Nitel Anlamlı Sözcükler, Nicel Anlamlı Sözcükler, Cümlede Anlam

Nitel Anlamlı Sözcükler, Nicel Anlamlı Sözcükler, Cümlede Anlam

Nitel Anlamlı Sözcükler, Nicel Anlamlı Sözcükler, Cümlede Anlam

Nitel Anlamlı Sözcükler, Nicel Anlamlı Sözcükler

Nitel Anlamlı Sözcükler, Nicel Anlamlı Sözcükler

Cümlede Anlam İle İlgili Tüm yazılara Ulaşmak İçin Tıklayınız: Cümlede Anlam Konuları

Sınav-Test-Deneme Konularına Ulaşmak İçin Tıklayınız.

TDH - KOLAY ERİŞİMİ Türkçe Göktürkçe Edebiyat Türkçe Adlar Tarih Kökenbilgisi Türk Lehçeleri Yazım Kılavuzu Türk Dünyası PDF-DOC Sınav-Deneme SÖZLÜKLERİMİZ

DİL BİLGİSİ KOLAY ERİŞİMİ Dil Bilgisi Sıfatlar Belirteçler Anlam Bilgisi Kompozisyon İlgeçler Cümlede Anlam Nasıl yazılır? Bağlaçlar Paragrafta Anlam Noktalama İşaretleri Ünlemler Sözcükte Anlam Sözcük Bilgisi Eylemler Ses Bilgisi Yapım Ekleri Eylemsiler Yapı Bilgisi Adıllar Dil-Anlatım Yazım Bilgisi Adlar Edebiyat Anlatım Bozuklukları Ana Bet Atasözleri ve Deyimler TDH-Instagram Tivitır Feysbuk

Sayılabilen, ölçülebilen özellikler nicelik; sayılamayan, ölçülemeyen özellikler nitelik bildirir.

üç kilo elma - nicelik

lezzetli elma- nitelik on kişilik sınıf- nicelik çalışkan sınıf - nitelik

Genel Anlamlı Sözcükler, Özel Anlamlı Sözcükler


Genel Anlamlı Sözcükler, Özel Anlamlı Sözcükler

Anlam olarak daha geniş kapsamlı olan sözcükler genel, anlamı daha dar kapsamlı olan sözcükler özeldir.

varlık – canlı- bitki- çiçek- papatya (genelden özele)

kedi- hayvan-canlı-varlık (özelden genele)

Örnekler:


  1. Antalya, Akdeniz Bölgesi’nde bulunur. (özelden genele)

  2. En sevdiğim şair Orhan Veli’dir. (genelden özele)

Dolaylama, Dolaylama Nedir?


Dolaylama, Dolaylama Nedir?

Bir sözcükle karşılanabilen bir kavramı birden çok sözcükle ifade etmektir.

Hayat arkadaşı (eş)

Ege’nin incisi (İzmir)

Bacasız sanayi (turizm)

Beyaz altın (pamuk)

File bekçisi (kaleci)

Derya kuzusu (balık)

Güzel Adlandırma


Güzel Adlandırma

İnsanlarda olumsuz duygular uyandıran kelimeleri daha güzel kavramlarla anlatmaktır.

Son yolculuk (ölüm)

İşitme engelli (sağır)

Tahta at (tabut)

Ad Aktarması


Ad Aktarması

Bir sözcüğün benzetme amacı güdülmeden başka bir sözcük yerine kullanılması.


  • Uçak az önce Ankara’ya iniş yaptı. (hava alanına )

  • Bütün mahalle sabaha kadar uyumadı. (mahalledeki insanlar)

  • Batı bu konuda uzlaşmaya varacağını bildirdi. (Batı'daki devlet adamları)

  • Orhan Veli’yi mutlaka okumalısın. (şiirlerini)

  • Tabağını çabuk bitir. (içindeki yemeği)

  • Bu tiyatroyu 10/A sınıfı hazırladı. (sınıftaki öğrenciler)

  • İmza gününde usta kalemler bir araya geldi. (yazarlar)

  • Bütün gözler onun üzerindeydi. (insanların bakışları)

  • Adresi şu markete sorar mısın?(marketteki kişiye)

Deyim Aktarmaları


Deyim Aktarmaları

A) Doğadan İnsana Aktarma

Sınavı kazandığını duyunca sevinçten havalara uçtu.

*Uçmak kuşlara ait bir özelliktir, insana aktarılmış.

Aslanım, bunu başarabilirsin!

*Aslan doğada bir canlıdır, insana güçlü olma özelliği aktarılmıştır.

B) İnsandan Doğaya Aktarma

Yaralı bir gemi, hırçın denizin dalgalarında kayboldu.

*Kişileştirme aynı zamanda insandan doğaya aktarmadır. Hırçın olmak insana ait bir özelliktir, doğaya aktarılmış.

C) Doğadan Doğaya Aktarma

Karlar uçuşuyordu gecede, rüzgarlar uluyordu camlarda.

Uçmak kuşlara aittir karlara aktarılmış; ulumak köpeklere aittir, rüzgara aktarılmış. Hepsi doğada olan şeylerdir, birbirlerine aktarılmış.

