONU>>; Bolvadin <<AFYON>>; Hortu <<Sivrihisar - ESKİŞEHİR>>; Afşar <<Hadım - KONYA>> [Bak. Ma].
1047. s. MEH [ed.] = 1. Al. (İÇEL; Safranbolu << ZONGULDAK>>; Hıdırlar <<Nallıhan - ANKARA>>; <<Uluborlu - ISPARTA>>; Kozan <<SEYHAN [ADANA]>>; Abbaslık [?]. [Bak. Ma, Me]
MEH [ed.] = 2. İşte (BOLU; KÜTAHYA; Safranbolu <<ZONGULDAK>>; Emirle <<Bâlâ>>, Gürcü <<Kızılcahamam - ANKARA>>; Menemen <<İZMİR [Muh.]>>); Küçüköy - <<Çumra - KONYA>>
≡--- --- ---
DERLEME SÖZLÜĞÜ - IX. CİLT.
Türk Dil Kurumu Yayınları - 1963 yılı; ANKARA
*ESKİ - ÇAĞDAŞ TÜRK LEHÇELERİNDEN: “MA, ME (İŞTE. AL)”:
3097. s. MA (I) [me (II), meh -2, na (III)] = İşte. (*Çivril ile çevresi -DENİZLİ; -BALIKESİR ile çevresi; -KÜTAHYA; *Kandıra -KOCAELİ; *Düzce -BOLU; *Çarşamba -SAMSUN; Çilehane *Reşadiye -TOKAT; Karaçay, Başhöyük *Kadınhanı -KONYA; *Akseki ile çevresi -ANTALYA)
[ME (II)] : (-AFYON ile çevresi; Aslanapa -KÜTAHYA; *Sivrihisar -ESKİŞEHİR; *Ünye, Kuz *Akkuş -ORDU; -MALATYA; Ağrakos *Suşehri -SİVAS)
[meh -2] : (-BURDUR; Kösten, Oğuz *Acıpayam -DENİZLİ; *Menemen -İZMİR; *Düzce, -BOLU; Sarıca *Gölköy -ORDU; Küçükköy *Çumra -KONYA; *Silifke, *Gülnar -İÇEL; *Akçadağ -MALATYA)
[na (III)] : (-RİZE; -TRABZON ile çevresi)
3146. s. ME (I) [ma (II), mah (II), meh -1, na (IV)] = 1. Al, buyur. (*Bolvadin -AFYON; *Yalvaç, Gönen, İleydağı *Uluborlu -ISPARTA; Başpınar *Tefenni, Güney *Yeşilova -BURDUR; *Çal, Çöplü *Çivril, *Tavas -DENİZLİ; Aslanapa -KÜTAHYA; Hortu *Sivrihisar -ESKİŞEHİR; -BOLU; *Taşköprü -KASTAMONU; Sofular *Çerkeş -ÇANKIRI; *Osmancık -ÇORUM; Kaleyaka *Perşembe, *Ünye, Kuz *Akkuş -ORDU; -MALATYA; Çanıllı *Ayaş -ANKARA; Ağrakos *Suşehri -SİVAS; *Ermenek, Afşar köyü *Hadım -KONYA; *Mersin köyleri -İÇEL; Güzelsu *Akseki -ANTALYA)
[MA (II)] : (Güney *Yeşilova -BURDUR; *İzmit, *Kandıra -KOCAELİ; *Düzce -BOLU; *Çarşamba -SAMSUN; *Akseki ile çevresi -ANTALYA)
[MAH (II)] : (Sofular *Eğridir, Baladir *Keçiborlu -ISPARTA; Honaz -DENİZLİ; Dallıca *Nazilli -AYDIN; *Alaşehir -MANİSA; Demirkapı *Susurluk -BALIKESİR; -ESKİŞEHİR; Aydınlı, Hereke, *Gebze -KOCAELİ; *Düzce -BOLU; *Akyazı -SAKARYA; Çayır, Yakademirciler, Aliköy *Çaycuma -ZONGULDAK; *Çarşamba -SAMSUN; Çilehane *Reşadiye -TOKAT)
[MEH -1] : (*Dinar -AFYON; *Eğridir, *Sütçüler, *Uluborlu -ISPARTA; Güney *Yeşilova, Çerçin -BURDUR; Oğuz *Acıpayam, *Tavas -DENİZLİ; *Tavşanlı, *Emet -KÜTAHYA; Abbaslık -BİLECİK; *Sivrihisar -ESKİŞEHİR; İğneciler *Mudurnu, *Düzce -BOLU; *Akyazı çevresi, -SAKARYA; *Safranbolu -ZONGULDAK; -SAMSUN; *Perşembe -ORDU; Kışla -GİRESUN; Emirler *Bala, Gürcü *Kızılcahamam, Hıdırlar *Nallıhan, Çanıllı *Ayaş -ANKARA; Küçükköy *Çumra, *Ermenek -KONYA; *Kozan -ADANA; *Silifke, *Gülnar, *Mut köyleri, Namrun *Tarsus -İÇEL; Erenyaka *Akseki -ANTALYA; Karaçulha -MUĞLA)
[NA (IV)] : (-RİZE; -TRABZON ile çevresi)
≡--- --- ---
DERLEME SÖZLÜĞÜ - XII. CİLT. -EK cilt-
Türk Dil Kurumu Yayınları - 1963 yılı; ANKARA
4589. s. ME [meh (II) -1] (ünlem) = Al, işte: Me kalemini. (-AFYON; İsabey *Çal -DENİZLİ)
[meh (II) -1] (ünlem) : (Dışlık *Kangal -SİVAS; İncekum *Silifke -İÇEL)
≡--- ---  ---
SÖZ KÖK BİLGİSİ (ETİMOLOJİ) SÖZLÜKLERİNDE “MAH, MA, MEH, ME” ünlemi:
Aşağıdaki sözlük dışındaki Söz Köken Bilgisi sözlüklerinde “MAH, MA, ME, MEH“ ünlemi yok.
