09.01.2022, 14:28

Türk Dil Devrimi Üzerine: Türkçenin Sürekliliği

Şimdi sizinle Türkçenin geçmişinde bir yolculuğa çıkacağız. Bu yazımın sonunda Türkçe bir kez daha gönülden vurulacaksınız. 

İlk durağımız Orkun kıyıları. 

Bilincinizi Türkçeye sonuna dek açmanızı istiyorum.

Size Türkçenin çeşitli dönemlerinden örnekler sunacak ve tek bir sözcüğüne dokunmadan yalnızca ses değişimleriyle sözcüklerin günümüz Türkçesinde girdiği kılıkları göstererek örneklediğim tümceleri Çağdaş Türkçeye aktaracağım. 

Orkun Irmağının kıyısında Köl Tigin’in yoğ törenindesiniz. Bilge Kağan konuşuyor. Gelin kulak verelim:

“Körür közüm körmez teg, bilir biligim bilmez teg boltı”. 

Ses değişimlerini yerli yerine koyalım:  “Görür gözüm görmez teg, bilir bilincim bilmez teg oldu”

Buradaki “teg” sözcüğü Fuzuli’de sıkça kullanılmıştır  “Menim tek heç kim zâr u perişân olmasun yarab”  ikiliğinde olduğu gibi.

Teg bir ilgeçtir. Gibi demektir.  

Bir başka tümceyi ele alalım “Beglik urı oglun kul boltı, silik kız oglun küng boltı” 

“Beylik urı oğlun kul oldu, silik kız oğlun küng oldu ”

Burada “urı” erkek; “silik” soylu; “küng” ise odalık demektir. Ancak burada söz bağlamından anlatılmak istenen kolaylıkla kavranabiliyor. 

Yine başka bir söylem “Türük bodun üçün tün udımadım, küntüz olurmadım” 

“Türk bodun için dün uyumadım, gündüz oturmadım”.

Bu söylemde geçen bodun sözcüğü unutulmuştur. Dün sözcüğü Eski Anadolu Türkçesinde “gece” anlamını korusa da günümüzde anlam değişikliğine uğramıştır.

Benim en sevdiğim anlatımlardan birini ele alalım: “Türük kara kamag bodun ança timiş: İllig bodun ertim. İlim amtı kanı? Kimke ilig kazganur men tir ermiş. Kaganlıg bodun ertim. Kaganım kanı? Ne kaganka işig küçüg birür men tir ermiş.”

Şimdi ses değişimlerini yine yerli yerine koyalım: “Türk kara kamu bodun anca demiş: İlli bodun idim. İlim imdi hani? Kime ili kazanır men der imiş. Kağanlı bodun idim. Kağanım hani? Ne kağana iş güç verir men der imiş.”

Bütünüyle günümüze uyarlayalım: Türklerin kara kamu ulusu anca demiş: İlli ulustum. İlim şimdi hani? Kime il kazanıyorum dermiş. Kağanlı ulustum. Kağanım hani? Hangi kağana işimi gücümü veiyorum dermiş.”

Yine en ünlü bölümlerden biri “Türük Oguz begleri, bodun eşiding! Üze tengri basamasar asra yir telinmeser ilingin törüngün kim artatı udaçı erti. Türük bodun ertin ökün!”

Bakalım bunun altından ne çıkacak?

Türk Oğuz beyleri ulus, işitin! Üzerinde tanrı basmasa, astta yer delinmese ilini töreni kim artatıp uyacak idi? Türk ulusu ertin ögün!

Burada “artatı udaçı erti” birleşik bir zaman biçemidir. Anlamı “bozabilecekti”dir. 

Günümüz Türkçesine tümden uyarlayalım: Türk Oğuz beyleri, ulus, işitin! Üstte gök çökmese, altta yer delinmese ilini töreni kim bozabilecekti? Türk ulusu iyi düşün!

Sözcükler ses ve anlam değişikliğine uğramış olsa da görüldüğü gibi söz varlığımız birebir özdeştir. Bugün de aynı kökleri ve ekleri kullanıyoruz. 

Adı bilinen ilk ozanımız Aprın Çor Tigin’e bakalım.

“Kasınçıgımın öyü kadgurar men/Kadgurdukça/Kaşı körtlem/Kavışugsayur men”.

Yine ses değişimlerini yerli yerine koyalım: “Kasınçığımı öyerek kaygurar men/Kaygurdukça/Kaşı körtlem/Kavuşumsar men”

Tümden uyarlayalım: “Kasıncığımı düşünerek kaygılanırım/Kaygılandıkça/Kaşı görklüm/Kavuşşumsarım (Kavuşmak isterim)”

Aprınçor Tigin’in bir diğer dörtlüğü: “Kireyin tiser/Kiçigkiyem/Kirü yime umaz men/Kin yıpar yıdlıgım”

Ses değişimlerine göre okuyalım: “Gireyim dese/Küçücüğüm/Gire yime umazım/Kin yıpar yıdlığım”

Tümden uyarlayalım:  “Gireyim dese(m)/Küçücüğüm/Giremem/Güzel kokulum”

Eski bir Uygur Ağıtına bakalım: “Aklar bulut örlep kökürep/Alkuka mu kar yagurur/Ak bir saçlıg karı anam/Açıyu mu yaşların akıdur”

Gelin yine ses değişimlerine bakalım: “Aklar bulut örleyip kükreyip/Alkuya mı kar yağdırır/Ak bir saçlı karı anam/Acılanarak mı yaşların akıtır”

Tümden uyarlayalım: “Aklar bulut yükselip kükreyerek/Alçaklara mı kar yağdırır/Ak bir saçlı karı anam/Acılanarak mı yaşların akıtır?”

“Alçaklara kar yağıyor…..” deyişini çağrıştırmıyor mu sizce de?