D) Duyular Arası Aktarma

Yumuşak sesiyle salondakileri büyüledi.

*Yumuşak dokunma duyusuyla ilgilidir, ses duyma ile ilgilidir. Yumuşak olmak sese aktarılmış.

Sokaktan acı bir çığlık duyuldu.

*Acı tat alma ile ilgilidir, çığlık duyma ile ilgilidir. Çığlık acı olarak verilmiş.

GERÇEK ANLAM, MECAZ ANLAM, YAN ANLAM

GERÇEK ANLAM, MECAZ ANLAM, YAN ANLAM

Gerçek anlam, bir sözcüğün temel anlamıdır; buna sözcüğün ilk akla gelen anlamı ya da sözlükteki ilk anlamı da denir. Bir sözcüğün diğer anlamları gerçek anlamından yola çıkılarak oluşturulmuştur. Örneğin “Burun” dendiğinde aklımıza ilk gelen, insanın bir organıdır. Öyleyse; “Burnundaki benler onu öyle tatlı gösteriyordu ki…” cümlesindeki “burun” sözü insanın bir organı anlamında olduğundan gerçek anlamında kullanılmıştır. Ancak aynı söz; “Bugünlerde burnu büyüdü kimseleri gözü görmüyor.” cümlesinde insanın bir organı anlamını vermekten çok uzaktır. Temelde bu, gerçek anlamdan doğmuş ancak tamamen farklı bir özellik kazanmıştır.

İşte sözcüğün gerçek anlamından tamamen uzaklaşarak kazandığı bu anlama mecaz anlam diyoruz.

Bir de sözün, çoğu kaynağın mecaz anlama dahil ettiği ancak mecaz anlamdan biraz farklı olması yönüyle yan anlam ya da yakıştırma diye de anılan bir anlamı vardır. Yukarıda verdiğimiz “burun” sözünü “Ayakkabımı biraz küçük almışım; burnu ayağımı sıkıyor.” cümlesinde ele alalım. Buradaki “burun” sözü gerçek anlamda değildir; çünkü “insanın bir organı” ifadesini taşımıyor. Tam olarak mecaz anlama da girmez; çünkü temelde gerçek anlamla yakın bir ilgisi vardır. Ayakkabının o kısmına burun denmesinin nedeni insanın burnuna konum itibariyle benzemesindendir. İşte sözcüğün, gerçek anlamında karşıladığı varlığa şekil benzerliğinden dolayı başka bir varlığa verilmesine yan anlam ya da yakıştırma denir.

SOMUT ANLAM, SOYUT ANLAM

SOMUT ANLAM, SOYUT ANLAM

Sözcükler varlıkları ve kavramları karşılar. Varlık, madde olarak bulunan yani duyu organlarıyla algılanabilen bir nitelik taşır. Örneğin; ağaç, yeşil, kalem gözle; soğuk, ıslak dokunmayla; ses, gürültü işitmeyle; koku koklamayla; acı, ekşi tatmayla algılanabilir. İşte duyu organlarımız yardımıyla algılayabildiğimiz bu sözcüklere somut anlamlı sözcükler denir.

Oysa üzüntü, sevgi, özlem, hasret, rüya gibi sözcükleri herhangi bir duyumuzla algılayamayız; bunların sadece kavram olarak var olduğunu kabul ederiz. İşte bu tür sözcüklere de soyut anlamlı sözcükler denir.

Bir sözcük her zaman somut olamayacağı gibi her zaman soyut da değildir. Bir cümlede somut olan sözcük başka bir cümlede soyut anlam taşıyabilir. Örneğin; “Bu iki çizgi arasındaki açı kırk beş derece vardır.” cümlesindeki “açı” sözcüğü ölçülebilen bir değer taşıdığından somut anlamlıdır. Aynı sözcük “Sen bu sorunu hangi açıdan ele aldın?” cümlesinde, ölçülebilen bir değer olmaktan çıkmış, mecaz anlam kazanarak soyut bir kavramı karşılar duruma gelmiştir.

TERİM ANLAM

TERİM ANLAM

Herhangi bir bilim, sanat ya da meslekle ilgili özel bir kavramı karşılayan sözcüklere terim denir. Yeni bulunan bir kavram, yeni bir terimle karşılanabileceği gibi, günlük hayatta kullanılan bir sözcüğe özel bir anlam verilerek de karşılanabilir. Örneğin “ağız” sözü “Adamın ağzında diş kalmamış, hala genç gibi davranıyor.” cümlesinde gerçek anlamında ve günlük kullanımıyladır. Aynı söz “İstanbul’da büyümüş; ama Karadeniz ağzıyla konuşuyor.” cümlesinde dilbilgisinde bir tanım olan “yöresel konuşmalara dilde verilen karşılık” anlamına gelerek bir terim oluşturmuş. Ya da “Irmağın ağzı toprakla dolmuştu.” cümlesinde olduğu gibi “ırmağın denize karıştığı yer” anlamında kullanılarak coğrafi bir terim olmuştur.

