Çağatayca, Çağatay Edebiyatı, Temsilcileri ve Özellikleri

Çağatayca, Çağatay Edebiyatı, Temsilcileri ve Özellikleri

Çağatayca, Çağatay Edebiyatı, Temsilcileri ve Özellikleri

Çağatayca, Çağatay Edebiyatı, Temsilcileri ve Özellikleri

Türk dilinin nereden geldiği ya da kaynağının nereden olduğu hala tartışma konusudur. Kimi araştırmacılar Altayca diye bir dilin varlığını kabul ederken kimileri de buna karşı çıkar. Oysaki iki tarafın da anlaştığı bir nokta var: O da Türk dilinin ikiye ayrıldığı ve bu iki ana koldan devam ettiği.

Bu iki ana kol şunlardır:

  1. Batı Türkçesi ya da Oğuz Türkçesi
  2. Doğu Türkçesi ya da Uygur Türkçesi

Oğuzların Anadolu’ya gelmesi ile Türkçe iki kola ayrılmış oldu. Oğuzlar Uygur yazı imlasını bırakıp Arap baharına tutuldu. Orta Asya ile Uygur imlasını geliştirerek bugünkü Türk lehçelerinin temelini oluşturmuştur.

Batı dilinde 600 yıl hüküm süren bir Osmanlı Türkçesi yaşanmıştır. Bu dönem Batı Türkçesinin klasik dönemi kabul edilir. Doğu Türkçesinde ise klasik dönem Çağatayca ya da Çağatay Türkçesi ile yaşanmıştır. Nitekim bu dönemin adlandırılması ya da belirlenmesi Osmanlı Türkçesi gibi kolay olmamıştır.

Çağatayca hakkındaki en büyük gel git dilin hangi hanedanlığa ait olduğudur çünkü Orta Asya, Osmanlı Devleti gibi uzun soluklu bir imparatorluğa sahip olamamıştır. Üstelik Çağatayca tüm Orta Asya coğrafyasına karışmış bu yüzden de ayıklanması çok zor olmuştur. Buna bağlı olarak birçok araştırmacı Çağatayca’ya “ Türk Tili” yani Türk dili demektedir. Bu adlandırma çok da yanlış değildir çünkü Çağatayca, bir imparatorluk halkından ya da Müslüman olan Türklerin yanı sıra Müslüman olmayan Türklerin de konuşma dili olmuştur.

Çağatay Adı ve Çağatay İmparatorluğu

Çağatay adı, Cengiz’in ikinci oğlu Çağatay’dan gelmedir. Cengiz Han, Moğol İmparatorluğunun hükümdarıydı. Cengiz Han ölünce topraklar oğulları arasında pay edildi ve meşhur Çağatay, bereketli toprakları ile her dönemde arzu edilen Mâverâünnehir’i, Semireç’i ve Doğu Türkistan’ı aldı. Bütün bunlara ek olarak daha sonra Çungarya, Uygur ülkesi ve Kabul ile Gazne’yi içine alan Pamir sahası katıldı.

Çağatay’ın tahtı, İli vadisindeydi. O babasından töreyi en iyi alan ve devlet yönetiminde oldukça temkinli başarılı bir yöneticiydi. Bu bakımdan çok sevildi. Moğollar ona çok saygı duydu. Adına şiirler yazıldı. Üstelik Çağatay Han, sanata da düşkündü. Pay-i taht ömrü boyunca şairleri himaye etmiş ve sanatın gelişmesi için her türlü desteği vermişti. Ölümü ise Moğollar arasında büyük bir yıkıma neden olmuştu hatta Türk edebiyatının ilk mersiyesi de Çağatay Han’a yazılmıştır.

Çağatay adı ise bu güzel imparatorluğun resmi adı olarak Duva Han zamanından bu yana kullanılmaya başlandı. Ayrıca Çağatay Hanlarının askerî kuvvetini oluşturan Mâverâünnehir’in Türk ve Türkleşmiş göçebelerine de “ Çağatay “ denildi; imparatorluğun doğu bölgesinde yaşayanlara ise “Moğol” denildi. Çağatay adı etnik bir unsur olarak Bizans kaynaklarında ve nihayet Osmanlı kaynaklarında geçti. 

