ÇİN UYGARLIĞINI TÜRKLER KURMUŞTUR

Ayrıca Di, ataların ruhu değil, Tanrı'dır. İkincisi, Türkler genellikle tek tanrıya tapmışlar, ama atalarının ruhlarını da kutsal saymışlar ve saygı göstermişlerdir. Bir üçüncüsü de, Türk hükümdarları kendilerini her zaman Tanrı'nın yeryzündeki temsilcileri olarak görmüşlerdir.

ÇİN UYGARLIĞINI TÜRKLER KURMUŞTUR

ÇİN UYGARLIĞINI TÜRKLER KURMUŞTUR

MÖ I. yüzyıl Çin kayıtlarında tarihçi Sima Qian , Xiongnuların (Hunların) Xia boyundan geldiklerini yazar. MÖ 1600 yılında Xia Hanedanı'nın son kıralı kötü bir hayat yaşadığı için tahttan inidirilir. Tahttan indirilen Jie, kuzeye Mingtiao'ya sürülür.

Üç yıl sürgün hayatı yaşadıktan sonra Jie ölür, Jie'nin oğlu Chunwei (ya da Xunyu) adet olduğu üzere babasının eşleriyle evlenir ve bütün boyu sürgünden kurtararak daha kuzeye götürür ve oraya yerleşirler. Böylece Chunwei, Xiongnuların (Hunların) atası olur. MÖ 3. yüzyılda örgütlenen Xiongnular çoğalmış ve güçlenmiş olarak Çin'e saldırmaya başlarlar.

MÖ 1600 yılında Xia Devleti'nin son kıralı Jie, “Shang” boyundan “Tang” adlı biri tarafından tahttan inidirildikten sonra Shang Hanedanı kurulmuş ve Tang, hanedanın ilk kıralı olmuştur. Shang da Tang da, resmi Çin tarihi tarafından erken Türkçe 'önder/baş' demek olan sang sözünden türetilmiştir.

Gerçekte, MÖ 1600 yıllarına gelindiğinde, son bir kaç yüzyılda kuzeyden Sarı Irmak bölgesine, yeni Türk göçleri gerçekleşmiştir. Yeni gelenler de yerleşik olanlar gibi aynı etnik kümedendir ve kendilerini Sang olarak adlandırmışlardır. Ancak yeni yerleşen Türkler daha ileri silahlara ve savaş tekniklerine sahiptir.

Önce bir süre Xia Devleti'ne bağlı olarak yaşamışlar, daha sonra onlara saldırarak devleti ele geçirmişlerdir. İktidarı kaybedenler ise kuzeye, Ordos bölgesine sığınmıştır. Shang Devleti'nin alanı Ordos'un güneydoğusu, Sarı Irmak boyu ve güneyini kapsar ve Xia Devletinin alanından daha geniştir.

MÖ 1390 yılına gelindiğinde yine Türklerin egemen olduğu Ordos'ta (Sarı Irmağın kuzeye doğru yay çizdiği alan) yeni bir Türk devletinin kuruluşunun ilk adımları başlar. Bu Türkler, kuzeye sürülen Türklerin torunlarıdır. MÖ 1200 yılında ise iyice güçlenmişlerdir; daha gelişmiş bronz silahlara ve savaş arabalarına sahiptirler.

MÖ 1046 yılına gelindiğinde, 45 bin kişilik bir ordu ve 300 savaş arabasıyla Shang Devletine saldırırlar. Kralları Wu önderliğinde (Wu adı, Türkçe Ulu adının Mandarin dilindeki telaffuzudur) başkenti istila ederek son Shang kıralını öldürürler ve Zhou Hanedanını kurarlar. Devletin alanı Ordos'un güneydoğusu, Sarı Irmak boyu ve güneyidir.

Tarihçiler, Zhou döneminde Shang döneminin atalara tapma dininin değiştirilerek, göğün tek tanrısına tapınma şekline dönüştürüldüğünü ve tanrı Di'nin yerini tanrı Tian'ın aldığını ve buradan yola çıkılarak da, Zhou döneminde kıralların tanrının yer yüzündeki temsilciliği görevini yüklendiklerini ileri sürmektedirler.

Burada bir yanılgı vardır. Birincisi, her iki tanrı adı da Tanrı sözünün Mandarin dilindeki değişik telaffuzlarıdır; Di, dingir sözüdür, Tian (okunuşu tiin) ise tingir ya da tingri sözüdür (Etrüskçe Tin). O dönemde muhtemelen Türk dilinde söz başlarında d-t ses dönüşümü gerçekleşmiştir.

Ayrıca Di, ataların ruhu değil, Tanrı'dır. İkincisi, Türkler genellikle tek tanrıya tapmışlar, ama atalarının ruhlarını da kutsal saymışlar ve saygı göstermişlerdir. Bir üçüncüsü de, Türk hükümdarları kendilerini her zaman Tanrı'nın yeryzündeki temsilcileri olarak görmüşlerdir.

Orhun Yazıtlarında bu açıkça gözlenir: “Tengri yarlıkadukın üçün [ö]züm kutum bar üçün kağan olurtum.” (Tanrı buyurduğu için, kendim devletli olduğum üçün, kağan oturdum.) İslâm döneminde bile bu, böyle olmuştur. Kanuni Sultan Süleyman Fransa kıralına gönderdiği meşhur mektubunda kendisinin, “Tanrı'nın yer yüzündeki yürüyen gölgesi” olduğunu yazar.

Türklerin Gerçek Tarihi

Arif Cengiz Erman 

Erken Türkçe sime, 'uyarı/ uyaran'; sim de 'elemek' anlamına gelir; Qian sözü ise, soylu anlamına gelen kang sözünün bir söylenişidir. Sima Qian, “uyaran/eleştiren soylu” anlamına gelmektedir.

YORUM EKLE