Sagu kelimesinin yapısı ve anlamı üzerine

SAGU KELİMESİNİN YAPISI VE ANLAMI ÜZERİNE

1. İnternet’te “Kökenbilim (Etimoloji)” sahifesinde Sayın Ali Kara “Sanırım sadece Şeyyad Hamza’nın Yusuf ve Züleyha”sında (ve galiba ona dayalı başka bir kitapta) geçen “hububat ölçeği” anlamında “sağ” sözü. Kökü ne olabilir? “Kadeh, bardak, sürahi, maşrapa, tas” anlamında “sağrak (ve suğrak)” sözüyle alakalı olabilir mi? Sağrak sözünün kökü ne olabilir? diye soruyor.

Bu soruyu sırası ile Akif Taş, Osman Fikri Sertkaya, Müslüm Kırnaz, Ömür Güner ve Alpay Eker cevapladılar. Yapılan açıklamalarla kelimenin kökeni Arapça’ya doğru gitti.  

Ben de bu Arapça etimolojiyi düzeltmek ve kelimenin yapısını ve anlamını açıklamak üzere aşağıdaki bilgileri vermek istedim.

2. Yazıma çok yayılmış olan bir yanlışı düzelterek başlamak istiyorum. Hepimizin orta öğretim edebiyat kitabımızda okuduğumuz bir metin vardı. 714 yılında P’ei-ting (Biş Balık) şehrini muhasara eden Göktürk hükümdarı Kapgan Kağan’ın oğlu Tonga Tigin Çinliler tarafından pusuya düşürülerek yakalanmış ve kafası kesilerek bir mızrak ucunda Türklere gösterilmişti. Şehzâdelerinin öldüğünü gören Göktürkler ağlayarak Ötüken’e dönmüş ve Tonga Tegin için yog törenini hazırlamışlardı. Bu yog töreninde de manzum mersiyeler, ağıtlar söylenmişti. 

Kâşgarlı Mahmud bu ağıtın dörtlüklerini Dîvânü Lugâti’t-Türk adlı ansiklopedik sözlüğünde yer yer zikreder. Metin şöyle başlar:

Alp Er Tonga öldi mu?
Esiz ajun kaldı mu?
Ödlek öçin aldı mu?
Emdi yürek yırtılur?

Biz edebiyat kitabımızda bu metni “Alp Er Tunga Sagusu” olarak okumuştuk. Sagu kelimesi “ağıt” anlamında kullanılmıştı. 

Üniversite öğrenimizde bu anlamın yanlış olduğunu “sagu” kelimesinin anlamının “ağıt” olmadığını öğrendik. Önce “ağlamak” fiili ile ilgili kelimeleri öğrendik. Oğuz Türkçesi’nde “ağlamak” şeklinde kullanılan fiil Kıpçak Türkçesi’nde “ığlamak” ve “y-ığlamak” şeklinde kullanılıyordu. Bu fiillerden türetilen “ağıt” ve “ığıt ~ y-ığıt” kelimeleri yerine Göktürkçeye Üç Korukan’lardan geçen “sığıt” kelimesi kullanılıyordu. Dolayısıyla Edebiyat kitabımızdaki “Alp Er Tunga sagusu” başlığını “Alp Er Tunga ağıtı” olarak düzelttik. 

3. Gelelim “sagu” kelimesine: Eski Uygur metinlerinden Uigurica IV’teki D parçasının 122. satırındaki cümle şöyledir. “... saguda yogrut birle kelürüp ... bramanka birdi [kâsede yoğurt ile getirip ... brahmana verdi.” Bu cümleden “sagu” kelimesinin içerisine yoğurt konulan bir kap, bir kâse olduğu açıkça anlaşılmaktadır.

Kâşgarlı Mahmud Dîvânü Lugâti’t-Türk’te “sagu” kelimesini “el-mikyâl [darı ölçeği = a corn measure]” şeklinde anlamlandırmıştır. 

Sir Gerard Clauson “An Etymological Dictionary of Pre-Thirteenth-Century Turkish” (Oxford 1972) adlı sözlüğünün 805b’deki sa:ğu: maddesinde kelimenin etimolojisini Türkçe sa:- fiili ile özdeşleştiriyor. Eğer süt gibi sıvı bir madde ise sagu’nun sağ- fiilinden fiilden isim yapan –u eki ile teşkil edildiğini, içerisine süt sağılan tahta kova’ya sağu denildiğini söylüyor. Osmanlı Türkçesinde sağu sağ- (yani sağu’ya süt sağ-) fiilinin kullanıldığını da zikrediyor.

Buna karşılık Carl Brocmelmann “Osttürkische Grammatik der islamischen Literatursprachen Mittelasiens” (Leiden, 1954) adlı gramerinde sagu kelimesini sa- fiilinden fiilden âlet adı yapan -gu partisip eki ile sa-gu “Mass [ölçek], s. 107”şeklinde açıklıyor. Benzer örnekler arasında da bel-gü “işaret”, iç-gü “içecek”, ked-gü > key-gü “giyecek, elbise”, koltgu-çu “dilenci” kelimelerini zikrediyor.