Çağatay Hanlığı sona erdikten sonra göçebe ve başsız Çağataylar bir süre sonra Özbek göçebelerle karıştılar ama isimlerini kaybetmediler. Bu devirden sonra ise Çağatay adı bir kabile adı olarak kullanılmaya başlandı.

Çağatayca ya da Türk Tili (Türk Dili)

Çağatay dilinin Orta Asya coğrafyasına mensup olduğunu söylemiştik. Bu dil 15. yüzyıl başlarından 20. yüzyıl başına kadar kullanılan edebî bir dildir. Günümüz Türk lehçelerinde/ diyalektlerinde / şivelerinde ya da dillerinde ise en çok Özbekçe ve Yeni Uygurca, ona en yakındır.

Çağatayca, Uygur imla geleneğinden hiç kopmamıştır. Oğuzca unsurlar ile karışsa da temelde temsil ettiği Doğu Türkçesi kolunu muhafaza etmeyi başarmıştır.

Yukarıda da bahsedildiği gibi başlangıçta sadece göçebe Türklerin dili olarak görülmüş olsa da daha sonra tüm Orta Asya’nın kullandığı edebi dil olmuştur.

Çağataycanın bu güne kadar gelmesi elbette yazılan eserler sayesindedir. Nitekim Çağatay kelimesi, edebi dil anlamıyla, Türk tili, Türk elfazı, Türkî tili, Türkî lafzı, Türkçe til ya da kısaca Türkî ifadelerini tercih edenler tarafından 15. Ve 16. asırda hemen hemen hiç kullanılmadı. Evet, kastedilen Çağataycaydı ama kimse Çağatayca olarak kullanmıyordu. Ta ki Ali Şir Nevayi’ye kadar. Nevayi Çağataycayı bir edebi dil haline getirmiş ve abartısız tek başına bu dili taşımıştır. Bu yüzdendir ki Çağatayca dilinin sınıflandırılmasında Nevayi formen olarak kullanılmaktadır. Aynı zamanda “Senglah” adlı Çağatayca – Farsça sözlüğün müellifi Mehdi Han da eserinin ön sözünde “Lugat-i Türk” ve “ Lugat-ı Çağatay” isimlerini bir arada kullanır. 16. 17. asırlardan sonra ise yani Nevayi fırtınasından sonra Çağatayca’nın adı “Nevayi Dili” olarak değişmiştir. Öyle ki Anadolu’da Nevayi dilini anlamak için sözlükler bile hazırlanmıştır.

Çağatayca terimini yerleştirmek ve onu sınıflandırmak, adlandırılması kadar önemli bir konudur. Bu konuda ise hatırı sayılır Türkologlar ve araştırmacılar farklı öneriler sunmuşlardır.

Çağatayca dilinin sınıflandırmas, Orta Asya devirlerinin adlandırma sorununun bir başka boyutunu göstermektedir. A.N.Samoyloviç ve Fuad Köprülü şive farklarını da dikkate alarak “Çağatayca” terimini sadece 15.-20. yüzyıllar arasında Orta Asya edebi Türk dili olarak alır. Onların Doğu Türkçesi sınıflandırmaları şu şekildedir:

  1. Karahanlı Türkçesi veya Kaşgar Türkçesi (11. – 12. asır)
  2. Kıpçak – Oğuz Türkçesi (13.- 14. asır)
  3. Çağatayca ( 15. – 19. asır)
  4. Özbekçe ( 20. yy)

Bu sınıflandırma Doğu Türkçesi için geçerlidir. Çağatayca için özel bir sınıflandırma da Fuad Köprülüden gelmiştir:

  1. Erken devir Çağatayca ( 13.- 14. yy)
  2. Klasik öncesi Çağatayca (15. yy ilk yarısı)
  3. Klasik Çağatayca ( 15. yy ikinci yarısı )
  4. Klasik Çağataycanın devamı ( 16. yy)
  5. Çöküş Devri (17.-19. yy)

II. Dünya Savaşı’ndan sonra ise Sovyet Türkologlar “Çağatayca” yerine “Eski Özbekçe” terimini kullanmayı yeğlediler. “Eski Özbekçe” terimini yanında “Kadim Özbekçe” terimini kullanan Sovyet Türkologların yanında “Çağatayca” ya da “Çağatay Dili” terimini kullanan Sovyet Türkologlar da vardır. 

