13.06.2020, 12:09

Sonuç Sözcüğünün Tarihsel Dayanakları

SOÑUÇ

SOÑUÇ > SONUÇ = NETİCE (Arapça)

 Bir kavramı karşılayan Türkçe kökenli söz Türkçenin gelişmesi yolunda büyük, ulu bir ışıldaktır, yuladır (meşaledir).


 Türkçe kökenli sözler ilkin ayrıntılı “KÖKEN BİLGİSİ SÖZLÜKLERİ”, “DİL YAZILARI” olmak üzere romanda, öyküde, yırda (şiirde), basın - yayında (medyada), öğretimde.. saklıkla, özenle seçilip kullanılmalı, böylece unutulmaları önlenmelidir.  

 “Sonuç” sözü üzerine yıllar öncesinden başlayarak yapılan pek çok tartışmaya tanık oldum. Ancak, gerçeğe uygun bir değerlendirme yapıldığını görmedim. Bu belirlemem üzerine uzun yıllar içerisinde “SOÑUÇ, SOÑUCU” ile ilgili belgeleri toplayarak bu konudaki bilgileri uzun bir dil yazısı olarak düzenledim.  


 Bu nitelikteki bütün çağdaş Türkçe kollarında anlamı kolayca sezilebilen sözler için yazılmış dil yazılarını okuyanlar bu sözleri 
belleklerine sindirecek, böylece “Türkçe Söz Varlığına Dayalı” dil köprüsü güçlenecektir.
≡---                              ---                          ---
BİÇİM BİLGİSİ (İLM-İ SARF, MORFOLOJİ):

“SOÑUÇ > SONUÇ”

 Türkçe “SOÑ (> SON)” ile Türkçe “UÇ” sözlerinin birleştirilmesi sonucu türemiştir. Sözcüğün son boğumundaki (hecesindeki) “UÇ” sözcüğü ek olarak değil, “SÖZ BİRLEŞTİRME YÖNTEMİ” ile türeyerek eklenmiştir: “SOÑ + UÇ” > “SOÑUÇ”.
 Birçok köken bilimcinin, bu arada Sevan Nişanyan’ın “SÖZLERİN SOYAĞACI” adlı sözlüğünde yazdığı gibi bu sözcükte “UÇ” söz türetme eki değil, başlı başına bir söz, bir sözcüktür. 


 Dolayısıyla, Sevanyan’ın o sözlükte verdiği: 
 “+ IÇ  * Ada eklenen +Iç ekinin işlevi belirsizdir”, belirlemesi yersizdir, anlamsızdır.
 Birleşme yoluyla söz türetilmesi Türkçede sık görülen türeme, türetme yöntemlerinden biridir:
 Çekyat, gecekondu, kaptıkaçtı, çıtkırıldım, deymedüşer.. gibi. 

 ”SOÑUCU”, Eski Türkiye ile Osmanlı Türkçesinde sıklıkla, yaygın biçimde, “sonucunda, en sonunda, en son olarak..” anlamlarında kullanıldığını belirlediğimiz bu belirtecin türemesi:

“SOÑ (ad, belirteç)” + “UÇ (ad, neteglik)” + -U (belirtme, yükleme “akkuzatif”) eki ile > ”SOÑ+UC+U, ”SOÑUCU” biçiminde türemiştir.
≡---                              ---                          ---

SESBİLGİSİ (SAVTİYAT, FONETİK):

 “SOÑUÇ, SOÑUCU” sözcüklerindeki “Ñ” ünsüzü genizden çıkarılan sızıcı bir sestir. Çağdaş Türkçe kolları içerisinde Türkmen, Kazak, Kırgız kollarında sıklıkla kullanılır. 
 Türkiye Türkçesinde ağırlıklı olarak 17. yüzyıldan sonra kullanımı azalmış olup günümüzde birkaç yöre ağzında, ayrıca yaygın olarak beş-altı sözde varlığını sürdürmektedir.  


 “SOÑUÇ, SOÑUCU” belirteçleri “Ñ” > “N” değişiminden ötürü günümüz Türkiye Türkçesinde “SONUÇ, SONUCU” biçimlerinde seslendirilmektedir.

 VURGU (ŞEDDE-İ SAVTİYYE, AKSENT): 
 
 Türkçe sözlerin çok büyük bir bölümünde olduğu gibi bu iki sözde de vurgu son boğun (hece) üzerindedir.
≡---                              ---                          ---

ANLAM BİLGİSİ, ANLAM BİLİM (İLM-İ MAÂNÎ, SEMANTİK):
 
 SOÑUÇ, SOÑUCU sözcükleri: “netice, nihayet, en son, âhiri, âkibet, sonra, sonunda, sonuçta, sonuç olarak” anlamlarında, sözün gelişine, konuya bağlı olarak kullanılmaktadır. 