Kutadgu Bilig’e bakalım mı?

Balasagunlu şöyle demiş: “Yaşıl kök yarattı üze yultuzı//Kara tün törütti yaruk küntüzi”

Ses değişimlerini yerli yerine koyalım: “Yeşil gök yarattı üze yıldızı//Kara dün türetti yarık gündüzü”

Günümüz Türkçesine uyarlayalım: “Yeşil gökyüzü yarattı üzerinde yıldızı//Kara gece türetti aydın gündüzü ”

Yaruk sözcüğü Anadolu’da yöresel ağızlarda kullanılır. 

Bir diğer ikilik: “Bu kökteki yultuz bir ança bezek//Bir ança kulavuz bir ança yezek”

Ses değişimleriyle okuyalım: “Bu gökteki yıldız bir anca bezek//Bir anca kılavuz bir anca yezek ”

Günümüz Türkçesiyle anlayalım: “Bu gökteki yıldız bir anca bezeme//Bir anca kılavuz bir anca öncü”

Yine güzel bir ikilik: “Törütti üdürdi seçü yalŋukuğ//Aŋar berdi erdem bilig ög ukug”

Ses değişimleriyle neye benzeyecek bakalım: “Türetti üyürdü seçerek yalnıkı//Anar verdi bilik ök uku”

Günümüze uyarlayalım: “Türetti var etti seçerek kişioğlunu//Ona verdi erdem bilinç ök us”

Bakın ne demiş Balasagunlu: “Biligni bedük bil ukuşnı uluğ//Bu iki bedütür üdürmiş kuluğ”

Ses değişimleriyle düşünelim: “Bilgiyi beyük bil ukuşu ulu//Bu iki beyütür üyürmüş kulu”

Günümüz Türkçesiyle kavrayalım: “Bilgiyi büyük bil usu ulu//Bu iki büyütür seçkin kulu”

Son olarak şu ikiliğe bakalım: “Ukuş kayda bolsa uluğluk bulur//Bilig kimde bolsa bedüklük alur”

Ses değişimleriyle düşünelim: “Ukuş kayda olsa ululuk bulur//Bilig kimde bolsa beyüklük alur”

Bakalım ne çıkacak: “Us nerede olsa ululuk bulur//Bilgi kimde olsa büyüklük alır”

Yaptığımı istediğiniz dönemden istediğiniz tümceye uygulayın. Sonuç hiç değişmeyecektir. Karşınıza dupduru bir Türkçe çıkacağı gibi, ses değişimlerini yerli yerine koyduktan sonra oldukça tanıdık sözcükler çıkacak ve uzun yıllar ayrı kaldığını bir yakınınızı yeniden görmüşçesine sevineceksiniz. 

Atalarımızla söyleştiğinizde sözcüklerin seslendirilişleri dışında, aramızda başkaca bir özgeliğimizin bulunmadığını da göreceksiniz. Türkçemiz doğduğu günden beri dilbilgisi değişmemiş bir dildir. Oğuz Kağan hangi dilbilgisini kullanıyorsa, biz de birebir o kurallarla konuşuyoruz. 

Örneklediğim üzere Türkçenin dilbilgisinde ses değişimleri ve kimi eklerin kullanımdan düşmesi ya da başka işlevler yüklenmesi dışında bir ayrılık ayrıksılık görebiliyor musunuz?

Bir Türk, Kök Türkçe ile günümüz Türkçesi arasındaki ses denkliklerini kavradığında yazıtları sanki bugün yazılmışçasına anlar. Dahası ayırt edeceğiniz üzere, Eski Türkçe oldukça parlaktır. Çok azını örneklemiş olsam da ikilemeleri, deyimleri, atasözleri ve benzetmeleriyle işlek ve yetkindir. 

Bilge Kağan, Tabgaç Kağanı için “Bir kişi yangılsar oğuşı bodunı bişükinge tegi kıdmaz ermiş.” der. 

Gelin ses değişimlerini yine yerli yerine koyalım: “Bir kişi yanılsa oğuşu boyunu beşiğine değin kırmaz ermiş”

Günümüze uyarlayalım mı?

Hani, Tabgaç Kağanı da “Bir kişi yanılsa (kendisine karşı yanlış yapsa), soyunu (sopunu) boyunu beşiğindekine (bebeğe) değin kırmazmış!”

 

Şu söylemi, kulak kabartıp daha da yürekten anlar mısınız, lütfen. Bilge Kağan, nasıl da ironi yapıyor. 

Türkçenin gücüne sürekliliğine ve değişmezliğine bakınız. 

İşte Osmanlılar 15. yüzyıl ortalarına dek var olan bu sürekliliği kırmışlardır. Yazın dilinde Türkçe olan ne varsa dışlayarak, dahası Türkçe sözcük kullanmamayı gelenekleştirerek devlet yönetiminde Türk ulusal bilincini güçten düşürerek neredeyse silmişlerdir. 

Neyse ki, Osmanlıların Arapça ve Farsça hayranlıkları elgün (halk) dilinde çok yüzeysel kaldığından Anadolu’da hiç değilse Türklük bilinci belleklerde varlığını korumuştur. Bu yüzden Atatürk’ün Türklüğü eksene alarak gerçekleştirdiği devrimler kısa bir süre içinde Türk ulusal kimliğinin yeniden güçlenmesiyle sonuçlanmıştır. 

Çünkü Osmanlı ailesi bilinçli olarak unutsalar da, imparatorluğun dört bir yanındaki Türkler hiçbir zaman Türklüklerini unutmamışlardır. Dahası onlarca elgünle (halkla) yan yana yaşasalarda dillerini Osmanlılar gibi bozmamışlardır. 

