Özbekistan’da Göktürklere Ait Mezar Alanı ve Türk Kağan Yazılı Para Bulundu

Özbekistan’da Göktürklere Ait Mezar Alanı ve Türk Kağan Yazılı Para Bulundu

International Turkic Academy TWESCO'nun bildirdiğine göre Özbekistan’ın başkenti Taşkent’in kuzey doğusunda Tanrı Dağlarının batı ucunda yer alan dağlık bir bölgede bin metre yükseklikte 6. veya 7. yüzyıllara ait Göktürk mezarı bulundu.

Özbekistan Bilimler Akademisi, bu keşfi internet sitesinden duyurdu. Akademi, bulunan mezar alanının yağışlar ve mevsim değişiklikleri nedeniyle ortaya çıktığını belirtti. Milli Arkeoloji Merkezinin çalışanları bir günlük saha incelemesinde mezarlığın coğrafi konumunu, genel alanı ve mezarların biçimini incelediler.

Özbekistan Bilimler Akademisi Ulusal Arkeoloji Merkezi’nin verdiği bilgilere göre,  kafatası kemikleri ve seramikler de dahil olmak üzere coğrafi konumu, toplam alanı ve mezarlığın şeklini incelemek için bir günlük alan araştırması yapıldı. Arkeolojik kazılarda mutfak eşyaları, demir hançerler, bıçaklar, üzengiler, birkaç çivi, hafif taşlar ve bir parça demir bulunmuştur.

Özbekistan Bilim Akademisi bulguların Özbekistan’ın tarihi açısından önemli olduğunu belirterek, şu açıklamayı yaptı:

“Özbek halkının bugünlere gelmesinde çok önemli bir yer tutan Göktürk Kağanlığına ait kalıntıların bulunması, arkeologlar tarafından her zaman heyecan ile karşılandı. Taşkent vilayeti sınırlarında bu tür kalıntıların bulunması ise bu keşfin, arkeolojik önemini arttırdı. Bu maksat ile birlikte Milli Arkeoloji Merkezi, batı Tanrı Dağları bölgesindeki göçebe medeniyetini araştırma noktasında daha titiz çalışmalar yapmaya başlayacaklar.”

BATI KÖKTÜRK KAĞANLIĞI SİKKELERİNDE GÖRÜLEN  “TÜRK-KAĞAN” TABİRİ ÜZERİNE 

Gaybullah Babayar

Özet 

Makalede Batı Köktürk Kağanlığı (568-740) kendi para sistemine sahip olduğu ve onun baş yöneticileri kendi adlarına (żpγw “Jabgu”, cpγw  x’γ’n  “Cabgu-Kağan” unvanlarıyla, bir etnik ve siyasî ad olarak twrk  x’γ’n “Türk-Kağan” ve trδw x’γ’n ‘Tardu Kağan”, twn cpγw x’γ’n “Tun Cabgu-Kağan” gibi hükümdar isimleriyle) Çaç (Taşkent) bölgesinde sikke bastırdıkları ve onlarda Kağanlığa özgü hakimiyet sembolleri yer aldığı belirtilmiştir. Yazılı kaynaklar ve nümismatik malzemeler ışığında işbu Kağanlığın devlet olarak oluşum sürecinde Yabguluk, Yabgu-Kağanlık, Kağanlık gibi üç aşamayı yaşadığı açıklığa kavuşmuştur.

Bugünlerde Çaç (Taşkent) bölgesindeki eski iskan yerlerinden bulunan bronz sikkeler arasında 20 den fazla sikke çeşidinin Batı Köktürk Kağanlığına ait olduğu belirtilmiştir. 3’ü żpγw “Jabgu”, 5’i cpγw x’γ’n  “Cabgu-Kağan” ve 9’u  x’γ’n “Kağan” unvanlarıyla, geri kalanları ise yazısız olan işbu sikkelerin (Levha I) arasında sadece bir çeşit sikkenin Soğdça yazıyla twrk x’γ’n – “Türk-Kağan” tabiriyle bastırılmış olması ilgi çekicidir (Levha II). Önemlisi, bu tür sikkede Batı Köktürk Kağanlığının Yabguluk döneminde (6. yüzyılın son çeyreği–7. yüzyılın başı) darbolunduğu belirlenen  biçimindeki damganın görülmesidir.

Gene, sikkenin hem barındırdığı ikonografi, hem yapım tarzı (çapı, ağırlığı, teknik yapımı, metal özellikleri ve s.) onu daha sonra bastırıldığı anlaşılan Batı Köktürklerinin Yabgu-Kağanlık (7. yüzyılın başı–şu yüzyılın 30’lu yılları) ve Kağanlık dönemi (630-740) sikkelerinden farklı kılmaktadır. Oysa, barındırdığı Kağan unvanına bakılırsa, bu tür sikkenin daha sonraki dönemlere – Batı Köktürklerinin Kağanlık dönemine ait olması beklenirdi. Bunlar hariç, Kağanlığın kuruyucusu olan etnosün adıyla, hem de devletin adıyla ilişkili olarak Türk-Kağan tabirinin ilk olarak işbu sikkede görülmesi ve onun etnik-siyasî aidiyeti belirleme amacını taşıdığının belirtilmesi onun ilginç yanıdır. 