 Günümüz Türkiye Türkçesinde de “SONUÇ” sözcüğü en çok Arapça “netice” anlamında olmak üzere “benzer”, “yakın anlamlı” sözlerin karşılığı olarak kullanılır.
SÖZ KÖK BİLGİSİ, KÖKEN BİLİM (İLM-İ İŞTİKAK, ETİMOLOJİ):

=A= ART DÖNEMLİ SÖZ VARLIĞI: ESKİ TÜRKÇE KOLLARI (LEHÇELERİ)

 Eski Türkçe kolları: Göktürkçe, Eski Uygur, Karahanlı, Harezm - Altınordu, Çağatay, Eski Kıpçak Türkçelerinde “SOÑUÇ” ile “SOÑUCU” biçiminde bir söz bulamadık. 


 Bu kavram karşılığı “SOÑ” ile “SOÑGU” belirteçlerinin kullanıldığını belirledik.
 “SOÑUÇ” ile “SOÑUCU” sözlerinin ilk kez Eski Türkiye Türkçesinde (13. 15. yy] kullanılmaya başlandığını, buna karşılık çok az yazılı belge bulunan Eski Oğuz - Türkmen döneminde türemiş olabileceğini söyleyebiliriz.

ESKİ TÜRKİYE TÜRKÇESİ (13. - 15. YY]

SOÑUÇ, SOÑUCU = Netice, nihayet, en son, âhiri, âkibet, sonra, sonunda, sonuçta, sonuç olarak.

SOÑUCA = Sonuçta. Sonunda.

Bir saat geçti yine tevbe yıkar
Aşk ile Zeliha’ya döner bakar  
SOÑUCA (ﺼﻮﻙﺍﻮﺠﯽ) gökten bir ferişte iner
Arkasını Yusuf’un tutar sığar.    (Yuz. Şeyd. XIII. 37)

 [YUSUF ve ZELİHA [ﯿﻮﺴﻒﻮﺰﻝﯿﺧﺍ]: Büyük Türk bilgini Kemal Paşazade Ahmet Şemsüddin Efendi’nin (İbni Kemal) 7777 beyit olarak yazdıktan sonra II. Bayezid’e sunduğu manzum hikayedir. Konusu Kur’andan alındığı için olabildiğince bu alanın dışına çıkmamaya çalışmıştır.


 Millet kitaplığının Ali Emiri bölümünde 1171 numara ile kayıtlı 407 yapraklı nüsha taranmıştır.
 Tarayan: Kilisli Rifat Bilge’dir.] (Yuz. Şems. XVI.)
/---                              ---                             ---
 Şunlar ki çokdur malları, 
 Gör nice oldu hâlleri
 SOÑUCU (ﺼﻮﻙﺍﻮﯽ) bir göñlek giymiş
 Anın da yokdur yenleri.          (Yunus XIII. - XIV. 131)  

 [YUNUS EMRE DİVANI (ﯿﻮﻦﺲﺍﻤﺮﻩﺪﻴﻮﺍﻦﻯ): İçli duygularında, lirizminde, tasavvufi, kılık (ahlak) yorumlarında öz Türkçe sözlerle çok arı duru, içten bir dil kullanmış olan bu derin duygulu derviş şairin divanı ile “Risaletü’n-Nushiyye”sini Abdülbaki Gölpınarlı birçok yazmalardan yararlanarak oluşturup taramıştır.


 Tarayan: Abdülbaki Gölpınarlı’dır.] (Yunus. XIII - XIV.)
/---                              ---                             ---
 & Ataların ol din içinde ulaldılar, SOÑUCU (ﺼﻮﻙﺍﻮﯽ) ol din üzerine öldüler. (Fütuh. XIV.. 580)

 [FÜTUH-ÜŞ-ŞAM TERCÜMESİ (ﺘﺮﺠﻣﻪﺳﻯ ﻔﺘﻭﺡﺍﻝﺷﺍﻢ): 
 Suriye’nin Müslümanlarca alınmasını anlatır. Arap tarihçisi Mehmet bin Ömer Vâkıdî’nin “FÜTUH-ÜŞ-ŞAM” adlı kitabını Erzurumlu Mustafa Darir bin Yusuf’un Arapçadan Türkçeye yaptığı çeviridir. 
 Darir, bu çeviriyi 1388 - 1392 (790 - 795) yılları arasında bitirmiş, 1392 (795)de Halep’e giderek Halep hükümdarı Melik Çolpan’a sunmuştur.  Fatih kitaplığında 4286 numara ile kayıtlı nüsha taranmıştır.


 Tarayan: Kilisli Rifat Bilge’dir.] (Fütuh. XIV.)
/---                              ---                             ---
Deyem uğradım dürlü tufana ben
SOÑUÇ (ﺼﻜﻮﺠ) olmuşam şah Tufan’a ben.     (Süh. XIV. 240)

 [SÜHEYL ü NEVBAHAR [ﺴﻮﻬﯿﻝﻮﻥﻮﺑﻬﺍﺮ] :  Ferhengname-i Sa’di çevirisi ile XIV. yüzyıl Anadolu Türkçesinin şiir dilindeki ilk güzel örneklerini vermiş olan Gülşehri’nin (Kırşehirli Hoca Mesut’un) Farsçadan çevirdiği manzum hikâyedir. Çin hükümdarının kızı Nevbahar’a bir nakkaşın yaptığı resimden aşık olan Yemen hükümdarının oğlu Süheyl’in, nakkaş ile birlikte Çin’e yaptığı geziyi, birçok olaydan sonra sevdiğine kavuşmasını anlatır. Bu eser dil bakımından çok nitelikli bir kaynaktır. 
 Eserin biricik yazması Berlin Kitaplığında bulunuyordu. Bu basma nüshayı 1925 yılında Türkbilimci Prof. Mortman Berlin’de bastırmıştır.
 Bundan bir yıl sonra Çankırı’da bir nüsha daha bulunmuştur. 