Kemal Eraslan “Eski Uygur Türkçesi Grameri” (Ankara, 2012) adlı eserinde Fiilden âlet adı yapan isim-fiil örnekleri arasında bıç-gu “bıçkı”, közün-gü “ayna”, yilpi-gü “yelpaze” örneklerini veriyor. Sagu’yu zikretmiyor. (s. 118, § 279; s. 381, § 748).  

Gerhard –Doerfer de TMEN III (s. 225, § 1213)’de sagu  kelimesinin DLT’te “ölçek” olarak geçtiğini söylüyor ve “Holzbutte, Mass für Getreidekörner, Trinkgefäss, Wageschale” anlamlarını veriyor.

4. “Sagrak” kelimesine gelince: Türkçedeki eski örnekler Dîvânü Lugâti’t-Türk’ten itibaren “sağır” şeklinde geçiyor ve “sürahi, kâse, kap” olarak anlamlandırılıyor. Sir Gerard Clauson “An Etymological Dictionary of Pre-Thirteenth-Century Turkish” (Oxford 1972), adlı sözlüğünün 814b’deki sa:gır (2) maddesinde kelimenin Türkçede sa:ğır ve sa:ğar şeklinde geçen örneklerini zikrediyor. 

Gerhard Doerfer TMEN III (s. 252-253, § 1247)’de sağır kelimesinin +ak küçültme ekini alarak “sağır-ak” şeklinde geliştiğini ancak vurgusuz orta hece ünlüsünün düşmesi ile kelimenin “sagrak” şeklini alıp “bardak, kadeh” olarak kullanıldığını söylüyor ve Kelimenin g > v ünsüz değişmesi ile Codex Cumanicus’da “savrak” şeklinde geçtiği notunu da veriyor.

5. Böylece “sagu” kelimesi ile ilgili olarak Türkçe “sakış” ve “sagıg > sagu” etimoloji teklifinin geçersizliği ile Arapça fitre miktarını gösteren ”saa” kelimesiyle Türkçe “sagu” kelimesinin ayrı kelimeler olduğu anlaşılmıştır sanıyorum. 

6. Şeyyad Hamza’nın Yûsuf ve Züleyhâ mesnevîsi aruz vezni ile yazılmıştır. Yûsuf küçük kardeşi Bünyamin’i yanında tutmak için onun buğday çuvalı içerisine buğday ölçeği olan sağu > sağı’yı koydurur. Yapılan kontrolde de bu ölçek bulunur. 

7. Şâir “sağu” kelimesini “sagu > sağı” ses düzleşmesi sonucunda metinde “sagı” şeklinde yazmış, bazı zaman da “sağı” kelimesinin sonundaki -ı sesini, aruz veznine uymak için, düşürmüş ve ortaya “sağ” şeklinde bir “hayal kelime” çıkmıştır. Türkçe “sağ” kelimesinin anlamı olarak “güvence, uğur, bereket, bolluk” anlamlarından hareketle Arapça YEMN kelimesine giderek etimoloji yapmanın lüzumsuzluğu da ortaya çıkmış olmalıdır. Bu açıkça bilgi kirliliğidir.

8. Şeyyad Hamza’nın Yûsuf ve Züleyhâ mesnevîsi’nde kelime sonundaki -ı sesinin düşürülmesi “dakı” kelimesinde de geçer. Bu metin üzerinde 1940’lı yıllarda Lisans çalışması yapan T. Tekin vezin icabı düşürülerek “dak” şeklini alan “hayal kelime”yi bir ara şekil saymış ve “takı > dakı > dak > da” şeklinde bir etimoloji yapmıştı.

9. Hülâsâ Sayın Ali Kara hububat ölçeği olarak “sağ” diye bir kelimemizin olmadığını, kelimenin aslının sagu > sagı olduğunu anlamıştır kanaatindeyim.

(Bir öğrenci lisans tezini hazırlarken bir cümleyi yanlış yerlerden bölmüş “Hocam! Bakla bilinen sebzenin adı “gubir” ile “yan” kelimelerini hiç bir sözlükte bulamadım” demişti. Metne bakmış ve cümlenin “baklagu biryan yediler” “Baklava (ve) biryan (kebabı) yediler” olduğunu görmüş, çok gülmüştük. “Gubir”, “Yan”, “Sağ”, “Dak” gibi kelimelere filolojide “hayal kelimeler” denilir. 

10. Son olarak bir açıklama daha yapmak isterim. Ben nöbetçi etimolog değilim. Etimoloji sahifesinde yapılan yorumlarda bazı açıklamaları beğeniyor bazılarına da gülüp geçiyorum. Ancak “Sağu” kelimesi ile ilgili olarak Sayın Ömür Güner bana “Hocam sagıg (ET) > sagu (EAT) şekli mi?” diye sorduğu için yukarıdaki açıklamaları yaptım ve akademisyenler daha fazla bilgiye ulaşsın diyerek kişi ve kitap bilgilerini verdim. Herkese faydalı olacağını umuyor, saygı ve sevgiler sunuyorum.

YORUM EKLE