Kısaca tanımlama 

Tarafımızdan Batı Köktürk Kağanlığına ait sikkelerin bilim dünyasına tanıtılalı yaklaşık 7 sene geçmiş olmasına rağmen, sikkelerde Türk-Kağan tabirinin yer aldığı meselesinin çözümü şu ana kadar sürmüştür. Çünkü, ta yakınlara kadar sadece 1 adet, nispeten iyi korunmuş sikkede işbu tabirin akis olunduğu zannedilmiş, ancak, yazıların biraz silik olduğundan dolayı araştırmacılar bu görüşü ihtiyatla karşılaya gelmişlerdir. Bugünlerde bu tür sikkenin 9 adeti bulunmuş, onların bir kısmı çok iyi korunmuş olduğundan barındırdıkları Soğdça yazı tam olarak okunabilmiştir. Burada onlardan daha iyi korunanlarından 2 adetinin fotoğraflarını ve onların çizimlerini sunuyoruz: 
                                       

Av. Sikkenin ön yüzünde biraz sağa bakan, uzun saçlı, ince bıyıklı, geniş yüzlü, hafif çekik gözlü ve sakalsız hükümdar başı tasviri bulunmaktadır. Rv. Sikkenin ters tarafında ise  biçimindeki damganın etrafında saat akrebine ters yönde 9 istikametinde başlayan Soğdça yazı bulunmakta ve pny ’krt twrk x’γ’n – «Türk-Kağan (tarafından) yapılan (bastırılan) sikke» veya “Türk-Kağanı’nın yaptırdığı (darbettirdiği) sikke” cümleleri yer almaktadır (bak. Levha II – Levha III).

- Eski okunuşları: E.V. Rtveladze – c’cnk xwβ twrk? – “Çaç hükümdarı Türk?”, twrk[š] č’čnynk MRYW – “Çaçan hükümdarı Türк[eş]»; G. Babayar – ’šβr’ (?) twrk [γ]’γ’n pny – «İşbara  (?) Türk-Kağan’ın sikkesi»; M. İshakov – ’sk prn twrk [γ](’)γ’n pny – «Yüksek İlahî Kut (sahibi) Türk-Kağan’ın sikkesi”.

Böylece, yukarıda görüldüğü gibi sikkedeki cümle 4 kelimeden oluştuğu bilinmektedir. Birincisi pny “sikke, para” anlamında Soğdça yazılı İslam öncesi Orta Asya sikkelerinde pek çok görülen bir kelimedir. “Metal para, sikke” anlamındaki Çince fen, Eski Hintçe pana kelimelerine hem anlam bakımından, hem şekilce benzerlik taşıyan pny terimi Soğdçada bakırdan yapılmış sikkeler için kullanılmış olup, onlardan farklı olarak gümüş yapımı sikkeler bu dönemde δrxm “drahma” olarak adlandırılmıştır.


Adı geçen sikkedeki ikinci kelime ’krt sözü Soğdçada «yapılan, yapılmış» anlamını taşıyan’krty kelimesinin kısaltılmış versiyonudur, ki bu söz Soğdça kr – «yapmak» fiilinin geçmiş zaman şeklidir. Çeşitli biçimleri bulunun işbu fiilin, özellikle, geçmiş zaman şekillerinin türlü versiyonları hem dönemin yazılı kaynaklarında, hem Erken Orta Çağlara ait Çaç (Taşkent)’in yerel hanedanı tarafından darbolunan ön yüzünde (avers) külah şeklindeki kalpak taşıyan hükümdar başı tasvirli, ters yüzünde (revers) ise  biçimindeki damga bulunan Soğdça yazılı bronz sikkelerinde denk gelinir. Önemlisi, isbu hanedana ait sikkelerin bir çeşidinde “Türk-Kağan” tabiriyle bastırılan mezkur Batı Köktürk sikkesinde olduğu gibi kr – “yapmak” fiilinin geçmiş zaman ortaçı olan ’krt kelimesinin bulunması ilgi çekicidir.


Mezkur sikkedeki 3’ü kelime – twrk terimini “Türk” etnonimi (boy adı)nın Soğdça bir biçimi olarak görüyoruz. İşbu etnonimin Soğd dilli kaynaklarda buna benzer veya yakın bir biçimlerde geçtiği bilinir: Moğolistan’da bulunan yazıtlardan I. Doğu Köktürk Kağanlığına ait Bugut yazıtında – tr’wkt “Türkler” ve Uygur Kağanlığına ait Karabalgasun yazıtında – twrkc’ny “Türkçe” biçimlerinde. Bunlar hariç, 639 yılına ait Çinançkend (Gaoçan / Turfan)’da düzenlenen Soğdça belgede işbu terime birer etnotoponim (toplum adından oluşan yer adı) olarak twrkyst’n terimi örneğinde rastlanılır. Böylece, “Türk” etnik adının bu dönem Soğd orfografisinde 2 çeşit olarak tr’wk, twrk versiyonlarıyla yazıldığına şahit oluruz.