 Tarama, şimdi Türk Dil Kurumu uzmanı olan Dehri Dilçin’in elindeki bu nüsha üzerinden yapılmış, gerektikçe basılı nüshaya da bakılmıştır. 
 Tarayan: Dehri Dilçin’dir.] (Süh. XIV.)
/---                              ---                             ---
Ata öğüdü öndin acı gelir
Anın tatlılığın SOÑUCU (ﺼﻮﻙﺍﻮﯽ) bilir.    (Süh. XIV. 194)

Bunca mihnet eyleyem canlarına
SOÑUCU (ﺼﻮﻙﺍﻮﯽ) kast idem iymanlarına.   (Man. Tayr. XIV. 226)

 [MANTIKU’t-TAYR (ﻣﻥﻄﻘﺍﻞﻄﯿﺭ) : Gülşehrî’nin 1317 (717) yılında yazdığı 4408 beyitlik mesnevidir. Türkçe kökenli söz varlığı bakımından çok değerli olan bu eserin çok sayıda kütüphanede nüshaları vardır. Bu kütüphanelerden Raif Yelkenci Beğ’de bulunan nüsha Agâh Sırrı Levent’in önsözüyle birlikte tıpkı basım olarak 1957 yılında Türk Dil Kurumu yayınları arasında yayınlanmıştır. Tarama bu baskıdan yapılmıştır.
 Tarayan: Müjgan Cumbur’dur.] (Man. Tayr. XIV) 
---                              ---                             ---
& … Avrat cevap verdi kim: Bu suali neyçün sorarsın ve bu sormakta hiç senin hacetin bilmezven. 
 Pes ma’şuk becit tuttu, sordu ve avrat hiç cevap vermezdi.  SOÑUCU (ﺼﻜﺠﯽ) avrat eyitti: Üşbu sualden geçgil.       
 (Kel. XIV. 113)

 [KELİLE ve DİMNE (ﻜﻝﯿﻝﻪﻮﺪﻣﻥﻪ): Hint düşünürü (filozofu) Bidpay’ın Sanskritçe (Eski Hintçe) olarak yazdığı bu eser örnek alınacak (ibret verici) öykülerle, olaylardan oluşmuştur. Olaylar hayvanlar arasında geçmektedir. 


 “KELİLE” ile “DİMNE”nin birinci bölümdeki öykülerin önde gelenlerinden iki çakalın adıdır. Bu kitap ilkin İran şahı Nuşirevan’ın buyruğuyla Pehleviceye, daha sonra Arapçaya, Arapçasından da birçok dile çevrilmiştir. 


 XIV. yüzyılın bilgin şairlerinden Hoca Mesud Gülşehri Aydınoğlu Umur Beğ 1309 - 1347 (709 - 748) için bu eseri Türkçeye çevirmiştir.
 Türkçe kökenli söz varlığı olarak çok önemli olan bu çeviri iki önsöz, bir zeyl (ek bölüm) ile 16 bölüme ayrılmış yüz dolayında öyküden oluşmaktadır.
 İsmail bin Kılağuz’un 1489 (895) yılında, Enez’de güzel nesihle, harekeli yazdığı bu eser şimdi Süleymaniye kitaplığının Lâleli bölümünde 1897 numara ile kayıtlı 464 sayfalı biricik nüshasının fotoğrafisi taranmıştır.


 Tarayan: Türk Dil Kurumu uzmanlarından Dehri Dilçin’dir.] (Kel. XIV.)
/---                              ---                             ---
Gelir sonucu bu şehr-i Şiraz’a.     (Dah. XIV.)

 [DÂSTAN-I AHMET HARAMİ: Dil bakımından değerli bir manzum hikâyedir. Yazarı belli değildir. XIV. yüzyıl ürünlerinden olduğu sanılan bu eserin biricik el yazma nüshasını Çankırılı Talat Önay bir önsöz ekleyerek 1933 yılında, Çankırı’da bastırmıştır. Basılı nüsha taranmıştır.
 Tarayan: Süleyman Himran’dır.] (Dah. XIV.)

Yamanlık sansa bir kişi eşine
SOÑUCU sandığı gelir başına.   (Dah. XIV. 98 - 2)
[Kötülük düşünürse bir kişi eşine
En sonunda düşündüğü gelir başına.]
---                              ---                             --- 
& SOÑUCU (ﺼﻮﻙﺍﻮﯽ) ölümlü dünya. 