EŞ ANLAM

EŞ ANLAM

Biçimi farklı, anlamları benzer veya yakın olan sözcükler eş anlamlı sayılır: duymak, işitmek, dinlemek; sözcük, kelime; kara, siyah; beyaz, ak vb. Eş anlamlı sözcükler, özellikle sözlükçülükte sözcük tanımını kolaylaştırır. Örneğin dilek sözcüğü, tek dilli sözlüklerde arzu, emel vb. gibi eş anlamlılarının yardımıyla tanımlanır.

Dillerde, her bağlamda aynı anlama gelen, anlamın bütün boyutları örtüşen tam eş anlamlılık pek rastlanan bir durum değildir. Sözcükler arasında üslup, derece, duygusal değer, yerellik vb. açılardan farklar vardır. Ayrıca bağlam da önemlidir. İki sözcük bir cümlede eş anlamlı iken başka bir cümlede eş anlamlı olmayabilir: ak ve beyaz, siyah ve kara sözcükleri eş anlamlı sayılırlar. Ancak ak alın deyiminde beyaz, kara baht örneğinde siyah kullanılamaz. Pek çok sözlükte eş anlamlı olarak listelenen sözcükleri, bu nedenle yakın anlamlı saymak gerekir.

Basit bir sözcük, birleşik bir sözcükle eş anlamlı olabilir: ambulans-cankurtaran vb. Kimi sözcükler eş anlamlı gibi görünse de duygu değerleri farklı olabilmektedir: asker krş. Mehmetçik vb. Farklı üslupları da çağrıştırabilirler: mangır-para, inek-çalışkan vb.

Türkçede eş anlamlı sözcüklerin yanında, özellikle dil devrimi sırasında üretilen yeni sözcükler veya Türkçeye yeni giren yabancı sözcüklere üretilen karşılıklar sonucu çok ilgi çekici eş anlamlılık durumları ortaya çıkabilmektedir. Örnek olarak şu sözcükler sıralanabilir: etki-tesir, ilgi-alaka, görev – vazife, yazım – imla, güncel-aktuel vb. İlgi çekici bir eş anlamlılık türünü de star -yıldız gibi örnekler oluşturur.

Aynı kavramı karşılayan farklı sözcükler eş anlamlıdır. Örneğin “ayakkabı” sözü ile “kundura” sözü aynı nesneyi karşıladıkları için eş anlamlı sayılır. Ancak bir sözcük daima başka bir sözcükle eş anlamlı olmaz. Bazen aynı sözcük farklı cümlelerde eş ya da farklı anlamlar da taşıyabilir. Cümlenin gelişine göre eş anlamlılık durumu değişir. Örneğin; “Çocuğun kara gözleri, büyüleyiciydi.” cümlesindeki “kara” yerine “siyah” diyebiliriz. Ancak “Ah alnımın kara yazısı!” sözündeki “kara” yerine “siyah” getirilemez. Çünkü “kara” sözü cümlelerin ikisinde de farklı anlamlar veriyor. Dolayısıyla ikinci cümlede mecaz anlama geldiği için yerine “siyah” sözcüğünü getiremiyoruz.

KARŞIT ANLAM, ZIT ANLAM

KARŞIT ANLAM, ZIT ANLAM

Zıt anlamlılık, sözcükler arasında bulunan ters çıkarım ilişkisidir: güzel-çirkin, doğru-yanlış, karı-koca vb. İki kavram arasında zıtlık ilişkisinin olması için, ortak özelliklerinin bulunması gerekir. Ancak bu şekilde kavramlardan biri, ters çıkarım yoluyla diğerini çağrıştırabilir. Örneğin güzel ve çirkin olma nitelikle, yaşlı ve genç olma yaşla ilgili özelliklerdir; ancak ilişki ölçeğinin iki ayrı ucunda bulundukları için zıt anlamlıdırlar.

Zıt anlamlılığın farklı biçimleri bulunur. Sözcükler ve ifadeler arasındaki anlam ilişkisinin yönüne ve biçimine göre değişik zıtlık ilişkilerinden bahsedilebilmektedir. Örneğin evli-bekâr sözcük çiftleri arasında bütünleyici zıtlık ilişkisi görülür. Evli ve bekâr sözcükleri, kültürel olarak evlenebilirlik diye kabul edilen ölçütün uygulanabilirliğini varsayar ve bu ilişki çerçevesinde birbirlerini tamamlar. Eril-dişi, kadın-erkek, soru-cevap, ölü-sağ, var-yok gibi sözcük çiftleri arasında da bütünleyici zıtlık ilişkisi bulunur.

Derecelendirilebilir zıt anlamlılar da vardır. Derecelenebilir zıtlık ilişkisi, derecelenebilir bir niteliğin, ilişki ölçeğinde bulunan iki farklı ucu arasındaki anlam ilişkisidir. Dar-geniş, yaşlı-genç, büyük-küçük, uzun-kısa vb., nitelik bakımından derecelenebilen ve bir niteliğin farklı derecelerini ifade eden bir dizi sıfat çifti bu tür zıtlığa örnek verilebilir. Bazen iki zıt anlamlı arasında farklı derecelendirmeler yapmak da mümkündür: büyük-küçük, uzun-kısa, sıcak-soğuk vb. Bu tür zıt anlamlılarda, olumsuz biçim zıt anlam değildir. Örnek olarak uzun değil illa ki kısa anlamına gelmez.

