GAGAVUZ TÜRKLERİ VE KIZILDERİLİLERİN AY ADLARINDAKİ BENZERLİKLER

GAGAVUZ TÜRKLERİ VE KIZILDERİLİLERİN AY ADLARINDAKİ BENZERLİKLER

GAGAVUZ TÜRKLERİ VE KIZILDERİLİLERİN AY ADLARINDAKİ BENZERLİKLER


Doç. Dr. Ahmet Ali Arslan

Sioux (Su) Yerli kabilesinde yeni yılın başlangıcı için yapılan merasimler Sioux topraklarında “Ot Biten Ay” olarak adlandırılan Mart ayında yapılır. Yeni Yıl, ”Ot Biten Ay” ile başlar. Mart ayının girmesiyle Sioux kabilesinde bir canlanma ve hazırlık görülür. Atlara çok önem verilen bu Yerli kabilesinde 2 yıllık “damdan çıkma” taylara artık bu ayda eğer vurulur. Bu ay içerisinde, yılkının içinde döllenmeğe müsait olmayan aygırlar artık “iğdiş” edilir.

Kabilenin aksakalları, özelikle kabiledeki atların döllenme ve çoğalmaları ile ilgili mevsimlik işlere büyük önem verir ve onunla uğraşırlar. Kıştan kalan Tee-Pee (Tepe-çadır) dedikleri gönden çadırlar bir önceki kıştan hazırlanan derilerle tamir edilir. Yamalanabilecekler yamalanır veya yenileri hazırlanır. Bir önceki yıldan tütsülenmiş ve Mart ayına saklanmış gönler çıkarılır ve hasıl edilir. Yeni yılın başı ile ilgili merasimlerde giyinmek için Makosenler (hasıl deriden ayakkabı) yapılır. Mart ayının girmesiyle, Siouxlar (Siyular) kıştan çıkmış olmanın vermiş olduğu yorgunluktan ve tembellikten bir an önce kurtulmağa çalışırlar. Kabilenin erkekleri avlanmağa çıkarlar. At yarışları yaparlar. Kabilenin kadınları, genç kız ve gelinleri dağlara ve ovalara yayılır, evlerinin ihtiyacı olan yabani pancar ve ilaç bitkilerini toplar ve kış için kuruturlar. Bunların bir kısmını günlük hayatlarında kullanırlar.47

Gagauz Türkleri arasında yaşatıldığı gibi, Sioux yerlileri de Mart ile başlayan yılın aylarını tabiatta mevsimlerin içerisindeki değişikliklere göre adlandırmaktadırlar. Sioux yerlilerinde Mart ayı ile başlayan yeni yılın ayları şöyle sıralanır:

⦁ Mart: “Moon When the Grass Comes Up” (Ot Biten Ay)
⦁ Nisan: “Moon of the Birthof Calves” (Dana Doğan Ay)
⦁ Mayıs: “Moon of Tunderstorm” (Yıldırımlar Çakan Ay)
⦁ Haziran: “Moon of Riepe Juneberries” (Çilek Olgunlaşan Ay)
⦁ Temmuz: “Cherry Ripening Moon” (Kiraz Ay)
⦁ Ağustos: “Moon of Ripe Plums” (Kara Erik Ayı)
⦁ Eylül: “Moon of Yelleow Leaves” (Sarı Yapraklar Ayı)
⦁ Ekim: “Moon of Faling Leaves” (Yaprak Dökümü Ayı)
⦁ Kasım: “Moon of Hairless Calves” (Sığırların Tüy Döküm Ayı)
⦁ Aralık: “Moon of the Frost in the Tee-Pee” (çadırda Don Ayı)
⦁ Ocak: “Tree Popping Moon” (Ağaç Donduran Ay)
⦁ Şubat: “Sore Eyes Moon” (Kar Körlüğü Ayı.48

Gagauz Türklerinde Mart ayı ile başlayan Yeni Yılın ayları ise şöyledir:

⦁ Mart: Baba Marta
⦁ Nisan: Çiçek Ayı
⦁ Mayıs: Hıdırlez (Hıdırilyas)
⦁ Haziran: Kiraz Ayı
⦁ Temmuz: Orak Ayı
⦁ Ağustos: Harman Ayı
⦁ Eylül: Ceviz Ayı
⦁ Ekim: Canavar Ayı
⦁ Kasım: Kasım
⦁ Aralık: Kırım Ayı
⦁ Ocak: Büyük Ay
⦁ Şubat: Küçük Ay49

Türk kültür hazinemize baktığımızda bazı ayların Oğuz boyları arasında tabiatta baş veren olaylara ve hayvanların hareketlerine uygun adlar aldığını görüyoruz. “.İlk Baharın birinci ayına “Oğlak Ayı”, ikinci ayına “Ulu Oğlak Ayı”, üçüncü ayına “Ulu Ay” denilirmiş. Diğer aylar da yine bu şekilde yani, mevsimlerin totemleri ile anılırmış.50

Sioux yerli kabilesi yılın 12 ayını Güneşe göre değil, Ayın hareketlerine göre ayarlamaktadır. Amerikan Yerlileri, yılın çeşitli mevsimlerinde kutlama ayinleri düzenlerler. Bu merasimlerin bazıları mevsimlerin değişmesiyle ilgilidir. Bazı merasimler sadece yılın belirli mevsimlerinde yapılmaktadır. New Mexico eyaletinde yaşayan Zuni yerli kabilesi, bir yılı zamanın akışı olarak tanımlıyor. Bir yılın içindeki 12 ayı ise, “Yıla Dayalı Merdiven” olarak kabul ediyor.51

Kaliforniya eyaletinde yaşayan Hupa yerlileri, bir insanın yaşını dişlerine bakarak tayin ederler. Maiudu kabilesi ise, bir yılın dört mevsimini, Yağmur Mevsimi, Yaprak Mevsimi, Kuraklık Mevsimi ve Yaprak Dökümü Mevsimi olarak belirler. Güney Arizona eyaletinde yaşayan Pima yerlileri tarihi olayları ellerinde taşıdıkları değnek veya bastonlarına çeşitli çentikler atarak kaydederler. Fakat bunların ne manaya geldiğini sadece o çentikleri atan şahıslar biliyor, başkaları çözemiyorlar.52

Navajo (Navaho) ve Apache (Apaçi) Amerikan Yerli kabileleri dünyanın da insanlar gibi doğup-büyüyüp-gelişmesini tamamladıktan sonra öldüğüne inanıyorlar. Dünyanın doğuşu “İlkbahar”, büyümesi “Yaz”, gelişmesi “Sonbahar” ve ölümü “Kış” mevsimleriyle izah edilmektedir. Toprağın il nefesleşmesi ve canlanması, Yerli kabilelerden Navaho ve Apaçilerin kendilerini yeni yıla ve bahara hazırlamasına sevk etmektedir. Bu da mevsimlik merasimle ilahili ve danslı şenliklerle kutlanır. “.Baharı Martta kutlayan Navaho ve Apaçiler, yazın kuraklığında “yağmur” duasına çıkarlar. Sonbaharda ise ekinlerin yıldırım, sel ve yangınlardan korunması için ulu ruhlara devamlı olarak dua ederler, adaklar adarlar, kurbanlar keserler.”53

Amerika’nın Yerli Kabilelerinden Chilula, Hupa, Karok, Tolowa, Wiyot ve Yuroklar, Mart ayında Baharın başlamasını “Yeni Yılın Başı” olarak kabul ediyorlar. Mevsimlik kutlamalar ve şenlikler yapıyorlar. Bunların hepsini dünyanın yeniden canlanması ve dirilmesi şerefine tertipliyorlar. “.Her şeyin yolunda gitmesi, gerekli yiyecek ve erzakın bol olması, hayvanların sağlıklı, balık ve diğer av hayvanlarının bol, tabiat yangını ve deprem gibi tabii afetlerin korunması için ulu ruhlardan yardım istemek maksadıyla büyük merasimler düzenlenir.”54