 [DEDE KORKUT KİTABI [ﺪﺪﻩﻗﻮﺭﻗﻮﺪﻜﺘﺍﺒﻯ] : Türk el (halk) edebiyatının güzel bir örneği olan bu önemli eser,  OĞUZNAME’den alınmış hikâyelerdir. Tarama işini önce kurum uzmanlarından Şakir Ülkütaşır, Dresden kitaplığındaki nüshanın fotokopisinden yapmıştır. Sonra bu eserin Vatikan’da bulunan başka bir nüshasını  Dresden nüshası ile karşılaştırarak İstanbul Üniversitesi Edebiyat fakültesi Türk dili asistanı Dr. Muharrem Ergin taramıştır.
 İlk taramanın kısaltması (Dede), ikinci taramanın kısaltması (Dede. E.) olarak gösterilmiştir.] (Dede. - XIV.)
/---                              ---                             ---
Ne katra ki olur ışkınıza gark 
Göresin SOÑUCU (ﺼﻮﻙﺍﻮﯽ) dürdane geldi.    (Kadı. XIV. 274)

 [KAḌI BÜRHANETTİN DİVANI [ﻗﺍﻀﯼﺒﺭﻫﺍﻥﺍﺍﺪﯿﻥﺪﯿﻮﺍﻥﯼ] : Sivas, Kayseri ile dolaylarında bilgin bir hakan olarak yaşamış olan Kadı Bürhaneddin’in bu divanı Türkçe sözler bakımından çok bay, varlı, ayrıca Türkçe dil özellikleriyle dolu bir kaynaktır.
 1394 (796)te Halil bin Ahmet’in yazıya geçirdiği bir tek basma İngiltere’de, Britiş müzesinde bulunmaktadır.


 Türk Dil Kurumu 608 yaprak olan bu kaynağın fotokopisini aldırıp kitap biçiminde yayımlamıştır. Tarama bu fotokopi üzerinden yapılmıştır.
 Tarayan: İstanbul Üniversitesi metin şerhi profesörü Doktor Ali Nihat Tarlan’dır.] (Kadı. XIV.)
/---                              ---                             ---
Öğüş katılık göresidir SOÑUÇ (ﺼﻮﻙﺍﻮﺠ)
Oğul kim atadan götürmeğe güç.       (Ferh. XIV.  64)

 [FERHENGNAME-İ SA’Dİ TERCÜMESİ : (ﺘﺭﺠﻣﻪﺳﯽ - ﺳﻌﺩﯽ ﻓﺭﻫﻦﻜﻦﺍﻣﻪﺀ-): 14. / XIV. yüzyıl bilginlerinden Hoca Mesut’un, Şirazlı Şeyh Sa’di’nin BUSTAN’ından seçerek dilimize çevirdiği manzum ederdir. Türkçe söz varlığı bakımından çok bay, çok varsıldır.
 Kilisli Rifat Bilge’nin Millet kitaplığının Ali Emiri bölümünde 300 numara ile kayıtlı nüshadan göçürüp (kopya edip) çıkıntılar eklediği bu eser 1924’te Maarif Vekâletince yayımlanmıştır. 
 Tarayan: Edebiyat öğretmenlerinden Behçet Yazar’dır.] (Ferh. XIV.)
---                              ---                             ---
Ki sındular ile pâre olayduk
SOÑUCU (ﺼﻜﺠﯽ)  biz de bu müzdü bulayduk.   (Muham. XV. 370)

 [MUHAMMEDİYE (ﻣﺤﻣﻣﺪﻴﻪ): 15. yüzyıl sofi bilginlerinden Gelibolu’lu Yazıcıoğlu Mehmet Efendinin 1449 (853) da yazdığı tasavvufî manzum eserdir. İstanbul’da birkaç kez basılmıştır. Giritli Ali bin Mehmet’in 1751 (1165) müellif nüshasından istinsah ettiği eser Süleymaniye kitaplığının Lâleli bölümünde 1491 numara ile kayıtlı olan 560 sayfalı nüsha taranmıştır. 
 Tarayan Kilisli Rifat Bilge’dir.] (Muham. XV.)

Dedi bir kişidir imeklüyerek
Cehennemden SOÑUÇ (ﺼﻜﻮﺠ) ol çıksa gerek.   (Muham. XV. 423)

Gerü bir dâne içün hazretinden
SOÑUCU (ﺼﻜﻮﺠﯽ) sürdü çıkardı katından.  (Muham. XV. 73)
---                              ---                             ---
Cümle ol mal ü kumaşı aldılar
Ol göğeye SOÑUCU (ﺼﻮﻙﺍﻮﯽ) od saldılar.   (Enveri. XV.  32)

 [DÜSTURNAME-i ENVERİ: (ﺪﺴﺘﻮﺮﻥﺍﻣﻪﺀﺍﻥﻮﺮﻰ): Enveri adlı bir kimsenin “Nizam-üt-Tevarih’ten Türkçeye çevirerek Fatih’in vezirlerinden Adni Mahmut Paşa’ya sunduğu manzum tarih kitabıdır. Selçuklulardan, Hârizmşahlardan, Moğollardan, Aydınoğullarından, Osmanlılardan söz eder. 
 Bu eserin Paris Milli kütüphanesindeki nüshasından Prof. Mükrimin Halil Yınanç eliyle göçürülen (istinsah edilen) bölümü Türk Tarih Encümeni külliyatının 15 numaralı kitabı olarak 1928 yılında Devlet matbaasında basılmıştır. (Enveri. XV.)