Üçüncü bir zıt anlamlılık türü de almak/satmak, karı/koca, öğrenci-öğretmen vb. sözcük çiftleri ile ilgilidir. Bu sözcüklerde belirtilen kavramlardan birinin varlığı diğerinin varlığına bağlıdır, biri olmadan diğerinin olması mümkün değildir. Yer-yön bildiren zıt anlamlılar da ilişkili zıtlık kategorisine dahil edilebilir: aşağı/yukarı, önde/arkada, kuzeyde/güneyde vb.

Akrabalık bildiren sözler arasındaki zıtlık ilişkileri de ilişkili zıtlıklar için ilginç olabilir: Anne-baba, kız kardeş-erkek kardeş, amca-hala. Bunlar hem zıt akrabalık ilişkilerini hem de cinsiyet farklılıklarını göstermektedir.

Birbirine karşıt kavramları karşılayan sözcüklerdir. Karşıt anlamlı sözcükler iki zıt noktayı belirtirler. Örneğin; “güzel” sözcüğünün karşıtı “itici” olamaz çünkü iticilikte sevimsizlik anlamı da vardır. Oysa “güzel” sözü sevgiyi beraberinde ifade etmez. Bunun karşıtı ancak “çirkin”dir. Aynı durum eylemlerde de görülür. Örneğin; “sevmek” eyleminin karşıtı “sevmemek” değildir. Çünkü “sevmek” iyi bir duygunun varlığını bildirir. Sevmemekte ise bu duygunun bulunmadığı anlamı vardır. Oysa karşıtlıkta, olan duygunun tam karşıtı olmalıdır; bu da “nefret etmek”tir. Bu nedenle karşıtlıkla olumsuzluğun farkını görmek önemlidir.

DEYİM NEDİR? DEYİMLER VE ANLAMLARI

En az iki sözcükten meydana gelen, sözcüklerden en az birisi mecaz anlamıyla kullanılan, cümlede eylem bildiren söz öbekleridir. Deyimi oluşturan sözcükler çoğu zaman kendi anlamlarından uzaklaşmış görülürler. Örneğin; “Haberi duyunca etekleri zil çaldı.” cümlesinde “etekleri zil çalmak” çok sevinmek anlamına gelen bir deyimdir. Ancak burada etek, zil, çalmak sözlerinin sevinmekle bir ilgisinin olmadığı açık.

Bazı deyimlerde ise sözcükler gerçek anlamlarını tamamen yitirmemiş olabilir. Örneğin; “Yükte hafif pahada ağır ne varsa getirin.” cümlesindeki altı çizili deyimde “yük” ve “paha” sözcüklerinin gerçek anlamlı olduğu açıktır.

Deyimler genellikle bir eylem bildirir. Bu nedenle bir eylem gibi çekimlenebilir. Bu yönüyle atasözlerinden farklılık gösterir. Atasözleri daima cümle halinde bulunup yargı bildirirlerken, deyimler mastar olarak da kullanılabilir. Örneğin “küplere binmek” deyimdir ve “sinirlenmek” anlamındadır. Mastar halinde de anlamlıdır. Ancak bu açıklamaya uymayan deyimler de vardır. Örneğin, “Dün az kalsın kaza yapıyordum.” cümlesinde altı çizili söz deyim olarak verilmiş. Biz bu deyimi “az kalmak” şeklinde mastar olarak kullanamayız. Aslında bir eylem de bildirmeyen bu tür sözler, deyimlerin genel niteliklerine pek uymaz.

ATASÖZÜ NEDİR?

Yıllar önce söylenmiş, dilden dile aktarılarak günümüze kadar gelmiş, öğüt bildiren, genel kural niteliği taşıyan söz öbekleridir. Uzun deneme ve gözlemlere dayanılarak söylenmiş ve halka mal olmuş, öğüt verici nitelikte sözlerdir. Genellikle kesin bir yargı bildiren cümleler biçiminde görülür. Atasözleri, kültürümüzün taşıyıcılığını yapan ve Türk milletinin deneyimlerini yansıtan çok değerli sözlerdir. Çünkü yaşanmış olaylar sonunda, tüm milletin duyarlı ve tedbirli olması gerektiğini vurgulayan mesajlar içerirler.

Atasözlerinin söyleyeni belli değildir. Sadece mecaz anlam veren atasözü olabileceği gibi, sadece gerçek ya da hem gerçek hem mecaz anlam taşıyanlar da vardır. Örneğin; “Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır.” atasözü sadece mecaz; “Dost ile ye iç, alışveriş etme.” sadece gerçek; “Taşıma su ile değirmen dönmez.” hem gerçek hem mecaz anlam verir.