Hopi yerli kabilesinin folklorunda ilk sırayı “Su” alır. Ne şekilde olursa olsun, Hopi kabilesinin hayatında en önemli unsur “su” dur. İçmek için, toprağın işlenmesi, ekinlerin sulanması ve tabiatın can bulmasında birinci yeri her zaman su alır. Susuz kalan toprakta hayatın devamı için Hopi Yerli kabilesi her yola baş vurmuştur. Yerliler arasında en çok “Yağmur Duası”na çıkan topluluk Hopilerdir.55

“Godu-Godu” ve çeşitli adlarla anılan “bezeme” insan, tabiatta bulunan hayvanların kılığına girmek, Baharın gelmesini, tabiatın yeniden canlanmasını kutlamak, Türkiye ve diğer Türk yurtlarında olduğu gibi, Amerika Yerli kabileleri arasında da hayatın önemli bir bölümünü oluşturur. Sarıkamış’ın Karaurgan Nahiyesinde 1956 da daha ilk okulda okurken, beni “Godu” yaparlardı, komşuları kapı-kapı gezerdik, başımdan aşağı su döker, bize tere yağı, bulgur verirlerdi. Sonra onu kırda pilav yapar yerdik. İyi ki o günleri doyunca yaşamışım.

Ateş, Türk Mitolojisi ve Kültür hayatında olduğu Kadar, Amerikan Yerlilerinin kültüründe de yer alan en önemli unsurlardandır.

Bahaeddin Ögel, M.Ö. 6. yüzyılda bir Çin kaynağında yazılmış bir belgeye dayanarak şunları aktarıyor: “…Türk adlı atanın ateşi bulması; Dört çocuktan en büyüğü bulunduğu dağ üzerinde yaşarken, çok eziyet gördü. Amcasının oymağı da yakınlardaydı. Ateşi bularak onları ısıttı ve besledi. Böylece yaşayabildiler. Böylece onlar, onu başlarına geçirerek başkan yaptılar. Ayrıca onu, Türk adıyla adlandırdılar.”56

Maiudu yerli kabilesinin yaptığı dini merasimlerde kullanılan ateş, tıpkı Türk dünyasında olduğu gibi, 21 Mart kutlamalarında verilen değer kapsamında önemli yer tutmaktadır. Maiudu Yerli kabilesinde ateşin nasıl elde edildiği bir halk masalında anlatılır.57

Ayrıca Amerikan Yerli kabilelerinden Cherokee (Çeroki) kabilesinin Yaratılış Destanında “ateş”in kabileye nasıl getirildiğine dair ilginç bir bölüm vardır. Bu destanda anlatılanlarla Türk mitolojisinde yer alan kültür değerleri paralellikler gösterir.58

Türler, yılın ilk aylarında yıldırım ve şimşeklerin çaktığını gördüklerinde bunları yeni yılın ilk işaretleri olarak kabul ederlerdi. Amerikan Yerlilerinin gösterdikleri tepkiye benzer davranışla heyecanlarını açığa vururlardı: “.Moğollar, Yıldırımdan çok korkar ve gizlenirlerdi. Türkler ise yıldırım düştüğü zaman, atlarını koşturur ve sağa-sola ok atarlardı. V. yüzyılda Orta Asya tarihinde önemli bir yer tutan ve Çinlilerce “Kaoçi”, yani “Yüksek Arabalılar” adı verilen Türk kavimleri vardı. Bunların doğudaki uçları, Uygurların atalarıydı. Bu Türk kavimleri, M.Ö. 450 senesinden önce Çin’in Kuzeyinde toplanarak, büyük bir bayram şöleni yapmışlardı. Bunların beş grubunun toplanarak yaptıkları törende kurbanlar kesilmiş, şarkılar söylenmiş ve göğe oklar atılmıştı. Çinlilere göre bu kavimlerin şarkıları tıpkı “kurt uluması”na benziyordu. Bu kaynaklara göre, Türkler yaşlarını gördükleri Bahar sayısına göre sayarlardı. Türkler yaşlarını “Yeşil”le birlikte söylüyorlardı. Yirmi yaşında olduğunu söylemek için, “Yirmi Yeşil gördüm,” derlerdi. Yaş ve Yeşil sözleri bize buradan kalmış olmalı.”59