 Tarayan Türk Dil Kurumu uzmanlarından Dehri Dilçin’dir.
 Eserin basılmamış olan bölümünü de İzmir genel kitaplığında 22 / 401 numara ile kayıtlı nüshadan Mahmut Nedim Bozkurt taramıştır. Bu bölümden alınanların kısaltması (Enveri. B.) olarak gösterilmiştir.]
/---                              ---                             ---
Ol beğenmedi görüp çoğun kızın
SOÑUCU (ﺼﻮﻙﺍﻮﯽ) ol aldı Selçuğ’un kızın.   (Enveri. XV.  76)
---                              ---                             ---
& Peygamberler belalara sabreylediler, SOÑUCU (ﺼﻮﻙﺍﻮﯽ) zafer buldular.                              (Envar. XV. 81)

 [ENVAR - ÜL ÂŞIKÎN (ﺍﻥﻮﺍﺮﺍﻝ-ﻌﺍﺸﻗﯿﻥ) : 15. Yüzyıl sofi bilginlerinden Yazıcıoğlu Ahmet Bîcan’ın, büyük kardeşi “Muhammediyye yazarı” Yazıcıoğlu Mehmet Efendinin “MEĞARİBÜ’S-ZAMAN” adlı Arapça eserinden de yararlanarak yazdığı din, ahlak ile tasavvuf üzerine yazılı menşur ederdir.
 Bütün yönleriyle çok değerli olup birkaç kez basılan bu eserin 1888 (1306) yılında Matbaa-i Osmaniye’de basılan 459 yapraklı nüshası taranmıştır.
 Tarayan: İstanbul Erkek Lisesi Türkçe öğretmeni Mitat Sadullah Sander’dir) (Envar. XV.)
/---                              ---                             ---
Çün evvel kesreti vahdette bulundu
SOÑUCU (ﺼﻮﻙﺍﻮﯽ) vahdeti kesrette buldu.   (İbrahim. XV.  8-2)

 [İBRAHİM BEK KÜLLİYATI (ﺍﺒﺭﺍﻫﯿﻢﺒﻙﮎﺍﻞﯿﺍﺗﻯ): XV. yüzyılda yaşadığı düşünülen İbrahim Bek adlı değerli bir şairin manzumelerini içinde toplayan külliyattır. İki bölümdür. Birinci bölüm: Münacaat, na’t, Mevlâna için medhiye ile Gencname adlı uzunca bir mesnevide Mevlâna’nın Mesnevi’sinden nazım biçiminde çevrilmiş 14 bölüm hikayeyi içine almıştır. İkinci bölüm: Musammatlar, gazeller ile rubailerdir. 


  Külliyatın XV. yüzyıl içerisinde ta’lik ile harekeli olarak yazılmış 153 yapraklı biricik nüshası Selim Ağa kitaplığının Kemankeş bölümünde 250 numarada kayıtlıdır.
 Tarayan: Edebiyat öğretmeni Sadettin Nusret Ergun’dur.] (İbrahim. XV.)
/---                              ---                             ---
SOÑUCU (ﺼﻮﻙﺍﻮﯽ) elini çekdi zamandan
Ölüm ayırdı anı tatlu candan.   (Salâtin. XV. 29)

 [SALÂTİNNAME (ﺴﻻﻄﯿﻥﻥﺍﻣﻪ): Bergamalı Sarıca Kemâl’in 1489 (895) yılında yazdığı 3600 beyitli manzum Osmanlı tarihidir. Başka bir adı da “TEVÂRİH-İ ÂL-İ OSMAN” olan bu eserin İstanbul Üniversitesi kitaplığının Türkçe yazmalar bölümünde 331 numara ile kayıtlı nüshası taranmıştır.
 Tarayan: Kilisli Rifat Bilge’dir.] (Salâtin. XV.)
/---                              ---                             ---

OSMANLI TÜRKÇESİ [16. - 19. YY]

Sana kan ağladır SOÑUCU (ﺼﻮﻙﺍﻮﯽ) felek
Yüzüne güldüğüne güvenme. (Aşki. XVI. 73)

 [AŞKİ DİVANI (ﺀﺸﻗﯽﺪﯿﻮﺍﻥﯽ): 1551 (958) yılında İstanbul’da ölen Üsküdarlı Selim Beyoğlu Ali Aşki’nin divanıdır. Millet kitaplığının Ali Emiri - manzum eserler bölümünde 397 numara ile kayıtlı 300 yapraklı nüsha taranmıştır.
 Tarayan: Kilisli Rifat Bilge’dir.] (Aşki. XVI.)
/---                              ---                             ---
& Serencâm (ﺴﺮﻥﺠﺍﻡ) [Farsça] = SOÑUCU (ﺼﻮﻙﺍﻮﯽ) âhir-i kâr mânasına. (Ni’meti. XVI. 384)