İşte Orkun-Yenisey boylarından Tarım Havzası’na; Tarım Havzası’ndan Kıpçak Bozkırı’na Anadolu’ya, Kafkasya’ya bile dahi Balkanlar’a ve Mısır’a dahası Hindistan’a dek uzanan geniş bir coğrafyada Türkçenin sürekliliği Türk elleri uluslarınca korunmuş gözetilmiştir. 

Bir Türkün belleğinde bilincinde, bilinçaltında bilinçüstünde tüm kuralları, kökleri ve ekleriyle var olan tek dil Türkçedir. Adına Osmanlıca denen sayıklamanın bir Türkün belleğinde bilincinde, bilinçaltında bilinçüstünde yeri olmadığı içindir ki, Osmanlıca bugün unutulup gitmiştir. 

Konuşuru yoktur. Anlayanı yoktur. Öğrenmek, bilmek isteyeni bile çok yoktur. 

Osmanlıca yalnızca akademik ilgi alanıdır. Öyle de kalacaktır. Kimse okullarda verilecek bir Osmanlıca eğitimiyle Osmanlıcanın ve Osmanlıca sözcüklerin dirilip, toplumca benimseneceği sanrılarına kapılmasın. 

Türk Dili ve Yazını okuyan öğrencilere bile mezuniyet dayatmasıyla ancak yüzeysel ölçüde öğretebildiğiniz; mezuniyet sonrasında ise kimsenin umursamadığı; dahası ileri derecede Arapça ve Farsça bilgisi istediğinden kimsenin yanına bile yaklaşmak istemediği Osmanlıcayı siz tutup elgüne (halka) benimseteceksiniz öyle mi?

Ne diyelim, kargalar gülsün mü bu işe?

Bu iş bitmiştir. Osmanlıcanın defteri dürülmüş, hesabı kapanmıştır. 

Ayrıca Türkçenin devrim süreci Atatürk’le başlamamıştır ki, Atatürk’le son bulsun. Atatürk kendi yatağında yavaşça ilerleyen bir ırmağın önündeki tüm engelleri yıkmıştır, o kadar. Atatürk sürece ivme kazandırıp devrimci adımlarla Türkçenin ileriye atılmasını sağlamıştır.

İyi ki de, yapmıştır!

Yorumlar (7)
Hüseyin 2 hafta önce
Osmanlı Türkçesi bir imparatorluk dilidir yüzlerce yıl bu dil kullanılmıştır, büyük edipler tarafından tarafından ilmek ilmek işlenmiştir. Divan şiiri bambaşka bir dünyadır, Osmanlı Türkçesi çok güzel bir dildir. Kültür dediğimiz şey salt homojen bir şey değildir hele Anadolu'da hiç değildir. Müziğimiz, yemeğimiz, tatlılarımız, yaşayış tarzımız hep başka kültürlerden etkilenerek oluşmuştur. Çok kültürlülük kötü bir şey değildir bir zenginliktir. Bu zenginliği göremeyecek kadar kör ve basiretsiz olmakta hala ısrar edene acınır. Salt Türkçe diye bir dil yoktur olamaz, salt İngilizce diye bir dil yoktur olamaz. İçinde yaşadığımız gerçekliğe tezat bir durumdur bu. Dilimiz bizim zenginliğimizdir, kültürümüz bizim hazinemizdir. Kendi kültüründen yüz çeviren içindeki boşluğu ya dolduramaz yada yabancı kültürlerle doldurur hepten kaybeder tümden kaybeder.
Güneyhan Rüzgar 2 hafta önce
Kültürden yüz çevirmeye gelince... Yazılarımı tane tane okuyunuz. Osmanlıca yazmadığım için anlamıyor olabilirsiniz.

Ne kadar da ucuz duygu sömürüsü şu sözler: "Bu zenginliği göremeyecek kadar kör ve basiretsiz olmakta hala ısrar edene acınır."

Siz kendinize acıyınız.

Benim önceliğim Eski Türklerdir.

Osmanlı Padişahları arasında Bilge Kağan ölçüsünde nitelikli bir siyasi, yazınsal ve ekinsel belge bırakan tek bir padişah yoktur.

Ben Eski Türkçeye döndüm Türklüğün özünü buldum. Osmanlıda üstelik bir kez daha belşirteyim Arapça ve Farsça da bilen biri olarak Türklük bulamadım.

O yüzden bırakınız bu ucuz duygu sömürüsünü...

Yazdığım tüm yazılara tek tek karşı yazı yazınız, tartışalım.

Ben Türkçeyi soykırımdan geçiren bir hanedanı çok da önemsmeiyorum. Hanedan da sizin olabilir.

Ben Osmanlıya hiçbir bir şey borçlu da değilim.

Osmanlılara kalsaydı Orta Andolu'da bir avuç toprağa sıkışıp kalmıştık. İstanbul'a, İzmir'e, Adana'ya pasaportla giriyorduk.

Osmanlı bize borçtan, acıdan, yıkımdan, israf saraylarından başka bir şey bırakmadı. Ülkemizi de biz Türkler olarak kendimiz kurduk.

Koskoca imparatorlukta çağdaş eğitim veren tek bir, yalnızca bir, sayıyla 1 üniversite vardı. Medreseler mezbelelikti. Tarikatlar fuhuş yuvasına dönmüştü.

Bugünkü sınırlarımız içinde kalan imparatorluk topraklarında topu topu 17 tane lise ve dengi okul vardı.

Biz korkunç derecede yoksul bir ulus ve ülke devr aldık Âli Osmandan. Önce yurdumuzu boyunduruktan kurtardık. Sonra ulusumuzu.

Dil devrimi sürüyor. Ben de bu devrimin en önde savaşan üyelerindenim.

Artık bu yersiz Osmanlı güzellemeleri yetti. Sanki Osmanlıyı hep Fatih yönetti.