Türk kültür tarihinde ve önemli mevsimlik ve dini merasimlerde büyük yer tutan “demir”e Kuzey Amerikan Yerli kabileleri arasında da büyük önem verilmektedir. Bazı kimselerin demirden yapılmış silahlara dokunması kesinlikle yasaklanmıştır. Yerli kabilelerden Algonquian yerli kabilesinde, bir hamile kadının demir ve çelikten yapılmış silahlara dokunması katiyen yasaktır. Öldürücü gücü kaybolur, düşmana tesir etmez korkusuyla hamile kadınların ve yetkili olmayan insanların kabilenin savaşçılarının silahlarına dokunmasına izin verilmez.60

Amerika’da Alaska’nın Güneyinde yaşayan Yakutat ve Tilingit Yerlileri arasında “demir”e Altay, Saha ve Sibirya Türklerinin verdiği değere ve hürmete eş bir şekilde yaklaşılmaktadır. Büyük hürmet gösterilmektedir. “.Yakutat ve Tilingit Yerlileri de, diğer yerliler gibi çelikten yapılmış bıçak, savaş baltaları ve sivri uçlu silahlar yapmak için kullandıkları “demir”e büyük hürmet ve rağbet göstermektedirler.”61

Amerikan Yerlileriyle bugün Orta Asya, Güney ve Kuzeydoğu Sibirya’da yaşayan Altay, Tuva, Hakas, Televit, Şor ve Saha Türkleri arasında yaşayan Türk Şamanizm’inin ortak özellikler göstermesi, Yerlilerin çıkış noktasını ve Amerika denen Kıtaya geçiş yolunu tespit ettikten sonra daha iyi anlaşılmaktadır.62

Amerika Yerlileri Kristof Kolombus’tan binlerce yıl önce Amerika kıtasında yaşamış ve hala yaşamaktadırlar. Yerliler, Amerika kıtasına her nereden gelmişlerse, daha önceden gelişmiş ve yaşanmış bir kültürün içinden gelmişlerdir. Sioux (Su) Yerlilerinin Büyük Reisi Vine Deloria bu konuda şunları söylemiştir: “.Eğer Amerika’daki üniversiteler Yerliler tarafından kontrol ve idare edilmiş olsalardı, bugün, Yerlilerin Amerika kıtasına nereden gelmiş oldukları hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde gün ışığına çıkmış olurdu…”63

Amerikan Yerlilerinin Şamanları ile Sibirya’da yaşayan Saha Şamanlarının giysileri, merasimlerde kullandıkları aletler ve dini merasimlerinin aynı olması yanında iki kıtada değişik coğrafyalarda yaşamakta olan insanların fiziki özelliklerinin de birbirlerine benzediğini yapılan bilimsel araştırmaların kesin sonuçlarından öğreniyoruz. “.Sibirya tundralarında yapılan kazılarda, kemikten yapılmış dikiş iğneleri bulundu. Sibirya’da yaşayan insanların geyik boynuzlarından uzun ok atan aletler geliştirmiş oldukları tespit edildi. Bu uzun ok atan aletlere, bugün Amerika kıtasında da rastlanmaktadır ve bunun adına Aztek dilinde “atl-atl” (atıl-atıl) denilmektedir.”64

Alaska’nın Güneyi ve Bering Boğazı’nın Amerika kıtasında kalan kısmında yaşayan Yakutat yerlileri Asya’ya doğru “şahadet” parmağı şeklinde uzanan adalar üzerinde yaşayan Aleut yerlileri, kendi dillerinde bu adalara “Ana-uut” (Ana Uç) diyor ve bu şekilde telaffuz ediyorlar.65