SESTEŞ SÖZCÜKLER, EŞSESLİ SÖZCÜKLER

Yazılışları aynı; fakat anlamları farklı olan sözcüklerdir. Genellikle eş anlamlı sözcüklerle karşılaştırılan sesteş (eş sesli) sözcükler, yalnızca “ses” yönünden ortak sözcükleri ifade etmektedir. Öyle sözcükler göstermeliyiz ki, yazılışları ve söylenişleri birebir aynı olsun; fakat anlamları arasında bir ilgi bulunmasın. Örneğin;

Bir gül de içimiz aydınlansın.
Bu gül bahçesini çok severim.

cümlelerinde altı çizili sözlerin yazılışları aynıdır. Ancak birincisi eylem, diğeri çiçek ismi olan bu sözler arasında hiçbir anlam ilgisi yoktur. Öyleyse bunlar sesteş sözcüklerdir.

ÖZDEYİŞ NEDİR? VECİZE NEDİR?

Kim tarafından söylendiği bilinen özlü sözlerdir. Genellikle evrensel nitelikler gösterir. Vecizeler tasözleriyle karıştırılmamalıdır. Atasözlerinin kim tarafından, ne zaman ve nerede söylendiği belli değildir. Fakat vecizelerin kaynağı, söyleyeni bellidir. Daha doğru bir ifadeyle, bütün insanlığa mâl olmuş, herkes tarafından benimsenen özlü sözlerdir.

Ne mutlu TÜRK’üm diyene!
Atatürk

Düşünüyorum, öyleyse varım.
Descartes

YANSIMA SÖZCÜKLER

Doğada duyulan seslerin taklit edilmesiyle oluşan sözcüklerdir. Bu sözcüklerde ses-anlam ilişkisi güçlüdür. Bu tür sözcükler sese dayalı olduğundan çoğu dilde benzerlik gösterir. Karıştırılmaması gereken şey şudur: Yansıma sözcükler, yalnızca “duyma” eylemi sonucunda oluşur. Mesela “kıpkızıl bir Güneş” sözcük grubundaki “kıpkızıl” sözcüğü bir yansıma sözcük değildir. Yansıma sözcüğün olduğu yerde, mutlaka duyduğumuz bir sesin yazıdaki karşılığı bulunmalıdır.

Çalılıktan çıtır çıtır sesler geliyordu.
Su şırıl şırıl akıyordu.
Kedi mışıl mışıl uyuyordu.
Kuşlar cıvıl cıvıl ötüşüyorlardı.

cümlelerinde altı çizili sözler yansımadır. Yansıma sözcüklere benzeyen ancak ses ilgisi bulunmadığından yansıma denmeyen sözcükler de vardır.

Güneş pırıl pırıl parlıyordu.
Işıl ışıl bir güne merhaba dedik.

cümlelerinde altı çizili sözler sese dayalı olmadığından yansıma değildir.

SÖZCÜKTE İKİLEME

Sözün anlamını pekiştirmek, onu zenginleştirmek ya da değişik anlam ilgileri oluşturmak için iki sözün bir araya getirilmesiyle oluşan söz öbeğidir. İkilemeler Türkçenin zenginliğidir ve doğru kullanıldıklarında anlatımı güçlendiren öğelerdir. İkilemeler yapıca ve anlamca farklılıklar gösterir.

a. Aynı sözcüğün tekrarıyla yapılabilir.
Usul usul sınıfı terk etti.
Koşa koşa geldi.

b. Yakın anlamlı sözcüklerin tekrarıyla yapılabilir.
Yalan yanlış sözlerle ortalığı karıştırdı.
Artık kimsede ar namus kalmadı.

c. Karşıt anlamlı sözcüklerin tekrarıyla yapılabilir.
Aşağı yukarı iki aydır kimse uğramadı buraya.
İşin aslını er geç öğreneceğim.

d. Biri anlamlı biri anlamsız sözcüklerle yapılabilir.
Eğri büğrü yollardan denize ulaştık.
İçeriye ufak tefek bir adam girdi.

e. Her ikisi de anlamsız sözcüklerle yapılabilir.
Ivır zıvır eşyaları tavan arasına kaldırdık.
Böyle eften püften sebeplerle oyalama beni.

f. Sözcüklerden biri ya da her ikisine ekler getirilerek yapılabilir.

Beni baştan aşağı şöyle bir süzdü.
Onunla başa baş mücadele etti.

Her ikileme cümleye değişik bir anlam katar.
Yüzüme acı acı gülümsedi. (kuvvetlendirme)
Gideli aşağı yukarı iki gün oldu. (ihtimal)
Ivır zıvır eşyaları atın. (değersiz)
Caddede sıra sıra ağaçlar vardı. (çokluk)

AD AKTARMASI

Benzetme ilgisi kurmadan bir sözün başka bir söz üzerine kullanılmasıdır. Bunda, parça söylenip bütün, genel söylenip özel çağrıştırılabilir. “Biz hilale şan arayan gemicileriz.” dizesinde “hilal” sözü bayrak yerine kullanılmıştır.