Burada haklı bir soru ortaya çıkar, neden mezkur terim Soğd yazısında çeşitli biçimlerde yazılmış? İlkin, pek çok terimlerin yazıda ifadelenmesinde, özellikle, Soğdlulara yabancı kelimelerin yazımında tek bir orfografi kuralı bulunmamış, bu ise onların çeşitli şekillerinin ortaya çıkmasına temel oluşturmuştur. Hatta, saf Soğdça olan terimlerin bile Soğd yazısında farklı biçimlerde yazıldığına denk gelinir.

Diğer yandan, Soğd dili için -u- ünlüsünde metateza (metathesis) olayı pek yaygındır. Örneğin, aynı dönem ve aynı ortamda Soğd katipleri tarafından düzenlenen Tacikistan’da bulunan Muğ dağı Soğdça belgelerinde (8. yüzyılın ilk çeyreği) Soğd etnotoponimi şu biçimlerde yazıldığı görülür: sγwδ, swγδ – “Soğd, Soğdça”; sγwδyk, sγwδy’nk, swγδ’k – “Soğdça”; xrwm’zt’, xwrm’zt’ – “Hormazt (Avest. Ahuramazda)” ve s.


Dördüncü kelime x’γ’n okunmakta olup, Eski Türkçe olan Kağan unvanının Soğdça orfografide hep aynı standartla yazıldığına şahit oluyoruz. Bunu teyit eden deliller Batı Köktürk kağanlarının Çaç bölgesinde  bastırdıkları sikkelerde, Soğd bölgesinin Eski Türk-Soğd sikkelerinin bir kısmında, Türgeş Kağanlığı ve Karlukların Yedisu’da bastırdıkları sikkelerinde ve Soğdça yazılı kaynaklardan bir kaçında bulunmaktadır. 

Orfoğrafi (yazım) özellikleri

Türk-Kağan tabiriyle darbolunan işbu sikke çeşidinde Soğd yazısının fazla gelişmemiş yarı italik türü kullanılmıştır. Bununla beraber, sikke yazılarının işbu çizimlerinden görüleceği gibi bazı işaretler bu tür sikkelerde daha arkaik biçimde yazıldığı anlaşılmaktadır:    
1)  =  x’γ’n -  twrk -  ’krt -  pny (Levha II, 1 – Levha III, 

2)  =   x’γ’n -  twrk - ’krt -  pny (Levha II, 4 – Levha III, 

Adı geçen sikke çeşidinde yer alan cümleleri paleoğrafi yönünden incelemeye çalışacağız. Burada dikkati çeken husus, cümledeki ikinci kelimenin başında ve x’γ’n sözünün ikinci hecesinde alef (’) işareti daha arkaik olup, bu yönden o araştırmacılarca Çaç bölgesinin “1. Grup, 1. Dönem, 7. Varyant” olarak tasnif edilen miladî 3.-5. yüzyıllara ait sanılan en eski sikkelerinde görülen biçimine pek yakınlık taşımaktadır. Alef işaretinin buna benzer biçimleri Soğd’un erken dönem sikkelerinde, Dunhuang (Kuzey-Batı Çin)’de bulunan miladî 3.-4. yüzyıllara ait  “Eski mektuplar”da, miladî 7. yüzyıla ait Afrasiyab (Semerkant) saray duvar yazılarında ve Kuzey Hindistan’da bulunan Şatial kaya yazılarında ve s.lerde bulunur.

İlginç olan, sözcük başında ve ortasında yer alan alef işareti  ve sözcük sonundaki yod (y) işaretinin yazım tarzı biri birilerine pek yakınlık göstermektedir (Bak.  alef -  yod (Levha II, 1), alef -  yod (Levha II, 3-4 – Levha III, 3-4)). Burada şunu da vurgulamak gerekir, ki yod işareti de daha arkaik yazılmış olup, grafik yönden onun benzerlerine Soğd’un erken dönem sikkelerinde, Şatial ve Yukarı Hind vadisi kaya yazılarında denk gelinir. 
Orfografik yönden x’γ’n sözünün yazım tarzında şu gibi kendine özgülük görülmektedir. Burada işbu kelimenin ilk hecesinde alef işareti  biçiminde dikey yazılmış olup, nun (n) işaretiyle pek yakınlık taşımaktadır. Ancak, ikinci hecede alef cümlenin diğer kelimelerinde görüldüğü gibi standart biçimdedir:

Kağan unvanının buna benzer yazım tarzı Batı Köktürk Kağanlığının tüm sikkelerine özgüdür. 
İşbu sikke çeşidinde reş (r) ve kaf (k) işaretlerinin yazım tarzı da pek yakınlık gösterir, hatta, onların şekli de hemen hemen aynıdır. Oysa, standart yazımda onların yazım tarzı (özellikle, uzunluğu) oldukça farklı olup, kaf reşe nazaran daha büyük ve kuyruğu uzun yazılır.  Gene de, bu tür sikkelerin ayrım nüshalarında kaf işaretinin alt kısmı azıcık uzadığı veya şekilce biraz büyük yazıldığı göze çarpar (krş. kaf (k) /// - reş (r) ///). Aslında, kaf işaretinin daha uzun ve biraz yana yatık yazılmış olması beklenirdi. Bütün bunlara rağmen, her iki işaretin diğer yazılı belgeler ve epiğrafi yadigarlıklarında biri birilerine benzer şekilde yazıldığı haller pek yaygın görülür.