İmparatorluğpun son 300 yılında Türklerin başına gelmeyen kalmadı. İyi ki topraklar genişmiş. Yoksa Avrupalılar bizi daha 19. yüzyıl başlarında Anadolu'dan bile silerlerdi.

Herkes Fatih'i anlatıyor. Koskoca imparatorluğu bilgisizlikten nasıl çökertmişler anlatan yok.

Bir kez daha söylüyorum. Bir Türk olarak Osmanlı hanedanının düştüğü acıklı durum beni çok incitiyor. Ancak yapacak bir şey yok. Osmanlı kendisini Türk olarak, konuştuğu dili de Türkçe olarak görmezdi ki ben göreyim!

Ayrıca hiç gerek yok öyle Osmanlı güzellemelerine. Bir ulusun hiç geçmişi olmasa bile bir başına Atatürk ve Kurtuluş Savaşı en ulus bilincinden yoksun topluluğu bile ulus kılar kendisine tarih verir, tıpkı Orhun Yazıtlarının bir başına Türkçeyi diriltmeye yeteceği gibi.

Dediğim gibi Osmanlılar sizin olabilir. Mefulü mefailü diye diye döne dolana istediğiniz kadar okuyun Nedimlerinizi...

Ben Aprınçor Tigin, Balasagunlu, Kaşgarlı, Bilge Kağan okurum....

Arapça ve Farsçayla karlımış saçma sapan sayıklamalar beni açmaz.

Saygılaımla...
Güneyhan Rüzgar 2 hafta önce
Öncelikle Esnlikler,

Yorumunuz için sağ olun.

İlk olarak size önerim bütün yazılarımı tek tek okumanız ve öğrendiklerinizi sindirmeniz olacaktır.

Ben bir Türklükbilimciyim. Eğitimimi Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi Türkoloji bölümünde bitirdim.

Köktürk, Eski Uygur, Mani, Süryani, Arap, Ermeni, Yunan, Kiril yazılarında okur yazarım. Latin abecesini nasıl kullanıyorsam bu yazıları da öyle kullanırım.

Üşenmeden yazacağım.

Tarihi Türk dilcelerinden Köktürkçe, Eski Uygurca, Karahanlıca, Eski Kıpçakça, Harzemce, Eski Anadolu Türkçesi, Osmanlıcayı,

Çağdaş Türk Dilcelerinden,
Kırgızca, Kazakça, Karakalpakça, Karaçay-Malkarca, Kırımçakça, Karayca, Kazan Tatarcası, Kumukça, Nogayca, Sibirya Tatarcası, Tofaca, Başkortça, Tuvaca, Şorça, Hakasça, Altayca, Türkmence, Salarca, Yugurca, Özbekçe, Uygurca, Urumca, Gagavuzca, Azerbaycan Türkçesi, Horasan Türkçesi, Kaşkayca, Halaçça, Sahaca bilirim.

Özellikle Kırgızca, Kazakça, Özbekçe, Uygurca ve Türkmenceyi akıcı konuşurum.

Birinci el kaynak çalışırm. Kutadgu Bilig'i örneğin Eski Uygurca özgün yazmasından okur ve değerlendiririm.

Eski Türk Yazıtlarını da öyle.

Tam 2007 mezunuyum. 15 yıldır alanımın hakkını vermek için çalışıyorum.

Kaynak yabancı dillerim Rusça ve İngilizcedir. Arapça ve Farsça da bilirim.

Şehnameyi, Hayyam'ı, Hafız'ı Klasik Farsçasından okurum. Klasik Arapçayı anlarım.
Arapça konuşamam ama Farsça konuşurum.

Arapça ve Farsçanın dilbilgisini bu dilleri dilbilim yasalarına göre değerlendirecek ölçüde bilirim.

Rusçam ileri düzeydedir. Rusların tüm klasiklerini Rusçasından sözlük kullanmadan okuyacak düzeyde rusçanın söz varlığına egemenim. rusça bilimsel makale yazacak ölçüde Rusçanın okur yazarıyım. Akıcı konuşurum.

Kabataş Erkek mezunuyum. İngilizceyi lisede öğrendim. 25 yıldır İngilizceyle iç içeyim. Şekspir'i yazıldığı çağın İngilizcesinden okurum.

Şimdilerde kaynak yabancı dil alanımı genişletmek için Almanca öğreniyorum. Planlarım arasında Latince ve Klasik Yunanca öğrenmek de var.

Divan yazınının hemen bütün büyüklerini doğrudan el yazmaları üzerinden okur, anlarım. Arapça ve Farsça söz varlığına egemenim. Sözlük bile karıştırmadan Arapça ve Farsça sözcüklerin kökünü, veznini, ekini bulabilirim.

Konumuz Osmanlıca. Bırakın Türk dilcelerini vesaireyi ileri düzeyde Arapça ve Farsça biliyor musunuz?

Biliyorsanız ricam benim öne sürdüklerimi çürütecek bilimsel bir biçimde temellendirilmiş bir yazı kaleme almanız olacaktır.

Ben de seve seve karşı yazısını yazarım. Belki de aldığım eğitime karşın benim gözden kaçırdıklarım vardır. Aydınlatırsanız sevinirim. Osmanlıcanın "hikmet"lerine birlikte bakarız.

Şimdi gelelim ileri sürdüklerinize.

Öncelikle Osmanlı Türkçesi değil, OSMANLICA. Osmanlıcayı neden Türkçenin içinde değerlendirmediğimi anlamak istiyorsanız önceki yazılarıma bakınız.

Osmanlıca bir imparatorluk dili değildir. Çünkü Osmanlıcayı Osmanlı bürokrasisini oluşturan bir avuç medreseli ve divan ozanları dışında kimse kullanmaz. Gündelik yaşamdaki dil Türkçedir, devletin üst yazışma dili Osmanlıca, medreselerde ve tarikatlarda yazın dili birinci derecede Farsça, bilim dili ise Arapçadır.