 [LÛGAT-İ Nİ’METULLAH (ﻞﻐﺖﻥﻌﻣﺔﷲ) : 1561 (969)de İstanbul’da ölen Nakşibendi şeyhlerinden Sofyalı Ni’metullah Efendinin 1540 (947) yılında düzenlediği Farsçadan Türkçeye sözlüktür. Bu eserin Türk Dil Kurumu kitaplığında 6075 numara ile kayıtlı nüshası taranmış, gerektikçe 451 numara ile kayıtlı başka bir nüshaya da bakılmıştır.
 Tarayan: Kurumumuz uzmanlarından Dehri Dilçin’dir.] (Ni’meti. XVI.)
/---                              ---                             ---
Nice saldı bu meydan içre çevgân 
SOÑUCU (ﺼﻜﻮﺠﯽ) başını top etti devran.    (Hadidi. XVI. 43)

 [TARİH-İ ÂL-İ OSMAN: (ﻋﺸﻣﺍﻦ ﺁﻝ ﺘاﺭﻴﺦ): Firecikli Hadidi’nin 1523 (930) yılında yazdığı manzum Osmanlı tarihidir. Hadidi, yaşadığı çağdan önceki olayları Âşık Paşazade tarihinden almış, yaşadığı çağı ise gördüğü, bildiği, işittiği gibi yazmıştır.
 Eserin Bayezit Kitaplığının Veliyüddin Efendi bölümünde 152 / 3444 numara ile kayıtlı 933 yapraklı yazması taranmıştır.
 Tarayan: Kilisli Rifat Bilge’dir.] (Hadidi. XVI.)
---                              ---                             ---
& Serencâm (ﺴﺮﻥﺠﺍﻡ) [Farsça] = SOÑUCU (ﺼﻮﻙﺍﻮﯽ). (Şamil. XVI. 455)

 [ŞAMİLÜ’L-LÛGA (ﺷاﻣﻝاﻝﻝﻐﺔ) : XVI. / 16. y. y.; 1540 yılında kendi yurdunda ölen değerli bilgin  Afyonkarahisarlı Hasan bin Hüseyin İmadüddin’in 1505 (911)te büyük bir himmetle düzenlediği Farsçadan Türkçeye sözlüktür. Eser iki bölüme ayrılmıştır: Birinci bölüm: ADLAR, ikinci bölüm: “MASTAR”lardır (eylemliklerdir).


 İkinci bölümde manzum, mensur Farsça dilbilgisi kuralları gösterilmiş, çekim örnekleri de verilmiştir. Büyük bir özenle yazılmış olan bu eserin Afyonkarahisar Memleket kitaplığında 589 numara ile kayıtlı bulunan 673 sayfalı nüshası taranmıştır.
 Tarayan: Kurumumuz uzmanlarından Dehri Dilçin’dir.] (Şamil. XVI.)
/---                              ---                             ---
& Ferencâm (ﻓﺮﻥﺠﺍﻡ) [Farsça] = Âkibet- i kâr ve SOÑUCU (ﺼﻮﻙﺍﻮﯽ) mânasına. (Deş. XVI. 235 - 1)

 [ET-TUHFET-ÜS-SENİYYE (ﺍﻝﺴﻦﻴﺔ-ﺍﻝﺘﺤﻔﺔ-): Amasyalı Deşişî Mehmet Efendinin 1580 (988) yılında Mısır Beylerbeyi Hasan Paşa için düzenlediği Farsçadan Türkçeye sözlüktür. Gerçek adı “ET-TUHFET-ÜS-SENİYYE İLÂ HAZRET’İL-HASENİYYE” olan bu sözlüğün Süleymaniye kitaplığı Damat İbrahim Paşa bölümünde 118 numara ile kayıtlı nüshası taranmıştır.
  Tarayan: Edebiyat öğretmenlerinden Tahir Nejat Gencan’dır.] (Deş. XVI.)
/---                              ---                             ---
SOÑUCU (ﺼﻮﻙﺍﻮﯽ) hâk ile yeksan olanın
Müzehhep atlasından bir aba yeğ.    (Nihani. XVI. 55)

 [NİHANİ DİVANI (ﻥﻬﺍﻥﯽﺪﯿﻮﺍﻥﯽ): xvı. yüzyıl şairlerinden Kastamonu’lu Nihani’nin divanıdır. Nihani birçok ilde kadılık yapmıştır. Bu divanın 1551 (959) yılında Recep bin Hoca Mehmet eliyle yazılmış olup şimdi Millet kitaplığının Ali Emiri bölümünde 473 numara ile kayıtlı 102 yapraklı nüsha taranmıştır.
 Tarayan Kilisli Rifat Bilge’dir.] (Nihani. XVI.)
/---                              ---                             ---
İgen ok gibi yüksek uçma gafil
Ki topraktır SOÑUCU (ﺼﻮﻙﺍﻮﯽ) sana menzil.  (Veyse. XVI. 64 - 2)
 [(öyle) çok aşırı, ok gibi yükseklerde uçma aymaz
Sonuçta toprak olacak senin durağın.]

 [VEYSE ve RAMİN (ﻮﯿﺴﻪﻮﺮﺍﻣﯿﻥ): Bursa’lı Lâmii Çelebi’nin, Kanuni Sultan Süleyman’ın buyrultusu üzerine Farsçadan Türkçeye çevirdiği manzum eserdir. Farsça ilk yazımı Cürcan’lı Fahrüddin’in olan bu güzel mesnevi, İran şahının kızı Veyse ile Turan hakanının oğlu Ramin arasında geçen sevi (aşk) macerasını anlatır.