Kaf işaretinde görülen, alt kısmı fazla uzamadan yazıldığı duruma pe (p) işaretinde de denk gelinmektedir. Yani, işbu işaretin aşağıdan sağa doğru uzayan kısmı standart biçiminden farklı olarak fazla uzamış değildir. Bunlar hariç, “sikke, para” anlamındaki pny kelimesinin yazım tarzı biraz kendine has olup, birinci işaret pe ve onu takip eden nun işaretinin yazım tarzı hemen hemen normal olmasıyla beraber, üçüncü, son işaret olan yod’un bir bakışta alef veya tsaddi (ç) işaretini hatırlatan bir biçimde yazıldığı görülür, ki bu durum araştırmacıları epey tereddüt etmelerine neden olmuştur.


Bu tür sikkelerin paleoğrafisinde diğerlerinden biraz farklı durum tau (t) işaretinin yazım tarzında önümüze çıkmaktadır. Standart yazımda esas işbu işaretin baş kısmı yuvarlak olarak üzerinden sağa doğru, aşağıya inmiş veziyetteki bu tür sikkelerin bazı nüshalarında, özellikle, twrk (Türk) teriminin yazımında kendine özgü bir biçim aldığı ve şu şekilde yazıldığına rast gelinir:. Gene de, bu durum sadece ona özgü olmayıp, adı geçen sikkede yarı italik yazılan tau işaretinin buna benzer biçimleri tam italik yazılan diğer Soğdça yazma yadigarlıklarda da tespit edilmektedir.

Eski okunuş ve açıklamaları

İşbu sikke çeşidinin eski okunuş ve yorumlarına gelirsek, ilk bulunan 1 adet nüshasına dayanan E.V. Rtveladze sikke yazısını başlangıçta c’cnk xwβ twrk? – “Çaç hükümdarı Türk?”, daha sonra ise twrk[š] č’čnynk MRYW – “Çaçan hükümdarı Türк[eş]» şekillerinde okumuş ve son kelime olan Türkeş’i Türgeş Kağanlığı kurucusunun gerçek bir ismi olduğunu ileri sürmüştür. Araştırmacı sikkenin 7. yüzyılın sonu–8. yüzyılın başlarında veya biraz önce bastırıldığı görüşünü ortaya atmıştır. Ancak, adı geçen araştırmacı “Çaç sikkeleri Katalogu” (Şagalov, Kuznetsov‚ 2006) eserine editorlük yaparken bu tür damga taşıyan sikkeleri 6. yüzyıl–7. yüzyılın başlarına dayatarak eski görüşünden farklı düşünmüştür. 


Aslında E.V. Rtveladze ilk okuyuşunda soru işareti altında olsa bile twrk (Türk) kelimesini doğru bir biçimde tespit etmiş, ancak, biraz sonraki yayınlarda işbu kelimeden sonra gelen x’γ’n (Kağan) kelimesinin söz başında bulunan x (хеt/gimel) işaretini twrk sözünün eki sayarak onu š (şin) olarak görmüş ve böylece, twrk[š] (Türkeş) okumayı makbul bulmuştur. Herhalde araştırmacının bu karara gelmesinde adı geçen sikke çeşidinin sadece tek nüsha olması ve bazı işaretlerin tam olarak görülememesi veya yarı silik olması etkili olmuştur. 


Diğer bir nümismat bilgin M. Fedorov E.V. Rtveladze’nin Türkeş okuyuşuna dayanmış, ancak, biraz değişik şekilde terkeš (tirkeš) olarak okumayı ve onu İranî bir kelime olan “okluk, sadak” ile ilişkilendirmeyi düşünmüştür. Mezkur araştırmacıya göre, adı geçen kelime 610-618 yıllarında yönetimde bulunan Batı Köktürk kağanı Şegüy adıyla bağlantılı olup, işbu isim Çincede aynı anlamı taşımaktadır. Ama onun okuşu ve açıklaması kabul edilir değil, çünkü, son yıllarda bulunan diğer nüshalardan da görüldüğü gibi sikkede Türkeş kelimesi  bulunmamakla beraber, Şegüy ismini ifadeleyen Çince hiyeroglif araştırmacının sandığı anlamı vermemektedir. 


Zamanında M. İshakov ilk nüshaya dayanarak sikke yazısını ’sk prn twrk [γ](’)γ’n pny – «Yüksek İlahi Kut (sahibi) Türk-Kağan’ın sikkesi”, biz de’šβr’ (?) twrk [γ]’γ’n pny – «İşbara  (?) Türk-Kağan’ın sikkesi» biçiminde okumuş ve onu Batı Köktürk Kağanlığı ile ilişkilendirmeyi makbul bulmuştuk. Ancak, toplam 9 adet nüsha yazılarını karşılaştırarak yapılan incelememiz sonucunda bu okuyuşların yanlış olduğu anlaşılmıştır.

