Tüm Yönleriyle Doğu Türkistan Gerçekleri 2

Tüm Yönleriyle Doğu Türkistan Gerçekleri 2

DOĞU TÜRKİSTAN’DA İŞGAL İÇİNDE İŞGAL: ‘‘HER TÜRK’ÜN EVİNE BİR ÇİNLİ ERKEK’’

Doğu Türkistan’da yaşam her geçen gün biraz daha zorlaşmaktadır. Doğu Türkistan Türklerinin çektikleri eziyetin, yaşadıkları baskının, gördükleri işkencenin bir benzeri daha yoktur dünyada. Komünist Çin, giderek daha da vahşileşmekte, Türkleri baskı altında tutmak ve bu haksız baskıyı yaşamlarının her anında onlara hissettirebilmek için durmadan yeni projeler geliştirmektedir.

Her Türk ailesine, insanın en mahrem alanı olan evine, bir Çinli erkeğin yerleştirildiği, adına ‘‘kardeş aile projesi’’ denilerek sempatik gösterilmeye çalışılan bir proje ile Türk-Çin kaynaşması amaçlanmaktadır. 1 yıldır uygulamada olan, ‘‘İşgal içinde işgal’’ diye tanımlayabileceğimiz bu projenin amacını en iyi ifade eden cümle şudur: ‘‘Ya Çinli olursun, ya da ölürsün!’’

Çin, Doğu Türkistan Türklerinin kanını bozmak ve onların ulusal benliklerini yok etmek için, geleneği, dili, dini, yaşayışı, kültürü ve insani duyguları asla benzer olmayan iki milleti yakınlaştırmak ve kaynaştırmak için, yaklaşık bir yıldır Doğu Türkistan Türklerinin evlerine Çinlileri yerleştirmek gibi aptalca bir siyasi uygulama başlatmıştır. Bu uygulama iki ayrı milleti birbirine yakınlaştırmak yerine kini ve öfkeyi büsbütün artırmıştır. Bütün işkence ve eziyetlere karşın güçlü Türk ruhunu, köklü Türk kimliğini yok edemeyen katil Çin yönetimi Türkleri Çinlileştirme yoluna başvurmuştur. Yıllardır Doğu Türkistan’a Çinlileri yerleştirme projesi zaten uygulanmakta idi. Eziyetin dozunu her geçen gün artıran Komünist Çin Doğu Türkistan Türklerinin Çinlilerle aynı mahallelerde yaşamaya zorlanması yetmezmiş gibi bir de Çinlileri Türk evlerine yerleştirmeye başlamıştır.

Komşunuzun örf-adetinden, inancından ve yaşayışından bir noktaya kadar etkilenmezsiniz, rahatsızlık duymazsınız ancak kendi evinizdeki bir yabancı bir noktadan sonra sizi etkilemeye, rahatsız etmeye başlayacaktır. Ya onun gibi davranmaya başlarsınız ya da bu duruma karşı çıkar, tepki gösterirsiniz. Türk erkeklerini toplama kamplarında, hapishanelerde suçsuz yere yıllarca tutan Çin, Türk’ün en hassas olduğu ar, edep, haysiyet noktasında Uygur Türklerine baskı uyguluyor, Uygur Türk’ü kadınlara hakaret ediyor ve Doğu Türkistan Türklerini isyana teşvik ediyor. İsyan edenler ise hapse atılıp işkenceyle öldürülüyor. Kardeşlerimiz ya Çinlileşmek zorunda kalıyor ya da ölümü göze almak zorunda bırakılıyor.

Doğu Türkistan Türkleri Çinliler ile evlenmeye karşı olmuşlar, Çinlilerle evlenmeyi asil kanlarına ve kutsal inançlarına bir hakaret saymışlardır. Köylerde ya da kentlerde Çinlilerle kız alıp veren Türkler bütün halk tarafından küçümsenmiş ve dışlanmıştır. Bu durum 2017 yılına kadar böyle devam etmiştir. 1 yıldır ise Türk kızları Çinli erkeklerle evlenmek zorunda bırakılıyor. Toplama kamplarına kapatılan aile üyelerinin özgürlüklerine kavuşmaları için Türk kızlarının Çinli erkeklerle evlenmesi şart koşuluyor.