 Çevirinin 1532 (939) yılında hattat Yahya bin Bâli eliyle yazılan, şimdi Süleymaniye kitaplığının Esat Efendi bölümünde 2853 numara ile kayıtlı 207 yapraklı nüshası taranmıştır.
 Tarayan: Kilisli Rifat Bilge’dir.] (Veyse. XVI.)
/---                              ---                             ---
Bir iki yüzlüdür bu cihan kim senin gibi
Çok yavru besleyüp SOÑUCU (ﺼﻮﻙﺍﻮﯽ) eyledi helâk.
 (Nigâ. Ter. XVII. 18 -2)

 [NİGÂRİSTAN TERCÜMESİ (ﻥﻜﺍﺮﺴﺖﺍﻥﺘﺮﺠﻣﻪﺴﯽ): İçinde ibret verici öyküler bulunan Nigâristan, büyük Türk bilgini Şeyhülislâm Kemâl Paşazade’(İbni Kemâl)nin Farsça olarak yazdığı bir eserdir. Bu eseri 1643 (1053) yılında ölen Şeyhülislâm Yahya Efendi I. Ahmet’in isteği üzerine Türkçeye çevirmiştir. 
 Bu çevirinin Süleymaniye kitaplığının Halet Efendi bölümünde 373 numara ile kayıtlı 307 yapraklı nüshası taranmıştır.
 Tarayan Kilisli Rifat Bilge’dir.] (Nigâ. Ter. XVII.) “özgün, ancak Farsça”
/---                              ---                             ---
Aklımı alup SOÑUCU (ﺼﻮﻙﺍﻮﯽ) sevdalara saldın. 
 (Kuddusi. XIX. 96)

 [KUDDUSİ DİVANI (ﻖﺪﻮﺴﯽﺪﯿﻮﺍﻥﯽ): Kaadirî Tarikatı şeyhlerinden Bor’lu Mer’aşîzade Ahmet Kuddusi’nin sofiyane şiirlerinin yazılı olduğu divandır. Şair 1769 (1183) yılında doğmuş, 1848 (1265) yılında ölmüştür. Bu divan iki kez basılmıştır. 1874 (1291) yılında basılan taş basma nüshası taranmıştır.
 Tarayan: Kilisli Rifat Bilge’dir.] (Kuddusi. XIX.)
/---                              ---                             ---
LEHCET -ÜL LÜGAT - Şeyhülislam Mehmet Esad Efendi 
- Yazılışı: 1725 - 1732 yılları
- Basılışı (çap edilişi): 1810 yılı
-- Osmanlıcadan aktararak yayına hazırlayan: Doç. Dr. Mehmet Kırkkanat - 
TÜRK DİL KURUMU yayınları - 1999 yılı.

600. SOÑUÇ, SOÑUCI, - YOK.
---                              ---                             ---
KAMUS -I TÜRKÎ - Şemseddin Sami - İkdam Neşriyat; 1901 yılı
Hazırlayan: Paşa YAVUZARSLAN
Türk Dil Kurumu Yayınları - I. baskı: Ankara - 2010

1088. SOÑUÇ, SOÑUCI, - YOK.
---                              ---                             ---
=B= EŞ DÖNEMLİ SÖZ VARLIĞI: ÇAĞDAŞ TÜRKÇE KOLLARI (LEHÇELERİ)

 “SONUÇ” sözü Çağdaş Türkçe kollarında sıklıkla, yaygın olarak Türkiye Türkçesinde kullanılmaktadır.
 Azerbaycan Türkçesinde ise son yıllarda seyrek de olsa Türkiye Türkçesi ile yakınlaşma sonucu kullanıldığına tanık olduk.
TÜRKİYE TÜRKÇESİ YÖRE AĞIZLARI (DİYALEKTLERİ)

ANADİLDEN DERLEMELER - I. Cilt - 1932 YILI - 
Hamit Zübeyir, İshak Refet - Halk Evleri Dil ve Edebiyat gurupları mesaisine yardım için - C. H. F. Neşriyatından - Hakimiyeti Milliye Matbaası - ANKARA.

347. s. SONUÇ = Netice, akibet.
--- EK BİLGİ: Derlendiği yörenin adı verilmemiş. Üç ayrı durumdan ötürü olabilir: 
1) Yunan ordusu Ankara önlerine geldiğinde yıpranan dil fişlerinden olabilir? 
2) Bu dil fişini gönderen “Yöre adını” yazmayı unutmuş olabilir?
3) Sözlüğün yazıldığı 1932 yılında çok yaygın olduğundan yazılmamış olabilir? Üçüncü şık pek gerçekçi değil.    
≡---                              ---                          ---
DERLEME SÖZLÜĞÜ: X. CİLT =S - T= 
Türk Dil Kurumu Yayınları - ANKARA -1963 yılı

3664.s. soñucu (zaman bel.) = Sonunda, sonra. (-ÇANKIRI; *Bor -NİĞDE; İncekum *Silifke -İÇEL) < “SOÑUCU” Eski Türkiye Türkçesi.
≡---                              ---                          ---
TÜRKÇEDEN OSMANLICAYA CEP KILAVUZU