Basıldığı tarih

“Türk-Kağan” tabiri geçen sikkenin bastırıldığı tarihi belirlemek için çeşitli metodlara başvurduk. İlkin, onun paleoğrafi ve orfoğrafisine bakıldığında yukarıda da biraz değinildiği gibi Çaç bölgesinin gayri Türk sülalesi tarafından 6. yüzyılın son çeyreği–7. yüzyılın başlarında bastırılan  biçimli damga ve etrafında zyrt pny ’krty c’cynk xwβw – “Çaç hükümdarı (tarafından) yapılan / bastırılan (bronz) sikke” cümleleri yer alan sikke ile yakınlık gösterdiğine dikkat edildi. İşbu delil, adı geçen sikke çeşitlerinin her ikisinde de cümlelerin pny ’krt veya pny ’krt(y) – «Yapılan sikke» tabiriyle başlamasıyla kendi tespitini bulmaktadır. Bunlar hariç, onlardaki Soğdça yazılarının yazım tarzında da yakınlık görülür (yarı italik biçim). Her iki sikkenin ölçemi ve ağırlığı biri diğerini tutmaktadır (4-4,5 cm, 3,5-4 gr). Bunlar hariç, Batı Köktürk sikkelerinin Yabguluk dönemine ait  biçimdeki damgayla bastırılan diğer sikke türlerinin de Çaç’ın gayrı Türk sülalesine ait sikkelerden tam olarak işbu çeşidi üzerine bastırıldığı hallerin görülmesi bunu tasdik eder.


Aslında taşıdığı unvana – “Kağan”a bakılırsa bu tür sikkeler Batı Köktürk Kağanlığının Kağanlık devresine ait olması beklenirdi. Ancak, her iki dönem sikkelerinin hem teknik özellikleri, hem ikonografisi, hem de damga biçimlerinde farklılıklar göze çarpmaktadır.


Bu ise işbu sikke çeşidinin Doğu Köktürk Kağanlığına 630’lu yıllarda Tang Çin’i tarafından son verilmesi ve Batı kanadın (Batı Köktürklerin) otomotik olarak Kağanlığın yerini aldığı ve yöneticileri Kağan unvanını taşımaya başlamalarından önce, hatta, adı geçen kanadın Yabgu-Kağanlık devresinden de daha önce darbolunmaya başladığı görüşünü destekler.
Böylece, Yabguluk devresinde de bazı Batı Köktürk sikkelerinin Kağan unvanıyla bastırıldığı durumlar bulunduğu anlaşılmaktadır. Özellikle, Batı Köktürklerin ilk sikkesi olarak gördüğümüz trδw x’γ’n – “Tardu Kağan” unvanlı sikkenin (Levha I. 23) işbu kanadın kurucularından biri İstemi Yabgu’nun (552-576) oğlu Tardu Kağan (yönetim tarihi: Batı kanadında - 576-583; her iki kanatta tek yönetici - 600-603) ile bağlantılı olmasıdır. Bundan başka, Batı Köktürklerin  biçimli damga taşıyan ön yüzünde atlı tasvirli sikke çeşidinde de  ... x’γ’n “... Kağan” unvanı görülmektedir (Levha I. 9).

Bu ise Batı Köktürklerin işbu devresinde de bazı Batı kanat yöneticilerinin Kağan unvanıyla sikke bastırmaya çalıştığını göstermektedir. Büyük ihtimalle, bu bazen Kağanlığın Batı ve Doğu kanat yöneticileri arasında yüz gösteren anlaşmazlıklar veya Batı kanattakilerin baş hakimiyeti ele geçirmeye çaba harcadıkları durumlarla açıklanabilir. Bir küçük ihtimalse, bazen Batı Köktürk yöneticilerinin süzeren olan Doğu kanat yöneticileri olarak âlî (baş) yönetici - Kağan unvanını taşıyan yöneticiler adına sikke bastırmış olmalarıdır.

“Türk-Kağan” tabirinin açıklaması

Burada durulması gereken ana husus, bu tür sikkede twrk x’γ’n (Türk-Kağan) tabirin yer almasının temelinde neler yattığı meselesidir. Yeri gelmişken, bunun benzeri Türk asıllı hanedanlara ait sikkelerden sadece Karahanlı sikkelerinde geçtiğini vurgulamak istiyoruz. Bilindiği gibi işbu hanedanın Fergane’de bastırdığı sikkelerinde Arap işaretleriyle  türk hāqān (*türk-qaγan) tabiri geçmektedir.
Pek yaygın olmasa bile Fergane’de darbolunan Karahanlı sikkelerinde hükümdar ismi ve unvanlarıyla birlikte Türk-Kağan tabirinin geçtiği görülmüş olup, ne anlamda kullanıldığı meselesi açıklamaya muhtaçtır.

Özellikle, işbu tabirin Karahanlı öncesi Türgeş ve Uygur Kağanlıkları hem de Karluk Yabguluğu / Kağanlığı dönemine ait hem yazılı kaynaklarda, hem sikkelerde görülmeden Köktürk Kağanlığıyla ilişkili kaynaklarda yer alması ilgi çekicidir. Bizce bunu açıklığa kavuşturmak için aşağıda görüleceği gibi bazı faktörleri göz önünde bulundurmak gerekir. Bilindiği gibi, adı geçen Türk asıllı sülalelerin yönetimi, bilhassa soyu ile bağlantılı bazı özellikleri vardı. Özellikle, bu işbu sulalelerin etnik mensubiyetinin ifadesi olarak muayyen etnonimleri kendi unvanlar sisteminde kullandıklarında boy gösterir.