Ad aktarmasının diğer adı “mecaz-ı mürsel”dir. Ad aktarmalarında bir sözcük, kendi anlamıyla ilgili daha genel veya özel bir anlamı karşılamak üzere kullanılır. Bu tür durumlarda cümleyi okuduğumuzda, ilk başta saçma bir anlam ortaya çıkar. Fakat kastedilen anlam düşünüldüğünde, burada bir ad aktarması olduğu anlaşılır. Örneğin “Bu derste Fikret’i okuyacağız.” sözünde “Fikret” sözü Fikret’in şiirleri anlamında kullanılmıştır.Yine “Çaydanlık kaynıyor.” denildiğinde mantıksız bir durum önce gözümüze çarpmaktadır. Çünkü bir çaydanlık kaynayamaz; ancak içindeki su kaynayabilir. O halde çaydanlık, içindeki suyun yerine kullanılmış ve burada bir ad aktarması yapılmıştır.

Sözcükte Anlam Konu Anlatımı

Sözcükte Anlam Konu Anlatımı

Sözcük ve eş anlamlısı olan kelime, en kısa tanımıyla anlamlı ve işlevli ses veya ses birliğidir. O, gelmek, at, güzel, çocuk, ile, bu, ve, ah örneklerinin hepsi birer sözcüktür. Bu tanıma göre bu metinde araya bir boşluk bırakılarak yazılan her birliğin bir sözcük olduğu yargısına kimse itiraz etmeyecektir.

Bununla birlikte bir metinde gelmek fiili, geldi, geliyor, gelmiş, gelen vb. farklı biçimlerde ortaya çıkabilir. Bunların her birini sözcük olarak saymak yanlış olmaz. Ancak bunların her biri aynı sözcüğün farklı bir ekle çekimlenmiş biçimidir ve taşıdıkları anlamlar sözlükte tek bir maddede verilir.

Buna karşılık arapsaçı, açgöz, şeytan tüyü, arı kovanı gibi birden çok sözcükten meydana gelen örneklerde her bir örneğin sözlüklerde bulabileceğimiz anlamları vardır.

Buna rağmen bitişik yazıldıkları için arapsaçı ve açgöz tek sözcük sayılırken, ayrı yazılan şeytan tüyü iki, arı kovanı gibi ise üç sözcük kabul edilecektir.

SÖZCÜKLER

Sözcük, çoğu zaman, dilin kendi başına anlamı olan en küçük parçası, diye tanımlanır. Ağaç, hayal, dost gibi sözcükler buna örnektir. Bazı sözcükler ise tek başına anlam taşımayıp diğer sözcüklerle bir araya geldiğinde belli bir anlam ifade eder: için, gibi, göre vs.

Tek Anlamlılık:


Tek bir kavramı karşılayan, başka anlamlar kazanmayan sözcüklerdir.

Örnek: ağaç, termometre, kiremit

Çok Anlamlılık:

Sözcüğün temel anlamının yanında yeni kavramları da karşılayacak durumda olmasıdır.

Dilek havuzuna para attık. (tutup fırlatmak)

Mahkemeyi iki ay sonraya attılar. (ertelemek)

Yaz gelince kazakları attık. (kaldırmak, kullanmamak)

Sınav konularını sana mesaj attım. (göndermek)



Dipçe: Çok anlamlılıkla sesteşlik karıştırılmamalıdır. Sesteş sözcükler birbirinden tamamen farklı anlamlara gelir. Yazılışları aynıdır ancak anlamları arasında hiçbir ilgi yoktur. Çok anlamlı sözcüklerde ise anlam ilgisi devam eder. birleriyle uzak da olsa anlam ilgileri vardır.

Yukarıdaki örnekte atmak çok anlamlıdır. Çünkü anlam ilgisi devam etmektedir.

Şu örneğe bakalım:

kır: 1. anlamı kırmak, 2. anlamı beyaz saç, 3. anlamı çimenler. Anlam ilgisi olmadığı için sesteştir.

Gerçek Anlam (Temel Anlam):


Bir sözcüğün aklımıza gelen ilk anlamıdır, sözlük anlamıdır.

Örnek:

At: Bir hayvan

Yan Anlam:


Bir sözcüğün temel anlamından tamamen uzaklaşmadan kazandığı yeni anlamlardır.

Örnek: Alacak (Birine verilen borç para)

Mecaz Anlam:

Bir kelimenin gerçek anlamından tamamen uzaklaşarak kazandığı anlamdır.


AÇIKLAMALI ÖRNEKLER


1 - "Etek " kelimesini ele alırsak; giyilen etek gerçek anlam, dağın etekleri (görsel olarak eteğe benzediği için) yan anlam, etekleri zil çalmak (böyle bir şey mümkün olmadığı için, gerçekle hiç ilgisi olmadığı için) mecaz anlamdır.

2- göz:

1. Televizyon izlemekten gözlerim ağrıdı.

2. Anahtarları çekmecenin gözüne koydum.

3. Yıllardır gözümde tütüyorsun.

1. cümlede gerçek anlamda göz yani organ anlamında kullanılmıştır.

2. cümlede yan anlamda kullanılmıştır. Çekmecenin gözüyle açılıp kapanması açısından benzerlik ilişkisi vardır.