Her türlü telif hakkı Türk Dil Kurumunundur
(Telif hakkı ilmühaberi: No: 14; 19 Temmuz 1935)
1935 İstanbul Devlet Basımevi

SONUÇ

260. s. SONUCUN = Binnetice. 
--- Ek Bilgi: bi-n-netîce (ﺒﺍﺍﻥﺘﯿﺠﻪ) (belirteç “zarf”) [Arapça] = Sonuç olarak. 
260. s. SONUÇ = Netice.
260. s. SONUÇLAMAK = İntac etmek.
261. s. SONUÇSUZ = Akim = Stérile, infructueux.
261. s. SONUÇSUZ BIRAKMAK = Akamete uğratmak = Rendre sterile,.
261. s. SONUÇSUZ KALMAK, SONUÇSUZLUĞA UĞRAMAK, SONUÇ VERMEMEK = Akamete uğramak.
261. s. SONUÇSUZLUK = Akamet.
261. s. SONUÇ GELMEMEK = Akim kalmak.
261. s. SONUNDA = 1. Binnetice; 2. Akıbet. 3. Nihayet, âhir, âhirülemr.
≡---                              ---                          ---

TÜRK DİL KURUMU SÖZLÜĞÜ
sonuç -cu
isim
1. isim Bir olayın doğurduğu başka bir olay veya durum, netice
2. Bir gelişim veya girişimden elde edilen şey
"Sınav sonucu."
3. Öz, özet
4. spor Sürmekte olan veya biten bir yarışmanın veya spor karşılaşmasının sayı bakımından durumu, skor
5. edebiyat Yazının veya sözün bitim bölümü
Atasözü, deyim ve birleşik fiiller (Sakla)
sonuç almak
sonuç çıkarmak
sonuç vermek
Birleşik Sözler (Sakla)
sonuç karşılaşması
sonuç oyuncusu
sonuç takımı
sonuç yarışması
≡---                              ---                          ---
 Aşağıda verdiğimiz SÖZLERİN SOYAĞACI adlı sözlükte sözcüğün “en eski belge”deki kullanılışı gösterilmemiştir. Söz Köken Bilgisi demek, “varsa” söz konusu sözün kullanıldığı en eski belgenin gösterilerek açıklama yapmak, demektir. 

SÖZLERİN SOYAĞACI - Sevan Nişanyan 
EVEREST YAYINLARI - İSTANBUL - 2012

567. s. sonuç [YTÜ]  CepK 1935 netice ‖ < Tü son + IÇ  * Ada eklenen +Iç ekinin işlevi belirsizdir.
≡---                              ---                          ---
 Aşağıda verdiğimiz “Türkiye Türkçesindeki Türkçe Sözcüklerin 
KÖKEN BİLGİSİSİ SÖZLÜĞÜ” adlı sözlükte sözcüğün “en eski belge”deki kullanılışı gösterilmemiştir. Söz Köken Bilgisi demek, “varsa” söz konusu sözün kullanıldığı en eski belgenin gösterilerek açıklama yapmak, demektir. 

Türkiye Türkçesindeki Türkçe Sözcüklerin 
KÖKEN BİLGİSİSİ SÖZLÜĞÜ - Prof. Dr. Tuncer GÜLENSOY
=O-Z= Türk Dil Kurumu Yayınları - ANKARA - 2011

799.s. soñucu (hlk.) = “Sonunda, sonra”
< son(g)+uç+u
 Sonra
≡---                              ---                          ---

SONUÇ “SOÑUÇUN SONUCU”

 Son yıllarda “sonuç”, “sonuç olarak” gibi yüzlerce Türkçe kökenli söz Türkiye’den Türk topluluklarına gidip kendilerince birtakım yumuşlar (misyonlar) yüklenen inanç öbekleri (nurcular, fetöcüler, nakşibendiler..) yüzünden yeterince sıklıkla, yaygın kullanılamamaktadır.


 Bu öz, özden söz yerine bu kesimlerin Türkiye’de olduğu gibi, netice, neticeten.. gibi sözleri o topraklardaki ilintili oldukları kimselere benimsetmeye çalıştıklarına tanık olduk.
 Bununla birlikte, o ülkelerdeki Türkbilimciler bu konularda yeterince bilgili, bilinçli / anglı kimseler oldukları için buradan da edindikleri bilgileri yeterince kullanıyorlar. 

 SONUÇ, SON SÖZ: 

 MANKURTLUĞU ÖNLEMENİN BİRİCİK YOLU: 


 Türkbilimi salt bir işkolu olarak değil, türk topluluklarını kurtaracak, yakınlaştıracak en büyük dayanç, ülkü çığırı olarak görerek büyük bir bağlılıkla, özkeylikle (fedakârlıkla) Türkçe kökenli sözleri kullanmaktır.


 Bu yol izlenerek Türklerin birliği, yakınlaşması uğrunda birinci adım atılmaya başlanacaktır.

Yorumlar (1)
Rıza Doğanalp 1 ay önce
Hocam deryasınız siz.
16°
açık