Nitekim, Köktürk Kağanlığın’da – Türk-Kağan, Uygur Kağanlığın (745­840)’da – Uygur-Kağan, Türgeş Kağanlığın (699­756)’da – Türgeş-Kağan, Karluk Yabguluğu / Kağanlığı (756–IX. yy.)’nda – Karluk-Kağan ve s. Önemlisi, adı geçen sülalelerin esas çoğunluğu kendi etnik aidiyetini sikke darbına yansıtmışlardır. Örneğin, Soğdça veya Soğd asıllı Uygurca yazılı sikkelerde βγy twrkyš x’x’n pny – “İlahi / Cenap Türgeş Kağan sikkesi”, kwyl pylk’ tnkry poxwx ’wyγwr x'x'n – “Köl Bilge Tengri Bukuk Uygur-kağan”, βγy x'rlwx x'x'n pny – “İlahî / Cenap Karluk Kağan sikkesi” cümleleri yer aldığı görülür. 

Demek, bunlara benzer bir şekilde Batı Köktürk sikkesindeki Türk-Kağan tabiri her hangi bir unvan ya da hükümdar ismi olmayıp, etnik ve siyasî kavram taşımaktadır diyebiliriz. Önemlisi, kendi sikkelerini hep aynı standardla (βγy twrkyš x’x’n pny – “İlahî / Cenap Türgeş Kağan sikkesi” cümleleriyle) bastıran Türgeş Kağanlığından farklı olarak, Batı Köktürkleri yöneticilerinin bazen sahip olduğu unvanla, bazen kendi ismiyle, bazen de etnik mensupluğunu anlatan tabirle sikke bastırdığı görülmektedir.


Buna benzer yukarıda Karahanlılarla ilişkili olarak sözü edilen Türk-Kağan tabirinin sadece Karahanlı hükümdarlarından bir kaçının darp ettirdiği sikkede diğer Türkçe unvanlarla birlikte yer aldığı görülür. Burada “unvanlarla beraber görülen Türk-Kağan tabiri etnik aidiyet değil, “güç, kuvvet” anlamındaki muayyen bir unvan niteleyicisi olamaz mı” anlamında soru ortaya çıkabilir. Ancak, Uygur-Kağan, Türgeş-Kağan, Karluk-Kağan gibi tabirlerin varlığı ve onların tıpkı Türk-Kağan tabiri gibi sülale yöneticileri unvanlarının yanında yer alması konuya bu açıdan bakmayı gerekli kılmaktadır. Yani, adı geçen Uygur, Türgeş, Karluk gibi birer Türk boyundan neşet eden sülale kurucuları her ne kadar Türk asıllı olsalar bile Türk adını değil, kendi boy adlarını ön plana çıkararak, bunu birer siyasî akt anlamında kendi sikke darbında yansıtmış olmalıdır.

Belki de, bir Köktürk hükümdarı olan Bilge Kağan’ın kendisinden “Türk Bilge-Kağan” diyerek topluma resmî bir dille müracaat etmesi veya diğer Köktürk ileri gelenlerinin ondan şu tarzda bahsetmesine benzer Karahanlı hükümdarları da bazen Köktürkler gibi kendi sikkelerinde Türk-Hakan tabirini yansıtarak, kabile / boy adından yola çıkarak kendi soyunu belirtmeye çalışmış olabilirler. Bunun diğer benzerleri Çin yıllıklarında İşbara Kağan (581­587) ve Kutluğ Elteriş Kağan (682­691) hakkında bilgiler verilirken, onların isimleri ve taşıdıkları unvanlar tam olarak geçmesi ve uzmanlarca şu tarzda yeniden kurulmasında görülmektedir: *täŋridä bolmïš uluγ türk tort buluŋqa üzä olurmïš bilgä qutluγ tinsi illig kül baγa ïšbara qaγan; *täŋridä bolmïš türk bilgä täŋri qutluγ (el teriš qaγan).


 Böylece, bir taraftan İgor Kormuşin’in «Orhon, Karahanid ve Memlükler dönemlerine ait olan Türk yazıtlarında «Türk halkı» ve «Türk dili» nam makalesinde belirttiği gibi “Türk” adı yazılı kaynaklarda görülmeye başladığı dönemlerden ta son dönemlere kadar dar (yönetici toplum veya Türkçe konuşan belli bir toplum için) ve geniş anlamlarda (Türkçe konuşan toplumların tümü için) kullanıldığı hakkındaki görüşü daha bir kere kendi tespitini bulmaktadır. Diğer taraftan, yukarıda bahsettiğimiz gibi zamanında Zeki Velidi Togan’ın öne sürdüğü Karahanlıların Karluk, Yağma, Çiğil veya Uygur gibi diğer Türk boylarından değil, Aşina boyundan neşet ettiği görüşü ağırlık kazanacak gibi gelmektedir. 