Ben Osmanlının kültür yaşamını çok iyi bilirim. Çünkü, Türkoloji benim için bir meslek değil, yaşam biçimidir.

Ben size bir solukta örneğin başlangıcından bu yana tüm Klasik Türk Müziği büyüklerini bütün yapıtlarıyla sıralarım. Siz hiç yaşamınız boyunca Hacı Sadullah Ağa, Hammamizade, Meragi dinlediniz mi?

Osmanlı dönemi Türk kültür ve sanatı sizin sandığınız gibi bir kültür bileşkesi değildir. Ben aynı zamanda Yüksek Lisansını Arkeoloji üzerine yapmış biriyim.

Size en erken dönemlerinden başlayarak adım adım Türk kültür ve sanatının bir zincirin halkaları gibi Altaylardan Balkanlara ve Mısıra nasıl uzandığını anlatabilirim. En kabasından bir bağlamanın, semahın, minyatürün teeeeeee Tarım Havzasına oradan da Altaylara Yeniseye ve dahi Sibirya içlerine nasıl uzandığını tek tek kanıtlayabilirim.

Örneğin, Yunan, Ermeni, Arap, Fars Türklerin müzik sistemini kullanır. Yunan sanılan meze ve yemeklerin ezici çoğunluğu Türklerindir. Baklava, pastırma, sucuk, mantı, börek, çörek, tarhana, pekmez usunuza ne gelirse.

Ben Altayların göbeğinde yayım/erişte yedim hem de Türklerin elinden.

Türkler Anadolu'ya gelirken belleklerini ve kültürlerini Altaylarda bırakmadılar.

Bir kanun ve udun bile en öncel (arkaik) örnekleri Altaylardadır.

Mezar taşlarının bir zincir halinde 6000-7000 yıl geriye giden bir sürekliliği vardır.

Bunları bilmemeniz doğaldır. Çünkü Türkolog değilsiniz.

Bir gün yolunuz düşerse Uygurları görmeye gidiniz. Bakınız bakalım nasıl semah dönüyorlar.

Ben yazılarımı dipnota boğmamak için kaynakça yazmıyorum. Ancak dilerseniz onuda yazarım.

Bildiğim bütün dillerde ve Türk dilcelerinde bugüne dek kendi alanımla ilgili hiç değilse 2000'e yakın bilimsel betik ve bir o kadar da makale devirdim. Ben hâlâ kendimi yetersiz görürüm. Çünkü dipsiz bir kuyuya daldım.

Bunları neden yazıyorum?

Lütfen beylik sözlerle gelmeyiniz. Bilgi birikiminiz beni çürütmeye yetecekse buyurun çürütünüz.

Osmanlıca üzerine konuşacaksanız sizden Arapça ve Farsça bilmenizi beklerim. Arapça ve Farsça bilmiyoprsanız kusura bakmayınız söylediklerinizi ciddiye alamayacağım.

Ayrıca salt dil olmaz tam da dilbilimden bihaber olan birinin sözleridir.

Dil Devrimi gerçekleştiren ilk ulus biz değiliz. Bir dilbilimci olsanız İngilizceyle Türkçeyi karşılaştırmazdınız bile.

İngilizce dediğiniz dil Keltçe, Angılca, Saksonca, Latince, iFransızca, Normanca, İskandinavca karışımı melez bir dildir. Bir Germen dili olarak doğmuş ancak artık öylesine başkalaşmıştır ki, yalnızca biçimsel olarak bir Germen dili olarak kalmıştır.

Ayrıca, ben 25 yıldır İngilizcenin okur yazarıyım, bugüne dek ciddi bir akademik eğitim almadan geçtim Eski İngilizceyi, Orta İngilizceyi anlayanla karşılaşmadım. Eski İngilizce, Orta İngilizce ve Çağdaş İngilizce 3 ayrı katmandır. Her bir dönemde İngilizcenin dilbilgisi uç değişiklikler yaşamıştır. İngilizcenin sözcük türetme yeteneği çok sınırlıdır. Kökleri ve ekleri yetersizidr. Bu yüzden İngilizce sözcük türetimi genel olarak birleşik sözcükler ve kısaltmalar üzerinden gider. İngiliz alır tren gibi uzayan bir adlandırmanın baş harflerini yan yana koyarak sözüm ona yeni bir sözcük türetir. Bu yöntem dilin yetersizliğinden ileri gelir.

Dilbilimde anadilden kendi içinden yeni diller doğuran diller anlaşılır. Örneğin Germence bir anadildir. Slavca bir anadildir. Rusça bir anadil değildir.

Gelelim Osmanlıcaya... Osmanlıca bir melez dildir. İmparatorluğun hiçbir yerinde hiçbir zaman ortak bir anlaşma dili olarak kullanılmamıştır. Türklerin kurduğu imparatorlukta Türkçe bile bütünüyle bir anlaşma dili değildir.

Bulgar Türkçe öğrendiyse Türk komşusu olduğu içindir. Aynısı Yunan, Ermeni vs... için de geçerlidir. Türklerle bağı ve ilişkisi az olan bölgelerde kimse Türkçe konuşmamıştır. Çünkü Osmanlının yönettiği halklara Türkçe öğretmek gibi bir amacı olmamıştır.

Niye mi?

Kendisi de Türkçe değil Osmanlıca konuşurdu da ondan!

Divan yazınını okuyabilirsiniz. Osmanlıca 15. yüzyıl ortalarından başlar 20. yüzyıl başlarına dek süren kabaca 350 yıllık bir dönemdir. Bütün divan ozanlarının yapıtlarını tek tek üst üste, alt alta, yan yana, enine boyuna da dizseniz topunun birden Köktürkçe bir yazıtın tek bir dizesi kadar Türkçenin tarihini aydınlatma zerre değeri yoktur.