Çin bugün, dünya siyasetinde söz sahibi olan devletlerden hiçbirini tehdit unsuru olarak görmediğinden ya da işine karışamayacaklarını bildiğinden, Doğu Türkistan Türklerinin kanını bozmak için daha acımazsız adımlar atmaya başlamıştır. Türklerin kültürüne, inancına, ahlakına, namusuna hakaret eden ‘‘her Türkü’n evine Çinli erkek yerleştirme’’ projesi de yeni bir yıldırma politikasıdır. Doğu Türkistan Türkleri bugün bağımsızlık mücadelesi bir yana, öncelikle var olma mücadelesi vermektedirler. Zalim Çin Doğu Türkistan’da insan hak ve hürriyetlerini hiçe saymakta, bir milleti yok saymaktadır. Doğu Türkistan Türklerinin sesini dünyaya duyurmaya çalışan Doğu Türkistanlı aydınları, yazarları, alimleri ve gazetecileri de hapse atmaktadır. Dolayısıyla Uygur Türklerinin seslerini duyuracak kardeşlerine ihtiyaçları vardır, biz Türkiye Türklerinden haklı olarak beklentileri vardır.

İster Doğu Türkistan’da olsun, ister Batı Türkistan’da, Balkanlar’da, Anadolu’da olsun, bir Türk çocuğunun kendi ulusu ve yurdu için ölmeye her an hazır olduğunu görürüz. Bunu yakın ve uzak tarihimiz açıkça ortaya koymaktadır. Uygur Türk edebiyatında önemli bir yeri olan Mehmet Kurban Koday adlı Uygur Türk’ü yazar, çıkardığı Yalkın Gazetesi’nde ‘‘Millet İçin Ölmek Farzdır Fakat Yaşamak Borçtur’’ başlıklı yazısında şunları dile getirmiştir:

‘‘Efendiler! Bu millete, Uygurlara biraz acıyınız! Bu çaresiz millet yıllardan beri başkalarının siyasi menfaatleri için kurban oldu, yağmalandı, ezildi. Millet için ölmek farzdır ancak bu millet farzı eda etmiştir. Şimdi borç kaldı. Bu borç ise, yurt ve milleti yaşatma yolundaki borçtur. Kanlı savaş devam ettiği sürece bu milleti, bu yurdu kim yaşatacaktır. Milli borcunu eda etmek için milli rehberlerimiz etrafında toplanıp birimiz hepimizi ve hepimiz birimizi koruyup işbirliğiyle ilerleyelim!’’

Rahmetli Mehmet Kurban Koday Türkiye’de eğitim görmüş bir öğretmen, gazeteci ve yazardı. Mezun olduktan sonra Türkiye’de rahat bir yaşam sürmek yerine her şeyi göze alarak Doğu Türkistan’a dönmüş ve zor şartlar altında çıkardığı Yalkın gazetesinde Doğu Türkistan ile Türkiye arasındaki bağları kuvvetlendirme, kültürel alanda birleşme düşüncesini işlemiş, özellikle Türkiye’de kaldığı yıllarda tanıyıp benimsediği Atatürk’ün düşüncelerine yer vermek için çabalamıştı.

Mehmet Kurban Koday’ın değerli sözleri ışığında tarih boyunca meydana gelen olaylara baktığımızda Çin, ABD ve Rusya arasında Doğu Türkistan Türklerinin milli hislerinin bir silah olarak kullanıldığını, günümüzde de kullanılmaya devam edildiğini görmekteyiz.

DİLEK YILMAZ

TÜRKLÜK BİLİMCİ (TÜRKOLOG)

Güncelleme Tarihi: 10 Ekim 2018, 21:22
YORUM EKLE