3. cümlede mecaz anlamlıdır. Gerçek anlamla hiçbir ilgisi yoktur. Deyimler genelde mecaz anlamlıdır.

burun geminin burnu burnunda tütmek
ağız derenin ağzı ağzında bakla ıslanmamak
ayak masanın ayağı ayaklarına kara sular inmek
kuyruk uçurtmanın kuyruğu kuyruğu dik tutmak

Somut ve Soyut Sözcükler


Beş duyu organımızdan en az biriyle algılayabildiğimiz varlıkları karşılayan sözcüklere somut, beş duyu organımızla algılayamadığımız ama var olduğuna inandığımız kavramları karşılayan sözcüklere soyut sözcükler denir.

Somut: ev, kitap, ağaç, rüzgar, hava, koku...

Soyut: hayal, sevinç, rüya, öfke, endişe...

**Somutlaştırma (Somutlama)


Soyut bir kavramı, somut bir sözcükle anlatmaktır. Benzetmeden yararlanılır.

Örnek:

1- Yine hayallerim suya düştü.

*Hayal kelimesi normalde soyut bir kavramdır ancak burada suya düşebilen somut bir varlıkmış gibi anlatılmıştır. Yani somutlama yapılmıştır.

2- Bunu yapmaya yürek ister, bu her babayiğidin harcı değil.

*Burada yürek, cesaret anlamında kullanılmıştır. Cesaret soyut bir kavramdır ve somut bir organ olan yürekle anlatılmıştır. Yani somutlaştırma yapılmıştır.

Eş Sesli Sözcükler, Sesteş Sözcükler:


Eş Sesli Sözcükler, yazılışları aynı ancak anlamları farklı olan sözcüklerdir.

kır: Kırmak ve doğadaki kır.

yüz: İnsan yüzü ve yüzmek.

dolu: Yağan dolu ve bardağın dolu olması.

çay: Dere ve içtiğimiz çay

yol: Saçını yolmak ve köy yolu vb.
 

Eş Anlamlı Sözcükler, Anlamdaş Sözcükler:


Yazılışları farklı anlamları aynı olan sözcüklerdir.

konuk-misafir

vatan-yurt

hikaye-öykü

ıslak-yaş

Dipçe: Bunlar genellikle Türkçe kökenli olmayan sözcüklerin başka dillerdeki karşılıklarıdır. Örneğin konuk Türkçe, misafir Arapçadır. Vatan ve hikaye Arapça, yurt ve öykü Türkçedir.

Zıt Anlamlı Sözcükler, Karşıt Anlamlı Sözcükler:


Anlamca birbirinin karşıtı olan sözcüklerdir.

genç-ihtiyar

açık-kapalı

acı-tatlı

gece-gündüz

zor-kolay

*Önemli: Olumsuzluk, zıtlık değildir.

Şu sözcükleri ele alalım.

tatlı sağlıklı ağlamak

*Tatlı sözcüğünün zıttı acı, olumsuzu ise tatsızdır.

*Sağlıklı sözcüğünün zıttı hasta, olumsuzu sağlıksızdır.

*Ağlamak sözcüğünün zıttı gülmek, olumsuzu ise ağlamamaktır.



***Bazı sözcüklerin cümle içindeki kullanımlarına göre zıt anlamları değişebilir.

1- Ak akçe kara gün içindir.

Bu cümlede "kara gün" kötü gün anlamında kullanılmıştır. Yani buradaki "kara" sözcüğünün zıttı "beyaz" değil "iyi" olmalıdır.

2- Bu ince davranışın için teşekkür ederim.

Bu cümlede "ince" nazik anlamında kullanılmıştır. O yüzden bu cümledeki "ince" sözcüğünün zıttı "kalın" değil "kaba" olmalıdır.

Terim Anlamlı Sözcükler


Bir bilim, sanat, meslek dalıyla ilgili özel ve belirli bir kavramı karşılayan sözcüklerdir.

sıfat, özne, tümleç -Türkçe

açı, dörtgen- Matematik

perde, suflör- Tiyatro

*Dipçe: Bilim, sanat, meslek dallarının isimleri terim değildir.

Yansıma Sözcükler


Doğadaki seslerin taklit edilmesiyle oluşmuşlardır.

vızıltı

pat

güm güm

şırıltı

Dipçe: Ses taklidi olmayan sözcükler yansıma sözcük değildir.

parıltı

ışıltı

İkilemeler


  1. güçlü kuvvetli, şan şöhret, sorgu sual (eş anlamlı sözcüklerin kullanılmasıyla oluşmuştur)

  2. abuk sabuk, ıvır zıvır, eçiş bücüş (ikisi de anlamsız sözcüklerle oluşmuştur)

  3. akıl fikir, yalan yanlış, eş dost (yakın anlamlı sözcüklerle oluşmuştur)

  4. hızlı hızlı , yavaş yavaş, acı acı ( aynı sözcüğün tekrarı ile oluşmuştur)

  5. eğri büğrü, çoluk çocuk, yırtık pırtık (biri anlamlı biri anlamsız sözcüklerle oluşmuştur)

  6. Sözcükte Anlam Konu Anlatımı, Sözcükte Anlam Konu Anlatımı Sözcükte Anlam Konu Anlatımı Sözcükte Anlam Konu Anlatımı Sözcükte Anlam Konu Anlatımı Sözcükte Anla