Bütün bu sınıflandırmadan sonra Türkoloji dünyasında en çok tercih edilen tasnife gelelim.  Janos Eckmann hem Doğu Türkçesini hem de Çağataycayı belirli fonetik ve morfolojik özelliklere göre dönemlere ayırmıştır. Eckmann’ın Doğu Türkçesi tasnifi şu şekildedir:

  1. Karahanlıca ya da Hakaniyye Türkçesi (11. – 12.yüzyıllar)
  2. Harezm Türkçesi (14.yy)
  3. Çağatayca (15.yy – 20.yy başlangıcı)

Çağatayca ise şu şekilde sıralanmıştır:

1. Klasik Öncesi Devir: 15.yy başlarından 1465 yılına kadarki zamanı içine alır. ( Bir diğer deyişle Ali Şir Nevayî’nin ilk divanını tertip edene kadar geçen zamanı ele alır. )

2. Klasik Dönem: 1465- 1600 yıllarına arasına tekabül eder. Bu dönemde Ali Şir Nevayî’nin üstün çabaları ile Çağatayca bir edebi dil olur.

3. Klasik Sonrası Dönem: 1600 – 1921 yılları arasındadır. Bu dönemde Nevayî’nin taklit edildiği görülür. Ayrıca Özbek unsurları da Çağatayca’ya girmeye başlamıştır.

Türkoloji dünyası büyük ölçüde bu iki sınıflandırmaya meyletmişlerdir. Mantıken de bu sınıflandırmalar en iyileridir.

Çağatay Edebiyatı
Çağatay Edebiyatı, Çağatayca adı verilen Türk yazı diliyle yazılmış ürünlerden oluşan edebiyatın adıdır. Çağatay adı Cengiz (Çingiz)’in ikinci oğlu Çağatay’dan gelmektedir. Orta Asya’da Moğol hanlarının egemenliği altında yaşayan kabilelere 13.-14. yüzyıldan başlayarak Çağatay ulusu ya da yalnızca Çağatay dendiği gibi Maveraünnehir’in Türk ya da Türkleşmiş göçebelerine de bu ad verilmiştir. Böylece önceleri Çağatay ulusunda yaşayanların dilini belirtmek amacıyla kullanılan “Çağatay tili” ya da “Çağatay Türkisi” kavramları Timurlular döneminde (1405-1502) oluşan Türk yazı dili anlamını kazanmıştır.

Orta Asya Türk yazı dilinin gelişiminde üçüncü evre sayılan (Bk. Türk lehçeleri) Çağatayca Ali Şir Nevâî’nin yapıtlarında klasikleşmiş, yalnız yazı dili olarak değil resmi dil olarak da kullanılmış ve 19. yüzyılın sonlarına kadar yaşamıştır. Nitekim 19. yüzyılın sonlarında Türkistan’da kullanılan yazı dilinin yerli ağızlardan etkilenmiş Çağataycadan başka bir şey olmadığı, Özbekistan’da çağdaş Özbek yazı dilinin Çağatayca’dan gelen arkaik özellikler taşıdığı araştırmalarla ortaya konmuştur.

Çağatayca ve Çağatay edebiyatı ile ilgili çalışmalar yapan Türkologlar (Berezin, Vambery, Quatremere, Pavet de Courteille, Radloff, Samoyloviç, Fuad Köprülü, Sçerbak, J. Eckmann) bu kavramlar konusunda değişik düşünceler ileri sürmüşlerdir. Söz gelimi Samoyloviç dil özelliklerinden yola çıkarak 15. ve 20. yüzyıllar arasında Orta Asya’da yazılan Türkçe ürünlerin diline Çağatayca derken, Fuad Köprülü edebi gelişmeyi göz önüne alarak Çağataycanın sınırlarını olabildiğince geniş tutmuştur. Ona göre Çağayca “kelimenin en geniş mânası ile Moğol istilasından sonra Cengiz çocukları tarafından kurulan Çağatay, İlhanlı ve Altın-Ordu imparatorluklanın medeni merkezlerinde 13-14. asırlarda inkişaf eden ve Timurlular devrinde bilhassa 15. yüzyılda klâsik bir mahiyet alarak, zengin bir edebiyat yaratan edebî Orta Asya lehçesidir.”

