ÖTKÜR VE TÜRKLÜK OCAĞI TARIM - Prof. Dr. Hülya Çengel

ÖTKÜR VE TÜRKLÜK OCAĞI TARIM - Prof. Dr. Hülya Çengel

ÖTKÜR VE TÜRKLÜK OCAĞI TARIM - Prof. Dr. Hülya Çengel

ÖTKÜR VE TÜRKLÜK OCAĞI TARIM…
 
Akademisyenliğe adım attığım 1990’lı yıllarda Hocam Ahmet B. ERCİLASUN, beni bir Uygur Türküyle tanıştırmıştı. Ufak tefek bedeninde büyük bir rûh taşıyan ve o yıllarda lûtfederek beni Abdurehim Ötkür’ün şiirleriyle tanıştıran o kişi merhûm Şekûr TURAN idi. Ömrünün son yıllarında kendisiyle sık görüşemesek de ben Şekûr Turan’ı hiç unutmadım. Nûr içinde yatsın! “Kızım, Ötkür ve bizim Uygurlarla ilgili ne kadar çok yazarsanız beni o kadar memnun edersiniz” sözü, bugünlerde daha çok yankılanıyor zihnimde. Ötkür’ün şiir dünyasına girmek, hakikaten deryaya dalmak gibi… Şekûr Bey, ısrarında haklıydı. Şiirle gelen muhabbet, daha sonra Ötkür ile mektuplaşmalara dönüştü. Çok değil, sadece birkaç mektup… Çünkü ömrü yetmedi ve Uygur halkı, sadece Uygurların değil, Türklüğün sesi olan büyük şairi, haysiyetli bir veda töreniyle ebediyete uğurladı. Onun, Oğuz Kağan, Alp Er Tonga, Manas, Yusuf Has Hâcib, Kâşgarlı Mahmud, Nevâî, Abay, Tukay gibi tarihte iz bırakan Türk büyükleri için yazdığı ve onları, temsilî olarak buluşturduğu Hesiyetlik Uçrişiş “Haysiyetli Buluşma”:
 
Çüş mu bu, oñum mu bu yaki leziz hiyal mu bu,
Yaki beht-iqbalğa tuş kelgen acayip pal mu bu.
Çiqti törniñ beşiğa aval Oğuz sahipqıran,
Qançe eller, qançe helqlerge at qoyğan bu han…
 
Düş mü bu gerçek mi bu yoksa leziz hayal mi bu,
Yoksa baht ve ikbal veren acayip fal mı bu.
Çıktı baş köşeye öncelikle Oğuz Kağan,
Nice nice halklara adlar koyan bu Han...

adlı şiirinde yürekleri titreten o sahne, 1995 yılının 5 Ekim günü kendisi için gerçekleşiyordu. Bu kez “Haysiyetli Vedalaşma” vardı. O, halkına veda ederken bunu hissetti mi acaba! Yakup Kadri’nin Erenlerin Bağından’da dediği gibi “Bu dehşetli bir sır, bilinmez ki…” 
 
Ötkür, bazen vatan, bazen istiklâl, bazen de aşk şairi, fakat onun aşk şiirleri asla vatan ve hürriyet şiirlerinin önüne geçmiyor… Hatta, birkaç aşk şiiri hariç diğerlerinde hayal ettiği, ömründe hiç değilse bir kere görmek istediği sevgili, aslında “hürriyet”ten başkası değil... Şair, bu duygularını dile getirirken “temsilî ifade” yolunu seçiyor. Bu, devrin siyasî ve sosyal şartları gereği diğer Türkistan şairlerin de tercihiydi. Lirik hassasiyete eşlik eden temsilî ifade tarzı, en tipik özelliklerinden biriydi. Bu tarz, seçkin örnekleri beraberinde getiriyordu.
Onun şiirleri, köklü ve asil Uygur halkının uzun soluklu istiklâl mücadelesinin ve bitmeyen umut ve armanının sesidir...

Uzun yıllar ve uzak yollar, kardeşleri buluşturmaya mâni olamadı. Kalpten kalbe giden yola şiirler vasıta oluyordu. Mehmet Âkif’in Gitme Ey Yolcu’daki şu mısralarına:
Tükürün milleti alçakça vuran darbelere!
Tükürün onlara alkış dağıtan kahpelere!
Tükürün Ehl-i Salîb'in o hayasız yüzüne!
Tükürün onların asla güvenilmez sözüne!

Ötkür, Tarım mensur şiiriyle karşılık veriyordu. Tarım kaygısızca çağlayan bir nehir değildi. Tarım “vatan”dı, Tarım “halk”tı, Tarım “millet”ti: 
Ey Türklük otağı Tarim,
Lanet seni namussuzlarça tarqatqan “qarğu” közlerge,
Lanet senin üçün sözlemegen “kikeş” tillerge,
Lanet senin üçün titremegen “satqin” vicdanğa!
Lanet senin üçün qayğurmağan “ruhsiz” insanğa...

YORUM EKLE