    Yeri gelmişken, Karahanlıların soyca Aşina Türklerine ulaştığını gösteren diğer bir delilin Karahanlı çevresinde Ötüken ve onunla ilişkin “Ötüken devleti”, yani, Köktürk Kağanlığı hatıralarının yaşatıldığı bir konuya dokunmak isteriz. Bilhassa, bir Karahanlı kültür ortamına mensup Balasagunlu Yusuf’un “Kutadgu Bilig” eserinde “Edi yaqşı aymış Ötüken beği; Tilin tutsu bermiş seŋe söz beki” (Ötüken beği (bu konuda) çok iyi bir söz söylemiş; Sana sır saklamak için söz veren kişi dilini sıkı tutsun)) cümlesi geçmektedir. Herhalde “Kutadgu Bilig”de Karahanlı öncesi diğer Türk asıllı sülalelerden değil, “Ötüken beği”nden örnek getirilmesi birer tesadüf eseri değildir. Yani, bu Köktürk dönemiyle bağlantılı olan hatıraların bir örneği sayılmalıdır.

Sonuç

Böylece, ön yüzünde biraz sola dönük hükümdar başı tasviri, ters yüzünde ise  biçiminde damga ve onu çevreleyen Soğdça yazılı pny ’krt twrk x’γ’n – «Türk-Kağan (tarafından) yapılan (bastırılan) sikke» veya “Türk-Kağan’ının yaptırdığı (darbettirdiği) sikke” cümleleri bulunan sikke çeşidindeki twrk x’γ’n – “Türk-Kağan” tabirini sikkeyi bastıran hükümdarın mensup bulunduğu hanedanın etnik ve siyasî aidiyetini belirleyen bir tabir olarak geçtiğini söyleyebiliriz. Bu özellik onu işbu sikkenin de ait olduğu Batı Köktürk Kağanlığı (568-740)nın trδw x’γ’n ‘Tardu Kağan”, twn cpγw x’γ’n “Tun Cabgu-Kağan” ve s. gibi isim ve unvanlarla darbolunan sikkelerinden ayırmaktadır.

Kronoloji yönünden ise bu tür sikkeler miladî 6. yüzyılın son çeyreği–7. yüzyılın başlarına denk gelmektedir. Bunu, sikkenin barındırdığı paleografi (yazı özellikleri) ve diğer yönleri (diğer Batı Köktürk sikkeleriyle ikonografi ve s. lerle karşılaştırma usulü) teyit etmaktedir. 


Türk-Kağan tabiri burada kesin bir hükümdarın şahsî adı veya unvanı değil, mensup bulunduğu etnik ve siyasî aidiyetine ima edilen bir tabir olduğu diğer örneklerle de tespit edilebilmektedir. Bunun en sabit örneği Batı Köktürk Kağanlığının bir devamcısı olan Türgeş Kağanlığı sikkelerinde βγy twrkyš x’x’n pny – “İlahi / Cenap Türgeş Kağan sikkesi” cümleleri yer almasında görülmektedir. Ancak, Türgeş sikkelerinde işbu cümleler standard olup, Batı Köktürk sikkelerinde ise hemen hemen her yönetici değişikliği takdirde, sikke bastıran hükümdarın taşıdığı kendi unvanı veya tahta oturduğu vakit sahip olduğu adını sikkede darbettirdiği görülmektedir.


Böylece, işbu sikkelerde görülen Türk-Kağan tabiri, belki de Türk adının yazıya geçtiği en ilk örneklerden biri, Türk-Kağan tabirinin de ilk örneği olabileceğini vurgulayabiliriz. Bilindiği gibi, Türk adı tr’wk biçiminde Köktürk Kağanlığına ait Soğd dilli Bugut yazıtında (Moğolistan) miladî 6. yüzyılın son çeyreğinde görülmüş, Türk-Kağan tabiri ise Tu-jüe Ke-han (Türk-Kağan) şeklinde Çin kaynaklarında 7. yüzyılın 30’li yıllarında geçtiği tespit edilmiştir. Oysa, Batı Köktürk Kağanlığı tarafından Çaç (Taşkent) bölgesinde darbolunan işbu sikkeler ise 6. yüzyılın son çeyreği–7. yüzyılın başlarıyla tarihlendirilmektedir.  

Kaynakça

БАБАЯРОВ, Гайбулла, Древнетюркские монеты Чачского оазиса VI–VIII вв., Ташкент, 2007.
БАБАЯРОВ, Гайбулла, Государственный строй Западно-Тюркского каганата. Автореферат дисс. на соискание ученой степени д.и.н. Ташкент, 2012.
БАБАЯРОВ, Гайбулла, КУБАТИН, Андрей, “Доисламские монеты Согда: новые чтения и интерпретации легенд”, Ўзбекистон тарихининг долзарб муаммолари ёш тадқиқотчилар талқинида. ЎзР ФА Археология институтида 2012 йил 6-7 апрельда ўтказилган ёш олимлар Республика конференцияси материаллари, Самарқанд, 2012, с. 11-23.
БЕРНШТАМ, А.Н. “Тюргешские монеты”, Труды Отдела Востока Государственного Эрмитажа, № 2. Л., 1940, с. 105-111.
БИЧУРИН, Николай Я. (Иакинф). Собрание сведений о народах, обитавших в Средней Азии в древние времена.Том 1. Москва - Ленинград, 1950.
История ат­Табари. Избранные отрывки (Перевод с арабского В.И. Беляева. Дополнения к переводу О.Г. Большакова и А.Б. Халидова). Ташкент, 1987.