Tarihsel gelişimi açısından Çağatay edebiyatı 20. yüzyıla kadar genel çizgileriyle dört ana döneme ayrımaktadır:

1-İlk Çağatayca dönemi:

Bu döneme Ali Şir Nevâî’den önceki Çağatayca da denmektedir. XV. yüzyılın başlarından Nevâî’nin ilk yapıtını yazdığı 1465’e kadar olan dönemi kapsamaktadır. Harezm Altın Ordu Türkçesiyle Nevâî dili arasında geçiş evresi sayılmaktadır.

Sekkakî, Hârezmî, Lûtfi, Emrî, Ahmet Mirza, Gedaî, Ataî, Yakınî
bu dönemin belli başlı şairleridir.

2-Klasik Çağatayca dönemi

1465’ten XVI. yüzyılın ortalarına kadar sürer. Sultan Hüseyin Baykara’nın koruduğu Ali Şir Nevâî bu dönemin en büyük temsilcisidir. Bir kültür merkezi olan başkent Herat’ta yalnız edebiyat alanında değil sanatın bütün dallarında yetkin sanatçılar yetişmiştir. Sultan Hüseyin Baykara sanatı, sanatçıları korumanın yanı sıra şair olarak da belirir. Ama Baykara’nm ölümünden sonra Herat eski önemini yitirdi. Önce Şeybanlıların egemenliğindeki Özbekler Horasan’ı ele geçirdiler. Ardından Safevîler’in saldırıları Çağataylıların yurtlarını terk etmelerine yol açtı. Çağatay edebiyatı da Buhara, Semerkant gibi merkezlerde ve Bâbûr’un hüküm sürdüğü kuzey Hindistan’da gelişti. Şeybanlılardan Ubeydullah Han (Ubeydî) ile Bâbûr klasik Çağataycanın en iyi örneklerini verdiler.

3- Klasik dönemden sonraki Çağatayca dönemi

XVI. yüzyılın ortalarından XVII. yüzyılın sonuna kadar sürer. Çağataycanın önemini yitirip Farsçanm yeğlendiği bu dönemin temsilcisi Ebulgazi Bahadır Han‘dır.

4- Son Çağatayca dönemi

XVIII. yüzyılın başından XIX. yüzyılın sonuna kadar süren bu dönem Çağatay edebiyatının gerileme ve çökme evresini oluşturur. Eskiye, özellikle de Nevâî’ye öykünen sanatçılar arasında önemli bir şaire, yazara rastlanmaz. XX. yüzyıldan başlayarak da Orta Asya Türk edebiyatının yeni dönemine Özbek Edebiyatı adı verilmiştir.

Osmanlı şairlerinin Ahmet Paşa’dan başlayarak Çağatay şairlerini tanıdıklarını, özellikle Nevâî’nin ustalığım övdüklerini biliyoruz. Nitekim, birçok Çağatay şairinin divanlarının yazmalarına Türkiye kütüphanelerinde rastlandığı gibi Divan şairlerinin Nevai ye Çağatayca nazireler söyle dikleri de görülmektedir. Ahmed-i Dâî, Nizami Refiî, Zafî, Nedim, Şeyh Galip Çağatayca şiirler yazmış Osmanlı şairlerinden birkaçıdır.

Barıp kûyınga yıglamak tiledim bir sadâ tartıp
Yügürdi min sarı ol gamze tîg-ı sürma-sâ tartıp

Alıp tîgni ilga saçı zırhın salmış arhaya
Minin kasdımga kilmiş üç toluk câm-ı safpa tartıp

Uşol âhû közin kılmag üçün kıymaç öze kıymaç
Salar dünbâle nahvet sürmesin ol pür-cefâ tartıp

Ser-i küyınga barmak ihtiyârım birle-tür sanman
Köngülni iltürür kuvvet bile zülf-i dü-tâ tartıp

Nevâî rûh-i kiklindin NEDİM’â köp tapar lezzet
Terennüm eylegeç ni yanglıg ün salıp nevâ tartıp

KAYNAKÇA
Atilla Özkırımlı, Türk Edebiyatı Tarihi: Fuad Köprülü, Çağatay Edebiyatı, İslâm Ansiklopedisi; J. Eckmann, Küçük Çağatay Grameri, TDED, c. X, 1960; Adülkadir İnan, Çağatay Edebiyatı, Türk Dünyası El Kitabı, 1976; Osman F. Sertkaya, Osmanlı Şairlerin Çağatayca Şiirleri, TDED, c. XVm., XIX, XX.

YORUM EKLE