İşin üzücü yanı da bu ya!

Dönelim salt dil olur mu?

Olur, olur bal gibi de olur.

Ben bir betik yazdım. Son düzenlemelerini yapıyorum. İçinde yabancı tek bir sözcük yok. Bütünüyle sizlerin tüylerini ürperten türden. Bunu Osmanlıcaya övgüler düzen ve Türkçeyi ve Türk Dil Devrimini aşağılayan kim varsa topuna tümüne birden bir yanıt olsun diye yaptım.

Sonra yaptığımı beğendim. Üçlemeye dönüştüreceğim.

Çağdaş Türkçenin Orhun Yazıtlarını bir başıma dikiyorum. Yalnızca ben bir başıma 500 'e yakın yeni sözcük türettim. Atasözlerimizi ve deyimlerimizi bile bütünüyle Türkçeleştirdim. Amacım mı ne?

Türkçenin yetkinliğini kanıtlamanın yanı sıra kullanımdan düşürebildiğim kadar yabancı sözcüğü kullanımdan düşürmek.

Osmanlıca sizin olabilir. Hiç de kıskanmam.

Ben yalnızca bir Türkolog değilim aynı zamanda düşüncelerinin tümünü bilimsel bir biçimde yapılandıran ve kuran bir Türkçüyüm.

Bilgimi biriktirdim, derinleştirdim, damıttım ve Türkçeyi gerekirse bir başıma yükseltmeye yüceltmeye geliyorum.

Osmanlıca unutulacakmış. Umurumda bile değil. İlgilenmiyuorum.

Türkçe yazsalarmış.

Yukarıda yazdım o kadar, yazıtları bile yalnızca ses denkliklerini bilerek kolayıkla okur anlarsınız.

Uydurukça diye aşağılanan neredeyse bütün Türkçe sözcükler ya ağzılardan, ya dilcelerden derlemedir ya da Eski Türkçe sözcüklerden türetilmedir.

Bir kavramın Türkçesi duruken hangi dil olursa olsun yabancısını kullanmam.

O yüzden altını çizerek söylüyorum. Eleştirilerinizi bilimsel bir biçimde yapılandırınız. Yaygın deyimle "Benim karnım Osmanlıca imparatorluk diliydi" gibisinden sayıklamalara tok.

İmparatorluk dili dediğiniz Latince, Yunanca gibi olur. Latinlerle Yunanlar tüm yurttaşlarına dillerini öğretmişlerdir. Latince üzerinden Latinleşen, Yunanca üzerinden Rumlaşan ve kendi ulusal kimlğini yitiren nice ulus vardır.

Anadolu'nun birçok yerli halkı tarihsel süreçte dil üzerinden Latinleşmiş ya da Yunanlaşmıştır.

Bugün örneğin Hindistan, Pakistan kendi aralarında İngilizce anlaşır.

Utanarak söylüyorum Türk Dünyası bile kendi arasında anlaşabilmek için Rusça kullanır.

Ben bugüne dek kendi aralarında anlaşabilmek için Türkçe kullanan bir Arap ile bir Arnavut görmedim. Oysa 1200 yıl Arap topraklarında 450 yıl Balkanlarda egemenliğimiz var.

Bu nasıl bir beceriksiziktir ki, insan kendi dilini yönettiği toplumlara öğretemez.

Eh bir hanedan Araptan daha Arapçı, Farstan daha Farsçı olursa öğretemez!
Güneyhan Rüzgar 2 hafta önce
Yabancı kültürlere gelince. İçinde boşluk olan siz olmalısınız ki, böyle konuşuyorsunuz.

Benim bütün hücrelerim bir tek ve yalnızca Türklükle doludur. Türkçeden daha üstün bir dil tanımam bilmem. Türklükten daha yüce bir ülkü hiç bilmem.

Övünçle söylüyorum ki, atalarını, atalarının da ataarını bilen sayılı Türklerdenim. 7 soyum da 77 sopum da Türk oğlu Türktür.

Soyumda hem Oğuzluk hem Kıpçaklık hem de Karlukluk var... Türkçenin 3 büyük dil öbeğinin kalıtımıyla doğmuşum.

Türkçeyi tüm güzelliği ve dilceleriyle öğrendiğim günden bu yana da Osmanlıcanın koskoca bir yozluk olduğunu gördüm.

Bana Arabın Farsın imgeleri öyküleri gerekmez.

Ben Ural Batır, İdel Batır, Ergenekon, Oğuz Kağan okurum. Şehname sizin olabilir. Binbir Gece Masalları da...

Evrensel değerleri bilmek ayrıdır, başkasının söylencelerini kendininkinden üstün tutmak ayrı....

OIsmanlılar Şehnameyi okumuşlar ancak Oğuz Kağan'ın yüzüne bakmamışlar...

Özünü yadsıyan, utanmazca inkar eden Osmanlılardır.

Eh bu yaptıklarının karşılığını da bizlerce unutulmakla, önemsenmemekle ödüyorlar...

100 yılda bu kadar unutuldular, Bir yüz yıl daha geçsin adlarını anan kalmaz...
Güneyhan Rüzgar 1 hafta önce
Ayrıca biz Türkçeden Türkçe sözcük mü atıyoruz ki, dilimiz kısırlaşsın?

Siz kendinizi en açık ve duru bir biçimde dillendirecek, söz ve yazıya dökecek ölçüde Türkçenin dilbilgisi ve söz varlığına egemen değilseniz, kendi dilinizi işlek, yetkin ve tümel kullanamıyorsanız bu Türkçenin elsikliği değil sizin eksikliğinizdir.

Size önerim Divanu Lugati't-Türk, Derleme ve Tarama Sözlükleriyle, TDK Türkçe Sözlüğü baş ucunuzdan ayırmamanızdır.