 

SÖZCÜKTE ANLAM KONU ANLATIMI (Ek Açıklamalar)

TANIM

Başka durumlarda çok yararlı olabilecek sözcük terimi, sözlüklerde tanımlanma ihtiyacı duyulan maddeler için kullanışsız görünmektedir. Sözcükler, sözlüklerde tanımı yapılan, tek sözcükten veya birden çok öğeden meydana gelmiş öğelerdir. Buna göre şu köşe yaz köşesi, şu köşe kış köşesi örneğinde 8 sözcük, buna karşılık dört sözcük vardır: şu, köşe, yaz, kış. Sözcüklerde Türkçe yazımın en sorunlu alanlarından biri olan bitişik ve ayrı yazımın bir önemi yoktur. Buna göre yukarıda verilen arapsaçı, açgöz, şeytan tüyü, arı kovanı gibi, baş başa, dişe diş, üzümünü ye bağım sorma örneklerinin her biri birer sözcüktür. En az iki sözcükten oluşan sözcükler, belli dil bilgisi kurallarına göre bir araya gelirler. Anlamları kendilerini oluşturan sözcüklere bağlıdır (buzdolabı, fotoğraf makinesi, tükenmez kalem vb.); ancak bir kısmının oluşumu mecazlıdır: arı kovanı gibi, camgöz. Bunların anlamsal içerikleri yalnız gramatikal değil, bilişsel süreçleri de ilgilendirir. Sözlüksel (leksikal) anlambilim bu süreçleri de incelemektedir.

İKİ GRUP

Sözcükler anlam değerlerinin görece açıklığı bakımından iki gruba ayrılır. İlki, anlam bakımından tam bir ifadeyi karşılayabilme yeterliliği olan ‘tam anlamlı’ sözcüklerdir: insan, kadın, toprak, elma, çiçek vb. İsim, fiil, sıfat, zarf, zamir gibi sözcük türleri bu gruba girer ve dilin temel söz varlığını oluştururlar. İkincisi ise, tam bir ifadeye/anlama karşılık gelmeyen; ancak içinde bulundukları daha büyük yapılarda anlam kazanan fakat, ama vb. sözcüklerdir. İkinci grupta yer alan sözcükler anlamdan bütünüyle yoksun değilse de tam anlamlı sözcüklere kıyasla daha az anlamlıdır. Anlamlan, kullanıldıkları bağlamla belirginleşir. Edat, bağlaç vb. sözcük türleri bu gruba girer. Bunlar sözleri ve söz öbeklerini bağlamak, gramatikal açıdan iyi biçimlenmiş öbekler ve cümleler oluşturmak için kullanılırlar. Eksik anlamlı sözcüklerin, leksikal değilse de görece dil bilgisel anlam taşıdıkları söylenebilir.

Sözcüklerden bir kısmı diğerlerine göre daha temel anlamlar ifade ederler. Gündelik hayatta kullanılan, daha genel anlamlar taşıyan, teknik olmayan sözcükler temel sözcüklerdir: köpek, at, kol, baş. Temel olmayan sözcükler ise genellikle, temel sözcükler kullanılarak tanımlanır. Örneğin kangal, köpek sözcüğü olmadan; tay, at olmadan; oğlak, keçi olmadan tanımlanamaz.

Kanarya, serçe, pelikan, flamingo, papağan, ‘kuş‘ sözcüğünün alt alanlarını oluşturur; ancak bu sözcüklerin hepsi ‘kuş‘ türü için aynı derecede tipik örnekler değildir. Kuş denince insanların akhna, flamingo ve pelikandan önce serçe, kanarya, kartal, güvercin gibi yaşadıkları çevre için daha tipik olan türler gelir. Bunlar, kusun anlamsal prototipleri, yani en tipik örnekleridir. Benzer biçimde çiçek denince gül, ağaç denince çam, ortanca ve okaliptüse göre daha tipik örneklerdir. Ancak burada, bu tür prototiplerin dilden dile, kültürden kültüre farklılık gösterebileceği unutulmamalıdır. Herhangi bir tür içinde, insanların ilk aklına gelen örnekler, o türün anlamsal prototiplerini oluşturur.

Bazı sözcüklerin, ancak belirli kültürlerde görülebilen türleri karşıladığı bilinmektedir. Örneğin kutuplarda karın, Arap toplumlarında devenin, Avustralya çöllerinde kumun birçok türü bulunur. Eskimolarda karla, Avustralya Aborjinlerinin dilinde kumla ve Arap toplumlarında deveyle ilgili diğer dillere göre daha zengin bir söz dağarcığı olduğu görüşü yaygındır. Dil bilimi çalışmalarında sıkça sözü edilen bu durum, Edvvard Sapir ve Benjamin Lee Whorf’un ortaya attığı, Sapir-Whorf kuramıyla ilişkilendirilir. Bu kurama göre insanlar dünyayı ve gerçekliği, konuştukları dilin onlara dayattığı algılama ve düşünme biçimiyle algılarlar.

Güncelleme Tarihi: 13 Şubat 2019, 14:45
YORUM EKLE