Bu insanların ayrı-ayrı kıtalarda yaşamalarına rağmen, aynı dili konuştuklarına dikkati çeken Kaliforniya Eyaletinin Stanford Üniversitesi’nden Joseph Greenberg, 12 bin yıl önce Amerika’ya yapılan bir göç dalgasıyla gelen “Kızılderili” olarak adlandırılan bu insanların daha sonra Güneye göç ederek bu günkü Orta ve Güney Amerika topraklarına geçtiklerini kaydediyor.66

Amerika’da olduğu kadar dünyanın çeşitli ülkelerinde bağımsız çalışma ve araştırmalarını sürdüren ve kesin delillerle görüşlerini bir zemine oturtturan bilim adamları, Sibirya’da yaşayan Türk topluluklarından Sahaların sahip olduğu kültür varlıklarıyla Amerika Yerli kültürü arasında büyük paralellikler ve benzerlikler olduğunu belirtmektedirler.

William Thalbitzer bu konuyla ilgili araştırmasında şunları açıklamaktadır: “…Arktik bölgesinde yaşayan halkların bugünkü dilleri ne olursa olsun, Yakut Türkleriyle Chukchee (Çukçi), Samoyedler ve Lappların sahip oldukları kültürün şüphe götürmeyecek kadar birbirinin devamı olduğuna inanıyorum.”67

Kuzey Amerika Yerlileri ve Eskimo Şamanlarının aynı görevi yaptıklarına görüşünü Mircea Eliade büyük bir güvenle bilimsel kaynaklara dayanarak belirtmektedir. “.Kuzey Amerika Yerlileri ve Eskimo Şamanlarının ruhani bir güçle “Karanlık Dünya”ya seyahat etmeleri, Asya’nın kuzeyinde Yakut (Saha) Türklerinin ruhani yol göstericisi olan Şamanlarla aynı karakteri ve özelliği göstermektedir. Eskimo Şamanı ile Yakut (Saha) Şamanı’nın dini merasimlerde giyindiği elbise ve elerinde taşıdıkları “davul”ları arasında çok az farklılık vardır.68

Edward William Nelson, bir Alaska Şamanı’nın kendisine öbür dünyaya gidip, orada iki gün nasıl dolaştığını ve yeniden dirilerek orada gördüklerini köyüne dönerek kendi halkına anlattığını kaydetmektedir.69

Türk ve Amerikan Yerlilerinin Şamanlarının ortak özelliklerinden bahsederken Mircea Eliade şunları kaydetmektedir, “.Öbür dünyaya seyahat etmek Arşa çıkmak, Cennete gitmek hadisesi, Türk-Tatar ve Kuzey Amerika Şamanları arasında yaygın olan ortak bir özelliktir.”70

Mekan değiştirme ve yer altı dünyasına olduğu gibi semanın çeşitli katlarına seyahat etmek Saha Şamanlarında olduğu gibi Alaska’daki Yerli Kızılderili Şamanlarında da görülen ortak bir özelliktir. “.Baffinland’de yaşayan bir Alaska Şamanı, kendisini iple sıkıca bir yere bağlattıktan sonra ruh olarak bedeninden çıkıp seyahat etmeğe başladığını anlatır.Baffinland’deki bu Şaman’ın ruhu seyahatinden sonra tekrar bedenine girer ve Şaman canlanır. Sonunda Alaska Şamanı kendisini saran iplerden kimsenin yardımı olmadan kurtulur. Seyahati boyunca başından geçenleri etrafında kendisini dinleyenlere anlatır.”71

Kuzey Amerika Yerli Şamanları kendi kabilesinin sosyal yasalarına ve geleneklerine çok sıkı bağlı örnek bir insan olarak kabilesinde saygıyla anılır ve büyük hürmet görür.