TÜRK DİLİNİN ETİMOLOJİ SÖZLÜĞÜ
İsmet Zeki Eyüboğlu - SAY yayınları - 2017 yılı
470. tr. MAH, tr. (yansıma ses)tan mah (al, işte, bak. Anadolu halk ağzında)…
Bu sözcüğün fars. mâh (gökteki Ay ile ilgisi yoktur).
--- ---  ---
AZERBAYCAN TÜRKÇESİ
Bu Türkçe kolunda “MAH, MA, ME, MEH“ ünlemi yok.
Ancak, Kuzey - Güney Azerbaycan Türk’ü dilci arkadaşlarla yaptığımız irdelemeler sonucu bu Türkçe kolundaki şu ünlemlerin:
AL, BA! (ünlem) = Al, işte!
GÖR, BA! (ünlem) = Bak, işte!
YAT, BA! (ünlem) = Yat, işte!; Uyu, işte!...
Genel Türkçede çok yaygın olan “MAH, MA, ME, MEH“ ünlemi ile kökteş olduğunu, Eski Uygur Türkçesindeki “BAK” buyruğundan “anlam yüklemesi (mecaz)” yoluyla türediği sonucuna vardık.
--- ---  ---
TÜRKMEN TÜRKÇESİ:
& ME (ünlem) = Bir nesneyi verirken, sunarken söylenen ünlem. < “ME”, “MA”, “MAH” Kaşgarlı - 1072
Bir närseni (zadı) bermek, hödürlemek üçin “Al” diyen manıda aydılyan ümlük.
≡Bir nesneyi vermek, sunmak için “Al” anlamında söylenen ünlem.
Hödürlemek = Sunmak.
Me, saña ahal-teke atı! ≡ Mah (al, işte), sana ahalteke atı!
Me, saña gerek bolsa gördüñmi, nähili bolup çıkdı (duydansızlıkda, garaşılmazdan yüze çıkan waka, yağday hakında aydılyar).
≡ Me (meh, mah), sana gerek ise gördün mü, nasıl oldu (ansızın, beklenmedik biçimde yaşanan olay, durumda (yağdayda) söylenir.)
“ME, saña gerek bolsa, indi tä gay yatınça garaşmalı bolduk! ≡
Me (işte, al), sana gerek ise, şimdi taa katı yel, kasırga dininceye dek bakıp durası olduk!
≡---  --- ---
KARLUK - UYGUR ÖBEĞİ:
Özbek T.si, Çağdaş Uygur T.si
ÖZBEK TÜRKÇESİ:
& MÄ (ünlem) = Ma! Mah! Me! Meh! Al, şunu! Al, işte! < “MA, MAH, ME” - Kaşgarlı - 1072 yılı.
mä, iç! (buyruk - ünlem söz öbeği) = Al, iç!
mäng! (ünlem) = Alınız, şunu! Alınız, işte!
--- “mä” ünleminin görgülü saygıyla söyleniş biçimi.
[MÄ(ündåv, s. “söz”) = Bïrår närsänï uzätïb, unï ålişgä ündäşnï bïldirädï; Ål.
= Bir nesneyi sunarak onu alış (aldırmak) için ünlemeyi, seslenmeyi bildirir; Al.
