BULGARİSTAN TÜRKLERİNİN GÖÇMENLİK SERÜVENİ-2 /Prof. Dr. Cengiz Hakov

BULGARİSTAN TÜRKLERİNİN GÖÇMENLİK SERÜVENİ-2


Prof. Dr. Cengiz Hakov

İlk göçmen treni Edirne’ye 8 Ekim 1969 tarihinde, Türkiye’de yeni parlamento seçimleri arifesinde gelmiştir ki, bu parlamento seçimlerini ikinci defa S. Demirel’in (Adalet Partisi’nin) kazanmasını şüphesiz etkilemiştir. Zira göçmenlik antlaşmasından ve onun uygulanmaya başlanmasından göçmenlerden başka onların Türkiye’deki akrabaları da memnun olmuşlar ve seçimlerde S. Demirel’in Adalet Partisi’ne oy vermişlerdir.

Yeni göç antlaşmasına göre Türk hükümeti, göçmenlere maddi ve mali yardım konusunda hiçbir yükümlülük üstlenmemiştir. Bunu Türkiye’deki akrabalarına bırakmışlardır. Göç kampanyası sürerken Bulgar ve Türk tarafı haftalık 300 kişilik göçmen sayısını 1300’e çıkarma konusunda üzerinde anlaşmışlardır. Bunun neticesinde göçmenlerin sayısı bir hayli çoğalmıştır. Eğer 1969 yılında 2.500 kişi göç etti ise, 1976 yılında onların sayısı artık 61.000’i bulmuştur.

1969 yılında imzalanan göç antlaşması ve onun 10 yıl içinde yerine getirilmesi Bulgaristan-Türkiye ilişkilerini olumlu etkilemiştir. Bu yıllarda, her iki ülkenin devlet adamları karşılıklı ziyaretlerde bulunmuşlar, sıradan vatandaşların da gidip gelmeleri sıklaşmıştır. Bulgar-Türk ilişkileri dostluk havasına bürünüp diğer Balkan ülkelerine de örnek olmuştur. Lakin uzun zaman geçmeden Bulgaristan’ın bu dostane ilişkileri, ülkedeki azınlıklara ve etnik gruplara karşı uyguladığı asimilasyon politikasını örtmek için kullandığı belli olmuştur. Bu politika, tek sosyalist Bulgar ulusunun yaratılması için yapılmış ve “soya dönüş süreci’’ olarak adlandırılmıştır. Yani azınlık ve etnik gruplar “gönüllü’’ olarak “tarihi Bulgar kökenli’’ olduğunu anlamış, Bulgar şuuruna dönmüş ve Bulgar isimleri almışlardır!!! Bulgarlar, bu bilimle hiç ilgisi olmayan tezi kullanıp özellikle Pomak, Çingene, Tatar, Arnavut ve Türk azınlığının zoraki usullerle isimlerini Bulgar isimleri ile değiştirmeye kalkışmıştır.

1972 yılında Pomakların isimlerini değiştirmekle başlanmış, arkasından diğer etnik grupların ve en sonra 1984 yılının Aralık ayının son haftasından 1985 yılının Mart ayının sonuna kadar devam eden Türklerin isimlerinin değiştirme kampanyası gerçekleştirilmiştir. Ad değiştirme kampanyası önce Güney Bulgaristan’ın sınır bölgelerinden başlayıp Kuzey Bulgaristan’ın Türk-Müslüman nüfusunun çoğunlukta olduğu bölgelerinde devam etmiştir. Çeşitli bölgelerde ayrı ayrı metotlar uygulanmıştır: İsim değişikliği yapılan bölgenin her çeşit ülke dışı ilişkisi kesilmiş ve ülke içerisindekiler mümkün olduğu kadar kısıtlanmış, direniş gösterebilecek öğrenim görmüş ve daha eğitimli Türkler askerlik seferberliğine alınmış, Türk ahaliyi korkutmak için askeri manevralar yapılmış, özel ekipler tarafından polis elemanlarının desteği ile önce gece saatlerinde, sonraları gündüz de, köylerde ve kasabalarda Türk Müslümanların isimleri değiştirilip ellerine Bulgar isimli pasaport verilmiştir. Bu isim değiştirilmesine karşı ciddi direniş önce Batı Rodoplardaki ve Kuzeydoğu Bulgaristan’daki Türkler tarafından gösterilmiştir. Onların direnişini kırabilmek için Bulgar iktidarı silahlı asker ve polis güçleri, bazen tanklar ve helikopterler kullanmıştır. Bunun neticesi olarak ölenler ve yaralananlar olmuştur. Bu olan bitenler için resmi makamlar bilgi vermemekle beraber, kanlı izleri silmek için ellerinden geleni yapmışlardır. Böylelikle üç ay içinde diğer Müslüman etnik gruplar hariç 850.000 Bulgaristan Türkünün adı değiştirilmiştir.