Yazdıklarımı tek tek okuyun. Sözcükleri alt alta yazıp oranlayın göreceksiniz ki, %90 oranında Türkçedir.

Yazdıklarımda anlam daralması var mı?
Anlatım bozukluğu var mı?
Yanlış anlaşılacak sözcükler var mı?
YOK

Demek ki, özenince ve Türkçe sözcükleri sevince oluyormuş....

Size neden Osmanlıca okuyorsunuz diyen yok. Okuyun.

Ancak, kalkıp da Türk çocuklarının Arapça ve Farsça sözcüklerle düşünmelerini beklemeyin.

Çağ değişti. Osmanlıca size göre unutulmul bir uygarlığın yüksek dili. Bilşmswlmgerçeklere göre ise imapratorluk çağımızda uygarlık adına hiçbir şey üretemeyişimizin ve geri kalmamızın ana nedeni.

Ben sabah akşam anlamını bile bilmediği sözcüklerle saçmalıklar sayıklayan bir toplum değil ne düşündüğünü ne istediğini bilen kendi öz dilinde yaratıcı düşünebilen bir ulus olduğumuzu görmek istiyorum.

Osmanlılar 350 yıl soykırımdan geçirmeselerdi Türkçeyi, olurduk da!

O yüzden hiç de üzülmüyorum Osmanlıcanın unutulmasına.

Türkçe özleştikçe Eski Türklerin İslam öncesi yüksek uygarlığı yeniden diriliyor. Kendimize geliyoruz.

Gün gelecek Arapça-Farsça adların bile hepsi geçmişe karışacak.

Ben Dil Devriminin bizi götüreceği yerden çok mutlu ve umutluyum.
Güneyhan Rüzgar 1 hafta önce
Söz ettiğiniz tını Türkçeye ait olsaydı ya da Osmanlı yazın dilinde kullanılan Arapça ve Farsça sözcükler doğal alışveriş yoluyla kaynaşarak Osmanlıca ortaya çıksaydı dahası halk tarafından da yüzyıllarca konuşulmuş olsaydı ben de oturur sizin gibi Osmanlıcayı savunurdum.

Bir avuç seçkinin kullandığı bir dili ben neden savunayım?

Tğrkçe dilbilgisi ve söz varlığı uç değişikliklere uğramış bşr dil değildir. Elgün (halk) arasında Türkçenin sürekliliği ve söz varlığı korunmuştur. Korumayan Osmanlıdır.

Ben Osmanlıdan bize kalan mimariye, sanat geleneklerine, yemeklere, müziğe bir şey diyor muyum?

Ancak Osmanlıca Türkçe değildir. Osmanluca öyle sözcük öğrenmekle anlayabileceğiniz 3-5 divan ozanından da ibaret değildir. Size öyle metinler getiririm ki, sözlük bile yetmez tek sözcüğünü anlamaya.

Hele Şahabettinler, Fikretler işi öylesine ileriye götürmüşlerdir ki, Pehlevi Farsçasına kadar inmenşz gerekir.

Ayrıca ben neden kendi geçmişimi öğrenmek için Arapça ve Farsça bilmek zorundayım?

Neden?

Ben dilini sözlüksüz anlayabildiğime atam derim. Dilini anlayabilmek için Arapça ve Farsça öğrenmek zorunda kaldıklarımı atadan saymıyorum.

Ayrıca Arapça ve Farsçadan gelen sözcükler Türkçenin gelişimine ya da varsıllaşmasına katkı sunmamıştır.

Osmanlıda bilim de yoktur felsefe de. Osmanlıda bilimden sayılan Fikıh, Kelam, Tefsir ve Hadis'tir. Hikmet adı altında Abdülhamit Felsefe dersi koymak istediğinde ulema ayaklanmıştır. Padişah bizi gavurlaştırmak istiyor diye yaygara koparmışlardır.

Osmanlı ancak Batıdan aldıklarıyla biraz bir şeyler yapabilmiştir. Sinan bile Romanın yapı kurma tekniklerini iyi bildiği için Süleymaniyeyi Selimiyeyi yapabilmiştir. Sinanın Roma tekniklerini kullandığı bilmediğinden sonraları Sinan ölçüsünde bir mimar da yetişmemiştir.

Türkçenin Klasik Çağı Köktürk-Eski Uygur-Karahanlı dönemlerini kapsayan yaklaşık 400 yıllık bir dönemdir.

Türkçenln en işlek ve en güzel ve en duru bir biçimde yazıya döküldüğü yapıtlar
Yazıtlar, Altun Yaruk, Irk Bitig, Sekiz Yükmek, Kutadgu Bilig, Oğuz Kağan ve Dede Korkut'tur...

Türkçenin kendi ezgisisel yapısı, ses kuruluşu güzeldir. Arapça sözcükler Arapçada, Farsça sözc0kler Farsçada kalsın.

Evet, ben yeniden Türk boylarıyla duygudaş ve düşündaş olmak istiyorum. Niye Araplarla ve Farslarla duygudaş d0şğndaş olacakmışım!

Dil Devrimi Araplarla ve Farslarla bağımızı koparacaksa varsın koparsın! Hiç de umurumda değil! Ben Araplarla ya da Farslarla yan yana anılmak istemiyorum! Ben bir Arapla ya da bir Farsla anlaşmak, aynı kültürü paylaşmak istemiyorum. Ben kendi kanımdan soyumdan Türk elleriyle aynı düşğnceleri ve duyguları paylaşmak istiyorum. Arapla Arap anlaşsın, bana ne!

Evet, ben ne yaptığımımiyi billyorum. Dilimizi geliştirmenin yanı sıra Ortadoğu'nun ilkel kültürleriyle de sözcükleri tek tek öldürerek bağlarınızı koparıyorum.