MÄ, bïr piyålä çåy iç. ≡ Ma, bir piyale çay iç.] - ÖZBEK TİLİNİNG İZOHLİ LÜĞATİ - 1. Cilt, 437. s. - 1981 - Moskova
--- --- ---
ÇAĞDAŞ UYGUR TÜRKÇESİ:
ME; MÉ! (ünlem) = İşte, al! < “MA”, “MAH”, “ME” Div. Lüg. Türk - 1072
meñ! (ünlem) = “çokluk ile görgülü söyleşmede” İşte, alınız!
meñiz! (ünlem) = “çokluk ile görgülü söyleşmede” İşte, alınız!
≡--- --- ---
KUMAN - KIPÇAK ÖBEĞİ:
Kazak T.si, Kırgız T.si, Karaçay - Balkar T.si, Kumuk T.si
KAZAK TÜRKÇESİ:
MÉ! (ünlem) = İşte, al! < “MA”, “MAH”, “ME” Div. Lüg. Türk - 1072
meñiz! (ünlem) = “çokluk ile görgülü söyleşmede” İşte, alınız!
--- ---  ---
KIRGIZ TÜRKÇESİ
KIRGIZ TÜRKÇESİ “TÜRKÇE KÖKENLİ KÖKTEŞ SÖZLER SÖZLÜĞÜ”:
MÉ! (ünlem) = İşte, al! < “MA”, “MAH”, “ME” Div. Lüg. Türk - 1072
meñiz! (ünlem) = “çokluk ile görgülü söyleşmede” İşte, alınız!
KIRGIZ ATASÖZÜ:
Açarçılıqtı köp körgön; Özü toyboy “mé” debes.
≡ Açlığı, yokluğu çok görmüş olan kendisi doymadan “me (al)” demez.
--- --- ---
KARAÇAY - MALKAR TÜRKÇESİ
TÜRKÇE KÖKENLİ KÖKTEŞ SÖZLER SÖZLÜĞÜ”:
MA! (gösterme almaşı) (I) = İşte! İşte, bu!
ma! (ünlem) (II) = Al, işte!
ma, iç! (ünl. söz öbeği) = Haydi, iç!
“mä” ünleminin görgülü saygıyla söyleniş biçimi.
magız! (ünlem) = Haydi, alınız! Haydi, alsanıza!
mang! (ünlem) = Ma! Me! Al, şunu! Al, işte!
---  --- ---
*KUMUK TÜRKÇESİ “TÜRKÇE KÖKENLİ KÖKTEŞ SÖZLER SÖZLÜĞÜ”:
MA! (ünlem) = Ma! Me! Al, şunu! Al, işte!;
mah! (ünlem) = Ma! Me! Al, şunu! Al, işte!
KUMUK ATASÖZÜ:
Ma degende almasa, ber degende tabulmas. ≡ Ma (işte, al) denildiğinde alınmazsa, ver, denildiğinde bulunmaz.
≡--- --- ---
ARALIK ÖBEĞİ
ALTAY, HAKAS, TUVA (TIWA)
ALTAY TÜRKÇESİ:
MA! (ünlem) = Ma! Me! Al, işte!
ALTAY TÜRKÇESİ “TELEÜT YÖRE AĞZI (DİYALEKTİ)”:
ma! (ünlem) = Ma! Me! Al, işte!
--- --- ---
HAKAS TÜRKÇESİ:
HAKASÇA - TÜRKÇE SÖZLÜK:
Prof. Dr. Emine GÜRSOY - NASKALİ * Prof. Dr. Viktor BUTANAYEV
Dr. Almagül ISINA * Dr. Erdal ŞAHİN *Liaisan ŞAHİN * Dr. Aylin KOÇ
Türk Dil Kurumu Yayınları - Ankara - 2007
291. s. MA! (ünlem) = Al! işte!
MA, AL! (ünlem) = İşte, al!
--- --- ---
Ekrem Arıkoğlu’nun sözlüğünde Genel Türkçe ile öbür Hakas sözlüğünde kullanılan “AL, İŞTE” anlamında kullanılan “MA” ile yansımaları yok.
ÖRNEKLİ
HAKASÇA - TÜRKÇE SÖZLÜK:
Ekrem ARIKOĞLU
AKÇAĞ Yayınları - 1. BASKI. Ankara - 2005
≡--- --- ---
SONUÇ
TÜRKÇE SÖZLERİN UNUTULMAMASI İÇİN:
“fosil söz, eskil söz (arkaik söz)”, yöre ağzının sözü (diyalektik sözü) .. gibi sözlerin “orta dönem ile son dönem” Osmanlı devşirmelerinin Türkçe ile Türklüğü dışlama yöntemi olduğunu bilmeli, bu türden küçümseme ile dışlamalara karşı çıkarak bu sözleri bağlılıkla, özkeylikle (fedakârlıkla) kullanmalıdır.

YORUM EKLE