Daha az sayıdaki Müslüman etnik grupların adlarının değiştirilmesi daha sessiz gerçekleştirilmiş ve Türkiye tarafından tepki gösterilmiştir. Gelişen dostane Bulgar-Türk ilişkilerinin perde arkasında, Türklerin adlarının değiştirilmesine başlandığı zaman, Türk hükümeti ve Türk kamuoyu sesini yükseltmiş ve Bulgaristan’daki soydaşlarını savunmak için gereken tedbirleri almıştır. Türkiye’nin büyük şehirlerinde protesto gösteri yapılmış, Bulgar elçiliğinin ve konsolosluğun kapılarına siyah çelenk konulmuştur. Meşhur Türk bilim adamların iştirakiyle bilimsel sempozyumlar düzenlenerek Türklerin Bulgar asıllı olduklarına ve zorla Türkleştirilmelerine yönelik Bulgar iddiaları bilimsel delillerle reddedilmiştir. Türkiye resmi yollarla uluslararası bilim ve siyasi forumlarda Bulgaristan Türklerinin insan haklarının çiğnendiğini gündeme getirdi ve geniş çapta tartışmalara konu etti. Böyle forumlarda Bulgaristan Türklerinin çiğnenen haklarının müdafa edilmesi Bulgaristan hükümetini etkiledi. 1985 yılının ilk yarısında, Türk hükümeti Bulgar hükümetine üç resmi nota gönderdi ve Bulgaristan Türkleri ile ilgili bütün sorunları, hatta geniş kapsamlı bir göç antlaşmasının imzalanmasını da tartışmaya ve halletmeye hazır olduğunu bildirdi.

Bulgaristan hükümeti, Türkiye’nin notalarını kendi içişlerine karışma bahanesiyle reddetti. Türkiye Başbakanı T. Özal ve Dışişleri Bakanı V. Halefoğlu, Türkiye’ye göç etmek isteyen Bulgaristan Türklerine Türkiye sınırının açık olduğunu ve onları kabul etmeye hazır olduğunu birkaç defa beyan etmişlerdir. Bulgaristan tarafı Türkiye’nin Bulgaristan Türklerine aktif destek vermesini güttüğü Pantürkist politikanın bir ifadesi olarak değerlendirmiştir.

Bulgar resmi makamlarına göre “soya dönüş süreci’’ tamamlanmıştır; azınlıksız ve etnik grupsuz tek sosyalist Bulgar ulusu meydana gelmiştir, Bulgaristan Devleti üniter bir devlete dönüşmüştür. Ancak bütün baskılara rağmen Bulgaristan Türkleri böyle düşünmüyorlardı. Daha ilk ad değiştirme girişimleri sırasında başlayan direniş, çeşitli şekillerde devam etmiştir.

Örneğin yeni Bulgar isimlerini kullanmamak, yasaklara ve büyük cezalara rağmen Türkçe konuşmak, protesto toplantıları ve gösteriler yapmak vb. Bulgar resmi makamlarının beklentilerinin tam aksine Bulgaristan Türklerinde Türk ulusal bilinci güçlenmiş ve özbenliklerini koruma kararlılıkları artmıştır.

1989 yılı baharından başlayarak Kuzeydoğu Bulgaristan’ın genelde Türklerle meskun bölgelerinde “Adlarımızı geri verin!’’ ve “Haklarımızı isteriz!’’ sloganlarıyla protesto gösterileri yapılmıştır. 20 Mayıs 1989 tarihinde Şumnu ilinin Pristoe köyünde genç ve yaşlılar protesto toplantısına katılmışlardır. Komşu köylerin sakinleri Kliment köyünde toplanarak adlarının ve insan haklarının geri verilmesi için sloganlar atmışlar ve sonra hep beraber Kaolinovo kasabasına doğru yola çıkmışlardır. Ama onları burada silahlı ordu birlikleri ve özel milis timleri silah kullanarak dağıtmışlardır. Aynı göstericiler ertesi pazar günü Todor Ikonomovo köyündeki düğün merasiminden yararlanarak yeniden toplanmışlar. Bulgaristan idarecilerin yürüttüğü asimilasyon politikasına karşı protestolarda bulunmuşlardır. Burada da silah kullanılarak göstericiler dağıtılmış ve neticede dört kişi ölmüş, pek çok kişi yaralanmıştır. 27 Mayıs 1989 yılı tarihinde Şümen ve Tırgovişte gibi büyük kasabalarda da Türkler asimilasyon politikasına karşı Bulgaristan idarecilerini büyük nümayişlerle protesto etmişlerdir. Lakin burada da iktidar, silah gücü ile onları dağıtabilmiştir.

Bütün Bulgaristan’da Türk ve diğer Müslümanların asimilasyon politikasına karşı protesto toplantı ve gösterileri düzenleyenler 1989 yılının sonunda Bulgaristan’da siyasi rejimin değişmesinden sonra Ahmet Doğan’ın liderliğinde “Hak ve Özgürlük Hareketi’’ adında yeni bir siyasi parti kurmuşlardı.

Bu partiye üye olanların çoğu Türk ve bir kısmı Müslümandı, ama partinin demokratik programını kabul eden diğer Bulgaristan vatandaşlarının da bu partiye üye olma imkanları vardı.