Yaptığımdan hiiiiç gocunmuyorum.

Türkler Ortadoğu ilkelliğinden ve yabanlığından kurtulmadıkça gün yüzü görmeyecekler.

Ayrıca benim için Türkçenin kendi öz kaynaklarına yaaslanarak, kendi öz kaynaklarından beslenerek özleşmesi yetkin bir düşünbil (felsefe), yazın, bilim dili olması çok önemli. Ancak kendi dilinin öz kavramları üzerinden kavramlaştırma yoluyla düşünerek soyutlamalar yapabilen diller bilimde ve uygarlıkta atılım gerçelleştirebilirler.

Başkalarından ödünçleme sözcüklerle düşünenler, sözcüklerini aldıklarımdilğn düşünsel balımdan kölesi olur, etkisine girerler..

Ben yalnızca Arapça ve Farsça değil diğer tüm dillerden gelen sözcüklere de karşıyım.

Biz Türkçe düşünüp yaşama "Türk"çe bakmaya başladığımızda yeniden güçlenir ve yükseliriz.

Osmanlıca yazanlar çok ezgisel de Özdemir Asaflar, Nâzımlar, Can Yüceller, Behçet Necatigiller, Oruç Aruobalar, Attila İlhanlar, Cemal Süreyalar, Ece Ayhanlar, Gülten Akınlar, Orhan Veliler daha kimler kimler kulak mı tırmalıyorlar?

Bir kez daha şunu da belirtmek isterim Osmanlı eşanlamlı sözcüklerin çorbasıdır. Eşanlamlılık varsıllık değildir. Yakınanlamlılık varsıllıktır.

Türkçe gerçek değerini Dil Devrimiyle bulmuş ve 90 yılda büyük bir yol alınmıştır.

Dil Devrimi öncesinde yazın dilinde kullanılan söz varlığının %87'si Arapça ve Farsça ağırlıklı olmak üzere yabancı sözcüklerden oluşuyorken bugün %83 oranında Türkçedir.

Bakınız Türkçeleşmiş falan değil doğrudan doğruya Türkçedir. Bıgün kimsenin kullanımdan düşebileceğini bile düşünmediği nice Arapça ve Farsça sözcüğün Türkçedeki konukluğuna son verilmiştir.

Türkçe özleştikçe Türklerin Araplardan ve Farslardan ayrışması da ivme kazanıyor.

Ben bundan rahatsız değilim.

Biz niye Arapça ya da Farsça öğrenecekmişiz!
Araplar ya da Farslar bizimle anlaşmak istiyorlarsa otursunlar Türkçe öğrensinler!

O yüzden dediğimmgibi Osmanlıca sizin olsun!
İleride yalnızca akademik ilgi alanı olacak melez bir dildir Osmanlıca ve TÜRKÇE DEĞİLDİR.

Yalnızca teknik olarak belli oranda Türkçe öğeler barındırdığından Türkçe içinde inceliyoruz.

O da, Türkçenin nasıl soykırımdan geçirildiğini anlamak ve bir daha böyle bir durum yaşanmaması için gereken önlemleri almak için!

Yoksa hiç de umurumda değil Nefiler Nedimler. Kim istiyorsa onun olsun. Tepe tepe kullansın.
Hüseyin 2 hafta önce
Selamün Aleyküm. Yazılarınızı okudum. Tarihten, dilbilime oradan kültür bilimine kadar geniş bir alanda bilgiler sundunuz. Sunduğunuz bilgilerin doğruluğunu ve tutarlılığını tayin edecek ilmi bir birikime sahip değilim. Bu alandaki cahilliğimi kabul ediyorum ve ilminize gösterdiğiniz emeği ve azminizi tebrik ediyorum. Ben Osmanlı Türkçesini seviyorum çünkü onda bir tını bir ahenk duyuyorum. Osmanlı Türkçesi her ne kadar içeriğine yoğun bir şekilde Arapça ve Farsça kelime alsa da benim bu gün bu iki dile de vukufuiyetim olmadığı halde bilmediğim kelimeleri lugatta aratarak manaya ulaşabiliyorum. Osmanlı Türkçesini yabancı dil kategorisine koyarak Osmanlıca diye ayırmak bana yanlış geliyor zira bu gün yabancı bir dili anlamak için aylarca o dil üzerinde çalışmamız gramer kaidelerini sıkı bir şekilde öğrenmemiz lazım gelir ancak Osmanlı Türkçesini anlamak için sadece kelime bilgimiz ve basit düzeyde Arapça, Farsça bir takım gramer kaidelerinden haberdar olmak yetiyor. Ben dil konusunda sizin gibi arı Türkçe konuşma gayesinde değilim. Bu gayenizin arkasında yatan bir takım ideolojik sebepleri bilemem. Kanımca bir dili arı Türkçe ile konuşacağım diye o dile eziyet etmek, yüzlerce yıldır dile yerleşmiş artık neredeyse o dile ait olmuş kelimeleri atmak, dilin doğal seyrini bozup bir takım ideolojik hamlelerle ona biçim vermeye çalışmak bana son derece yanlış geliyor, art niyetli geliyor. Çünkü böyle yaparak o dilin kültürel hafızasını dil üzerinden sıfırlamış oluyorsunuz. Bunu yapanlarda bunu çok iyi biliyorlar. Ben dili Arapçalaştırma, Farsçalaştırma iddiasında ve amacında değilim. Bir dil hangi haliyle daha fasih daha derin daha güzel bir anlatım biçimine sahipse ben o halini sahiplenirim. Dilimize bir takım ideolojikler kaygılarla işkence etmek yerine onun güzelliklerini bulup açığa çıkarmak dilimiz için çok daha faydalı olacağına inanıyorum. Selametle...
-6°
açık