Kuzey Amerika Yerli Şamanlarının çok yüksek tabiat üstü gücü olduğuna inanılır. Yerli Şamanı bu insanüstü gücünü kendisinin mensup olduğu yerli kabilesinin insanlarına her sahada yardım etmek için kullanır. Yerli Şamanı’nın kabilede iki önemli görevi vardır. Bunlardan birincisi hastalarını iyileştirmek, ikincisi ise içinde yaşadığı toplumun çıkarları ve yararına işler başarmaktır.72

Saha Şamanlarında “Ana Hayvan” veya “Hayvan Ana” ve bu arada eski Şamanların yaşayan ruhu büyük rol oynar. “Hayvan Ana” Saha Şamanı’na görünmeyen bir ruh şeklinde yardım eder. Ob-Uygurlardan olan Hanti ve Mansilerde Şamanın mutlaka yedi tane yardımcı hayvanı olmalıdır. Şamanlara yardım eden hayvanların türü, coğrafyaya bağlı olarak değişir. “.Şamanlara yardım eden hayvanlar genellikle Ayı, Geyik, At, Yılan, Balık ve Kuş şeklinde görünür. Kuş şeklinde görünen ruhlar Kuzeye doğru gidildikçe Kartal ve Baykuş şeklinde kendini gösterir. Sahillere yaklaştıkça bu hayvanlar Şaman’ın su altındaki seyahatine yardım eden çeşitli deniz hayvanları şeklinde görülürler.”73

British Columbia’da yaşayan Thompson Yerlilerinin Şamanı yüzüne maskesini taktıktan sonra ulu babalarının takip ettiği eski ananevi yolu takip ederek ölüler diyarına varır. Eğer hasta olan şahsın ruhunu orada bulamazsa Hıristiyanlığı kabul etmiş olan Yerlilerin mezarlığına gider ve hasta olan şahsın ruhunu orada aramağa başlar. Şaman hasta olan şahsın ruhunu kurtarmak için mutlaka hayaletler ve cinlerle mücadele etmek mecburiyetindedir. Nootka yerlilerinde Şaman deniz ruhları tarafından hastanın çalınan ruhunu geriye getirmek için trans vaziyetinde okyanusa dalar ve oradan geriye Tamamen ıslak elbiseleriyle geri döner. Bazen Şaman’ın burnundan kan açılır. Bazı hallerde ise hastanın çalınmış ruhunu kartal teleğinde geri getirir.74

Tarihte kayıtlara geçmiş ve adı bilinen ilk Şaman Sümerlerin Destan kahramanı Gılgamış’tır. Orta Asya Türk, Sibirya, Saha, Altay, Tuva ve Şor Şamanlarında olduğu gibi, Amerikan Yerli Şamanlarının en önemli aracı, “davul” ve “tokmak”tır. Yine tarihte bilinen en eski “davul” ve “tokmak” Sümerlerin zamanında “her şeyi bilmesi” ile tanınan Sümer Şamanı Gılgamış tarafından kullanılmıştır. Tarihte bilinen en eski yazılı Sümer tabletlerinde tanrıça lanna tarafından Fırat nehrinin kıyısında yetişen”Kutsal” bir ağaçtan yapılmış “Davul” (Pukku) ve “Tokmak” (Mikku) Gılgamış’a en itibarlı bir hediye olarak verilmiştir. “.Gılgamış ve ona zorlu mücadelesinde yardım eden Ereç”liler birlikte ağacı kestiler ve bu ağacı kendisine taht ve divan yaptırmak isteyen lanna’ya getirdiler. lanna, Gılgamış’ın bu kahramanlığına karşılık bu ağaçtan bir tane “Pukku” (Davu) ve bir tane de “Mikku” (Tokmak) yaptı ve bunları Gılgamış’a hediye etti.”75

Karanlık dünyada ruhlarla görüşmek için yaptıkları seyahatlerde davul ve tokmak Şamana “rehberlik” eder. Eğer davulun sesi kesilirse Şaman öbür dünyada kalır ve yolunu bulup yeniden ışıklı dünyaya çıkamaz. “.Saha Sire’de Türk Şamanları, dini ayinlerde istifade ettikleri ve karanlık dünyaya yaptıkları seyahatlerde ruhlarla buluşmak için kendilerine yol gösteren “davul” ve “tokmak” Sahaların mukaddes “Hayat Ağacı”ndan yapılmıştır. Saha Türklerinin Hayat Ağacı’ndan yapıldığına inandıkları Şaman “davul”u ve “tokmağı”na derin saygı duymalarının sebeplerinden biri budur.”76

Şamanizm kültürü ile içiçe yaşamış toplumlarda insanların her iki dünyada saygı duydukları ortak nesne, “toprak” olmuş ve özellikle Türk kültürünün yayıldığı Saha Türklerinde ve Amerikan Yerlilerinin toprakları üzerinde yaşayan Yerliler arasında “Toprak Ana” (Mother Earth) olarak anılmış ve ona saygı gösterilmiştir.

