ÇAĞATAY ŞİİRİ > Çağatay edebî dilinin ve edebiyatının teşekkülü

ÇAĞATAY ŞİİRİ > Çağatay edebî dilinin ve edebiyatının teşekkülü

ÇAĞATAY ŞİİRİ > Çağatay edebî dilinin ve edebiyatının teşekkülü


ÇAĞATAY ŞİİRİ > Çağatay edebî dilinin ve edebiyatının teşekkülü

Prof. Dr. Kemal ERASLAN


Cengiz Han’ın ikinci oğlu Çağatay’a nispetle kullanılan Çağatay edebiyatı tâbirinin hududu bu saha ile uğraşanlar tarafından farklı şekilde anlaşılmaktadır.

Başlangıçta Çağatay ismi, Çağatay Han’ın sülâlesine ve bu sülâle tarafından kurulan devlete verildiği halde, daha sonra bu isim Mâverâünnehr’deki Türk ve Türkleşmiş göçebe unsurlara, nihayet Timurlular zamanında inkişaf eden edebî Türk lehçesi ile bu lehçede meydana getirilen Orta Asya Türk edebiyatına verilmiştir.

Fuad Köprülü, Çağatay ismini en geniş mânasıyla Moğol istilâsından sonra Cengiz’in çocukları tarafından kurulan Çağatay, lhanlı, Altın Ordu devletlerinin medenî merkezlerinde XIII-XV. yüzyıllarda inkişaf eden ve Timurlular devrinde zengin bir edebiyat yaratan Orta Asya edebî lehçesi şeklinde târif eder.

Ali Şîr Nevâyî ile XV. yüzyılın ikinci yarısında klâsik bir edebiyat yaratan bu lehçe, Babur zamanında ve Babur’dan sonra Hindistan’da uzun bir süre varlığını devam ettirir.

Sultan Hüseyn-i Baykara’nın ölümünden sonra (m. 1507) Mâverâünnehr ve Hârezm’i ele geçiren göçebe Özbekler, Horasan’ı da hâkimiyetleri altına alarak Timurlular devletine son verirler. Çağatay kültürüne vâris olan Özbekler bu edebiyatı devam ettirirler, ancak ona Özbek karakteri vermeği de ihmal etmezler. Böylece yavaş yavaş, Çağatayca tâbiri yerine Özbekçe tâbiri geçer.

Çağatayca tâbirini Çağatay sahasının dışındakiler kullanmışlardır. Nitekim Ebu’l-Gâzi Bahadır Han, Şecere-i Türk ve Şecere-i Terâkime adlı eserlerinde, eserlerinin kolaylıkla anlaşılması için, Çağatay Türkçesinden, Arapçadan ve Farsçadan fazla kelime almadığını, eserlerini “Türk tili bilen” yazdığını söylemektedir.

Çağatay şairleri de eski geleneğe bağlı kalarak “Çağatay tili” yerine “Türkî tili, Türkî” tâbirlerini kullanmışlardır. Nevâyî de bazı eserlerinde “Türkî tili” tâbirini kullanmıştır.

Çağatay edebî dilinin dayandığı temel meselesinde de çeşitli görüşler bulunmaktadır.

Radloff, Korş gibi Türkologlar, Çağataycayı, Uygur dilinin Karahanlılar devrinden itibaren İslâmî kültür altında gelişen bir devamı kabul etmektedirler. Radloff daha da ileri giderek Çağataycayı canlı dille ilgisi olmayan, sunî bir yazı dili olarak vasıflandırmaktadır. Bu görüşü reddeden Borovkov, Uygurcanın dinî ve resmî bir dil olarak dar bir sahaya inhisar ettiğini, bu bakımdan İslâm kültürünün baskısına karşı koyamayacağını, Çağataycayı, Uygurcanın devamı şeklinde telâkki etmenin hatalı olacağını ileri sürmektedir.

Borovkov’a göre klâsik Çağataycanın temeli Orta Asya edebî Türkçesidir. Çağataycayı klâsik bir yazı dili haline getiren Nevâyî’nin bilakis canlı dile dayandığını, çok iyi bildiği Özbekçeden faydalandığını, bu sebeple Nevâyî’nin Özbek yazı dilinin de kurucusu olduğunu kabul eder.

Fuad Köprülü de Çağataycayı Cengiz istilâsından sonra İslâm medeniyeti tesiri altında teessüs eden Orta Asya edebî Türk lehçesi olarak tarif etmekte ve bu lehçenin temelini XI. yüzyıla kadar götürmektedir.

Ahmet Caferoğlu ise Çağataycayı, Göktürk-Uygur devri ile müşterek Orta Asya yazı dilinin kaynaşması sonucu vücut bulmuş edebî bir dil olarak telâkki etmektedir. Nevâyî’nin Uygur resmî yazı dilinin mirasına sahip olmakla beraber, bu yazı dilini aynen devam ettirmediğini belirtmektedir.

Janos Eckmann, Çağataycayı, XX. yüzyıl başına kadar kullanılan edebî bir dil olarak kabul eder ve onu Karahanlılar (XI-XIII. yüzyıllar) ile Hârezm (XIV. yüzyıl) edebî dilinin devamı olarak görür.

Bütün bu görüşlere dayanarak şunu söyleyebiliriz ki Çağatay edebî dilinin teşekkülünde müşterek Orta Asya yazı dilinin ve Moğol istilâsından sonra mahallî şiveler karışmasının büyük ölçüde rolü olmuştur. Ayrıca İslâm kültürü ile Fars edebî dilinin bu teşekkülde önemli tesirini de hesaba katmak lâzımdır. Fars edebiyatını örnek alan ve ona ulaşmağı gaye edinen Çağatay edebiyatının, bilhassa üslûpta geniş ölçüde tesir altında kalacağı tabiî idi. Nitekim Farsçanın resmî dil olarak Orta Asya Türk devletlerinde hüküm sürmesi, klâsik Fars edebiyatının gelişmesinde Türk devletleri yöneticilerinin teşvik ve yardımları, Nevâyî’nin kendi devrindeki kalem sahiplerinin Türkçe yerine Farsça yazmalarından yakınması, bu durumu açıkça ortaya koymaktadır.

Ayrıca bu devirdeki geniş kültür münasebetleri, diğer lehçelerden Çağatay yazı diline bazı tesirler olmasına zemin hazırlamıştır. Bu yönde yapılacak ayrıntılı bir inceleme, bilhassa Azerî Türkçesi yoluyla Çağatay yazı diline pek çok Batı Türkçesi unsurlarının girmiş olduğunu gösterecektir.

Bunun içindir ki Çağatay yazı dilinin temelini ve teşekkülünü belirli sebeplere bağlamağı sakıncalı buluyoruz. Edebî dil her şeyden önce kültürle ilgilidir. Bu sebeple Çağatay edebî dilinin teşekkülünde kültür hayatının birinci derecede rolü olduğunu kabul ediyoruz. Yeni yeni kültür merkezlerinde gelişen ve Nevâyî ile klâsik bir nitelik kazanan bu edebî dilin, Uygur kitabet dilinin veya Karahanlı yazı dilinin olduğu gibi devamı sayılması doğru değildir.
Güncelleme Tarihi: 09 Nisan 2018, 20:33
YORUM EKLE