Sızlanmadan emek vermek gerek

Sızlanmadan emek vermek gerek

Şu anda Moğolistan gece -23, Sibirya'da gece -34....
Sızım sızım sızlanmadan insanlar işlerine, çocuklar okullarına gidiyor. 
1200 yıl önce ise "coğrafyanın bu şiddet içerikli kader"ine rağmen yüzlerce abide yazıp insanlığa miras diye bıraktılar.

Neredeyse sekiz ayın sıcacık geçtiği Mısır, Yunan ve Çin gibi yüksek sanat ve felsefe gelişemedi oralarda...: ağustos ayında bile geceleri zatürreye neden olan iklim buna izin vermedi, ama uğraştılar, EMEK verdiler.

Coğrafyanın kaderine boyun eğmeyi reddeden asi Oğuzlar, büyük umutlarla 5.500 km.yi atla ve yayan yapıldak aşıp sanat ve felsefeye olanak veren bu topraklara geldi. Ama onları hep bir "ŞEY" itip kaktı; sövüldüler, dövüldüler, bir umut uğruna bekleşip durdular (Halen de sürüyor bu bekleyiş, bu UMUT!..).

Yine bir kış günü (15 Aralık 1893),Danimarka'nın başkentinde Hint-Avrupa dilleri uzmanı bir bilgin (V. Thomsen) tek kelime Türkçe bilmeden Tanrı sözcüğü sayesinde Kül Tigin yazıtını okuduğunu, Kraliyet Akademisi toplantısında duyurdu.

Emek, Kül Tigin yazıtında geçen bir sözcük....Tuvacada eŋbek, Çuvaşçada amak olarak yaşar. Çuvaşçadaki anlamı “hastalık”, Tuvacadaki anlamı “kronik hastalık”tır.

Dilimize emek veren herkes gibi, Türkçeyi kronikleşmiş bir hastalık olarak yaşayan "bende"niz, bugünü kutluyor, UMUTlarınızı yitirmemenizi diliyor...

Bugünler de geçecek...

YORUM EKLE