Amerikan Yerlileri ve Türk toplumunun savaşçılarının bir savaş veya her hangi bir sebeple yaralanmış olmaları halinde, yaptıkları ilk iş, “Toprak Ana”nın bağrından, onun “şefkatli yüzünden” alınan temiz “kuru toprak”la yaralarını ovmak ve kanı durdurmak hareketi olmaktadır. Türk Milleti ve Yerliler arasında anadan doğduktan sonra, göbeğin kesilmesiyle ve geride kalan “eş” olarak bilinen kısım “it ağzı” değmesin diye yine mukaddes bilinen bir yerde “Toprak Ana”nın bağrına gömülür. Amerikan Yerlileriyle Türk milletinin “Toprak Ana”ya bağlılığı daha doğarken başlar. Amerikan Yerlilerinde ve Türklerde bir ölü gömüldükten sonra, mezarının üzerine “hamile kadının karnı” gibi bir toprak kümesi yığılması ve mezarın hamile bir kadının karnına benzetilmesi, öldükten sonra da tekrar “Toprak Ana”nın karnından doğacağımızın “sembolizm”i ile vücut bulur. “…Ölü gömüldüğünde, Toprak Ana’nın hamile karnındaymış gibi, ölünün üzerine hamile kadının karnına benzeyen “höyük” veya “kurgan” gibi toprak yığılır. Mezara hamile bir kadının karnının şekli verilir.”77

Orta Asya Türk, Altay Tuva, Hakas, Televit ve Saha Sire’de ve Amerika Yerli kabileleri arasında halkın yanında olan “her şeyi bilen” bilge kişiler olarak saygı duyulan Şamanlar, kesinlikle “kara büyü” yapmazlar ve “nusha” yazmazlar. Türk ve Amerikan Yerli Şamanlarının ortak özellikleri incelediğimizde, onların tamamen “ruhlar alemi” ile “ölümlü dünya” arasında seyahat eden ve acı içinde kıvranan “bizlerden biri” olduğunu görürüz.

Amerikan Yerli Kızılderili, Türk ve Hun soylu Macar Şamanlarının ortak özellikleri yanında Türklerin İslamı tanımış Müslüman olarak yaşayan Türk soylu topluluklarda bile hala tarihi Şaman kültürünün tesirinden çıkamadığımız görülür. Amerikan Yerlileri ve Türk Dünyası Şamanlarının ortak özellikleri genel olarak şöyle sıralanabilir:

⦁ Şamanlar, çeşitli hastalıkları iyileştirir ve onlara çare bulurlar.

⦁ Şamanlar devamlı olarak süt isterler. Bir insanın boğazına kaçan yılanı çıkarmak için bir tasa doldurulan taze sütten yararlanırlar. (Bu duruma Kars’ta derlediğimiz halk masallarında sıkça rastladık) Macar ve Şamanları bazen ev-ev dolaşarak, kapıları çalar ve süt isterler. Sütün, zehirlenmelere karşı panzehir olduğu Türk Dünyası tarafından bilinmektedir. Saha Sire, Altay, Tuva, Kazakistan ve Kırgızistan’da zehirlenmelere karşı kısrak sütü veya Kımız kullanılır. Türkiye’de ise zehirlenmelere karşı panzehir olarak yoğurt ve sütten istifade olunur.

⦁ Macarların “Taltos” dedikleri Şaman, anadan doğduğunda “ağzında dişleri”yle doğar. Şaman anadan doğduğunda dişleri vardır.

⦁ Şaman, zamanı gelince dünyevi işlerden elini çeker ve derin uykuya dalar, günlerce uyur.