ИСХАКОВ, Мирсадик М. Центральная Азия в системе мировой письменной культуры, Ташкент, 2008.
ИСҲОҚОВ М. “Номи азал Туркистон”, Ўзбекистон адабиёти ва санъати, №45­46, 1993, б. 1, 5
КОРМУШИН, Игор В. Древние тюркские языки. Учебное пособие для студентов ВУЗов, Абакан, 2004.
КОЧНЕВ, Борис Д. Нумизматическая история Караханидского Каганата (991-1209). Часть I. Источниковедческое иследование, Москва, 2006.
ЛИВШИЦ, Владимир А. Согдийская эпиграфика Средней Азии и Семиречья, Санкт-Петербург, 2008.
ЛИВШИЦ, Владимир А, ХРОМОВ А.Л., “Согдийский язык”, Основы иранского языкознания. Среднеиранские языки, Москва, 1981, с. 347-514.
ЛУРЬЕ, Павел, “Карлуки и яглакары в согдийской нумизматике Семиречья”  Древние культуры Евразии. Материалы международной научной конференции, посвященной 100-летию со дня рождения А.Н. Бернштама, Санкт-Петербург, 2010, с. 279-284.
РТВЕЛАДЗЕ, Эдуард В., Древние и раннесредневековые монеты историко-культурных областей Узбекистана, Том 1. Ташкент, 2002.
РТВЕЛАДЗЕ, Эдуард В., История и нумизматика Чача (вторая половина III - середина VIII в. н.э.), Ташкент, 2006.
СМИРНОВА, Ольга И., Очерки из истории Согда. Москва, 1970.
СМИРНОВА, Ольга И., Сводный каталог согдийских монет. Бронза. Москва, 1981.
Согдийские документы с горы Муг. Чтение, Перевод. Комментарий. Вып. II. Юридические документы и письма / Чтение, перевод и комментарии В.А. Лившица, Москва, 1962.
ТРЕПАВЛОВ, Владимир В., Государственный строй Монгольской империи ХIII в.: Проблема исторической преемственности, Москва, 1993.
ШАГАЛОВ, Владимир Д., КУЗНЕЦОВ Андрей В., Каталог монет Чача III–VIII вв., Ташкент, 2006.
Хос ҲОЖИБ,  Юсуф. Қутадғу билиг, Нашрга тайёрловчи Қ. Каримов, Тошкент, Фан, 1971
BABAYAR G. Köktürk Kağanlığı sikkeleri Katalogu - The Catalogue of the Coins of Turkıc Qaghanate, Ankara, TIKA, 2007. 
BABAYAROV, Gaybulla, “The Phrase of “Türk-qaghan” on the Coins of the Western Turkic Qaghanate”, http://www.groups.yahoo.com/group/Sogdian-L (Juny, 2012)).
BARATOVA, Lаrisa, “Alttürkische Münzen Mittelasiens aus dem 6.-10. Jh. N. Chr. Typologie, Ikonographie, historische Interpretation”, Archalogische Mitteilungen aus Iran und Turan. Band 31. Berlin, 1999, p. 219-292.
FEDOROV, Michael, “On Some Articles in the Resent Issues (Nos. V, VI, VII) of the Нумизматика Центральной Азии (Numismatics of Central Asia)” Central Asiatic Journal, № 49, Wiesbaden, 2005, p. 175-203.
GHARIB, Badrizaman, Sogdian Dictionary. Sogdian – Persian – English, Tehran, 1995.
HUNKAN, Soner, Türk Hakanlığı (Karahanlılar), 2. Baskı, İstanbul, 2007.
Hudud al-‘Alam, the regions of the world, a persian geography, translated and explained by V. Minorsky. London, 1970.
KLJAŠTORNYJ, Sergey G.‚ LIVŠIC, Vladimir A., “The Sogdian Inscription of  Bugut Revised”, Acta Orientalia Hungarica, No. 26:1, Budapest 1972, p. 69-102.
KORMUŞİN, İgor, “Orhon, Karahanid ve Memlükler dönemlerine ait olan Türk yazıtlarında «Türk halkı» ve «Türk dili», I. Uluslararası Uzak Asya’dan Ön Asya’ya Eski Türkçe Bilgi öleni Bildirileri. Ed.: Cengiz Alyılmaz, Özgür Ay, Metin Yılmaz. Afyonkarahisar, 2010, s. 143-146.
TAŞAĞIL, Ahmet, Gök-Türkler. I, 2. Baskı. Ankara, 2003. 
THİERRY, Fransua, “The Currency in the Turkish Khanates from the Turgish to the Great Uygur (9th Century)”, Turks, T. 2. Ankara, 2002, p. 751-762.
TEKİN, Talat, Orhon yazıtları. Kül tigin, Bılge Kağan, Tunyukuk, İstanbul, 2003.
TOGAN, Ahmet, Z., Umumi Türk tarihine giriş. 1. cilt. En eski devirlerden 16. asra kadar, 3. baski,  Istanbul, 1981. 
VAİSSİÈRE, Etienne de la. Sogdian traders: a history. Translated by J. Ward, Brill‚ Leiden - Boston‚ 2005

Yorumlar (0)
19°
orta şiddetli yağmur