Bulgaristan Türklerine ve diğer Müslümanlara karşı Bulgar resmi makamlarınca uygulanan asimilasyon politikasının beklenen neticeyi vermediği ve başarısız olduğunu Bulgaristan idarecileri de anlamışlardır. Bu başarısız politikalarından çıkış yolunu yine Bulgaristan Türk ve Müslümanlarını Türkiye’ye göç ettirmekte aramışlardır. Komünist Partisi’nin Politbüro oturumunda Todor Jivkov demiştir ki “Mümkün olduğu kadarıyla Bulgaristan Türklerini Türkiye’ye göç ettirmezsek, Bulgaristan er geç yeni bir Kıbrıs’a dönüşecektir.”

30 Mayıs 1989 tarihinde Bulgaristan Türkiye’ye, orada geçici veya sürekli yaşamak isteyen bütün Türk asıllı Bulgaristan vatandaşlarına hududun açılması teklifinde bulunmuştur. Böylelikle Bulgaristan hükümeti, mümkün olduğu kadar çok sayıda Bulgaristan Türkünü ülkeden kovmak planını icra etmeye başlamıştır. Zira Türkiye’nin en üst düzey idarecileri birçok defa Bulgaristan Türklerini asimilasyon politikasından kurtarmak için Türkiye’ye almaya hazır olduklarını beyan etmişlerdi. Böylece, “Büyük Seyahat’’ diye adlandırılan Bulgaristan Türklerinin yığınsal halde Bulgaristan’dan kovulması başlamıştır. İlk adım olarak yabancı ülkeler için lazım olan pasaport çıkarma işi kolaylaştırılıp hızlandırılmıştır. Sonra protesto toplantıları ve gösterileri düzenleyenlerden birçoğu, uçakla Belgrad ve Viyana’ya gönderilmiştir, yani kovulmuştur. Bundan sonra da binlerce Bulgaristan Türkü ve diğer Müslümanlar özel veya toplumsal araçlarla Bulgaristan’ın Türkiye sınırına yollanmıştır. Taşınmaz mallarını yok pahasına satıp kendilerini Türkiye’ye atıp, asimilasyondan kurtulmaya bakmışlardır. Bu durumdan faydalanarak birçok Bulgar idarecisi ve sıradan vatandaşlar daire, yazlık, bahçe, bağ vb. mülk sahibi olmuşlardır.

Türk hükümetinin Bulgaristan’daki soydaşlarına yardım etmekte büyük fedakarlıklar göstermesine rağmen, bu kadar kısa bir zaman diliminde yüz binlerce soydaşı kabul etmekte büyük zorluklarla karşı karşıya kaldığı açıktır. Diğer yandan Bulgar hükümetinin vaziyetten faydalanarak Bulgaristan Türklerinin hepsini Türkiye’ye göç ettirmek (kovmak) için elinden geleni yapmakta olduğu fark edilmiştir. Bu nedenle bu yoğun göçün temposunu düşürüp düzenlemek için 21 Ağustos 1989 yılı tarihinde hudut geçici olarak kapatılmıştır. Ama bu üç aylık zaman diliminde 300.000 Bulgaristan Türkü ve diğer Müslümanlar Türkiye’ye göç edebilmiştir. Bunlardan 50.000’i çeşitli nedenlerden ötürü yeniden Bulgaristan’a dönmüştür. Lakin onlar Bulgaristan’da kendilerini daha büyük bir düşmanlık ortamında bulmuşlardır. Elden çıkardıkları malı mülkü geri alamamışlar, iş bulamamışlar ve tekrar göç etmeyi tek çıkış yolu olarak görmüşlerdir. Böylelikle temposu düşük olsa da bu göçmenlik kampanyası iki yıl daha devam etmiştir. 1989-1991 yılları arasında Türkiye’ye göç edenlerin sayısı 345.000 kişiyi bulmuştur. Böylelikle, “Büyük Seyahat’ adı verilen Bulgaristan Türklerinin ve diğer Müslümanların Türkiye’ye göç ettirilme kampanyasının sonu gelmiştir. Ancak Bulgaristan’da Türk-Müslüman topluluğu yine de en büyük azınlık olarak kaldığından, yeni göçmenlik kampanyalarının tekrarlanması beklenebilir.

Son olarak altını kalın bir şekilde çizmemiz gereken bir şey vardır ki, o da Bulgar Devleti’nin 1878 yılında yeniden kurulmasından bugüne kadar bütün Bulgar Hükümetlerinin en büyük Türk- Müslüman azınlığını, gelecekte Bulgar Devleti için potansiyel bir tehlike olarak görmeleridir. Bu hipotetik tehlikeyi yok etmek için zaman zaman göç ve asimile etme deneyleri uygulanmışsa da beklenen neticeler alınamamıştır. Bu da Bulgaristan Türklerinin ve diğer Müslümanların göçmenlik kaderlerinin devam edeceğini göstermektedir.

Yorumlar (0)