⦁ Şaman, uzunca bir zaman ortalıktan kaybolduktan sonra eve gelir. İçmek için süt ister. Eğer içecek süt bulamazsa etrafta kasırgalar doğurur.

⦁ Şaman daha sonra kaybolur ve Yer altı alemine göç eder.

⦁ Şaman, Yılkı yetiştirilen bölgelerde at, geyik beslenen bölgelerde geyik ve sığır beslenen bölgelerde boğa kılığına girerek mücadele verir.

⦁ Masallarımızda görülen göklere uçma, karanlık ve “Yer Altı” alemine gidip geri gelme, tipik Şaman karakteri arz eden olaylardır.78

Bir zamanlar Tsistsistas (Cheyenne) Çayan Yerli kabilesinden önce Algonquians yerlileriyle aynı kültürü paylaşan Kuzey Sibirya ve Sahaların Şamanlarıyla Cheyenne (Çayan) Şamanlarının ortak özellikleri üzerine yapılan bir araştırmada büyük paralellikler tespit edilmiştir.79

Kuzey Amerika yerli Kızılderili kabilelerinden Algonquians Yerlilerinin yaşattıkları Tsistsistas (Cheyeen)-Çayan yerli kültürünün asıl ana kolu bundan 12 bin yıl önce Arktik Bölgesinde kök atmıştır. Şamanizm kültürünü yaşatan Amerika’daki Yerli kabilelerden Algonquians Yerlileri, Sibirya’nın Kuzeyinde ve Kuzeydoğusunda yaşayan insanların en yakın akrabalarıdır. Tsistsistas kabilsinin her yıl tekrarladığı “Massaum” merasimleri bu Yerli kabilesine Avrupa’dan gelerek Amerika’yı işgal eden gruplardan değil, onların Kuzey ve Kuzeydoğu Sibirya’da yaşamakta olan akraba kabilelerden hatıra kalmıştır.

Bu konuda derin araştırmalarıyla tanınan Karl II. Schlesier yazdığı kitabında konuya daha da açıklık kazandırmıştır:

“.Kuzey ve Kuzeydoğu Sibirya ve Amerika’daki Yerli Kızılderili kabileleri arasında hala yaşamakta olan bu kültür mirası, iki kıtanın her iki yakasında asırlar boyu devam eden materyalist medeniyet yolunu seçen insanların gayretleriyle belirli bir müddet kesintiye uğramıştır. Tsistsistas Yerlilerinin dünya ve kainatı tarif edişleri, diğer Amerikan Yerli kabilelerinden Yuroks, Evenks, Yukagir, Orichislerin kültür anlayışıyla paralellik gösteren Kuzey ve Kuzeydoğu Sibirya Şaman kültürünün iki bin nesil sonra bize kalan kısmıdır. Avrupa’dan Amerika’ya gelenlerin bu ülkeyi istilası olmasaydı, bu kültür bu kadar derinden tahrip edilmezdi…”80

Bir zamanlar, tarihte Türk dünyasının yazılı ilk metni olarak kabul edilen Göktürk Kitabelerinin de Türklere ait olduğunu dünya otoriteleri zorlanarak kabul etmişti. Orta Asya Türklüğü olarak, tarihi olayların çoğunu biz yaratmışız, fakat yazmamışız. En güçlü hakim zamandır ve hükmünü gösterecektir. Orta Asya Türkleri, Altay, Tuva, Hakas, Televit, Tilingit Şor ve Saha Sire Türk kültürünün Kuzeydoğu Sibirya ve Bering Boğazı yoluyla sonradan adına “Amerika” dedikleri kıtaya geçerek Kuzey ve Güney Amerika Kıtalarına yayıldığı gerçeğini, Amerikalı, Avrupalı ve dünyanın ciddi bilim adamları, geç de olsa başlattıkları ve hala devam ettirmekte oldukları araştırmalarıyla bir gün mutlaka gün ışığına çıkaracaklardır.

Yaşayıp, o tarihi günü görmek isterdim.

Güncelleme Tarihi: 05 Ocak 2018, 19:50
YORUM EKLE